Dersliğe doğru ilerledim. Bu adam kendini ne sanıyordu acaba? İki kez konuşup, bir kere de arabasına binince kendinde bana karışma hakkını bulduğuna inanamıyordum. Hele en sonki o ciddi uyarı babam bile böyle bir uyarıda bulunmamıştı.
Başımı iki yana sallayıp en arka sıralardan birine geçtim. İlk ders onundu ve en önlerde gözüne batmak istemiyordum. Çantamdan notlarımı çıkartıp, masanın üstüne koydum. Açık bıraktığım saçlarımı her zaman bileğimde duran siyah lastik tokayla bağladım. Yan tarafıma birisi oturunca baktım. Sevde ders notlarını çıkarttı.
"Yeni hocayı gördün mü? Adam için taş diyorlar" dedi heyecanlı bir şekilde anlatmaya başlarken.
Başlarına düşsün o taş. Hayatta en nefret ettiğim şey birinin bana karışması ve bir şeyi yapmamam gerektiğini söylemesidir. Daha iki gün önce tanıştığım adam yapıyorsa üstelik bunu daha çok sinir bozucuydu. Kendini sevgilim, kocam falan sandı herhalde ahmak.
"İsmi Arel dün senin konferansı için ayılıp bayıldığın adam. Aslı hoca tanıştırdı el yazmaları için yardım edeceğim Asistan Profesör." Sevde'yi bunu söylemesem ilerde başıma kırk kere kakacağını biliyordum. En iyisi tek seferde acısız şekilde söylemekti.
"Merhaba" diye Arel içeri girdiğinde Sevde'nin ağzı açık kalmıştı. En azından şimdilik sorgusundan kurtulmuştum.
Herkes ön sıralara kurulmuş karizmatik Profesöre bakıyordu. Bakışlarını herkesin üstünde gezdirip beni bulduğunda tek kaşını kaldırdı. Gözlerimi kaçırmak yerine omuz silkip bakmaya devam ettim. Sınıftan çıkan birkaç sesle gözlerini ilk çeken Arel olmuştu.
"Aslı hocanızdan nerede kaldığınızı öğrendim. Bu derslik geçmiş konuların üstünden geçeceğiz sizde benim anlatım tarzıma alışmış olacaksınız. Ortaçağ'dan başlayalım" diyerek projeksiyonu ayarladı.
Sesi dersliği dolduruyordu ve hiç teklemeden devam etti. Dönemin basından beri başladığımız konular üstünden özet geçerek tekrar yaptı. Anlatım tarzı Aslı hocadan bile iyiydi. Sesi, duruşu, konuşması tam bir lider özelliği vardı adamda.
Bir konuşmayla halkı galeyana getirip, toplulukları kontrol edebilirdi. Lider karizması denen tıp tam olarak onu kastediyordu. Arel'in konuşması sürecinde kimsenin sesi dahi çıkmamıştı. Sınıfta bu dersi ikinci kez alanlar bile dikkatle dinliyordu.
Ders bittiğinde herkes bir transtan çıkmış gibi kendine gelmeye başladı. Kızlar, Arel'in etrafını sararken konuşmak için ben çantamı toplamış Sevde'ye dönmüştüm ama o koşa koşa basamakları iniyordu. Nereye gittiğini tahmin etmek zor değildi tabiki. Arkamı dönüp sınıftan çıkmak için hareketlendim.
"Gül bekle!" diye seslendiğinde olduğum yerde durdum. Yanındaki kızlara bir şeyler dediğinde hepsinin yüzü asılsada onayladılar. Giderken bana kötü bakışlar atmayı da ihmal etmediler tabiki. Herkes çıkınca Arel'e doğru ilerledim.
"Ben öyle demek istememiştim aslında."
"Ne demek istemiştiniz?" diye sorduğumda dudağının kenarı kıvrıldı. Bu halim, sert ve taviz vermeyen duruşum hoşuna gidiyor gibiydi.
"İleri gittiysem özür dilerim. Sadece o an birisi tarafından zarar göreceğini düşünerek o cümleleri kurdum. Bir kahve alsam kendimi affettirebilir miyim?" diye tatlı tatlı gülümsedi. Bende onun gibi gülümsedim.
