Uyanmak için yalvardığım bir kabusta gibiydim. Canım akıl almaz bir şekilde acıyordu. Beni yerle bir eden şey Cenkay’ın yaptıkları veya duygularımın karşılıksız kalması değildi. Ben kendimi affedemiyordum. Bu kadar aptal olduğumu kabul edemiyordum.
Annem ve babam gittikten sonra, tutunduğum tek dalım vardı, o da dayım. Ben, dayıma karşı vefasızlık yapmamak için çok çabaladım. Onu hayal kırıklığına uğratmamak için… Çünkü dayım, bana hayatını adadı. Beni hiç kimseye bırakmadı, tatillerde bile. Liseye yeni başladığımda bir kadınla ilişkisi vardı. Deli gibi de aşıktı; o halimle ben bile anlamıştım. Gazetelere çıkacak kadar ihtişamlı bir evlenme teklifinde bile bulunmuştu. Dayımın bu kadar mutlu olduğunu daha önce hiç görmemiştim. Evlenmek üzere olduğu kadın evlenince beni evde istemediğini, ya başka bir akrabaya ya da esirgeme kurumuna verilmemin daha uygun olacağını söyleyince ‘Ben kızımdan asla vazgeçmem!’ diyerek tek seferde bitirmişti ilişkisini. Onun mutluluğu için ben razıydım anneannemde kalmaya. Zaten Ayvalıkta, bahçe içinde yaşadığı o müstakil evini çok severdim. Dedemle bazen didişseler de, diğer emeklilerle konken partileri, Yunan adalarına tekneyle günübirlik seyahatleri gibi etkinliklerine katılmak benim için o kadar da zor olmazdı. Ama dayım benden vazgeçmemişti. Omzumda sadece kendime yaptıklarımın yükü değil, dayıma karşı yaşadığım bir mahcubiyet de vardı. Odada daha fazla duramazdım. Eğer bir süre daha aşağı inmezsem, dayım odama kahvaltı gönderirdi. Lise mezuniyetimden önce, balo için beğendiğim elbisenin tek bedeni kaldığı için, ona gireceğim diye iki günde bir kere yemek yemek gibi salaklık yapıp, tam da sınav haftamda hastanelik olunca, dayımda bir huy olmuştu bu; eğer gözünün önünde yemek yediğimi görmezse, her yerimi yemekle donatıyordu. Mecburen kahvaltıya inip, her şeyi sineye çekmek zorunda kaldım.
Her ne kadar belli etmemeye çalışsam da, aşağı indiğimde rengimin kaçtığı ortadaydı.
‘’Rana, iyi misin kızım?’’
Bunu soran dayımdı. Utancımdan başımı kaldırıp yüzüne bile bakamıyordum. Kısık bir sesle ‘’İyiyim…’’ diyebildim ama hiç inandırıcı değildim.
Nergiz yengem elini alnıma koydu. ‘’Rengin kar gibi olmuş canım. Mailde kötü bir haber mi vardı? Senin için yapabileceğimiz bir şey var mı?’’
Rana yengem o kadar tatlı ve ilgili biriydi ki… Ona da diyemezdim ‘senin yeğenin bana bunları yaptı’ diye. Sanki benim derdim bana yetmezmiş gibi, bir de kendimi vicdanen dayıma ve yengeme borçlu hissediyordum.
‘’Dayım, okula gelmemi ister misin?’’
‘’Yok, gerek yok. Acıktım, o yüzden sanırım. Bir şeyler atıştırırsam geçer.’’
‘’Yumurtan soğudu, yenisini yaptırıyorum. Sen böreklerden yemeye başla dayım.’’
Sadece başımı salladım ve sanki ağzımda küçüleceğine daha da büyüyen lokmalarla mücadele ederken, masadaki bakışlar altında da ezilmeye başladım.
