Akşamın serinliği köyün üstüne çökerken Hüseyin Bey ağır adımlarla bahçeye çıktı. Yüzünde öfkeyle karışık bir gurur vardı. Bir eli arkasında bağlı, diğeriyle bastonunu sıkıca kavrıyordu. Gözleri, kapının önünde ayakta bekleyen Zülfikâr’a kilitlendi. Berfin, annesinin yanında, ürkek gözlerle babasının bakışlarını izliyordu. Annesi dua eder gibi dudaklarını kıpırdatıyor, ama ne söyleyeceğini bilemiyordu. Sessizlik, yalnızca rüzgârın kuru yaprakları hışırdatmasıyla bölünüyordu. Üzerinde koyu renk cübbemsi bir kıyafet, elinde tespih vardı. Gözleri Zülfikâr’a takıldı. “Sen yine mi geldin Sen bu cesaretini neye borçlusun Zülfikâr? Kimin kapısına dayanıyorsun böyle?” dedi, sesinde açıkça sorgulayan bir ton vardı. Zülfikâr başını eğmedi. Kararlı bir sesle konuştu "Hüseyin Amca, kötü niyetim yok