"Üzgünüm tanımadığım kişilerden yiyecek ve içecek kabul etmiyorum. Çok yakın bir zamanda bana birisi kimseye güvenmemem gerektiğini söylemişti" diyerek yüzümdeki gülümsemeyle arkamı dönüp ilerledim.
Kahkahasının hoş tınısı boş derslikte yankılandı. Sanırım eğlenmeyi seviyordu ve henüz benimle tanışmamıştı. Canımı sokmasına izin vermeyerek bahçeye çıktım. Sevde'yi aramaya başladığım da banklardan birine oturmuş elindeki tostu yiyordu. Aç olan midemde kendini hatırlatmış oldu bu sayede. Bir tost ve portakal suyu alıp yanına ilerledim. Bir süre kahveden uzak durmalıydım.
"Çabuk anlatıyorsun" dedi beni gördüğü anda Sevde yana kayıp bana yer açarak.
Sevde'ye dün olanlar ve bu sabah ile ilgili kısa bir özet geçtim. Yan komşum olan adını bile bilmediğim adamı da anlatmıştım. Sevde hiç konuşmadan bir balık edasıyla ağzı açık şekilde beni dinlemişti. En sonunda bitirdiğimde geriye doğru yaslandı.
"Vay be!" dedi.
Biten tostumun kağıdını ve bardağımı çöpe attım. Sevde bir şeyler düşünüyormuş gibiydi. Yorumunu sonraya saklıyordu. Bir dahaki ders başlamak üzereyken ilerlemeye başladık. Sevde bir anda kolumdan tutup beni durdurdu.
"Gül sencede bir tuhaflık yok mu? Aynı gün hayatına iki adam gökten düşmüş gibi giriyor. Üstelik birbirlerinden siyah ve beyaz kadar farklılar." Sevde'nin sözleriyle yutkundum
Siyah ve Beyaz. Kara Prens ve Ak Prens.
"Gül iyi misin?"
Sanırım iyi değildim. Bu gerçek olabilir miydi? Sevde'yi orada bırakıp saçma bir düşünce de olsa adımlarımı Arel'in çalışma odasına çevirdim. Hızla ilerlerken birkaç kişiye çarptım ama sesleri umursamadan devem ettim. Kapıyı çalmadan direkt açtığımda masanın başında elinde kitapla oturan Arel bir anda başını kaldırıp bana baktı.
"Bana doğruyu söyle Arel. Biz seninle tanışıyor muyuz?" diye sorduğumda ellerim titriyordu.
Oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi. Kapıyı kapatıp kilidi çevirdiğinde şaşkınlıkla onu izliyordum. Bana döndüğünde üstüme doğru gelmeye başladı. Geri giderken arkamdaki masayla durmak zorunda kaldım.
"Ne hatırlıyorsun?" Sorusu netti. Benden bir şey duymak istediği belliydi.
"İki gündür aklımla oyun oynamıyormuş gibi hissediyorum. Bir şeyleri unutuyorum sürekli. Hatırladığım şeyler ise rüya gibi geliyor. Bunların hepsi seni görmeye başladıktan sonra oldu. Önceden de kabuslar vardı ama onları uyanınca unutuyordum. Şimdi ise zihnimden birisi anılarımı çekip alıyor. Bana delirmediğimi söyle."
Gözlerim nasıl bakıyordu bilmiyorum ama onun mavileri bir başkaydı. Sarıyor, sarmalıyor ve güven veriyordu. Arel bir adım daha atıp aramızdaki mesafeyi tamamen kapattı. Eli yanağıma giderken yüzümü kavradı. Dokunuşu sıcak ve sevgi doluydu, incitmekten korkar gibi.
"Rose" diye fısıldadı, nefesim kesildi.
Alnını, alnıma dayadı. Acı çekiyor gibi kısık bir nefes verdi. Gözlerini sımsıkı kapatıp kaşlarını çattı. Kendi içinde bir savaş veriyor gibiydi. Gözlerini açtığında bir karara varmış gibiydi.
"Bu sefer seni kaybetmeyeceğim."
"Arel delirmek üzereyim!" diye sesimi yükselttiğimde kapı açılmak için zorlandı.
