Gülru
Arkadaşlarımla kahkahalar eşliğinde sohbet ederken bolca fotoğraf çekmeyi, anı olsun diye küpemi bile değiştirmeyi ihmal etmedim. Neşem tavan yapmıştı... ta ki telefonuma gelen mesajı görene kadar.
Gülru, seninle konuşmak istiyorum. Lütfen bahçeye gelir misin? Gelmezsen ben gelicem, rica ediyorum.
Gönderici: Ali
İçim sıkıntıyla kasıldı. Derin bir nefes alıp etrafa baktım; abimi göremeyince söylenerek yerimden kalktım. Ali dediğini yapardı. Malik abim ortada yokken görüşüp hemen geri dönmeliydim. Yoksa işler tatsızlaşırdı.
Ayaklandığımı gören Elif hemen sordu.
"Nereye?"
Ona hiç anlatmadığım durumu şu an izah edemezdim. Peşimden de gelsin istemiyordum, içime sinmese de yalan söylemek zorunda kaldım.
"Abim mesaj attı. Bahçedeymiş, bi bakıp gelicem."
Elif başını sallayıp sohbete devam etti. Bende içim rahat olmasa da ağır adımlarla bahçeye ilerledim. Hafiften esen rüzgar saçlarımı savurdu. Etrafıma bakınırken telefonu çaldı.
Ali'ydi.
"Sol tarafında, çalılıklar arasındayım."
Telefonu kapatıp sesin geldiği yöne yürüdüm. Gecenin loş ışığında yüzünü görünce, sinirle konuşmaya başladım.
"Ne istiyorsun? Neden bu saçmalığa devam ediyorsun? Rahatsız edicisin, anla artık!"
Ali başını iki yana salladı. Sözlerimden hiç etkilenmeden ısrarını sürdürdü.
"Sen neden bir şans vermeyi denemiyorsun? Aşığım sana, vazgeçemiyorum. Seni düşünmediğim bir gün yok."
Sabrım taşmıştı.
"Sürekli aynı konuşmayı yaptığımızın farkında mısın? Neyi anlamıyorsun? Başkasını seviyorum. Kalbim doluyken seninle nasıl görüşürüm?"
Kaç kez tekrarladığım sözleri yine duyunca Ali kolumu sertçe kavradı.
Anlamsız inadına devam etti.
"Şans versen, sana onu unuttururum. Ama inat ediyorsun. Ne kaybedersin bi denesek?"
Dayanamayıp sert sesimle tehdit ettim.
"Ali, yeter artık! Bu şekilde devam edersen abime söylemek zorunda kalıcam."
Gözleri karardı, parmakları bileğimde daha da sıkılaştı.
"Bırak kolumu! Beni korkutuyosun!"
"Kork, zaten güzellikle dedim olmadı. E, günah benden gitti artık."
Sözleriyle vücudum kaskatı kesildi. Korkuyla gözlerine baktım. Çok ciddi duruyordu. Tam bağıracakken eliyle ağzımı kapattı.
"Deneme bile, artık çok geç."
Korkudan titrerken yakınlarda bir ses duydum. Ali'nin dikkati dağılır dağılmaz bacağımı kasığına geçirdim.
"Ah!"
O acıyla iki büklüm olunca fırsatı kaçırmadan koşmaya başladım.
Yusuf
Misafirleri uğurlayıp hesabı ödedim. Efnan’ın dönemeye niyeti yoktu.Zaten buraya gelmekten rahatsızdı, sırf nişana katılsın istemiştim. Ama hata ettim.
Balo salonuna doğru ilerlerken, sol taraftan gelen hafif bir hışırtı duydum.
"Kim var orada?"
Titrek bir ses cevap verdi.
"Yar..dım edin, lüt...fen."
Refleksle o yöne koştum. Karşımda, nefesi kesilmiş, korkudan gözbebekleri büyümüş genç bir kız vardı. Kolları titriyordu. Tam sakinleştirmeye çalışırken, göz göze geldik
“Gülru?”
O da şaşırmıştı. Beni görmeyi beklemediği yüzündeki ifadeden belliydi.
"Yusuf abi?"
Malik’le görüştüğümüz zamanlarda hep peşimizde olan, kızıl saçlı, masmavi gözlü peri kızı… Ve Malik’in kıymetlisi.
Yok saymaya çalıştığım geçmiş, en acı şekilde kendini hatırlatıyordu.
"İyi misin? Sana bir şey yaptı mı?"
Gülru'nun elleri hâlâ yakamdaydı. Yüzüme dalıp gitmişti. Hafifçe yutkundu. Kendini toparlayıp ellerini çekti. Utangaç bir ifadeyle yüzüme baktı. Ama az önce ne yaşadıysa tedirginliği devam ediyordu.
Güven vermek adına tekrar konuştum. Yanımda böyle titremesi, korkmasını istemiyordum.
"Merak etme geçti, burdayım."
Gözünden usulca süzülen yaşla elimi yüzüne atıp sildim. Dikkatle yüzüme bakıyordu.
Kendimi tutamadım içimdeki gerçekler dilimden döküldü.
"Ağlama maviliklerin kararmasın onlar aydınlık iken çok daha güzel."
Gülru'yla bakışlarımız birbirine kilitliyken bir çığlık yankılandı.
"Aaaaaaaahhh!"
Çat!
Sert bir düşme sesiyle hepimiz yerde yatan kıza baktık.
Terasa baktığımda gördüğüm kişiyle şok oldum.
"Malik?!"
"Abi?!"
Malik gözlerini yerde yatan kızdan ayırmazken yanına gelen
Efnan'la gerildim. Onun Malik’in yanında ne işi vardı. Ne olup bittiğini anlamaya çalışırken bakışlarım, yerde hareketsiz yatan kıza kaydı.
Ortalık tam bir kaosa döndü. Polis ve ambulans sesleriyle olayın vahameti değişti.
Devriye atan polisler hızla yanımıza geldi. Otelin sağlık çalışanları da kıza müdahale etmeye başladı.
Görevliler hemen kalabalığı uyarıp dağıtırken Malik koşarak yanımıza geldi.
Telaşla sordu.
"Yaşıyor mu?"
Görevli kadın hemen cevapladı
"Nabzı çok düşük ama yaşıyor."
Bu sözlerle içim az da olsa rahatladı.
Terasta herkes Malik'i görmüştü. Polislerden biri hızla ona yöneldi.
"Siz de terastaydınız. İfade vermek için karakola gelmelisiniz."
Malik mahcup bir şekilde başını sallarken yanımda kısık bir ses işittim.
"Abi?"
Gülru dolan gözleriyle Malik'e baktı. Ama Malik kardeşinin yüzüne bakmakta zorlanıyordu. Beni de hâlâ fark etmemişti. Şuan zor bir durumda olduğu için dayanamadım. Yanında olduğumu bilsin istedim. Zor da olsa seslendim.
"Malik?"
Beni görür görmez nefretle kaşlarını çattı. Gözlerinde beliren öfke yok sayma yerli yerindeydi.
Gözleri bir an Gülru'ya kaydı. Ve sonra hemen bana döndü. Yumrukları sıkılıydı. Adım ağzından zorlukla çıktı.
"Yusuf..."
Kendine olan siniriyle kısaca gözlerini kapattı. Benimle konuşmaktan rahatsız olduğu belliydi.
"Ailem ve Gülru sana emanet. Özellikle Gülru'yu... Ben dönene kadar asla yanından ayırma. Bu kez asla affetmem. Sadece yok saymakla kalmam."
Söylediklerini can kulağıyla dinlerken Malik'in koluna giren polis onu böldü.
"Bu kadar yeter!"
Ama Malik aldırmayıp başını kulağıma eğdi. Fısıltılı sesiyle sadece benim duyabileceğim şekilde konuştu.
"Emanetime yine ihanet edersen, bu kez canın elimde kalır ve asla tereddüt etmem."
Sözleriyle yutkundum. Dediğini yapardı. Polis aracına binen Malik son kez yüzüme baktı.
Polis aracının ilerlemesiyle gözlerimiz birbirinden ayrıldı.
Önüme döndüğümde hâlâ Polis aracının ardından bakan Efnan’ı fark ettim.
Endişeli yüzü sessizce ağlayan gözleriyle hayretle ona baktım. Yanında olduğumun farkında bile değil gibiydi.
Usulca Malik'in ardından gideceğini anlayınca kolunu tuttum.
Malik'le neyin içine düştüklerini bilmiyordum? Daha fazlasına tahammül edemeyerek sordum.
"Sen nereye?"
Efnan perişan haliyle yüzüme bakınca kaşlarımı çattım. Malik'le hangi ara tanışmıştı. Bu hali neydi?
Cılız çıkan sesiyle zar zor konuştu.
"Abi... bırak lütfen... Ona yardım etmem gerekiyor. O masum."
Gözleri polis aracının gittiği yoldaydı. Onu böyle çaresiz görmek sinirlerimi zıplattı.
Aklına gelen ilk soruyu merakla sordum.
"Siz ne zaman tanıştınız? Ne işin vardı onun yanında?"
Efnan yutkundu. Yalvaran bakışlarıyla diretti.
"Abi lütfen... Sonra her şeyi anlatırım. Şimdi bırak gideyim."
Kardeşimin buğulu gözlerine bakarken, ne diyeceğimi bilemedim. Tam o sırada bir hıçkırık sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.
Gülru yere çömelmiş, elleriyle elbisesini sımsıkı kavramıştı. Başını dizlerine gömmüş ağlıyordu. Hemen yanına çömeldim.
İçini rahatlamak adına konuştum.
"Ağlama, lütfen. Malik karıncayı bile incitmez, bir yanlış anlaşılma olmuştur. Birazdan gelip seni bu halde görürse ona ne derim?"
Sözlerime aldırmadan ağlamaya devam etti. Perişan görüyordu. Ona sımsıkı sarılmak istedim, ama yapamadım. Hafta omzuna dokunup fısıldadım.
"Geçecek, söz veriyorum... Ne olur, bırakma kendini."
Bunu o an Gülru'ya mı yoksa kendime mi söylediğimi bilmiyordum. Sadece geçmesini istiyordum...
Gülru'ya o kadar odaklanmıştım ki yanımdan kaçan kardeşimi bile gözüm görmemişti.
İçimi kaplayan husursuzlukla Gülru'nun elini tuttum. Onu ayağa kaldırıp sessizce gözyaşlarını sildim. Az önceki yaşadığı olaydan sonra üzerine bu onu iyice dağıtmıştı. Ama şuan konuşmak istemediğini tahmin ettiğim için bir şey sormadım. Elini tutup karakola gitmek için araca yöneldim.
Yıllar sonra bizi bir araya getiren kaza ve kadere teslim olmaktan başka çaremiz yoktu!