Teşhircilere ne olur?(+21)

998 Words
DEMİR Gözde’nin bedeni Zeyno’yla kıyaslanamazdı. İkisi de kendi güzellik evreninde var olan kadınlardı. Gözde daha maskülen bir vücut tipine sahipti; atletik yapısı ve yılların getirdiği disiplinle tenis, golf, kürek gibi sporlara ilgiliydi. Kendi dünyasında bu sporlarda başarılı olmak, aynı zamanda iş hayatında da var olmak demekti. İnsanlar benzer zevkleri paylaştığı kişilerle daha çabuk bağ kurabiliyor, birkaç saatlik bir golf oyunu esnasında milyonluk iş anlaşmaları yapılabiliyordu. Ben de bu sebeple bu sporlarda belli bir seviyeye gelmiş, Gözde ile de zaten bu şekilde tanışmıştım. O sırada aklıma Zeyno geldi. Daha kıvrımlı, daha dolgun hatlara sahip, daha avuçlanası, şaplaklanıp çatır çatır… Adam ol Demir. Karşında Gözde var. Zeyno değil, dedim içimden. Bakışlarımı Gözde’nin gözlerine çevirdiğimde bir kaşının kalkmış olduğunu gördüm; dikkatimin dağıldığını fark ettiğini anlamıştım. Bir yandan da telefonda birine: “Bu şekilde anlaşma sağlanamayacağını söylemiştim. Şu anda bir toplantım var. Eğer makul bir zemin oluşmayacaksa kapatacağım.” diye birilerinin canına okuyordu. Bütün gün yapmak istediğim şeyi yaptım ve jartiyerlerinden tutup kendime doğru çekip bıraktım. Bacaklarına çarpan lastiğin yakıcı etkisiyle Gözde bir an gözlerini kapattı, birkaç saniye sonra bana hafif sinirli bir ifadeyle baktı. Telefonu hâlâ kapatmadığına göre önemli bir görüşmeydi. Ama benim vaktim yoktu. Gözde’nin bana odaklanması da umurumda değildi zaten. Bugün buraya kendimi rahatlatmak ve yarın Zeyno’nun karşısına daha aklı başında çıkmak için gelmiştim. Sütyeni göğüslerini sıkıştırıp yukarı bastırıyor, normalden daha dolgun görünmelerine neden oluyordu. Acaba Zeyno’nun göğüsleri bu sütyenle nasıl görünürdü? Gözlerimi kapattım, detaycı hayal gücüme sığınıp başımı Gözde’nin göğüslerine gömdüm. Bir yandan da avuçlayıp sıkıca birbirine bastırıyordum. Memelerinin üstünü öperken sütyeni aşağı doğru çekiştirdim. Gözlerim kapalıyken her şey çok gerçekçiydi. Göğüs uçlarını emmeye başlayıp sertliklerinden memnun olacak seviyeye getirince kafamı kaldırıp ikisini birden tokatladım. Telefona doğru istemsizce küçük bir “ahhh” sesi çıktı. Hemen toparlanıp, “Ahh… öyle mi demek istedim,” dedi. “Daha iyi yalan söylemelisin,” diye fısıldadım. Yavaşça göğüslerinden göbeğine, oradan da jartiyerin olduğu bacaklarına indim. Jartiyerle çorap arasındaki çıplak bölgeyi hafif öpücüklerle dolaşmaya başladım, uyluklarını ise dilimle keşfe çıktım. Dilimin her dokunuşunda o da kıpırdanıyordu. Telefondaki her kimse önemli bir görüşme gibi görünse de artık geçiştiriyor, alakasız cevaplar veriyordu. Söylenenleri tam algılayamadığı için ara ara tekrar ettiriyordu. Bense başka bir içsel çatışma yaşıyordum. Gözlerimi kapatınca Zeyno’yu hayal edip sertleşiyor, açınca ise kendimi kandıramayınca isteğim azalıyordu. Sinirlerime hâkim olamıyordum. Daha bugün tanıştığım ve yıllarca tanımadan nefret ettiğim birinin böylesine dengemi bozmasına öfkeleniyordum. Kendimi toparlamaya çalışıp Gözde’ye odaklanmak istedim. Karşımda model gibi güzel, iş dünyasında saygın bir yeri olan cool bir kadın vardı. Onunla bir gece geçirmek isteyen kim bilir kaç kişiyi reddederken, beni her zaman programına sıkıştırmayı başarmıştı. Kaç kere çağırdığımda ofise gelip beni tatmin etmişti. Vefakâr insanlar ödülü hak ederdi, benim kitabımda. Tangasını sıyırdım ve kendimi de onu da daha fazla şevke getirmek için, biraz fazla sert de olsa kadınlığına yapıştırdım ağzımı. Ama istediğim heyecan bir türlü gelmiyordu. O yüzden öyleymiş gibi davranıp kendimi kandırmam gerekiyordu. Daha önce onu hiç böyle emmemiştim. O kadar hoyrat, o kadar sert ve hızlıydım ki telefona doğru: “Hmmm… hı hı evet… sanırım… ımmhh… kapatmam gerek. Çok agresif bir durumla karşı karşıyayım,” derken agresif durumun dilim ve ağzım olduğunu anlamamak mümkün değildi. “Bu durumla ilgilenmem gerek. Sonra konuşuruz,” deyip telefonu kapattı. Koltuğa fırlattıktan sonra saçlarıma yapışarak beni kendine bastırdı. “Seni bu kadar azdıran şeyi ya da kişiyi öğrenmek istiyor muyum emin değilim,” dedi. Kıvranarak ağzıma doğru sürtünmeye başladı. Kafamı kaldırıp ayağa kalktım, onu çevirip kalçalarını kendime bastırdım. “Neden o kişinin sen olacağını hiç düşünmüyorsun?” dedim. Özgüvensizlik ona göre bir davranış değildi. “Seninle yıllardır yatıyoruz. Seni hiç böyle görmedim,” dedi nefes nefese. Boydan boya cam olan plaza duvarına bastırdım onu. Tüm vücudu cama yapışmışken ben arkasından kendimi sürtüyordum. Sırtı dönükken onu Zeyno olarak hayal etmek çok daha kolaydı. “O zaman daha fazlasını görmeye hazır ol,” dedim. Fermuarımı indirip, Zeyno düşüncesiyle taş gibi olmuş penisimi birkaç kez sıvazladım ve kadınlığının başına dayadım. Tek hamlede köküne kadar içine girince: “Ahhhh Demir! Parçaladın! Yavaş!” diye inlemeye başladı. Ama ben onu duymuyordum bile. O kadar sert vuruyordum ki elleriyle cama çarpıyor, çığlık çığlığa içindeki benle baş etmeye çalışıyordu. Tempomu düşürmem gerekiyordu ama yapamıyordum. Tüm nefretimle, hayranlığımla, yılların birikmişliğiyle ve sabahki çilek reçelli dudakların üzerimde bıraktığı etkiyle her şeyin acısını Gözde’den çıkarıyor, yerine Zeyno’yu koyuyordum. Kulağına eğilip: “Sike sike alacağım senden intikamımı,” dedim. “İntikam mı?” diye nefes nefese sordu. Saçlarından tutup yemek masasının üstüne yapıştırdım. Bacaklarını sertçe açıp hız kesmeden devam ettim. Odayı etin ete değme sesleri dolduruyordu. “Hayvan mısın!” diye hem itiraz ediyor hem inliyordu. “Sen teşhirci küçük bir orospusun. Teşhirciler böyle sikilmeyi hak eder,” diye homurdanıyordum. Artık ayakta duramıyordu. Bu kez yere indirip arkasına geçtim. Kollarını tutup arkada birleştirdim. “Sıkı tutun,” dedim. İvme alıp daha derine vurmaya başladım. Bu pozisyon Zeyno’nun sabah asansördeki görüntüsüne çok benziyordu. “Demir… boşalmak üzereyim,” dediğinde hızımı artırdım. Titreye titreye boşaldı. Ben de gözlerimi kapatmış, zihnimde Zeyno’yla asansördeydim. Daha fazla dayanamayarak Gözde’nin arkasından ben de boşaldım. Saat 08.47’yi gösteriyordu. Onu yerde nefes nefese izlerken fazla sert davrandığımı düşündüm. Elimi uzatıp kaldırdım. Koltuğa uzandı. “O kadın kim bilmiyorum ama onu da böyle becereceksen şimdiden şans diliyorum,” dedi. “Ne kadını?” diye sordum. Cevabı biliyordum ama anlamazlıktan geldim. O da cevap vermedi. Biraz soluklandıktan sonra: “Duş alıp yatmam gerek. Bir şeye ihtiyacın olursa evi biliyorsun,” dedi. “Tamam, teşekkürler.” “Görüşürüz.” Odasına yöneldi. Kapıdan girerken döndü: “Demir… intikam almak sadece karşındakini değil seni de yakar.” Dedi ve biraz bana acıyan gözlerle burukça gülümsedi. Kulağına fısıldadıklarımdan dolayı derdimin ne olduğunu tabii ki anlamıştı. Bu hali sinirimi bozmuştu. Ondan gelecek iş dışında ki kişisel tavsiyelere ihtiyacım yoktu. Zeyno’yu yakmak beni yaksa da küllerimden yeniden doğurur, diye düşündüm. Dağılan eşyalarımı hızla toplayıp çıkarken kapıyı kapattım. Boşalmak sinirimi boşaltıp beni rahatlatırdı genelde ama şu an Gözde’nin o bana acıyan hali ile bakan gözleri sinirimi tekrar vücudumda toplamıştı. Bir kez daha anladım. Bu nefreti, acıyı ve yılların içimde biriktirdiği bu öfkeyi kalıcı olarak sistemimden atabileceğim tek kadın Zeyno’ydu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD