Demir Bey

1390 Words
Zeyno Can ile gülüşerek binaya geri dönüyorduk. Sabah buraya gelirken tek hayalim işe girmekti. Şimdi ise Can’ı o kadar sevmiştim ki onun da işi kapması için dua ediyordum. Mesleki alanlarımız çok farklıydı. Ben duygular ve kelimelerin gücü üzerinde çalışırdım, o ise veriler ve onların ifade ettikleri üzerine. Buna rağmen eğlence anlayışımız ve zevklerimiz fazlasıyla ortaktı. Onunla arkadaş olmak çok keyifli olurdu. Bu kez asansörde 34. kata bastık; çıkarken bilgilendirilmiştik. Demir Bey’in ofisi en üst kattaydı. Kapılar açılınca ağzım açık kaldı. Aşağıdakinden çok daha büyük bir lobisi vardı ve her detayıyla insanilikten uzaktı. Hastane gibi sterildi ama morg gibi soğuktu. Sabah bankoda bize destek olan asistan burada da masanın başındaydı fakat bu sefer yalnız değildi. Yanında diğer asistan olduğunu tahmin ettiğim buz gibi bakışlı kumral bir kadın vardı. “Burada işe girmek için robot olmak mı gerekiyor?” diye mırıldandım hayretle. Can hafifçe öksürerek gülümsedi. Ortam o kadar sessizdi ki sesimiz yankılanıyor gibiydi. Arkamızdan diğer üç aday da geldi. Selamlaşıp deri koltuklara oturduk. Koltuklar o kadar soğuktu ki yırtmacımdan tenime değen yerler zatürre olmak için yeterliydi. Pamuk ninem olsa şimdi, “Bu koltuklara örtü serin yavrum, üşütürsünüz,” derdi. Onu düşününce içimden tekrar dua ettim. “Allah’ım, kendim için bir şey istemiyorum ama pamuk ninem için, babamı yaşatabilmek için lütfen bu işi almama yardım et.” Yoksa babamın iflasından sonra bize kalan son şey olan evimiz de gidecek, sokakta kalacaktık. Bloggerlık gelirlerim vardı ama geçinmemiz için asla yeterli değildi. Sadece bazı faturaları ve ara sıra market alışverişini karşılayabiliyordu. ⸻ Önce adının Merve olduğunu öğrendiğim bir kız içeri girdi. Görüşme beşinci dakikada bitti. Çıkarken gözleri doluydu. — Başarılar… dedi titreyerek ve koşar adımlarla uzaklaştı. Can’la aynı anda yutkunduk. Ardından Emre isimli diğer aday girdi. Tam on beş dakika sonra çıktı. Asistanların masasına yöneldi. — Demir Bey gönderdi, sizden bilgi alabileceğimi söyledi. Mert ona kapalı bir zarf uzattı. — Tebrikler. Yarın sabah yine aynı saatte. Emre bize dönüp gülümseyerek: — Başarılar arkadaşlar, dedi. İşe alındığı belliydi. ⸻ Bir anda tabletli kadın tekrar geldi ve Mert’le bir şeyler fısıldaştı. Ara sıra bulunduğumuz tarafa doğru bakışlar atıyorlardı. Mert oldukça şaşırmış görünüyordu. Bir dakika sonra asansörden iki güvenlik görevlisi çıktı. Hemen karşımdaki kızın önünde durdular. — Asu Hanım, binayı terk etmeniz gerekiyor. Güvenlik size eşlik edecek. — Ama ben Demir Bey’le mülakata girecektim! — Rakip firmaya gönderdiğiniz mail elimize ulaştı. Sürecin gizli olduğu konusunda uyarılmıştınız. Lütfen zorluk çıkarmayın. Kadını kolundan tutup götürdüler. İtiraz editör bir yanlış anlaşılmadan bahsediyordu ama kimse onu dinlemedi. Gizlilik konusu bu şirkette zamanlama kadar önemliydi belli ki. ⸻ Sadece Can ve ben kalmıştık. — Can Bey, Demir Bey sizi bekliyor. Kalbim tekledi. — Başarılar, dedim koluna dokunarak. Gülümsedi ve içeri girdi. On beş dakika sonra çıktığında başı öndeydi. İşi alamamıştı belli ki beni çağırmak üzere olduklarını bildiğim için hızlıca onu teselli edebilmek adına “Üzülme…” demeye hazırlanırken gülümseyerek: — İşi kaptım! Hafifçe alkışladım. — Tebrik ederim! Ceninden çıkardığı kartını bana uzattı. — Olur da görüşemezsek beni ara. Senin de alınacağına eminim ama bir aksilik olursa sana iş bulmamda yardımcı olurum. Medya’da tanıdıklarım var diye ekledi. Teşekkür edip vedalaştık. Asistan Mert’e döndü. Mert ona aynı Emre’ye gösterdiği nazik tavırla tebrik etti. Yarın yine aynı saatte dedi ve zarfı uzattı. Can zarfını alıp bana el sallayarak uzaklaştı. ⸻ Koca lobide yalnız kalmıştım. Sessizlikten kalbimin atışı bile duyuluyordu. Ya da en azından ben duyuyordum. Mert kulaklığına dokundu. Birini dinliyor gibiydi. — Zeyno Hanım, Demir Bey sizi bekliyor. Kadın asistan tıpkı diğer adaylara yaptığı gibi beni kapıya kadar götürdü. Kapıyı tıklatıp açtı: — Zeyno Hanım geldiler Demir Bey. Ve içeri adım attım. ⸻ Ofis tamamen camdı. Yükseklik korkum tavan yaptı. Demir Bey koltuğunda arkası dönük konuşuyordu. — Evet, bugün başlıyoruz… Hiç merak etme özel olarak ilgileneceğim Derken yavaşça dönmeye başladı. Döndüğünde gözlerimiz buluştu. Bu o adamdı. Asansördeki adam. Önünde resmen çorap show yaptığım ve reçeli elleriyle dudaklarımdan sıyırıp temizleyen adam. Kalbim duracak gibiydi. Şaşkınlığını toparladı, telefonu kapattı. Ne bir hoşçakal ne bi iyi günler demeden. Bakışları sertleşti. Koltuğuna yaslandı, parmağını dudaklarında gezdirerek beni süzdü. Titrememi bastırıp masasının önüne kadar yürüdüm ve elimi uzattım. — Memnun oldum Demir Bey, ben Zeyno Aydın. Elimi kısa ve güçlü bir sıkışla tuttu. Tanımamış gibi davranıyordum O da nazik davranıp tanıdığını anlasam da belli edecek bir şey söylemedi. — Oturun. Koltuklardan birine zarifçe oturdum. Dosyalara bakmaya başladı. — Bugünkü sınavlarda başarılısınız. IQ testiniz iyi seviyede. İngilizceniz akıcı olarak işaretlenmiş. — Memnun kalmanıza sevindim. — SWOT analizinizde hem güçlü hem zayıf yön olarak “heyecanlıyım” yazmışsınız. Neden? Heyecanlı oluşum benim güçlü yönüm, çünkü heyecan insanı harekete geçirir. Bir şeyi gerçekten istememi sağlar, motive eder, ilk adımı atmaktan korkmamamı sağlar. Heyecan duyduğum konularda araştırırım, öğrenirim, gelişirim. İlgim canlı kalır, yarı yolda pes etmem. Bir işe başladığımda onu sadece yapmak için değil, en iyisini yapmak için çabalarım. Heyecan benim için bir itici güçtir. Heyecan yoksa tutku da yoktur, gelişim de yoktur. Bu yüzden heyecan benim güçlü yönüm. Ama aynı zamanda zayıf yönüm. Çünkü heyecanım bazen beni olması gerekenden daha hızlı hareket etmeye iter. Bir sürecin tadını çıkarmak yerine bir an önce sonuca ulaşmak isterim. Aşamaları sindirerek ilerlemek yerine hızlanırım. Bu da zaman zaman acele kararlar almama ya da kendime gereğinden fazla yüklenmeme neden olur. Bu yönümün farkındayım ve bunu bir gelişim alanı olarak görüyorum. Bu yüzden zaman yönetimi, süreç planlama ve stres kontrolü üzerine eğitimler aldım. Sertifikalarımı özgeçmişimde de görebilirsiniz. Heyecanımı kaybetmeden, onu daha dengeli ve kontrollü kullanmayı öğreniyorum. Başını bir kaç kez aşağı yukarı salladı. Bana mı öyle geliyordu bilmiyorum ama cevabımdan bir miktar etkilenmiş gibiydi. Bakışları dudaklarıma, boynuma, gömleğimin açık düğmelerine indi. Sonra tekrar dosyalara döndü. — Neden burada çalışmak istiyorsun? — Aslında ben de bunu size soracaktım. Kaşı kalktı. — Kariyer avcılarınız beni buldu. Beni çağıran şirketiniz. Siz neden benim burada çalışmamı istiyorsunuz? Kısa bir sessizlikten sonra dudağı kıvrıldı. Anlamıştı. Rolleri değiştirmek istemiş ve isteyen değil istenen olduğunu vurgulamıştım. Ama Demir bey küçük bir rol karmaşasının tuzağına düşecek kadar aptal değildi. — Cesur stratejileriniz var yaşınıza göre. Açık iletişim benim için zaman yönetiminin bir parçasıdır. Ne düşündüğümü dolandırmadan ama saygı çerçevesinde ifade ederim. Aynı şekilde karşımdakinden de netlik beklerim. Direkt ve şeffaf iletişim hem güven oluşturur hem de işleri hızlandırır. Bu yaklaşımın hem ekip verimliliğini artırdığına hem de iş sonuçlarına doğrudan olumlu yansıdığına birçok kez şahit oldum. Bu yüzden sizinle açık iletişim kurmaya çalışıyorum sadece bu bir strateji değil iletişim tercihimin bir ürünü. Bu şirketin aradığı şeylerin zaman yönetimi, verimlilik ve netlik olduğunu bugünki gözlerimle açıkça farketmiştim. Bu sebeple konuşmamı bu çerçevede hazırlamış ve hem samimi hem de onları mutlu edecek cevaplar vermeyi başarmıştım. Tekrar başını salladı. — Son sorum… derken ellerini çenesinin altında birleştirdi ve masaya dirseklerini dayadı. Bir şeyi elde etmek için ne kadar ileri gidersiniz? — Ben engellere çok inanan biri değilim. Çoğu insan karşısına çıkan zorlukları “engel” olarak görür ama ben onları sadece aşılması gereken aşamalar olarak değerlendiririm. Hayatta gerçekten ne istediğini bilen bir insanın önüne, er ya da geç, fırsatların çıkacağına inanırım. Ben hedef koyarım. Bir kapı kapanırsa başka bir kapı açarım. Gerekirse yolu kendim açarım. En basit haliyle söylemem gerekirse… İstediğim bir hedef varsa onu elde etmemi sağlayacak her şeyi yaparım. Diye konuşmamı tamamladım. Tabii içimden ayrıca bu “her şey” benim değerlerimin içinde kalan şeylerdir. Diyordum yine de mülakatlarda cesur olmak önemli diye düşündüğüm için bu kısmı kendime saklamıştım. Ahlakıma, insanlığıma ve vicdanıma ters düşen bir başarı benim için başarı değildi. Tehlikeli bir gülümsemeyle baktı. Bu cevaptan çok tatmin olmuş ama bir yandan da aklında başka düşünceler belirmiş gibiydi. — Tebrik ederim Zeyno Hanım. İşe alındınız. İçimden büyük bir çığlık koptu. Dışımdan ise kibarca ve şaşkınlıkla teşekkür ettim. — Detaylar için asistanıma uğrayın. Kalktım tekrar elini sıktım bu sefer daha uzun süre gözlerime bakarak elimi sıkmaya devam etti. Elimi sıkışı bile çok profesyoneldi. Adamın üzerinden güç akıyor ve elimi sıkarken elimden vücuduma kadar o güç ulaşıyordu. O ellerin başka yerleri de sıkabileceği senaryolar aklıma gelince hemen hızlıca çekip gözlerimi kaçırdım. Tekrar ona bakmak üzere dönüp “Görüşmek üzere Demir Bey, sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım.” Dediğimde bu görüşme boyunca hiç yapmadığı bir şey yaptı ve ilk defa mekanik olmayan içten bir şey söyledi. “Ah. Hayal kırıklığına uğramayacağıma o kadar eminin ki.” Ben kapıya doğru yürüyüp bu ne demek şimdi diye düşünürken elimi kapı kulbuna attığım anda: — Zeyno Hanım. Döndüm. — Asansör soyunma odası değildir. Teşhircilik burada hoş karşılanmaz. Dedi ve bakışları kalçalarıma indi. Utançtan donakaldım. — Çıkabilirsiniz, bir sonraki görüşmem gecikiyor. Başımı öne eğip odadan çıktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD