BIRAK O AĞLASIN

1716 Words
Aptallık, insanın yakasını asla bırakmayan bir kara leke, sinsi bir düşmandı. Bir kere olsun yakanı kaptırsan, devamı çorap söküğü gibi geliyor ve sen çırpındıkça çamuruna daha da çok batıyordun. Bir geceydi alt tarafı ama geceden beri sayısız aptallık yapmış, sabah kahvaltı masasına kadar da taşımıştım. En nihayetinde de soluğu hastanede almış, gözlerimi hastanede açmıştım. Ne olursa olsun kendime yapmıştım. Herkes elini yıkayıp kenara çekilmiş, bütün kirli su da benim kovama dolmuştu. Elimi tutarak başımda bekleyen dayımı gördüm yavaş yavaş açılan, buğulu gözlerimin karşısında. Gitgide netleşen görüntüsünden ne kadar da endişelendirdiğim belli oluyordu. Bir kere daha üzülüp, bir kere daha mahçup oldum. ‘’Kendine geldi!’’ dedi heyecanla ve hemşire butonuna bastı. ‘’Rana, iyi misin dayım? Beni duyuyor musun?’’ ‘’Dayı…’’ dedim cılız ama çatallı sesimle. ‘’Dayım, söyle!’’ ‘’Su…’’ diye fısıldadım. Koluma taktıkları sakinleştirici serumun yan etkisi miydi, bilmiyorum ama boğazımda pamukçuk var gibi hissediyordum. O yapış yapış boğulma hissinden kurtulmak için su içmem lazımdı. Etajerin üstünde duran, tekli suyun üstündeki jelatinimsi ambalajı açarak bana uzattı ve içmeme yardımcı oldu. O sırada hemşire geldi. ‘’Hastamız uyanmış. Birazdan doktorumuz da gelecek. Ben önden tansiyonunuzu ve nabzınızı ölçeceğim. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?’’ Kendimi nasıl mı hissediyordum? Aptal, akılsız, basiretsiz… Sessiz kalmamla birlikte, dayımı sanki yeterince endişelendirmemişim gibi biraz daha endişelendirmiş olacağım ki, ‘’Dayım, hemşire sana bir şey sordu. Cevap verecek durumda değil misin yoksa?’’ diye sordu. ‘’Dayı, ben özür dilerim.’’ diyerek ağlamaya başladım. Ona binlerce özür borcum vardı. Onun emeklerini boşa çıkardığım için, kendimi kontrol edemediğim, en başından beri bu kadar yanlışa bulandığım için… Çıkardığım bu rezalet için… Kahvaltı masasında yaptıklarım için özür dilediğimi düşünüyor olmalı ki ‘’Hiç önemi yok dayım. Önemli olan senin iyi olman. Keşke bu hale gelene kadar benimle konuşsaydın, dertleşseydin. Çok mu ihmal ettim ben seni bu günlerde kızım?’’ Dayım bana böyle yaptıkça daha da mahçup oluyordum ve daha çok ağlıyordum. ‘’Hastayla biraz yalnız kalsak, iyi olacak. Doktor birazdan gelince size gerekli bilgilendirmeyi yapar.’’ Hemşire benim daha kötü olduğumu anlamış olacak ki, çözümü dayımı uzaklaştırmakta buldu. Dayım ‘’Biz kapıdayız kızım.’’ dedikten sonra alnıma bir öpücük bırakıp, en başından beri köşede sessizce bekleyen yengemle birlikte odadan çıktı. Cenkay ve Güzide ortalıkta görünmüyorlardı. Sanırım günlük programlarına devam ediyorlardı. Olan bana oluyordu, herkes yaptığıyla kalıyordu maalesef. Bir kez daha aptallığımla yüzleştim. Boşuna kendimi kahrediyordum. Kendimi bir hiç uğruna bu hale düşürmüştüm. Biraz sonra doktor da geldi ve beni muayene etti. Dayımlar dışarıda beklemeye devam ediyordu. ‘’Serum etkisini göstermiş. Nabzınız ve tansiyonunuz da normal görünüyor. Eğer bir şikayetiniz yoksa serum bitince psikiyatri muayenesinden sonra eve gidebilirsiniz. Geçmiş olsun.’’ Doktor ve hemşire çıktıktan bir süre sonra dayım ve yengem odaya girdiler. Doktor koridorda onlara bilgi vermiş olmalıydı. ‘’Aç mısın kızım? Serum beklerken bir şey yemek ister misin?’’ ‘’Hayır dayı, teşekkür ederim.’’ ‘’Daha iyi misin peki?’’ Sadece başımı salladım. ‘’Seninle haftasonu kaçamak yapalım mı? Yurtdışına alışverişe gideriz. Ya da Milano’da opera izleriz. Ne dersin?’’ ‘’Siz dayımla gidin yenge. Benim işlerim var.’’ ‘’Ben senin için söylemiştim.’’ ‘’Başka zaman yaparız.’’ Yengem çok tatlı ve kafa dengi bir kadındı. Bana olan ilgisi, şefkati hep içimi ısıtıyordu. Bazen annem yaşasaydı, onunla da böyle arkadaş olabilir miydik diye düşünüyorum. ‘’Kızım hiçbir şey yemek istemiyorsun ama bir şeyler içmek ister misin peki?’’ Boğazım kuruyor ve midem yanıyordu. Aslında buz gibi bir bira iyi olurdu ama böyle bir durumda dayım asla izin vermezdi. ‘’Bol buzlu, zencefilli, kızılcıklı, ananas suyu iyi olurdu aslında. Ya da santa maria milkshake.’’ ‘’Nereden bulalım kızım biz onu burada? Çıkınca içeriz.’’ ‘’Ben gidip etrafa bakınırım. Kızın canı çekmiş madem, hevesini kırmayalım.’’ Yengemin hakkını asla ödeyemezdim. Dayımın itirazına karşılık hemen kendini öne atması benim bu hassas ve kırılgan durumumda ona karşı iyice sevgi beslememe neden oluyordu. ‘’Nergiz seni tek başına gönderir miyim hiç?’’ ‘’Cenkay da benimle gelir.’’ Cenkay mı? Sadece adını duymak ve yakınımda olduğuna dair bir ima bile bağlı olduğum makinaların ötmesi için yeterli olabiliyordu. ‘’Kızım?’’ dedi dayım endişeli bir halde. Makinadan gelen sesi duyunca korkmuş olmalıydı. ‘’Merak etme dayı, iyiyim ben. Beraber gitsenize. Hem hava almış olursunuz. Ben zaten uyuyacağım.’’ ‘’Seni nasıl yalnız bırakalım kızım?’’ ‘’Dayı en fazla ne olabilir ki? Hastanedeyim gördüğün gibi. Hem uykum geldi, biraz uyurum siz gelene kadar.’’ ‘’Emin misin kızım?’’ ‘’İyiyim ben, gerçekten.’’ ‘’Sevgilim Güzide ve Cenkay kafeteryadalar. Onları göndeririz. Hem akran oldukları için bizden daha iyi anlaşırlar. Burada Rana’nın kafası dağılır, biz de dışarıda hava alırız.’’ Cenkay buradaydı. Ben bu hallere düşmüşken o da sevgilisiyle beraber kafeteryada sefa sürüyordu yani, öyle mi? Aptal Rana! Aptal! ‘’Doğru söylüyorsun aslında. Hem onlara daha rahat açar kendini.’’ ‘’Kimseye ihtiyacım yok benim, bebek bakıcısı istemiyorum ben. Kimsenin de başına beni bela etmeyin. Ben uyuyacağım ve Güzide’ye de söyleyin, boşuna beklemesinler.’’ Cenkay’ın adını ağzıma almak dahi istemiyordum. O dayıma dua etsin. Yoksa zaten doğru düzgün girmediği evimden de atardım onu. Dayım çıkmadan beni alnımdan öptü ve yengemle birlikte gitti. Yalnız kalınca zihnimin sesi daha da gürültülü çıkmaya başladı. Dayanamıyordum bu halime. Zihnimde sürekli aynı hakaretler yankılanıyordu. Kendime bile hesap veremeyeceğim şeyler yapmıştım sadece bir gecede. Öyle ‘sevdim’ veya ‘karşı koyamadım’ gibi savunulacak bir tarafı da yoktu. İki tane lafa kanmış ve kendimi koyvermiştim. Her şeyi geçtim, hayatında biri olan biriyle hem de sevgilisi yan odadayken nasıl böyle bir şey yaptım ben? Bu raddede iradesiz olacak kadar ne düşürdü beni? Aşk mıydı bu gerçekten? Aşk kadar yerlere göklere sığdırılamayan bir duygu sahiden de bu kadar aşağı çekebilir miydi bir insanı? Madem öyle, o zaman neden bu kadar yüceltirilirdi ki? Yoksa biz alçaldığımız için mi gözümüzde yüce bir konuma gelirdi? Düşüncelerimden beni ayıran kapıda beliren Güzide oldu. ‘’Gelebilir miyim Rana?’’ Gelmesini istemiyordum. Onunla yüzleşmek, konuşmak, onu görmek istemiyorum çünkü yüzüm yoktu. Benim derdim bana yeterken bir de bu kıza yaptıklarımın ağırlığıyla yüzleşecek gücüm yoktu. Sessizliğimden dolayı ‘’Seni çok merak ettim. Çok kalmam, seni görüp gideceğim.’’ diye açıklama yapma gereği duydu. Canım, bir de o kadar şefkatli bir sesi vardı ki… Bu kız, gece yaptığım hiçbir şeyi hak etmemişti. Sessizliğimden onay aldığını düşünmüş olmalı ki, içeri girip dayımın az önce kalktığı sandalyeye oturdu. ‘’Korkuttun bizi. Şimdi biraz daha iyi misin?’’ İyi mi? Ne iyisi be? Berbat bir insandım ben Güzide. Seninle aynı çatı altında, sevgilinle sevişecek kadar kötü ve aşağılık biriydim. Bu ilgini, bu şefkatini hiç hak etmiyordum. ‘’Sessiz mi kalmak istiyorsun? Peki, sessiz kal o zaman. Ben de zaten çok kalmayacağım. Sana söylemek istediklerim var.’’ Böyle demesiyle bakışlarımdaki merakı gizleyemedim. ‘’Rana, ben dün gece olanları biliyorum.’’ İşte şimdi yanmıştım! ‘’Ben, Cenkay’ı senden uzak tutmak için çok uğraştım ama başarılı olamadım. Dün gece, bu kadar ileriye gideceğini bilemedim. Yoksa emin ol ona karşı tavrım çok daha farklı olurdu.’’ ‘’Güzide ben çok özür dilerim. Karşı koydum en başında.’’ ‘’Ben seninle yüzleşmek için açmadım bu konuyu. Bana sadakat borcu olan da sen değilsin zaten. Cenkay’ın düşünmesi gerekirdi bunları.’’ ‘’Güzide ben çok özür dilerim.’’ diyerek ağlamaya başladım. ‘’Rana, ağlama ama… Ben konuyu sen ağla diye açmadım ki… Bak, ben özür dilerim asıl. İşlerin bu raddeye geleceğini ve senin bu kadar zarar göreceğini en başından bilmeme rağmen engel olamadım. Ben Cenkay’ı senden uzak tutmaya çalışırken, bunun olacağından korkuyordum işte. Seni korumak istedim ben.’’ Onun böyle konuşması beni daha da mahcup ediyordu ve ağlamam, odun atılan bir ateşin harlanması gibi git gide daha da şiddetleniyordu. ‘’Rana, biraz su içmek ister misin? Kendini mahvettin sabahtan beri. Böyle yapma lütfen. Biraz sakinleş canım, lütfen. Değmez! Senin bir damla gözyaşına değmez.’’ Beni daha ne kadar mahcup edecekti bu kız? Cenkay benim artık umrumda bile değildi ki. Ben, böyle bir insanın sevgilisiyle nasıl birlikte oldum? Bu kadar güzel kalpli bir insanı nasıl aldattım ben? Tamam, kötü biri bile hak etmezdi ama karşındaki insan temiz kalpli biri olunca mahcubiyetin daha da artıyordu. ‘’Canım, ben artık Cenkay’ı görmeyeceğim. Sabah almıştım bu kararı ama dayınla yengene bir şey belli etmemek için kahvaltı bitene kadar oyunu sürdürmek istedim. Gelip seninle konuşuyorum çünkü bu konuda yalnızsın Rana. bu konuda yalnızsın ve seni baştan çıkaran o kişi bile yanında değil. Kendini yalnız hissetme, beni ne zaman istersen arayabilirsin.’’ ‘’Efendim?’’ ‘’Yalnız hissetmeni istemiyorum Rana. Ne zaman istersen beni arayabilirsin. Ben sana yaşattıkları için Cenkay’la olan bütün diyaloğumu, dostluğumu bıçak gibi kesiyorum Rana. Ama senin her ihtiyacında yanında elimden geleni yapacağım.’’ ‘’Güzide, bunu neden yapıyorsun?’’ ‘’Çünkü bilmediğin çok şey var Rana.’’ ‘’Ne mesela?’’ ‘’Şimdi sırası değil. Zaten birazdan dayın da gelir. Yani, fazla vaktimiz yok canım.’’ ‘’Güzide sen çok iyi bir insansın ve en çok da bu yüzden kendimi affedemiyorum.’’ ‘’Senin bir suçun yok, bunu ileride daha iyi anlayacaksın. Bir erkek için değmez, hiçbir şey senden daha değerli değil.’’ Cenkay için böyle konuşması ve beni yüceltmesi bana kendimi daha da kötü hissettiriyordu. Benim sabahtan beri bir türlü durmayan ağlamalarım yine şiddetlendi. ‘’Ama gerçekten yeter Rana. Bırak o ağlasın! Ağlama sıran çoktan bitti senin.’’ Böyle demesinide haklılık vardı. Bana sıkıca sarıldı ve ‘’Hoşçakal güzel kız. Bahtın da en az yüzün kadar güzel olsun. Beni ne zaman istersen arayabilirsin. Kendine çok iyi bak.’’ dedi ve gitti. Cenkay ortada yoktu. Beni görmek istemiyor muydu yoksa yüzü mü yoktu? Birden kahkahalarla gülmeye başladım; Cenkay ve yüzünün olmaması! Daha neler! Ben kendi kendime gülerken odaya doktor geldi. Aniden gülmemi kesip, boğazımı temizledim. ‘’Merhaba, ben psikiyatırınız Emel Savurgan. Sizi muayene etmeye ve bir tedavi planı oluşturmaya geldim. Sizi tanıyabilir miyiz?’’ Sıradan kendini tanıtma faslını geçtikten sonra konuyu sabah olanlara getirdi. ‘’Hasta ve doktor mahremiyetine inandığım için her şeyi açık yüreklilikle anlatacağım; Ben Rana Uzunlar. 16 Aralık, 2003 İstanbul doğumluyum. Ortaokuldayken ebeveynlerimi bir trafik kazasında kaybettim ve birer mezarları bile yok. Ben üniversiteye yeni başlamışken, dayımın evlendiği kadın yani Nergiz yengemin yeğeni Cenkay Öztürk bizimle beraber yaşamaya başladı. Ona karşı karşılıksız bir aşk besliyorum. Dün gece, bizimle aynı çatı altında misafiri olan sevgilisi Güzide uyurken, Cenkay geceyi benimle geçirdi. Sabaha kadar birlikte olmamıza rağmen sabah hiçbir şey olmamış gibi sevgilisiyle kahvaltı sofrasına indi. Kendisine hesap sormaya kalktığımda da gece yaşadığımız her şeyi inkar etti ve beni de kandırmaya çalıştı. Kahvaltı sırasında, rahmetli annemden yadigar kalan piyanoyu çalmaya niyetlenmesi, bardağı taşıran son damla oldu. Bütün bunların üstüne bir de annemin hatırasına el sürmesini istemedim ve kriz geçirdim. Bütün bu olanları aileme açıklayamayacağım için de, onların nezdinde bir tedaviye ihtiyacım var. Ama benim asıl ihtiyacım olan şey; hatalarımdan ders çıkarmak. Bilgilerinize arz ederim doktor hanım…''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD