Ateş sıçradı yükseklere ve ateşle karşılaştı
Ve o anda
Aşk girdi içimize ...
- Aşk Yamacındaki Ateş, H.D.
Kahvelerimizi alıp bir yere oturup keyifle içeceklerimizi yudumlarken Laçin ağzından belli belirsiz bir küfür savurdu.
Ne oldu der gibi ona baktığımda yaklaşmamı işaret etti.
Dediğini yapıp öne eğildim. O da aynı şekilde öne eğilip paparaziler burda dedi.
"Ne? Nasıl ?" Dedim şaşkınlıkla.
"Bilmiyorum ama görünmeden çıkmanın yolunu bulmalıyız. "
"Evet ama ne? Nasıl görünmeden çıkacağız?"
"Ön kapı çok riskli ama dikkatleri üzerimize çekmeden arka kapıdan çıkabiliriz belki."
"Deneyelim. Ne de olsa başka şansımız yok."
"Tamam o zaman sen şimdi yavaşça kalkıp yanıma gel. Sen kalkınca ben de görünmeden kalkacağım. Ardından hiçbir şey olmamış gibi arka kapıya yönelip çıkacağız. "
Başımla onaylayıp dediğini yaptım. O da kalkınca koluna girdim ve beraber kapıya yöneldik.
Kapıya 10 15 adım kala arkamızdan biri Laçin diye bağırınca refleks olarak ikimizde sesin geldiği yöne baktık.
Laçin hızla kolumdan tutup "Koş!" Diye emir verince hiç ikiletmeden dediğini yaptım.
Dışarı çıkınca beni sol tarafa doğru çekip arkasına baktı. Bakmasıyla küfür savurması bir olmuştu.
Paparaziler de peşimizden geliyorlardı. Bir yandan da çekim yapıyorlardı.
7 dakika 40 saniye boyunca aralıksız koşmaktan hem nefessiz kalmıştım hem de bacaklarıma kramp girmeye başlamıştı.
Tam ağzımı açacakken beni karşımıza çıkan ilk mağazaya girdirdi. Müşterilerden zar zor ilerlesek de mağazanın arkalarına yakın bir yere gelmiştik.
Mağazanın girişinden " Neredeler? " Diye bir ses duyulunca Laçin etrafına bakıp eline geçirdiği iki şapkadan birini bana diğerini kendine geçirdi. Hiç vakit kaybetmeden ikimizin gözüne de gözlük takmıştı.
Paparazilerin nerede olduğuna bakmak için döndüğümüzde bir adam bizim olduğumuz yeri işaret ediyordu.
Laçin , lanet olsun deyip beni kabin kısmına çekti. Hemen gözüyle boş yer var mı diye tarayıp gözüne kestirdiği son kabine doğru beni çekip içeri sokarak sırtımı duvara yasladı.
Bir piyano konçertosunun muhteşem notalarından tüm bedenime aktığın muazzam bir esersin sen ,benim küçük meleğim.
- Laçin Kaya
Kahvelerim gece mavisine hapsolurken onun bakışları biraz açılmış ve hızlı nefes almaktan kuruyan dudaklarımla gözlerim arasında gidip geliyordu.
Evet ikimiz de gözlük takmış olabiliriz ama bu bakışlarımız için engel değildi.
Kalp atışlarım hızlanmış, adrenalin seviyem tavan yapmış ve vücut ısım gittikçe yükselirken onun kolları arasında takılı kalmıştım.
Her nefes alıp verişinde nefesini dudaklarımda hissediyordum. Sıcak ve hafif esen rüzgâr misali okşuyordu nane kokan nefesi.
Daha fazla dayanamayıp fazlasıyla kuruyan dudaklarımı dilimle yalayıp ıslatarak dişlerimin arasına aldım. Bununla eş zamanlı olarak Laçin'in elini kaldırıp baş parmağı ile dişlerim arasında kalan dudağımı kurtararak parmağıyla yavaşça okşamaya başladı. Birkaç saniye sonra da eli saçlarıma gitmişti.
Beni öpmemek için kendi ile savaştığı belli oluyordu.
Işin kötü tarafı ben bunu yapmasını istiyor muydum? Bilmiyorum.
***
Karşımda hareketsiz bir şekilde sadece bana bakan güzeller güzeli Gece'm için deli oluyordum. Hele o böğürtlen rengi dudakların tadına bakmak için her şeyi verebilirdim.
Acaba gerçekten de böğürtlen tadında mıydı?
"Neden deneyip öğrenmiyorsun? "
"Alaz git başımdan ! Şuan hiç sırası değil. " Deyip onun bir şey demesine izin vermeden geldiği yere geri gönderdim.
Acaba gerçekten deneyip öğrensem mi?
Eğer öpersem Gece ne tepki verir? Istemediği bir şey yapıp tekrar geçmiş anılarını canlandırmak istemiyorum.
Ah! Tanrım çok güzeller. Ben nasıl karşı koyayım?
Tüm varlığım onu isterken ben nasıl ondan uzak kalayım?
Seni istiyorum sevgilim
Saçlarını, gözlerini..
Özellikle de dudaklarını
Benim olmanı istiyorum
Karagül'üm
Hem de tüm kalbimle
Dayanamayacağım. Içimdeki arzu o kadar kuvvetli ki kontrolü kaybediyorum.
Yavaşça aramızdaki boşluğu kapatıp üst dudağımı onun alt dudağına sürtüyorum. Bakışlarımı kahvelerine çevirip tepkisine hızlı bir şekilde bakıyorum. Ardından kendime yenik düşüp dudaklarımızı birleştiriyorum.
Ah Tanrım! Gerçekten de böğürtlen tadındaydı. Hafif ekşi ama bir o kadar da tatlı.
Başta sadece hiç tepki vermemişti. Onun ruhunda bir yara da ben açmış olmaktan ölesiye korkuyordum. Saçının teli zarar gelse dünyaları yakacağım bu kızın kalbinde bir kesik de ben atmak istemiyordum. Onun canını yakmak en son isteyeceğim bir şeydi.
Sanırım artık geri çekilmem gerekiyordu. Ne kadar doyamasam da onda bir iz bırakmak istemiyordum.
Dudaklarımı ondan yavaşça ayırdım.
Dakikalardır kapalı olan gözleri hemen açılarak mavilerime kenetlendi. Kahveleri biran için dudaklarıma indiğinde içimde bir şeyler kıpırdanmaya başladı.
Acaba bu sefer o mu öpecekti?
Veya ben bunu fırsata çevirip tekrar mı birleştirsem dudaklarımızı?
Bilemiyorum. İlk defa ne yapacağımı bilmiyorum.
Her şeye net kararlar alan ben şuan ne yapacağımı bilmiyorum.
Kafamı karıştırıyor başımı döndürüyorsun.
Ah! Küçüğüm.
Yaralı kırlangıcım
O kadar muhtacım ki
Sana, dudaklarına..
Hiç aklımdan çıkaramıyorum
Şarap misali içmek
istiyorum her an.
Ah! Güzel kızım.
Ruhu karanlıkta kalan
narin çiçeğim benim.
Doyamıyorum sana .
Ah! Bebeğim.
Ne yaptın bana?
İçimde senin için dolup
taşan bir sevda var
***
Ne olmuştu biraz önce?
Laçin beni gerçekten öpmüş olamazdı, değil mi? Yoksa olabilir mi? Hayır ya olamaz. Ben kim Laçin kim. O kadar güzel kız varken neden gelip beni öpsün ki? Çok mantıksız. O ve ben birbirimizden çok farklıyız. Olsam , olsam en fazla onun için değersiz bir kızdan başka bir şey olamam.
Peki ya yanılıyorsam? Onun için değersiz biriysem bana neden bileğimdeki pahalı bileziği alsın ki? Ya da bana değerli olduğumu söylesin?
Bilemiyorum. Kafam çok karışık.
Aslında hislerimi biliyorum. Bunu kabul etmek ne kadar zor olsa da evet ona karşı bir şeyler hissediyorum. Onsuz olduğum her an aklımdan çıkmıyor. Özellikle o gece mavisi gözleri..
Paparazilere yakalanmamak için yaşadığımız aksiyonun ortasında , bir giyinme kabininde saklanırken beni öpmesine ne demeli? Hâlâ aklım almıyor.
Dudaklarımızı birleştirdiğinde içimde tanımlayamayacağım türden bir his meydana geldi. Kalp atışlarım seyrekleşmiş, midemde kelebekler uçuşmaya başlamıştı.
Biliyor musunuz , Laçin ben 2 dakika 40 saniye boyunca öperken ona ait olduğumu hissettim. Yıllardır kayıp olan ruhumu buldum.
Ah! Laçin.
Gece Lordu'm.
Sen benim kayıp ruhum,
Eksik olan parçamsın.
Yıllardır arayışın sonunda
Bulduğum hazinesin.
Biliyorum ayrı dünyaların insanıyız. Lakin engel olamıyorum. Biliyorum buna hakkım yok. Fakat ne yapayım söz geçiremiyorum kendime.
Dudakların, dudaklarımdayken özgürce yükseliyorum gökyüzüne. Bulutların üzerinde dolaşıyorum.
Neden çekildin ki Laçin? Ne olurdu biraz daha bulutların üzerinde kalsaydık?
Dakikalardır kapalı olan gözlerimi hissettiğim boşlukla anında açıp gözlerimi mavilere diktim. Ne düşündüğünü okumaya çalıştım. Ne yazık ki başarılı olamadım. Hiçbir şey okuyamıyordum. Acaba ben mi göremiyordum?
Acaba beni öptüğü için suçluluk mu duyuyordu. Hâlbuki ben bunu yaptığından oldukça memnundum.
Bu sefer de ben mi birleştirsem dudaklarımızı?
Hayır Gece, saçmalama! Ne yaptığını sanıyorsun? İkiniz olmasınız, olamasınız. Kendine gel!
İç sesim haklıydı. Onunla ben "biz" olamazdık. Kendime gelmem gerekiyordu. Bu saçmalığa son vermem gerekiyordu.
Sırtımı dikleştirip dudaklarımı yalayarak konuşmaya hazırlanıyordum ki onun dudaklarının tadı benimkilerde kalmıştı.
Lanet olsun! Nasıl yok sayacağım şimdi ?
Bunu yapmak zorundaydım. İkimiz için de en iyisi bu olacaktı.
"Sen ne yapıyorsun Laçin? " Deyip kızarak omuzlarından ittim.
İlk başta kıpırdamadığım bedeni şimdi tüy gibi hafiflemişti sanki. Hiç direnmeden onu ittiğim yöne gitmişti.
Benden uzaklaşmasıyla hemen yana kaydım. Tabi o esnada bakışlarındaki kırgınlığı görmek içimi parçalamıştı. Ona sarılıp böyle yapmak istemediğimi söylemek istiyordum ama yapamazdım. Yaparsam kontrolü kaybederdim.
"Paparaziler gitmiş olmalı. Hadi biz de gidelim. " Dedim konuyu değiştirmekiçin.
Başıyla onaylarken o çok sevdiğim gözlerinin rengi koyulaşmış bir tuhaf bakmaya başlamıştı.
Ne diyebilirim ki adam haklıydı. Böyle yaparak duyguları ile oynamıştım.
İkimizde kabinden çıkıp mağazanın çıkışına ilerledik. Paparaziler gittiği için taktığımız eşyaları geri bırakıp hızla dışarı çıktık. Oradan da arabaya gidip bindik.
Yol boyunca hiç konuşmadık. Aslında ben konu açmayı düşündüm. Fakat ifadesiz bomboş yola bakan suratını görünce vazgeçip yolu izlemeye başladım.
Uzun bir süre gittikten sonra sonunda Laçinlere gelmiştik. Arabayı park edip hiç beklemeden aşağı inince şaşkın bakışlarımı ona yönelttim. Tabi o bunu görmediği için ben de kapıyı açıp dışarı çıktım. Çıkıp kapıyı kapatmamla arabayı kilitlemesi bir oldu.
Şaşkın şaşkın ona bakarken gelsene diye seslendi. Pardon emir verdi. Onu ikiletmeden dediğini yaptım.
Yanında yerimi aldığımda bezgin bir ifadeyle bana bakıp kapıyı açtı. Benden önce içeri girip hiç beklemeden ilerledi. Ben de hemen peşinden girip kapıyı kapattım.
İçeri doğru ilerlerken Kumsal'ın boynuma atlamasıyla yere düştüm. Tabi o da benim üstüme düştü. İkimiz birkaç saniye birbirimize baktık. Ardından aynı anda kahkahayı bastık.
O üzerimden kalkıp bana kalkmam için yardım ederken içeriden Laçin'in biraz sessiz olun diye bağırışını duyduk.
"Neyi var bunun?"
"Ben de bilmiyorum ki Kumsal. Yol boyu böyleydi."
"Neyse çözeriz şimdi ne olduğunu. Hadi içeri geçelim. "
Başımla onaylayıp yürümeye başladım. O da koluma girip yürümeye başladı. Bir yandan da beni çok özlediğini söylüyordu.
İçeri girdiğimizde gözüm direk tekli koltuğa suratsız bir şekilde kurulan Laçin'e kaydı.
Tabi Arda'nın " Gececim sevgilimi istiyorsan söyleseydin ben aradan çekilirdim " Demesiyle odağımı ona çevirmek zorunda kaldım.
Küçük bir kahkaha atıp sevgilin benim vermem diyerek sırıttım.
Arda "Bak sen, öyle olsun. Ben de seni alırım." Diyerek yerinden kalkıp kollarını iki yanına açtı.
Ben Kumsal'ın kolundan çıkıp Arda'ya sarılırken Laçin'in gözlerinin kocaman olduğunu gördüm.
Bahse varım Arda'nın söylediklerine gözlerini kocaman açmıştı.
"Seni özledim deli kız. " Deyip saçımı karıştırdı.
"Arda ya! Niye saçımı bozuyorsun?" Dedim isyan eden sesimle. Bir yandan da saçımı düzeltiyordum.
Beyefendi kahkaha atarken Uraz yanıma gelip karışmış olan saçımı düzeltmeye yardım edip hoş geldin güzellik diyerek sarıldı.
Aynı içtenlikle karşılık verip hoş buldum dedim.
Ayrıldığımızda gözüyle Laçin'i işaret etti. Ben de bilmiyorum dercesine omuz silktim.
"Beni niye getirdiğini söyleyecek misin Laçin? "
"Keyfim ve kahyası öyle istedi. Bir sorun mu var? "
"Hay ben senin keyfine de kahyasına da.." diye devam edecekken durup susmayı tercih ettim.
Tabi o bunu saldırı olarak algılamış olacak ki yerinden kalkıp tepemde dikildi meydan okuyan bakışlarıyla.
"Ne oldu pisicik? Sustun kaldın. Yoksa korktun mu?"
"Ne korkacağım be! Senden korkan senin gibi olsun." Deyip bakışlarımla ben de meydan okumaya başladım.
Aramızdaki gerilim seviyesi atarken bu oyuna son vermek için geri çekildim.
Tahmin edin ne oldu?
Ormanın kralı olduğunu sanan Laçin kolumu tutup kendine çekti. Bunu yapacağını tahmin eden beynim hemen savunmaya geçti.
Hızla tutmuş olduğu bileğimin tersine dönüp kolunu omzuma atarak üstümden takla attırıp yerle buluşturdum. Ardından üstüne çıkıp "Beni sakın hafife alma Serter, bu daha yapacaklarımın yarısı bile değil. " Dedim öfkeli çıkan sesimle.
"Vay vay vay! Bizim kızda da ne marifetler varmış. "
"Serter ! Kes sesini ve defol git. "
"Hiç eğlenceli değilsiniz."
"Eğlencene başlatmadan siktir olup git."
"Iyi be gittim. Ama daha sonra senle görüşeceğiz haberin olsun. "
Sözleri üzerine gözlerimi devirdim.
Birkaç saniye durup kontrolü geri Laçin'e verdiğine emin olunca üstünden kalkıp Kumsal'ın yanına gittim.
"Buradan başka yere gitsek olur mu?" Diye kulağına fısıldadım.
Başını olumlu anlamda sallayıp beni kendi odası olduğunu tahmin ettiğim bir odaya götürdü.
Tam Kumsal'a göre bir yerdi. Light Academia gibi ama biraz daha modern haliydi.
Odaya girip yatağa oturduğumuzda biraz önce olanlar da neydi diye sordu.
"İçimden bir ses o kişinin Serter olduğunu söylediği için böyle bir şey yapma gereği duydum. Ki zaten tahminimde yanılmamışım. "
"Gerçekten harikaydın. Hiç böyle bir şey yapacağını beklemiyordum. "
"Teşekkür ederim. "
Bana bugün olanları sorduğunda anlatmaya başladım.
Anlatırken bir yandan da bileziğimle oynuyordum.
Dikkatini çekmiş olacak ki aldığı bilezik bu mu diye sordu.
"Evet. Aslında ona almasına gerek olmadığını söyledim ama beni dinlemedi. Oysa bu kadar değerli bir şeyi hakketmiyordum. "
"İnan bana Gece daha fazlasını hakkediyorsun. "
"Teşekkür ederim Kumsal. "
Bana gülümserken ben de olanları anlatmaya devam ettim. Beni öptüğü ve içimde hissettiğim kısım da dahil. Ve tabi ki bana soğuk yapmaya başladığı zamanı da atlamadım.
"Bir iyi bir kötü davranması canını sıkıyor, değil mi? "
"Evet, hem de çok. Ne yapacağımı , ne hissedeceğimi bilmiyorum. Kafamın içi karmakarışık. "
"Onu böyle kabullenmek zor biliyorum. Ama sana garanti veriyorum ki sana karşı hisleri gerçek."
"Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?"
"Evet. Hem anlattıkların da doğruluğunu kanıtlıyor."
"Bilmiyorum. Tek istediğim tekrar canımın yanmasını istemediğim. "
"Bana güven Gece. O senin canını asla yakmaz, başkasının yakmasına da izin vermez. "
"Umarım haklısındır Kumsal."