Mert kahvesini almış, dönmüştü.
Beni Demir Bey’in ofisinden dönerken görünce,
“Güzel. İkinci görevi de tamamladın. Yapabileceğine inanmaya başladım,” dedi.
Gülümsedim. Hemen Volkan Bey’i aradım.
“On üç dakika sonra çıkacak Demir Bey,” dedim. “On beş dakika sonra da oradayız.”
“Tamamdır, Zeyno Hanım. Araç hazır.
"Lokasyon bilgilerini telefonunuza mesaj attım Volkan Bey. Görüşmek üzere” dedim ve telefonu kapattım.
Mert Bey başını aşağı yukarı sallayıp,
“Sen olacaksın. Görebiliyorum bunu,” dedi.
Gülümseyip teşekkür ettim. Hemen lavaboya gittim; hızlıca deodorantımı ve parfümümü yeniledim, rujumu tazeledim. Telefon çaldı, hemen kulaklığıma dokundum.
“Bu akşam saat 22.00’de Merve Balçık ile toplantım olacak. Takvimi oluştur.”
“Tamamdır, Demir Bey. Konum neresi?”
“Merve Hanım’ın dairesi. Adres listesinde var.”
“Dairesi derken… evi mi?” diye sordum ama telefonu kapatmıştı.
Oha. Bu adam akşam evine gideceği sevgilisi için bile takvim mi oluşturuyordu? Demek ki yalnız değildi. Zaten neden yalnız olsun ki? Neyse, beni ilgilendirmez diye düşündüm ve söylediklerini hemen yaptım.
Asansörü çağırdım, Demir Bey’in çıkmasını bekledim. Çıktı ve çantasını bana verdi. Hemen aldım. Asansöre bindi, tekrar kilidi taktı.
Aşağı indiğimizde Volkan Bey kapıyı Demir Bey’e açtı. Ben de kendi kapımı açıp bindim.
Konuma doğru giderken koltuktaki ekrana bir dosyayı yansıtmamı istedi. Neyse ki hemen yansıttım. Mert o kadar düzenliydi ki, çok şükür zorlanmıyordum.
Dosyayı okurken, bir yerde durmuştuk. Nerdeyiz neden durduk diye anlamaya çalışırken eczaneyi gördüm. Yüzüme bakmadan:
“Bir kutu prezervatif,” dedi.
Döndüm, ağzım açık bir şekilde yüzüne baktım. Kafasını bana doğru çevirip,
“Vaktim yok. Hadi, senin anlamanı mı bekleyeceğim?” deyince fırladım arabadan ama hâlâ ne yapacağımı tam olarak anlayamamıştım. Prezervatifini de ben mi alacaktım?
Sonra gün içindeki uyarılar aklıma geldi. Her şeyiyle ben ilgilenecek, her ihtiyacını ben karşılayacaktım. Ne büyük şans.
Daha önce hiç almamıştım. Eczaneye girdim ve utanarak,
“Bir kutu prezervatif,” dedim.
“Boy ve marka?” diye sordu.
“Bilmiyorum,” dedim.
Sonra bana seçenekleri anlatmaya başladı. Cevap veremedim. Kuyruğumu kıstırıp ona sormam gerekiyordu ama çok utanıyordum. Gözlerim önümde, ayaklarıma bakarak arabaya doğru yürüdüm. Demir Bey’in camının önünde durdum. Cam yavaşça aşağı indi. Demir Bey bıkkınlıkla bana baktı.
“Ne var?” diye sordu.
“Demir Bey… şey… nasıl desem?”
“Hızlı desen? Rahatsız oluyorum bu tavrından.”
“Hangi boy?” diye sordular, derken sesim fısıltı gibi çıkmıştı.
“Duymuyorum,” diye sinirle cevapladı.
Boğazımı temizledim.
“Hangi boy ve marka olacaktı? Çok fazla seçenek var,” dedim.
“Öyle mi? Mesela nasıl seçenekler?”
Allah’ım, bugün ne zaman bitecekti…
“Şey… Standart var çoğu ölçüye uygunmuş. Bunun dışında Small, Medium ve XL gibi boyutlar var. Ayrıca… eğer isterseniz… yokmuş gibi hissettiren versiyonları ya da… nasıl desem…”
“Söyle.”
“Aromalı olanlar da varmış.”
“Ne gibi aromalar?”
“Ellerinde çilekli ve karışım meyveli varmış.”
Şuraya doğru ölebilir miyim? diye sormak istiyordum.
Marka olarak da iki seçenek olduğundan bahsettim.
“Bir kutu XL,” dedi.
“Tamam,” deyip hemen döndüm.
“Zeyno Hanım,” dedi.
Hızla geri döndüm, istemeden gözlerine baktım. Gözlerime bakarak dudaklarını ıslattı.
“Çilek aromalı olsun,” dedi.
“Tabii,” deyip koşarak eczaneye döndüm. Yetişkin bir kadındım ama neden bu kadar utandığımı bilmiyordum. Sanırım alışmam gerekecekti.
Daha biraz önce muhtemelen seks için bir takvim ayarlamıştım. Şimdi de prezervatif istemesi son derece normaldi. Yani tabi ki normal falan değildi ama o adamın dünyası için normaldi.
Eczacı hemen poşete koydu. Demir Bey’in kartıyla ödeme yaptım, fişi aldım ve koşarak arabaya bindim. Poşeti camla kendim arasına sakladım. Çok sıcaklamıştım; muhtemelen utançtan.
Ceketimi çıkardım. Düzeltip arkaya doğru kırışmaması için uzatmak istedim. Ben uzanmaya çalışırken gözleri üzerimdeydi.
Gideceğimiz yere varmıştık. İnip toplantının yapılacağı şirkete girdik. Hemen ofise geçtik.
“Sizinle gelmemi ister misiniz?” diye sordum.
“Evet,” dedi ve içeri girdik.
Herkesle el sıkıştık. Kimseyle beni tanıştırmadı.
Masaya oranın sahibi gibi kuruldu. Ben de yanına oturdum. Toplantı başlayınca görüşmeler başladı. Her konuşanı dinliyor, ufak notlar alıyordum. İstememişti ama sorar mıydı bilemedim. Sorarsa hazır olmakta fayda vardı.
Ne zaman Demir Bey konuşsa ona kitleniyordum ama çok iyiydi. Hitabeti güçlüydü, ikna kabiliyeti yüksekti. O konuşurken herkes başını aşağı yukarı sallıyor, konuşmayı kendi istediği yönde yönlendiriyordu.
Bir buçuk saat geçmişti; hâlâ sunum ve üzerine yapılan görüşmeler devam ediyordu. Bir spor kompleksi inşaatı için konuşuyor, kullanıcı deneyimini nasıl iyileştireceklerini tartışıyorlardı. İçlerinde adının Gözde olduğunu öğrendiğim bir kadın bana sık sık bakıyor ve sevgiyle gülümsüyordu. Tanışıyor muydum diye düşündüm ama bir türlü hatırlayamadım.
Telefonuma mesaj geldi. Sessizdeydi ama ekran parlamıştı. Sevgi’den mesaj vardı. Onunla çok görüşememiştik; sadece işe kabul edildiğimi bildiren bir mesaj atabilmiştim. Aslında en yakın arkadaşımdı ama ikimiz de çok yoğun günler geçiriyorduk. Ne yaptığımı sordu. Demir Bey’le toplantıda olduğumu yazdım.
“Demir Bey nasıl, yakışıklı mı?”
Hemen cevap yazdım:
“Bu soruya cevap vermeyeceğim çünkü kendisi benim patronum.”
“Evet, erkek cinsiyetinde bir patron. O yüzden sakın bana fark etmediğini söyleme. Yakışıklı mı?”
“Kalp krizi geçirtecek cinsten :) Ama çok soğuk ve sinirli. İşte Yaradan her şeyi aynı anda vermiyor insana.”
“Acaba yatakta da öyle mi?”
Off Sevgi, dedim içimden. Bu kızın libidosundan bıkmıştım.
“Bilmiyorum çünkü onu hiç yatakta hayal etmedim.”
“Zeyno’c*m, bana yalan söyleme. Adamı internette arattım. Biblo gibi, heykel gibi, sütun gibi adam.”
“Peki, evet öyle ama tekrar ediyorum: o benim patronum.”
“Bana da mı itiraf etmeyeceksin :D”
“Tamam tamam… evet, gözlerim bayram etmiyor değil. Evet, toplantı masasına beni oturtup öpmeye başlasa itiraz etmezdim ama bu kadar.”
Demir Bey telefonda fazla oyalanmamdan olacak ki yandan yandan bakıyordu. Hemen mesajları silmeye başladım. Tam son mesajımı da silecektim ki telefon elimden hızla çekildi.
Ne… nasıl olur? Masanın altından gizlice telefonumu çekmiş, okuyordu. Allah’ım… İlk günden işim bitmişti. Mesajda isim falan geçmiyordu ama kendisinden bahsettiğimi anlamasa bile rezil olmuştum.
Mesajı okuyunca gözlerini kaldırıp bana baktı.
Gözlerini ayırmadan telefonu uzattı. Titreyen ellerimle geri aldım. Sonra yine gözlerime bakmaya devam ederek bacak bacak üstüne attı, sandalyesini bana doğru çevirdi. Avuç içini toplantı masasına koydu ve ellini masanın üzerinde yavaşça okşar gibi gezdirmeye başladı. Kıpkırmızı olmuştum. Başımı diğerlerine çevirdim. Kimse bakmıyordu.
Tekrar Demir Bey’e döndüm.
Ne yapacağımı bilemedim. Kafamı çevirdim. Toplantı bitene kadar başımı hiç kaldırmadım.