Cenkay, Güzide’ye öyle bir ilgi gösteriyordu ki; utanmasa Güzide’yi kucağına alıp, ağzıyla besleyecekti. Güzide’nin varlığı karşısında da eziliyordum. Ne olursa olsun, sevgilisi olan birine karşı daha iradeli olmam lazımdı. Hiç yoktan bir sürü kişiye mahçup olmuş, vicdanen yük edinmiştim. Hem de bir hiç uğruna. Koskoca bir hiç uğruna…
‘’Bugün ne yapacaksın Güzide?’’
Nergiz yengem Güzide’ye kendini yalnız, yabancı hissetmesin diye laf atmıştı.
‘’Bugün izinliyim Nergiz Hanım. Arkadaşlarımla buluşup, Katie Tuppur konseri için hazırlanacağız. Akşam da konserdeyiz.’’
‘’Öyle mi? Ne güzel… Sen de katılacak mısın oğlum?’’
‘’Biz kız kıza program yaptık, Cenkay’la başka zaman çıkarız.’’ dedi sert bir tonda. Ama sanki Cenkay’la arasına mesafe koymak ister gibi bir hali de vardı.
‘’O zaman sen de bu akşam kuzinini dışarı çıkarırsın, öyle değil mi oğlum? Sıkılmasın kız evde. Yarın Cumartesi ne de olsa.’’
‘’Hayır, gerek yok. Evde kalıp dinlenmek istiyorum ben. Sınavlarım başlamak üzere.’’
Cenkay da ‘’Benim de tezim var hala. Okulda sabahlayacağım bu haftasonu.’’ diye kestirip attı.
‘’Biz de gidelim mi akşam konsere hayatım? Ne zamandır çıkmıyoruz.’’
Dayım gerçekten de çok iyi bir eşti.
‘’Olur tabii hayatım ama önce bir bakalım, bilet kalmış mı? Konser bu geceymiş.’’
‘’Hayatım sen hazırlan, biz illa ki gidecek bir yer buluruz.’’ derken Nergiz yengemin bileğini de hafifçe okşadı.
En azından onlar mutluydu.
‘’Balayında ne kadar çok müzik dinlemiştik, öyle değil mi?’’
‘’Evet karıcığım.’’
Balayında konsept bir otele gitmişlerdi. Her güne başka bir müzik türü belirliyorlar ve kahvaltıdan, çay saatine, akşam yemeğine, akşam içkilerine kadar her öğünde müzik çalınıyordu.
‘’Ben en çok piyanoyla yapılan jam sessionları sevdim.’’
‘’Evet, özellikle kahvaltı saatinde çok dinlendirici oluyordu.’’
‘’Cenkay da çocukken çok yapardı. Piyano pratiğini öyle geliştirdi hatta.’’
‘’Cenkay sen piyano mu çalıyorsun?’’
Güzide’nin şaşkınlıkla Cenkay’a bunu sormasıyla, başımı bir türlü kaldıramadığım tabağımdan kaldırdım ve onlara baktım. Nasıl bir insan bunca zaman ilişkisinin olduğu birinin piyano çalıp çalmadığını bilmezdi?
‘’Tabii… Cenkay dört farklı enstrüman çalar. Babası, yani benim kardeşim konservatuarda öğretim görevlisi.’’
‘’Öyle mi? Benim hiç haberim yok bundan. Cenkay çok kötüsün! İnsan hiç mi söylemez?’’
‘’Yeri gelmedi demek ki Güzide. Bak şurada süt reçeliyle yapılmış badem reçeli var. Onun tadına baktın mı sen?’’
O reçel benim en sevdiğim reçeldi. Bu sabah bir parça bile yiyememiştim ve Cenkay, gözümün önünde ona mı verecekti benim reçelimi? Hayır, reçel benimdi! Hemen uzanıp, bütün kaseyi önüme aldım ve kaşık kaşık yemeye başladım. Bana şaşkın şaşkın bakmalarına hiç aldırmadan, içimi baymasına bile aldırmadan reçelime sahip çıktım. Bir yandan da dolu ağzımla konuşuyordum.
‘’Sen sevmezsin Güzide. Bu reçeli sadece bana yapıyorlar. Bak, tabağın zaten dolu. Sen oradan ye.’’
Gülümseyerek ‘’Sana afiyet olsun canım. Benim bademe alerjim var zaten.’’ dedi.
Bakışlarında sanki bir abla şefkati vardı. Sanki benim yememden mutlu oluyor gibiydi… Sızlayan vicdanımla, elimdeki kaseyi yavaşça önüme bıraktım.
‘’Cenkay konuyu değiştirmek için beni bademle zehirlemeye çalıştı sadece.’’ dedi neşeli bir sesle.’’
‘’Güzide, hadi kahvaltını yap da gidelim.’’
‘’Ama çok güzel olmaz mıydı şimdi biz kahvaltı yaparken biraz piyano çalsan? Kahvaltıda müzik dinlemeyi çok severim; özellikle canlı müzik dinlemeyi…’’
‘’Kahvaltını yap, hadi…’’
‘’Cenkay lütfen… Bak, şurada zavallı bir piyano bize boynu bükük bakıyor.’’
‘’Evet oğlum, güzel olurdu bize biraz çalsan. Ne zamandır dinlemiyoruz seni.’’ seni dedi Nergiz yenge de.
‘’Peki ama sadece bir parça.’’ dedi.
Annemin piyanosunu mu çalacaktı? Utanmadan, benim gözlerimin önünde, hem de sevgilisine, benim annemin piyanosunu mu çalacaktı? Ben, bu kadarını da yutup sineye çekemezdim. Bu kadar da olmazdı!
Elimi birden masaya vurmamla herkes bana baktı.
‘’O piyanoya elini sürersen senin parmaklarını kırarım!’’ diye bağırdım.
‘’Rana, sen ne biçim konuşuyorsun kızım?’’
‘’Ne dediğimi duydun dayı. Annemin piyanosu o! Dokunmayacak! Annemin piyanosuna dokunmayacak!’’
‘’Kızım sadece bir şarkı çalacak. Daha önce de çaldı, dinledik o kadar.’’
‘’Hayır!’’ dedim. Masada elime gelen ne varsa sağa sola fırlatmaya başladım.
‘’Annemin piyanosuna dokundurtmam onu!’’
Feryat figan bağırıp çağırmaya ve göz pınarımdaki, dalından ayrılmaya yüz tutmuş bir yaprak gibi süzülen yaşlarıma çektiğim seti yıkmaya başlamıştım.
‘’Dokunmasın! Hiçbir şeye dokunmasın! Annemin piyanosu o! Annemin!!!’’
Bilincimi iyice kaybediyordum. Önümdeki meyve suyu bardağını masanın kenarına vurarak, elimde kalan ucu keskin parçayı Cenkay’a doğru tuttum.
‘’Eğer, elini sürersen seni öldürürüm!’’
Dayım nihayet olanları idrak etmeye başlamıştı.
‘’Kriz geçiriyor! Ambulansı arayın.’’
‘’Annemin piyanosu o! Elini sürmeyecek! Annemin, o annemin!’’
Önce yüksek perdeden çıkan sesim, gittikçe cılız bir hal alıyor ve gücünü yitirerek titriyordu. Göğsümün her nefeste daha da sıkıştığını hissediyordum. Kesik kesik nefeslerimin, sıklığı artmasına rağmen, sanki hiç nefes alamıyormuş gibi hissediyordum. En son, beni ayakta tutmakta zorlanan dizlerime destek almak için, iki elimle masanın örtüsüne tutundum. Medet umduğun masa örtüsü de aynı Cenkay gibi beni yarı yolda bıraktı. Ben yığılırken, o da taşıdıklarıyla beraber üstüme düştü. Sonrasıysa tamamen bir boşluk, karanlık ve soğuktu… Yine de içimi garip bir umut kaplamıştı. Belki de bu benim annemle babama kavuşma hikayemin başlangıcıydı. Ölümden hiç korkmuyordum.