Bir öğrenci ve öğretmen yalnız odadalar ve kapı kilitli. Bu ikimizinde sonu olur, okuldan atılmaya kadar giderdi. Kapı bir kez daha açılmak için yerinden oynadığında Arel sanki bunu bekliyormuş gibiydi.
"Masanın altına gir ve sessiz ol" dediğinde arkadaki önü kapalı olan masanın altına girdim. Biraz sonra Arel'in kapıyı açma sesi geldi.
"Arel demek ha iyiymiş."
Sesini duymamla neredeyse yerimden çıkıyordum. Yan komşumun burada ne işi vardı? Sevde'nin sözlerini bir kez daha hatırladım. Kara Prens mi yok daha neler? Adım sesleri yaklaşırken olduğum kere iyice sindim.
"Ne istiyorsun?" diye sert bir şekilde cevap verdi Arel.
"Ne istediğimi ikimizde biliyoruz." Buz gibi ses tonuyla cevap verdi. Bir insan sesiyle öldürebilir miydi? İçim titremişti.
"Biz evliyiz, o benim karım!" diye haykırdı Arel. Yüzüme bir şok dalgası daha çarptı. Arel evli miydi? Kiminle evliydi? Beynimde kocaman bir soru işareti dalgalandı.
"Yaniliyorsun Archie. Siz evliydiniz. Geçmiş zaman, bitmiş bir çağda. Şimdi o hür ve üstünde kimsenin baskısı yok. Bırakalım kimi seçecekse seçsin? Yoksa korkuyor musun?" Dalga geçer gibi kurduğu cümleye alaycı bir kahkaha eklendi.
"Rose beni seviyor. O zamanda beni seçti şimdide beni seçecek Karanlıklar Prensi Ares!"
Ares ismi beynimde yankılandı. Ares, Karanlıklar Prensi. Arel, Aydınlıklar Prensi. Rose, Gül, Kralın kızı, Prenses.
Bir şeylerin kırılma sesiyle yerimden sıçradım. Odada hava akımı gittikçe hızlanıyordu. Masanın altında tutunarak kendimi korudum. İçerisi öyle bir güçle doldu ki iliklerime kadar hissettim saf gücü.
"Ben Karanlığım Arel doğru ama Rose benim tek ışığımdı. Sen onu benden çaldın! Ailesi ona seninle evlenmesi konusunda baskı yaptığında bile kendini düşündün. Bana karanlık diyorsun ama senin ışıklı yolun bile yalan dolu!" Ares'in öfkeli sesiyle rüzgar şiddetini arttırdı.
Daha fazla dayanamadım. Ellerimle zorlanarakta olsa masadan tutunup, ayağa kalkmaya çalıştım. İlk Arel gördü beni bakışlarıyla yapma dedi. Beni görmesini istemiyordu Ares'in.
"Durdur şunu lütfen" diye kısık sesle konuştuğumda bir anda rüzgar kayboldu. Boğazımı sıkan el gevşedi ve rahat bir nefes aldım.
"Rose" dedi bana doğru döndüğünde. Sesinde şaşkın yoktu aksine duruşunu dikleştirdi. Sonra yönünü Arel'e çevirdi.
"Odanın dışından bile onu hissederken, masanın altına saklayarak mı benden uzak tutacaksın onu? Ah Arel yine çok hafife alıyorsun beni. Buraya gel Rose."
Ares'in elini uzamasıyla ona doğru ilerledim ama bunu iradem dışında yapıyordum. Sanki yürüyen kişi ben değildim bir başkasıydı. Bakışlarım donuklaşmış, bedenim gerilmişti. Bana doğru uzattığı elini tuttuğumda güçlü bir şekilde kavradı elimi.
"Son kez söylüyorum Arel. O ikimizden birisini seçene kadar hiçbir şey öğrenmeyecek. Bu sefer hile yapmana izin vermeyeceğim. Sırf beni kötü hatırlıyor diye onu benden uzak tutamayacaksın. Sırf o yaşıyor diye yaşıyorsun bunu sakın unutma!" Ares'in sözleriyle Arel'in bakışları bana doğru kaydı.
"Tamam" dedi kabullenerek Arel.
Ares bana doğru dönüp iki elimi de tuttu. Simsiyah gözlerinden başka bir yere bakamıyordum.
"Bu odaya hiç gelmedin Gül. Bunlar hiç yaşanmadı. Başın ağrımaya başladı ve eve gitmeye karar verdin."
Kapıyı kapattığım anda buraya neden geldiğimi düşünüyordum. Başım ağrımaya başlamıştı ve eve gidecektim. Rektörlüğün olduğu binaya ise izin almak için gelmiştim. İzin aldığıma göre artık gidebilirdim.
Kampüsten ayrılıp, otobüs durağına ilerledim. Beni fazla bekletmeden gelen otobüse binip en arkaya geçip oturdum. Çantamdaki tabletimi çıkarttım. Arel'e dün gece yaptığım araştırmaları kopyalayıp gönderdim. Kulaklığımı çıkartıp müzik listemi başlatırken vizelerin yaklaşmasıyla konulara göz attım.
Otobüsten indiğimde markete doğru yürüdüm. Çoğunlukla dışarıda yemek yiyordum ama bugün erken geldiğim için bir şeyler yapmak istemiştim. Başımın ağrısı da bir anda gitmişti. Marketten aldığım şeyleri poşete koyup iki sokak ilerdeki evime doğru yürüdüm. Hava oldukça güzeldi öğle saatleri olmasıyla da bahar günü yaz ayına dönmüş gibiydi. Gülümseyerek yeni açan çiçeklere baktım. Pembe-beyaz çiçeklerin kokusu sokağı sarmıştı.
"Yardıma ihtiyacın var mı?" Gelen soruyla gözlerimi çiçeklerden çevirip biraz ilerimde duran adama baktım.
"Gerek yok hafif zaten" dedim. Sevgili komşumun ismini halen bilmiyordum. Bana doğru ilerleyip elini uzatınca ben tereddüt edince poşeti aldı elimden.
"Güzel kızları yormamak gerek" dedikten sonra göz kırptığında yutkundum. Birisi bu adama göz kırpmaması gerektiğini söylemeli. Kalbe çok zararıydı her an durdurabilirdi.
"Teşekkürler." Sessizce söylediğimi duyup duymadığını bile bilmiyordum. Birlikte bir sokak ilerideki binaya geldiğimiz de asansör olmadığı için merdivenlerden çıktık. Geldiğimiz de poşeti bana doğru uzattı. Kendi evine yöneldiğinde halen ismini bilmediğim aklıma geldi.
"Biz tanışmadık bu arada ben Gül" dedim evine girmeden. Kapısını açtığı evine girmeden bana doğru döndü.
"Memnun oldum Gül, bende Ares" dediğin de gözlerimin içine bakıyordu.
İsminin anlamıyla ne kadar da uyumlu olduğunu düşündüm. Savaş ve kötülük tanrısı demekti Yunan Mitolojisinde Ares. Siyahlara bürünmüş bu adama da Savaş meydanları yakışırdı. Olimpos'un en nefret edilen Tanrısı, Zeus'un oniki oğlundan birisi.
"Bende memnun oldum" dedim gözlerinin o büyüleyici etkisini azaltmak için bakışlarımı kaçırdım.
Arkasını dönüp evine girdikten sonra kapıyı kapattı. Bende elimdeki poşetle kapıda beklemeye bir son verip evimin kapısını açıp içeriye girdim. Poşeti mutfağa bırakıp yatak odasına üstümü değiştirmek için girdim. Rahat bir şort ve tişört giydikten sonra mutfağa geçtim. Saçlarımı toplayıp ocağa su koydum kaynaması için.
Tavuklu, mantarlı sote yapacaktım. Malzemeleri hazırladıktan sonra sosunu yaptım. Tavuk ve mantar tavada kavrulurken baharatını ekledim. Piştikten sonra soğuması için tabağa koyup kenara aldım. Yemek koktuğumu fark edince kısa bir duş almak için banyoya yöneldim.
Duştan çıkınca üstümü giyip, mutfağa girdim. Oldukça acıkmıştım, sotenin sosunu döküp yanına bir bardak kola alıp balkona geçtim. Temiz hava ile gülümsedim. Oldukça güzel bir balkonum vardı. Yere serdiğim kilimin üstünde kara şeklinde minderler vardı.
