İlk Zil, İlk Mesafe
Sabahın altısında mutfak masasında oturan iki kişi vardı ama sanki iki farklı evrenin temsilcileri gibiydiler. Ablası, ütülü gömleği ve ciddi topuzuyla masadaki notlarını kontrol ederken; genç kız, önündeki yarım kalmış mısır gevreğine boş gözlerle bakıyor, henüz yeni dikilen okul üniformasının sert yakasıyla boğuşuyordu.
"Evden beraber çıkıyoruz ama kapıdan girdiğimiz an beni tanımıyorsun, anlaştık mı?" dedi ablası, sesindeki 'abla' şefkatini bir kenara bırakıp 'öğretmen' tonuna hafifçe geçiş yaparak.
Genç kız gözlerini devirdi. "Merak etme, ben de okulun ilk gününde 'Hocamın kardeşi' etiketiyle gezmeye bayılmıyorum zaten. Ama kantinde param biterse yanına gelirim."
Ablası hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme kısa sürdü. "Okulda adımla hitap etmeyi unutma. Ya da sadece 'Hocam' de. Herkesin içinde 'Abla' dersen, dönem sonuna kadar sözlü notlarını ben değil, okul müdürü verir, ona göre."
Okulun büyük demir kapısından içeri girdiklerinde hava değişti. Bahçe, tatilden dönen öğrencilerin çığlıkları ve kahkahalarıyla inliyordu. Ablası, omuzlarını dikleştirip adımlarını hızlandırarak öğretmenler odasına doğru yöneldi. Bir an bile arkasına bakmadı.
Genç kız ise kalabalığın içinde durup ablasının uzaklaşan sırtına baktı. Az önce mutfakta beraber çay içtiği kadın gitmiş, yerine koridordaki herkesin çekinerek selam verdiği o "yetişkin" gelmişti. Derin bir nefes alıp kendi sınıfının olduğu kata yöneldi. Artık sadece bir kardeş değil, bir strateji uzmanı olması gerekiyordu; çünkü bu lise, onun için sadece bir eğitim yuvası değil, içinde mayınların olduğu bir aile sahasıydı.