Abimle yengem dükkândan ayrıldıktan sonra kapının önünde bir süre öylece kaldım. Elimde hâlâ yengemin bana gösterdiği minicik pembe elbise vardı. Kumaşın yumuşaklığını parmak uçlarımda hissediyor, gözümün önüne kucağımda küçücük bir kız yeğen canlandırıyordum. İçimden taşan sevinci tarif etmem imkânsızdı. Daha dün gibi Miran’ın ilk ağlamasını duymuştum, şimdi de ona bir kız kardeş nasip olmuştu. İçimdeki heyecanı bastıramadım, ellerimi göğsüme bastırıp kendi kendime döndüm: “Rabbim şükürler olsun… bir prenses geliyor bu eve. Ben halasıyım, ben…” Gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı bile. Dükkanın içinde dolaşırken sanki her köşesi ayrı bir mutlulukla dolmuş gibiydi. Raflardaki kumaşlar daha parlak görünüyordu gözüme, kahve kokusu daha derin bir huzur yayıyordu. Tezgâhın üstündeki finc