Duvar kısmında ise uzun bir yaslanma minderi vardı. Tabağımı, bardağımla önüme çektiğim küçük masaya bıraktım. Harika kokan yemekten bir çatal aldığımda öksürük sesiyle ağzıma götüremeden yan balkona baktım.
"Çok güzel kokuyor" dedi tabağı işaret ederek.
"Yemek ister misin?" diye sordum. Söylenecek en mantıklı şeyin bu olduğunu düşünerek.
"Geliyorum o zaman" diyerek daha ben cevap veremeden içeriye girdi.
Aslında bir tabağa daha koyup ona vermeyi düşünüyordum ben. Çalan zille hemen ayağa kalktım. Üstüme baktığımda mor bir tişörtle siyah bir tayt vardı. Az önceki şorttan daha iyiydi en azından. Kapıyı açtığım kenara çekildim. Yine siyahlara bürünmüş siyah eşofman altıyla, siyah tişört gitmişti. Simsiyah saçlarından bahsetmiyordum bile.
İçeriye geçtikten sonra kapıyı kapattım. Ares, etrafı kısaca inceleyip, mutfağa ilerledi. İkimizin evide aynı yapıya sahip olduğu için bu durumu garipsemedim. Daha önce yan tarafta yaşlı bir teyze yaşıyordu geçen sene vefat edene kadar. Daha sonrasında ev bir süre boş kalmıştı, Ares eve taşınana kadar.
Mutfağa girdiğim de bir tabak hazırladım onun için. Tabağı ve doldurduğum kolayı da alıp halkına yanına çıktım. Benim bıraktığım tabağı çoktan yemeye başladığı için tek kaşımı kaldırdım. Yanına oturduğum da "Çok güzel olmuş" dedi. Tebessüm ederek "Afiyet olsun" dedim. Onun için getirdiğim tabağı önüme alıp bende yemeye başladım.
"Misafir mi bekliyordun?" dedi çalan zille beraber.
"Aslında hayır" dedim sen bile süpriz oldun diye eklemeden.
Kalkıp kapıya doğru ilerledim. Kapının küçük dürbününden baktığım da gördüğüm kişiyle şaşırdım. Kapıyı açtığımda Arel ile karşı karşıya geldik.
"Merhaba Gül, umarım rahatsız etmiyorumdur." Kibarca gülümserken, arkadan bir el kapıya dayandı.
"Ediyorsun aslında" diyen ben değildim kesinlikle.
"Tabiki etmiyorsun" dedim aceleyle. Ares'in cümlesi oldukça kızdırmıştı beni. Burası benim evimdi ve kimseyi kovamazdı. Arel'in gülümsemesi genişlerken, gözlerini benden hiç ayırmadı.
"Ben üst katına taşındım da burada tek tanıdığım sensin. Acaba yardımcı olabilir misin diye soracaktım. Burayı pek bilmiyorum yemek söylemek istiyorum da eve henüz mutfak eşyalarını yerleştiredim."
Arel'in sözleriyle bir an ne dediğini düşündüm. Üst katına mı taşındım demişti o? Buralarda ev baktığını biliyordum ama gelipte üst katıma taşınacağı aklımın ucundan bile geçmezdi. Daha fazla bekletmemek için cevap verdim.
"Ben sote yapmıştım sever misin bilmiyorum ama sanada yetecek kadar var" dedim kibarlık ederek. Sonuçta hocamdı ve yeni taşınmış bir komşumdu. Beraber çalışacağımızı saymıyordum bile. Belki sınav kağıtlarını hazırlarken de yardım edebilirdim. Çok iyi niyetliydim bugün.
"Bayılırım" diyerek içeri geçmek için hamle yaptı Arel. Sorun şuydu ki halen kapıyı tutan Ares geçmesi için bırakmamıştı. Ters bir bakış atıp, kapıyı açmak için eline dokundum.
Gözlerim kararırken birden Ares'i başka bir şekilde gördüm. Tamamen siyahlar içindeydi ama bu sefer bambaşkaydı. Üstünde siyah bir pelerin vardı. Göğüsü tamamen çıplak ve üstünde bol siyah bir pantolon. Bir Komutan edasıyla bir tepenin başında dikilmiş sert bir yüz ifadesiyle bana bakıyordu. Nefesim kesilirken gözlerimi kırpıştırdım.
Görüntü tekrar eski haline dönerken Ares ve Arel kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu. "İyiyim" dedim onlar sormadan. Arel'e tekrar baktığım da biraz önce ki hali geldi gözümün önüne. Pürüssüz tenini sanki şu an bile görebiliyordum. Ellerine baktığım da arkasına doğru çektiğini gördüm.
"Hadi içeri geçelim." Arel'in sesiyle kenara çekildim içeri geçmesi için. Ares'e bir daha dokunmak istemiyordum. O da bunu fark etmiş gibi mutfağa adımlamaya başlamıştı.
Beraber mutfağa geçtiğimiz de babaannemin sözü geldi aklıma. 'Eve misafir gelirse yemek bereketlenir, çoğalır" derdi. Kendime yaptığım yemek bir anda üç kişilik olmuştu. Bir tabak da Arel için hazırlayınca yemeğin hepsi bitmiş oldu. Kola koyduğum bardağı da alıp balkona çıktım.
"Siz tanışıyor musunuz?" dedim birbirlerine garip bakışlar atan iki adama bakarak. Ya sevişeceklerdi biraz sonra ya da birbirlerini öldüreceklerdi. Umarım sevişmeyi tercih ederlerdi çünkü balkonumda kan göremeyecek kadar seviyordum burayı.
"Hayır."
"Evet."
Ares hayır derken, Arel evet demeyi seçmişti. Tabağı küçük sehpanın üstüne bıraktım bardakla birlikte. Zaten başka yerde kalmamıştı. Bir Arel'e bir Ares'e bakıp sordum.
"Evet mi, hayır mı?"
"Biz kapıda denk geldik biraz önce aşağıda. Aslında tam tanışma sayılmaz" diyerek durumu açıkladı Ares.
Arel sessiz kalınca bunu bir onay olarak aldım. Tabağımda kalan az yemeği de bitirip, Ares'in çoktan bitmiş tabağını da alıp ayağa kalktım. Ben daha yarısını yemeden o bitirmişti. Tabakları makinaya yerleştirip, kahve için şu koydum.
"Teşekkür ederim. Yemek çok lezzetliydi" dedi Arel elindeki tabak ve bardağı tezgahın üstüne bırakarak.
"Afiyet olsun." Bıraktığı tabak ve bardağı da makinaya yerleştirdim.
Ares'de içeri girince ben gideceklerini beklerken ikisi de mutfak masamın etrafında dizili olan renkli sandalyelere oturdular. "Ben aslında hazır gelmişken beraber yürüttüğümüz araştırma için konuşalım diyordum. Başka işin yoksa tabi" derken Ares'e doğru bir bakış attı.
Ares bacağını dizinin üstüne atmış rahat bir şekilde geriye yaslanmış oturuyordu. Söylenenler umrunda değilmiş gibi küçük ama ferah mutfağımı inceliyordu. "Bugün biraz kendimi yorgun hissediyorum. Eve gelene kadar başım ağrıdı. Dinlensem iyi olacak." Arel başını hafifçe sallayıp beni onayladı.
"Biz gidelim o zaman sen dinlen Gül" diyerek ayağa kalktı. Biz derken kastettiği kişi ise halen üstüne alınmamıştı. Bakışlarım ona dönerken Ares başını kaldırıp bana baktı.
"Bence ben biraz daha kalmalıyım" dediğinde ona nedense karşı çıkamadım.
"Peki" diyebildim sadece.
Arel kaşlarını çatmış bakarken, yumruklarını sıkmıştı. Nereye baktığımı fark edince ellerini hızla açtı. Yüzüne yine o kibar gülümsemesini kondurdu. "İyi akşamlar" diyerek mutfaktan çıktı. Bende kapıya kadar eşlik ettim.
"Sana söylediğim bir şeyi tekrar etmek istiyorum. Yabancılara güvenme, buna beni de dahil edebilirsin Gül, alınmam. Sadece dikkatli olmanı istiyorum" derken mutfak kapısına bakıyordu.
"Tavsiyen için teşekkür ederim ama ben yaşayarak tecrübe eden kısımdanım" diyerek yutkundum.
Sanırım, Arel ve Ares birbirinden hiç hoşlanmamıştı.