Zaman Maliyeti

998 Words
— Zeyno Hanım geldiler, Demir Bey. Sırtım kapıya dönüktü. Telefonda babamla konuşuyordum. Zeyno ile ilgili planımdan haberi vardı; intikam söz konusu olunca ustam her zaman babam olmuştu. Yıllardır içinde biriktirdiği ihanete uğramışlık ateşi, onun intikam duygularını körüklemiş; o ateş çocukluğumdan beri beni de yakmıştı. Dramatik bir dönüş yapmak istercesine sandalyemi yavaşça çevirip ona baktım. Büyük bir şaşkınlık yaşadım. İsmini duyduğumda ve bana hissettirdiklerinden dolayı onu zihnimde iğrenç bir varlık olarak canlandırmıştım hep. Oysa şimdi karşımda, sabah beni beş dakika içinde üç kez tahrik eden, fıstık gibi bir kadın duruyordu. Önce mideme kramp girmiş gibi bir his yayıldı. Ardından hızla toparlandım. Bundan sonra fotoğrafsız CV almamaları konusunda ekibi uyarmam gerekecekti diye düşündüm. Kalın çerçeveli gözlükleriyle tam bir kütüphane görevlisi havasındaydı. Aklıma gelen kütüphane fantezilerini hemen zihnimden sildim. Aslında belki de böylesi daha iyiydi. İntikam planımın içerdiği sahneleri düşündükçe midem bulanıyordu. Şimdi ise onu fiziksel olarak yok etmeye yönelik kısımlar gözümde daha keyifli bir hal almıştı. Planımın başarılı olabilmesi için Zeyno’nun işi kabul etmesi gerekiyordu. Yasal olmayan yollarla elde ettiğim bilgiler sayesinde paraya ihtiyacı olduğunu, evini ipotek ettirdiğini biliyordum. Babasını yaşam destek ünitelerine bağlı yaşattıkları onlarca yıl içinde servetlerini harcamış olmalılardı. İş başvurularının önünü de bilerek kapattırmış, kimsenin onu aramamasını sağlamıştım.. Özellikle çaresizlik hissine kapılması için aylarca mülakata çağırmadan bekletmiştim. Kolumu sandalyeye yasladım, elimi bilerek dudaklarımın üzerinde gezdirdim. Kadınlar basit varlıklardı. Bana olan ilgilerinin farkındaydım. Ama Zeyno’nun ilgisini iyice artırmak planım için önemliydi; bu yüzden onu biraz daha zorlayacaktım. Gözlerindeki şaşkınlık ve aralık dudaklarından aldığı derin nefeslerden beni beğendiği çok belliydi. Resmen yaprak gibi titriyor, belli etmemek için kendini kasıp duruyordu. “Güzel,” dedim içimden. “Belki de av, avcıyı fazla uğraştırmadan kendi ayaklarıyla teslim olacak.” Gerçi amaç benim zevk almam değildi. Onun yıkılışını izlemek ve babamın yaşattığı acı dolu yılların intikamını almak… Bundan daha büyük bir haz olabilir miydi? Kendini toparladı. Daracık eteği ve ince topuklularıyla bana doğru yürüdü. O eteğin altındaki manzarayı bildiğim için, onu istemsizce topuklu ayakkabılarının üzerinde eteksiz hayal ediyordum. — Memnun oldum Demir Bey, ben Zeyno Aydın. Elini sıktım ve hemen geri çektim. Bu kadar güzel bir kadının bu kadar iğrenç bir aileden gelmesi onun suçu değildi. Ama ben de on yaşında masum bir çocuktum. Onun ailesinin bana yaptıkları da benim suçum değilken, bedelini en ağır ben ödemiştim. O büyük hezeyandan kendi imparatorluğumu kurarak çıkmıştım. Karşımdaki koltuğa oturdu. Zarif görünmek için eteğini düzeltmeye çalışıyordu ama o kadar gergindi ki bir türlü yerleşemiyordu. Sonunda bacak bacak üstüne attı. Dosyalara bakıyormuş gibi yaparken göz ucuyla sapıkça bacaklarını süzüyordum. Emrimde onlarca kadın personel varken, birinin ne giydiğini fark etmezdim bile. Ama şu an tüm algılarım Zeyno’nun üzerindeydi. Normalden biraz derin nefes alsa bile fark ediyordum. — Bugünkü sınavlarda başarılısınız. IQ testiniz iyi seviyede. İngilizceniz akıcı olarak değerlendirilmiş. Zeyno zaten işe alınacaktı. Mülakattaki görevliler özel olarak bilgilendirilmişti. Sonuçlar ne çıkarsa çıksın olumlu olacaktı ama açıkçası sonuçları da gerçekten iyiydi. — Memnun kalmanıza sevindim, dedi. İçimden, “Daha da memnun kalacağım,” diye geçirdim. SWOT analizinde heyecanlı oluşunu hem güçlü hem zayıf yön olarak yazmıştı. Sorunca bunu detaylıca açıkladı. Kendini çok iyi ifade ediyordu. Hitabeti güçlüydü, ikna kabiliyeti yüksekti. Şirketimi kelime seçimlerinden bile ne kadar iyi anladığını fark edebiliyordum. Burada geçirdiği yarım günde bile jargona hakim olmuştu. Özellikle benim takıntılı olduğum zaman yönetimi ve süreç planlamaya sürekli atıf yapıyordu. “Bak sen bizim çilek reçeline,” diye düşündüm. Etkilenmiştim. Gözlerim istemsizce tekrar vücudunda dolaştı. Gömleğinin açık düğmelerinden görünen göğüs kıvrımlarından çilek reçeli yaladığım bir sahneyi zihnimden zorla attım. Final sorumu sordum: — Neden burada çalışmak istiyorsunuz? Cevaplar genelde ezberdi; ya şirkete övgü ya da imkanlardan bahsederlerdi. Ama onun cevabı beni birkaç saniyeliğine kilitledi. — Aslında ben de size bunu soracaktım. Kaşımı kaldırdım. — Kariyer avcılarınız beni buldu. Beni buraya çağıran sizsiniz. Peki siz neden benim burada çalışmamı istiyorsunuz? “Ah bir bilsen,” dedim içimden. Aklımda seninle neler yapmak var… Sana neler yaşatacağım… Dudağım kıvrıldı. Bu soruyla ilk kez karşılaşıyordum. Cesurdu. Yaşına göre akıllıydı. Kendisini “istenen” konumuna yerleştirmişti. İş hayatında etiketler önemliydi. Sonra açık iletişimle ilgili yine çok mantıklı bir açıklama yaptı. Bir an içimde bir sızı hissettim. Yıllardır yok saydığım merhamet duygusundan küçücük bir kırıntı baş gösterdi. Akıllıydı. Oyun oynamıyordu. Masum görünüyordu. Ben onun yerinde olsam ne yapardım? Benden nefret eder miydi? Beni yok etmeye yemin eder miydi? Ona herkese sormadığım özel bir soru sordum: — Bir şeyi elde etmek için ne kadar ileri gidebilirsiniz? Cevabını bitirirken şunu söyledi: “Bir hedefim varsa, onu elde etmek için her şeyi yaparım.” Tabii hedefin kendisi olduğunu bilmiyordu. Bu sözle birlikte içimdeki merhamet tamamen yok oldu. Demek o da benim yerimde olsa aynısını yapardı. Tabii o detayları bilmiyordu ama her şeyi yaparım ifadesini duymuştum ve bunu kendimi rahatlatmak için kullanacaktım. İşe alındığını söyledim. Profesyonel durmaya çalışsa da sevinçten yerinde duramıyordu. Detaylar için asistanıma yönlendirdim. Ayağa kalktı, ben de kalktım. Elimi sıktı. Beni hayal kırıklığına uğratmayacağını söyledi. Hayal kırıklığına uğrama şansım yoktu. Yarın onu bir denek faresi gibi kullanmaya başlayacağımı bir bilse… Çıkarken kalçalarının salınışını izledim. Biraz utandırmak fena olmazdı. Asansörün soyunma odası olmadığını, teşhircilik istemediğimi söylediğimde donup kaldı. Yüzünün kızardığını net gördüm. Bu halde üstünlük bendeyken ofisten çıkmasını isteyip bir sonraki görüşmemi bahane ettim. Birinci aşama tamamlanmıştı. Öğleden sonra toplantılar, projeler, yatırım analizleri derken zaman hızla geçti. Saat yediye yaklaşırken asistanım sekizde Gözde ile olan “toplantımı” hatırlattı. Asansöre bindim, özel anahtarımla doğrudan zemine indim. Bu anahtarı vakit kaybettirmemek için yaptırmış kalabalık saatler dışında hep bu anahtarla transit kendi katıma çıkmaya başlamıştım. Arabaya geçtim, telefon görüşmelerimi yolda hallettim. Saat 19.54’te kapının önündeydim. Erken gelmekten hoşlanmazdım. Bu sebeple hemen çıkmadım. Birkaç mail yanıtladım. 19.59’da kapıyı çaldım. Yardımcısı açtı. — Hoş geldiniz Demir Bey. — Hoş bulduk. Her zamanki gibi viskimi buzsuz getirdi ve mesaisinin son işini de yapmış olarak eşyalarını toplayıp çıktı. Saat 20.01’de Gözde salona girdi. Üzerinde uzun saten bir sabahlık vardı. Telefonda konuşurken beni süzüyordu. Bir saatini bana ayırıyordu. Bunun Gözde gibi bir kadın için zaman maliyeti yüksekti. Beni süzerek yatırımının maliyetine değip değmeyeceğini öğrenmeye çalışıyordu. Ben de ona yatırımın karşılığını gösterecektim. Ayağa kalktım. Telefon görüşmesi devam ederken sabahlığının kuşaklarını çözdüm. Sipariş ettiğim takım üzerindeydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD