Alaz'ın gözleri kıpkırmızıydı. Öfke, acı ve hayal kırıklığı birbirine karışmıştı. Adımlarını yeniden Ali Ağa’ya çevirdi. “Ne demek istedin?” dedi. “Dedemden mi sorayım dedin ya... Şimdi bana söyle. Ne biliyorsun?” Ali Ağa gözlerini kaçırdı, ama Alaz’ın karanlık bakışları onu kaçamayacağı bir yere sıkıştırmıştı artık. “Konuş!” diye haykırdı Alaz. “Yıllardır bana anlatmadığınız ne varsa, şimdi anlat. Hevîn kim, annesi kim? Doğruyu söyle!” Ali Ağa derin bir nefes aldı. Sırtını duvara dayadı. Sanki içinden bir dağ koptu da üzerine yıkıldı. Sesindeki çatlak, yüreğinden gelen kırığın yankısıydı: “Annesi… senin küçük halan, Zümre.” Alaz’ın dudakları aralandı, ama kelime çıkmadı. Ali Ağa devam etti. “Ve babası… Cevat Ağa.” Zaman o anda dondu. Alaz’ın bakışları bomboş kesildi. Sanki gözleri