Toplantı bitince başım önde, herkesle el sıkıştım ve asansöre bindik.
Demir Bey bir anda,
“Zeyno Hanım, toplantı esnasında telefonla görüşme istemiyorum. Toplantı masası fanteziniz hakkında lütfen mesai saatleri dışında konuşun,” dedi.
“Yanlış anladınız, Demir Bey, ben—” derken kafasını bir anda bana çevirdi, gözlerini dik dik bana baktı.
Önüme döndüm ve özür diledim.
Tekrar arabaya yöneldik. Gün boyu oradan oraya onu takip ettim. Programı çok doluydu. Akşam saat 21.30’da Merve Hanım’ların evinin olduğu sokağa giderken beni eve göndereceğini sanmıştım, göndermedi.
Çıkarken elini uzattı.
“Kutuyu alayım,” dedi.
Hemen poşetiyle çıkarıp verdim. Aldığı gibi arabadan indi.
Aradan on beş dakika geçmişti ki telefonum çaldı. Hemen kulaklığıma dokundum.
“Bana doğru eczane poşetini getir. Kapı açık,” dedi ve kapattı.
Doğru eczane poşeti…
Haaayııır… hayır hayır…
N’olur olmasın… n’olur olmasın…
Pamuk ninemin çilek reçeli kavanozunun olduğu poşeti ona vermiş olmayayım diye kenara çektim. Diğer poşeti bulup açtım. İçinde prezervatifler vardı.
Bitmiştim. Rezil olmuştum.
Kovulacaktım.
Titreye titreye ama hızla merdivenleri çıktım. Kapısı aralık olan daireden içeri girdim. Kadının zengin olduğu belliydi; ev devasaydı. Dubleksti. Sağa doğru dönerken birden çıplak ayak sesleri duydum. Döndüm ve karşımda, üst katın merdivenlerinden inen Demir’i gördüm.
Üzerinde sadece siyah bir boxer vardı.
Patronum karşımda yarı çıplaktı.
Üstelik sertliği aşırı belliydi; çünkü dar bir boxer giymişti ve boxerın içindeki şey tam da söylediği gibi XL'dı.
Hangi ara yaptığını bilmediğim kasları vücudunda her hareketinde dalgalanıyordu. Artık o kadınla her ne yapıyorsa, terden vücudu parıl parıldı. Saçlarıysa “az önce sevişiyordum” der gibi darmadağınıktı. Gözleri sinirden kısılmış, bana doğru yürüyordu.
Azrailim bana doğru yürüyordu ama ben kımıldayamıyordum. Gözlerimi başka tarafa çevirmek ya da kapatmak istiyordum. Yani istemiyordum ama istemem gerektiğini biliyordum. Yine kitlenmiştim karşımda her gün göremeyeceğim bir manzara vardı.
Merdivenlerden inerken keyifle izlemek güzeldi ama bana doğru yaklaştıkça şimdi utanmaya başlamıştım. bir kaç adım kaldığında hemen kafamı sola çevirdim.
Çok yaklaşmıştı. Sıcaklığını ve kokusunu hissediyordum. Biraz daha zorlasa burnu yanağıma değebilirdi.
Elinde tuttuğu bir şeyi havaya kaldırdı. Sonra diğer eliyle çenemi sıkıca tutup sertçe bakmam için zorladı. Elinde çilek reçeli kavanozu vardı.
“Beni… en son… kim bu kadar… sinirlendirdi… hatırlamıyorum,” dedi. Her kelime arasında duruyor, bastırıyordu.
Özür dilemedim. Siniri artık o seviyeyi geçmişti.
“Poşetler karışmış,” deyip diğer poşeti uzattım.
“Az önce benim için ne kadar güzel bir anı mahfettiğinin farkında mısın?”
Artık bıkmıştım. Gözlerimi gözlerine çevirip dik dik baktım. Boylarımız arasında biraz fark olsa da çok da kısa değildim.
“Madem çok güzel bir an yaşıyordunuz, niye şimdi burada benimle tartışarak ve inatlaşarak vakit kaybedip o ana geri dönmüyorsunuz?” dedim.
Meydan okuyordum. Sıkılmıştım. Bu iş taciz boyutuna gelmişti.
Dudağının kenarı kıvrıldı.
Gözleri dudaklarıma indi. Fazla yakın duruyordu. Bir adım geri attım.
“Yarı çıplaksınız, Demir Bey. Ben teşhirciliğin hoş karşılanmadığı bir şirkette çalışıyorum. O yüzden müsadenizle arabada bekliyorum,” dedim.
Birkaç adım attıktan sonra, ne cesaret bilmiyorum, omzumun üzerinden geri dönüp son bir kez baktım. Bana sorgular gibi bakıyordu. Gözlerimi vücudunda gezdirdim.
“Güzel tasarım,” dedim ve yürümeye devam ettim.