Mülakat

825 Words
Zeyno Bu adam bu akşam kesinlikle bloğuma malzeme olacak diye söylenerek içeri doğru ilerledim. Bina profesyonelce dizayn edilmişti. Gereksiz tek bir tasarım objesi yoktu; abartılı bir dekorasyondan uzak, her şey soğuk, şık ve nişti. Ahşap neredeyse hiç kullanılmamıştı. Açık gri duvarlar metal tonlarında ofis eşyalarıyla donatılmıştı. Geniş boşluklar mekânı daha da büyük gösteriyordu. En ufak bir bitki bile yoktu. Tamamı camdan oluşan binanın pencereleri içeriden o kadar temiz görünüyordu ki bunu nasıl başardıklarını düşündüm bir an. Duvarlarda devasa Rorschach tabloları asılıydı. Bu soğuk görüntü beni bir an ürküttü. Bekleme alanındaki siyah, zarif ve işlevsel koltuklarda birçok aday olduğunu tahmin ettiğim kişiler oturuyordu. Bankodaki beyefendiye yaklaştım. — Günaydın, dedim. Kulağında ajanlarınkine benzer kablosuz bir kulaklık vardı. Mikrofonu yanağının ortasına kadar uzanıyordu. Hafif samimi, hafif ukala bir tonla: — Merhaba, dedi. Başını kaldırıp arkasındaki devasa saate baktı. Saat 57, 58, 59 saniyeyi gösterdi ve ardından akrep ile yelkovan tam dokuzun üzerinde buluştu. Etkilenmiş gibi gülümsedi ve bana döndü. — Dakik insanları severiz. Geç kalanlara burada kimsenin tahammülü yoktur. Bakışlarını küçümseyici bir ifadeyle bekleme alanındakilere çevirdi. Sesini biraz yükselterek: — Gereğinden erken gelip alan işgal edenlere de tabii, dedi. Sonra tekrar bana döndü ve bir form uzattı. Formda adım yazılıydı. Sanırım en sona ben kalmıştım. — Lütfen oturun. 9.05’te görüşmeler başlayacak, dedi ve ekranına döndü. Boş kalan tek yere oturdum. Yanımdaki beyefendiye gülümseyerek: — Ne çok aday var, dedim etrafa bakarak. Benim adım Zeyno. Siz? — Ben de Can, memnun oldum, dedi. — Sizi hangi pozisyon için çağırmışlardı? — Aslında belirtmediler. Burada yeteneklerimize göre uygun bir alana yönlendireceklermiş. Siz? — Bana da söylemediler. Ben reklam metin yazarıyım. — Ben veri mühendisiyim. Gülümsedi. — Çok gizemliler, değil mi? Gerçekten sevimli, insanın içini ısıtan bir gülüşü vardı. — Metin yazarı ve veri mühendisi çağırdıklarına göre çok farklı alanlarda ihtiyaçları var demek ki, dedim şaşkınlıkla. — Burası bir holding. Savunma sanayiden medyaya kadar birçok sektörde şirketleri var. Haklıydı, çok da şaşılacak bir durum değildi. O sırada bilgilendirme yapmak üzere elinde tablet ve kalemiyle bir kadın içeri girdi. — Başarılar Can, dedim. — Sana da başarılar Zeyno, dedi. İkimiz de kadına döndük. Zarif, tam anlamıyla prezentabl bir hanımefendiydi. Saçlarını sıkı bir topuz yapmıştı. Herkese kısa bir göz gezdirdi. Tabletine bakarak konuşmaya başladı: — Saat 9’u üç geçiyor. Bölümlerinize, tecrübelerinize ve yeteneklerinize göre iki dakika sonra farklı mülakatlara ve sınavlara gireceksiniz. — Güçlü olduğunuz yönleri vurgulamanızı, gereksiz bilgi paylaşımından ve uzun övgü hikâyelerinden kaçınmanızı bekliyoruz. Zaman konusu bu şirkette gerçekten çok önemliydi. — Şimdi lütfen formlarınızda belirtilen mülakat odalarına geçin. Süreç başlamıştır. Hepinize başarılar. Formumda 403 numaralı oda yazıyordu. Hemen kalkıp koridordan geçerek kapıyı tıklattım ve içeri girdim. İçeride yine aynı profesyonel duruşta bir kadın ve bir erkek görevli vardı. — Merhaba, dedim gülümseyerek. Kapıyı kapattım. ⸻ Bir saat sonra mülakattan oldukça keyifli bir şekilde ayrılıyordum. O kadar kolay geçmişti ki şok içindeydim. Arkadaşımın şirketine giriyor olsam ancak bu kadar zorlanırdım herhalde. Koridordan yürüyüp eski koltuğuma döndüm. Kısa süre içinde herkes bekleme alanına geri dönüyordu. Can yanıma gelip çökerken derin bir nefes verdi. — Hayatımda geçen en zor bir saatti, dedi. Şaşkınlıkla ona döndüm. — Kendimi psikolojik bir sınavdaymış gibi hissettim. O kadar zekilerdi ki gözlerine bakınca insanın içini okuyor gibiydiler. Ter içinde kaldım. — Türkiye’nin en büyük şirketlerinde çalıştım ama hiçbiri bu kadar zor değildi. Senin nasıldı? Utandım kolay geçti demeye. — Eh… fena değildi, dedim. Etrafımdakiler de fısıldaşarak sürecin ne kadar zor olduğundan bahsediyordu. Benim için neden bu kadar kolay olmuştu? “Zeyno yılda bir kere bir şey yolunda gidiyor, sorgulama,” dedim içimden. ⸻ On dakikalık bir molada hepimize kahve ikram edildi. Sonrasında sınavlar için tekrar salonlara alındık. Önce IQ testi benzeri bir sınav yapıldı. Ardından İngilizce konuşma sınavına girdim. Yeni medya hakkındaki görüşlerimi sordular. Akıcı İngilizcem sayesinde zorlanmadım. Bloggerlık deneyimimden özellikle bahsetmedim. Orası benim güvenli alanımdı ve şirketin bunu bilmesini istemiyordum. ⸻ Bu aşamadan sonra kişisel SWOT analizimi yapmamı ve sunum hazırlamamı istediler. Bana 15 dakika süre verdiler ve bir bilgisayar bıraktılar. Döndüklerinde hazırdım. PowerPoint sunumumu açarak güçlü ve zayıf yönlerimle başladım. Sunum yaklaşık 10 dakika sürdü. Bittiğinde tekrar bekleme salonuna dönmemi rica ettiler. Geri döndüğümde bazıları benimle birlikte salona dönüyor, bazıları ise başları önde ayrılıyordu. Can gelince hemen sordum: — Nasıl geçti? — Burada olduğuma göre iyi gidiyor sanırım. Bazılarından ayrılmalarını istemişler, dedi. Demek ki elenenler belli olmuştu. Her ne kadar onlar için üzülsem de benim için işlerin yolunda gitmesine seviniyordum. Bir süre sonra sabahki hanımefendi tekrar geldi. — Bu aşamaya kadar geldiğiniz için hepinizi tebrik ederim. İçeride yaklaşık beş kişi kalmıştık. — Son aşama olarak holdingimizin yönetim kurulu başkanı ve CEO’su Demir Bey ile görüşeceksiniz. — Her birinizin yaklaşık 15 dakikası olacak. — Öncesinde bir saatlik yemek molası veriyoruz. Lütfen bir saat sonra burada hazır olun. Can’a döndüm. — O zaman hak ettiğimiz öğle arasının tadını çıkaralım. — Olur ama hafif bir şeyler yiyelim. Demir Bey çalışanları ağlatmasıyla meşhurmuş. Heyecandan mide spazmı geçirmek istemiyorum, dedi. Güldüm. — Dışarıda güzel bir salata bar var, hadi gidelim. Binadan çıkarken içimde her şeyin yolunda gideceğine dair naif bir yanılsama vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD