Ferhat, Hevîn’in nabzını kontrol ettikten sonra Alaz’a dönüp başıyla hafifçe işaret etti. “Konuşmamız lazım,” dedi sessizce. Alaz önce Hevîn’e baktı. Battaniyenin altında titriyordu hâlâ, ama nefesi biraz daha dengelenmişti. Evindar onun baş ucundaydı. Sahra bir fincan ballı ılık su hazırlamış, usulca bekliyordu. Alaz ağır adımlarla Ferhat’ın peşinden konağın arka tarafındaki taş duvarlı odaya gitti. Kapı kapandı. “Ne oldu?” dedi Alaz. “Gerçeği söyle bana, Ferhat.” Ferhat derin bir iç çekti. “Alaz… Hevîn bu gece sadece bayılmadı. Bu bir yorgunluk değil. Bu, bir kadının içten içe parçalanması. Bedeninde bir hastalık yok. Ama kalbi... kalbi kırılmış. Paramparça olmuş.” “Bana anlatmadı. Ne oldu bilmiyorum.” “Bunu ancak o isterse öğrenirsin. Ama sana şunu söyleyeyim… Onun hayata tutunduğu

