Günler sonra güzel bir uyku çekmiş olmanın verdiği mutlulukla gözlerimi açarken, bir süredir evin aldığı curcunalı halin son bulması ile de güne sakin başlamayı başarmıştım, nişanın verdiği yorgunluğu atmam için olsa gerek annem bu gün değmemiş dolaşmamıştı bana, camı olmayan saate dokunduğumda saat sabahın 10:30 unu gösteriyordu. Yatağımda doğrulup bedenimi esnettim, dünden birkaç anı zihnime süzülürken yüzümdeki aptal gülümseme de yerini almıştı. Yataktan kalkıp uyuşuk adımlarla içeriye doğru yürüdüm, Annem ve Elif'in sohbet ederken çıkardığı mırıltılardan bizim ev ahalisinin de dedikodu yaptığını anlayabiliyordum.
" Ne yapıyorsunuz?" diyerek içeriye giriş yaptığımda sesleri kesilince dedikodu konusunun ben olduğumu anladım. " Çekinmeyin ya, ben yokmuşum gibi devam edin siz." Diyerek koltuklardan birine kendimi atıp uzandım. Her ne kadar gece boyu uymuşta olsam bedenimde hala dünün yorgunluğunun izleri mevcuttu.
" Biz de senden bahsediyorduk. " diye söze giren annemin sözünü bölüp " Onu anladım" dedim. Bunu anlamak için çok bir çaba göstermeye gerek yoktu da, ben gelince neden susmuşlardı ona anlam verememiştim. " Neden sustunuz onu anlamadım." Diyerek aklımdan geçenleri dile getirdim.
" Kızım bunlar düğünü iki ay içinde yapmak istiyor, ama biz acele etmesek mi diyorum? Ne bileyim en azından yaza kadar beklesek mi?" annemin sözleri ile yerimden doğrulurken kaşlarımı çatıp sordum " Hayırdır anne? Bir şey gördün de bana mı söylemiyorsun?" Annem hızla lafa atılıp azarlar bir biçimde cevap verdi "Sende kıldan tüyden alıyorsun. O yüzden demedim, hem daha pek tanımıyoruz henüz bir şeylerini görecek vaktimiz olmadı bu yüzden diyorum zaten yaza kadar beklesek mi diye?" Anneme sonuna kadar hak verip onaylarken " Bilmem ki annem, siz bilirsiniz isterseniz konuşun söyleyin." Dedim. Haklıydı kadın, Aziz ne kadar benim gönlüme girmiş olsa da henüz hiç tanımıyorduk birbirimizi, ne aile olarak ne de birey olarak. Aslında biraz zaman hiç de fena olmazdı. Aklıma dolan düşünceler arasında yolculuk yaparken ben Nazlı ihtişamlı bir giriş yaparak her zaman ki gibi tavrını sergiledi.
" Günaydın annelerin en güzeli! Tombulum benim!" Nazlı annemi tombulum diye severdi hep, annemin biraz kilo fazlası olduğu ortadaydı ama bunu yüzüne vurmaya gerek varmıydı bilmiyorum. Bu kızın sevme şekli de buydu sanırım. " Kız öte git, morartacaksın gene her yerimi, baban soruyor sonra buralarına ne oldu diye uğraştırma beni." Diyen anneme Nazlı'nın cevabı açık ve netti " Beni tek mıncıklayan sen değilsin bey de." Annem Nazlı'nın kurduğu cümleye bir ' Abow' gönderdikten sonra vuruşunun çıkardığı sesleri duyurdu, sanırım kız kardeşimin de bir yerleri morarmıştı. "Edepsiz." Diye de azar atmayı ihmal etmemişti tabii. Nazlı ise yine bu harekete hunharca gülüp " Seviyorum kız seninle uğraşmayı, kızma hemen." Diyordu. Güne sakin başlama falan mı demiştim? Ah! Unutun gitsin. Nazlı gibi biri varken bunun mümkünatı bile olmadığını idrak etmenin hazzını yaşıyorum.
Elif de Nazlı da gideceklerdi bu gün evlerine. Ee er evine gidince baba evi el evi olmuştu onlara, Esra ve Hasan çoktan okullarına gitmişlerdi, Oğuzhan ve Ali eniştem de babamla dükkana gitmiş olmalıydılar muhtemelen. Babam kendi oğulları olsa ancak bu kadar severdi sanırım eniştelerimi. Sağ olsunlar onlarda babama en az onun onları sevdiği kadar sever hürmet ederlerdi. Hal böyle olunca ne zaman buraya gelseler babamla birlikte sabahın köründe dükkana gider ellerinden geldiğince yardım ederlerdi. Kızlar ve annemle bol, bol sohbet ederek güzel bir kahvaltı yaptık, yine benimle alakalı espriler havada uçuşsa da eskisi kadar utanmamaya çalıştım, ne derler bilirsiniz. Başa gelen çekilir.
Vakit öğle sonu olduğunda eniştelerim gelip evlerine dönmek üzere kızları alarak yola çıktılar, evde ki eksikleri o kadar can sıkıcıydı ki ' Neden evlendiler ki sanki? ' Diye sorman edemedim. Evlilik ile alakalı bir şeyler aklıma gelince düşüncelerim otomatikman Aziz'e kaydı. Yakın gelecekte Kocam olacak adama. Dün gece yüreğimi ağzıma getirdiği anları düşününce içimde oluşan his bambaşkaydı, sanki böyle midemde büyük bir varlık vardı da, içimde kıpırdıyor bütün organlarıma baskı uygularken gırtlağıma doğru yol alıyordu. Değişikti doğrusu oldukça değişik.
Aziz ne zaman dönüyordu acaba İzmire? İzini olmadığını biliyordum ama dün gece onca şey olurken ne zaman gideceğini sormak aklımın ucuna bile gelmemişti, bir yandan kendime kızarken diğer yandan Aziz'in veda etmeden gitmiş olma olasılığını sindirmeye çalıştım. İçimde umut kırıntıları ile Aziz'in gelmesini beklesem de saatler ilerledikçe bu umut yerini hayal kırıklığına bıraktı. Vakit akşama yaklaşıp gün batımı kendini havayı daha bir serinleterek belli edince can sıkıcı hayal kırıklığını bir kenara bırakıp içeriye geçtim. Annemle evde baş başa kalınca, eh Aziz de bir veda etmeye bile gelmeyince yine her zaman yaptığımız şeyi yapıp. ' Türk dizisi ' izlemeye koyulduk kafamı dağıtmaya ihtiyacım olduğundan olsa gerek bu gün daha bir hevesliydim yayınlanan saçma dizide ne olup bittiğini öğrenmeye. Dinlediğim ve annemin anlattığı kadarıyla söylüyorum bu diziler sağlığa zararlı. Birbirini seven bir kadın bir de erkek var, ilk başladığı dönemlerde erkek zengin, kız fakir falan filan bayağı zor da olsa evlendi bu ikisi, ama dizi oldu 1500 bölüm bunların başından bela eksik olmadı. Hayır! Gerçek hayatta insan kaç kere kaza geçirir? Önce adam kaza geçirdi hafızasını kaybetti, sonra kadın kaza geçirdi çocuğu olmuyor. Arkadaş senarist nasıl bir kafa yaşıyor ise bütün kadınları etkilemeyi başarıyor. Velhasıl sağlığa zararlı olduğunu bile, bile biz bu diziyi 1500 bölümdür takip ediyoruz, Ha! Bir de bir erkek karakter var, dizinin ortaların da girdi garibim evlenilecek kızı hala bulmuş değil, her bulduğu kız bir kazık atıp gidiyor oğlancağıza. Her gün ayrı bir entrika her gün ayrı bir olay, Komik ama dikkat dağıtıcı!
Biz oturmuş sevgili dizi karakterlerimiz ile heyecan dolu anlar yaşarken kapının çalınması ile bütün anbiyans bozuldu Annem diziyi izlemeye devam ederken ben kalkıp kapıyı açmak için ilerledim. Kapı zili ikinci kez çaldığında söylenerek ilerlememi sürdürdüm. " Hasan! Seni gebertirim geliyorum işte beklesene!" kapıyı kardeşlerimin geldiğini düşünerek bir hışımla açıp kaşlarımı çatmıştım ki duyduğum sesle olduğum yere mıhlanıp kaldım.
" Canım bu ne şiddet, bu ne celal?" Sinem gülerek konuşadursun ben yalnız olması için içimden dua etmeye başlamıştım bile. Tamam, yalnız değilse bile yanındaki kişi Aziz olmasın. Lütfen!
" Şey, ben, kardeşlerim geldi sandım." diyerek gevelesem de bunun bir açıklaması yoktu, gelen kişiye ' Seni gebertirim' demek neydi ya?
" Merhaba." Diyen Aziz ile kendimi oracıkta yerlere atıp ağlama isteğiyle doldum. An itibariyle rezillikte sınır tanımayan bir kızdım. Hayır, hayır bunun kör olmamla falan alakası yoktu, bu kesinlikle benim aptal olmamdan kaynaklanıyordu. Bir an evvel artık nişanlı bir kız olduğumu idrak etmem ve buna göre davranmam gerekiyordu, hayır gereklilikten fazlasıydı. Zorunluluktu hatta şarttı! Başımı mahcubiyetle aşağı eğerken " Hoş geldiniz." Diyerek zoraki bir şekilde gülümsemeyi başardım, Sinem kollarını boynuma ahtapot misali doladığında zorunlu gülümseme yerini gerçek gülümsemeye bırakmıştı bile. Bu kızı seviyordum içten bir şekilde hem de.
" Fark ettik onu canım. Nasılsın?" içtenlikle sorduğu soruya aynı içtenlikle cevap verdim "İyiyim şükür sen nasılsın?" bizim kapı ağzında sürdürmeye niyetli olduğumuz sohbeti fark etmiş olacak ki Aziz ' Ben de buradayım.' Der gibi boğazını temizledi. Onun bu hareketi üzerine hızla kendimi toparlayıp içeriye davet ettim. Annem de gelen kişilerin kardeşlerim olduğundan emin olduğu için istifini bile bozmamış olacak ki gelen kişileri gördüğü an ağzından çıkan ses tonu şaşkınlığının elle tutulur olduğunun göstergesi gibiydi. " Hayır olsun inşallah." Sinem'in konuşmasını beklerken ben, tam tersi oldu ve Aziz annemi yanıtladı. " Selamün aleyküm Halide Anne, bu gün dönüyorum da gitmeden sizinle de vedalaşmak istedim." ' Anama ana diyesin' şarkısını içimden tutturup söylemeye başladığımda ağzımın kulaklarıma değdiğini itiraf etmeliyim sanırım. Sesinin güzelliğimiydi beni bu hale sokan yoksa Anneme ANNE demesi mi bilmiyorum ama mutluluktan kanatlarım çıkacak ve ben birazdan havalanacaktım. " Hoş geldiniz oğlum, iyi yapmışsın Allah yolunu açık etsin inşallah, buyurun oturun bir kahve için." Annem Sinem ile sarılırken bir yanan da oturmaları için teklifte bulunuyordu. Bana kahve yapmamı söylediğinde aptal, aptal gülümsediğimi fark edip ağzımı kapatarak mutfağa doğru adeta depar atarcasına yürüdüm. Bu hallerime de alışmam gerekiyordu sanırım ve bir an evvel duygularımın dışa vurum biçimini değiştirmem! Yoksa ben daha çok aptal durumuna düşer, utancımdan bolca renk değiştirirdim.
Mutfağa ulaştığımda yine kendime azar atıp alev alan yanaklarımı avuçlarım arasına alarak rahatlatmaya çalıştım, işte tam da o an fark ettim kıyafetlerimin nişanlımla görüşmek için uygun olmadığını, bildiğin üzerimde şalvar ve hırka vardı. Tamam, annem bana çok yakıştığını söylese de kim nişanlısının karşısına böyle çıkmak ister ki? Evde genelde bu şekilde giyiniyordum, seviyordum çünkü şalvar giymeyi, inanılmaz rahat hissettiriyordu bana ama bu nişanlımın karşısına böyle çıkmayı istediğim anlamına gelmiyordu. Yanaklarımın alev alması artarken " Keşke Nazlı burada olsaydı " diye dilemeden edemedim. Hem neydi bunların sorunu? İnsan gelmeden önce haber vermezmiydi ya? Belki misafir kabul etmeyeceğiz? Belki müsait değiliz? Ben kendi kendimle konuşmamı sürdürürken Sinem'in sesi düşüncelerimi böldü " Canım? Bir şey diyeceğim " başımı bulunduğu yöne çevirip sesinden anladığım sıkıntının sebebini merak ederek " Dinliyorum " dedim. Bir yandan da geldiğimden beri kahveyi unutup kendilerine kızdığımı anlamasın diye cezveyi çıkarmaya koyulmuştum. " Ağbim bu gün gidecek ya hani, seninle konuşmak istiyor Halide teyze izin verir mi acaba?" diye sordu. Heyecan yine kendini gösterip bedenimi ele geçirirken Aziz'in yalnız kaldığımızda yaptığı şeyleri düşündüm. Ki: düşünmemle içimde bulunan bütün kelebekler kafayı yedi sanki. Onlar deli gibi kanat çırpıp beni acımadan gıdıklaya dursun Sinem'i bekletmemek için cevap verdim. " Bilmiyorum canım kendine sorsan daha iyi olur bence." Ne kadar hevesli olduğumu bilmesin diye sesimin elimden geldiğince sakin çıkmasına özen gösterirken Annem izin versin diye de dua etmeyi ihmal etmedim. Aziz ile yaşayacağım her an önemliydi benim için, her an özel, yakın gelecekte kocam olacak adamı ne kadar tanırsam o kadar kardı, hem gidecekti, üstelik düğün zamanına kadar da dönmeyecekti, elime geçen her fırsatı değerlendirmem gerektiği gün gibi ortadaydı. Sinem beni onaylayıp Anneme sormak üzere içeriye dönerken ben de kahveleri hazırlamaya başlamıştım, hazır Türk kahvelerinin ambalajlarını tek, tek açıp dikkatle fincanlara boşalttıktan sonra cezvede ısıttığım suyu da üzerlerine döktüm, birkaç dikkatli karıştırma sonrası kahveler hazır olmuştu bile. Bazı insanlar gerçekten zekiydi vesselam, mesela bu Türk kahvesinin hazırını çıkarmayı akıl eden Adam. Bana göre sorgusuz sualsiz dünyanın en zeki 10 insanı arasına girmeliydi!
Kahveleri tepsiye yerleştirip içeriye yönelmiştim ki Sinem " Nisa, Annen izin verdi, bizim fazla vaktimiz yok istersen sen geç odana ağbim de gelsin olur mu?" diye sordu ben kahveleri söylemeye fırsat bulamadan elimden tepsiyi alıp " Biz Halide teyze ile sohbet ederken içeriz Ağbim içmese de olur." Dedi. Sesindeki espriyi yüzünü görmesem de algılayabilmiştim, küçük bir gülümseme ve başım ile onaylama sonrası odama gidip Ellerimi saçlarıma götürerek düzeltmeye çalıştım. Kızlar yanımda olsaydı bu kadar müşkül hissetmezdim kendimi, ama yoklardı. El mahkum, Elimden geldiğince saçımı başımı düzeltip beklemeye koyuldum. Birkaç dakika geçmeden odamın kapısı iki kez tıklatıldı ve kolu aşağı indirilip açıldı.
" Gelebilirmiyim?" diye soran Aziz'i başım ile onayladığımda hiç beklemeden içeriye girip kapıyı kapattı. ' Sakin ol Nisa ' ben yine kendini kaybeden bünyemi uyarırken Aziz'in ilk tanıştığımızda olduğu gibi odamda bulunan sandalyeye oturmasını bekledim. Tabii beklemekle kaldım desek daha doğru olur. Aziz'in kokusunu ve yatağımda yanıma oturan ağırlığını hissettiğimde yine nefesimi tuttum. Sanırım ben evlenmeden evvel ya kalp krizinden ölecektim, yada nefes almayı unutup boğulmaktan.
" Nasılsın Nisa?" Aziz'in dudaklarından dökülen ismim hiç olmadığı kadar anlamlı gelirken sanki dünyada ilk defa bu soru sorulmuş gibi mutlu olmuştum. Bir ' Nasılsın? ' sözü bir insanın dudaklarına ne kadar yakışır? Bir insanın sesi, nefesi bu soruyu ne kadar güzelleştirir? Ve bu soruyu duyan kaç kadına böylesi güzel hissettirir? Yanaklarım yine alev alıp yanmaya başlarken başımı önüme eğip gülümsedim cevap vermek istiyordu dilim ama onun kadar güzel konuşamamaktan da korkuyordu, ' iyiyim ' cevabını yakıştıramıyor, ' Sen nasılsını ' telaffuz edemiyordu. İyiden iyiydi çünkü benliğim. İyiden iyi olduğundandı belki de ' Sen nasılsın ' sorusunu dile getirmeyi beceremeyişi. Başımı hafifçe aşağı doğru eğip " iyiyim." Demek istedim içimde coşup gelen duygulara rağmen tek yapabildiğim bu oldu. Aziz'in belli belirsiz sesli gülüşü ile ne olduğuna anlam vermeye çalıştım. Ne olmuştu ki şimdi? Gülünecek ne yapmıştım yine? Aziz eğdiğim başımı çeneme nazikçe dokunarak kaldırırken bir yandan da dile getirmediğim sorumu yanıtladı. "Bu haldeyken nasıl göründüğünü söylediler mi sana hiç?" kaşlarım istem dışı çatılırken ne dediğini ciddi, ciddi anlamayı denedim. Nasıl görünüyordum? Ne yani şalvar giyiyorum diye komik mi oluyordum? " Önce kulakların kızarıyor utanınca ve sonra da yanakların. Hele burnunun ucu onlara nazaran biraz daha fazla kızarıyor ya, bir başka güzel oluyorsun, bir başka sevimli." Aziz'in sözlerine devam etmesiyle üzülsem mi, yoksa ağlasam mı bilemedim. Beni kendine doğru çekip dudaklarını alnıma bastırarak öpüşü ve saçlarımı derin, derin koklamasıyla, ikisini de boş verdim. Ne ağlayacak halim vardı, ne de gülecek. Anın tadını çıkarmaya niyetliydim sadece, bu anı yıllar sonra bulmanın kırgınlığı, bulmuş olmanın mutluluğu ile. Öyle de yaptım, Aziz'in kendine has kokusunu doyasıya içime çekip mutluluğun uçsuz bucaksız cennetinde yolculuğa çıktım.
Hani bazen insan bir seste bulur ya kendini, daha öncesi yokmuş gibi hisseder hani. O an, sadece o an da kapılıp kaybeder benliğini ve tekrar, tekrar kendini bulduğu sese doğru çekilir. Ben de işte öyleydim neticede, sahi nasıl olmuştu bu? Nasıl olmuştu da ben bu adama böylesine kapılmıştım? Fazla hızlı gelişiyordu her şey, olması gerekenden fazla, nişanlım da olsa kendimi bu kadar erken teslim etmem yanlıştı bunu biliyordum, ama onunda dediği gibi ' Onda bir şey vardı, beni ona çeken bir şey...'
Kokusunda kaybolduğum adamın sıcaklığını hissetmeye devam ederken kısık bir sesle sordum " Ne zaman gidiyorsun?" dudaklarını değdirdiği yerden bir an bile ayırmadan derin bir iç çekerek " Akşam sekizde yola çıkacağım." Diye yanıtladı. Bir an içimde oluşan kırgınlıkla elimde olmadan bende bir iç çektim. Ayrılmak istemiyordum bu adamdan, kalmalıydım yanında, hep böyle hissetmeliydim sıcaklığını, belki de Nazlı haklıydı belki de yılların vermiş olduğu açlıktı benimkisi, böylesine bir sevgiye duyduğum açlık. Sebebi neydi bilmiyorum ama istiyordum bu adamı, sonsuza kadar yanımda, sonsuza kadar yanında. Annemin bu sabah söylediği ve benim sonuna kadar hak verdiğim şeyler ilişti aklımın bir köşesinden düşüncelerime. Yaza kadar beklemekten bahsetmişti, ben bu adamın yanında olmayı bu denli isterken nasıl geçerdi ki günler? Sıkıntı ile bir kere daha iç geçirip konuyu Aziz'e anlatma ihtiyacı duydum " Annem düğün için acele etmesek mi diyor." Aziz dudaklarını koyduğu yerden ayırıp bir süre öylece susup kaldı, sanırım şu an yüzüme bakıyor benden bir tepki bekliyordu kör olduğumu unutmuş olduğuna adım kadar emin olduğum an konuştu " Sen mi söylüyorsun bunları? Yoksa Halide anne mi?" ne demekti ki şimdi bu? Benim neden böyle bir şey isteyeceğimi düşünmüştü ki?
" Ben neden böyle bir şey isteyeyim ki? Annem sabah söyledi." Diye cevap verdim sorduğu soruya en masum ve içten halimle. " Neden ama? Bir kusur mu işlemişiz? Sorun neymiş?" Evleneceğim adamın da en az benim kadar kıldan tüyden alındığını görse ne derdi acaba Annem? Aziz'i rahatlatmak istercesine " Bir sorun olduğundan değil, bizim için evlilik dönüşü olmayan bir yoldur, henüz birbirimizi tanımıyoruz, ne aileler ne de seninle ben. Sadece biraz daha zaman geçmesinin iyi olacağını düşünüyor. Bilmiyorum. " dedim.
" Allah ölüm vermediği sürece evlilik benim için de dönüşü olmayan yoldur. Ben ömrümü seninle geçirmek için o yola baş koydum. Tabii ki haklısınız böyle düşünmekte eğer isterseniz bekleriz de ama insan bazen yıllarını geçirdiği insanı bile tanıyamıyor, birkaç ay fazladan nişanlı kalmamız seni ve aileni rahatlatacak, seni bu evlilik için emin hale getirecekse başım, gözüm üstüne." Aziz'in söylediği her bir kelimeyi zihnimin en güzel yerine yerleştirirken gülümsedim. Bu adam konuşsun yeter benim için, ömür boyu dinlerim. İçimdeki mutluluğu tarif edemezken bir konuya açıklık getirdim.
" Dün seninle konuşuncaya kadar bu evliliğin hata olduğunu, hatta nişan töreni bittikten sonra bu işi bitirmeyi düşünüyordum. Biliyorsun ben engelli bir insan olarak sizlerin aksine bazı şeyleri görerek sezemiyorum yahut tahmin edemiyorum. Sizler bir insanın tek bir yüz mimiği, tek bir hareketi ile bile bazı şeylerden emin olabilirsiniz ama bu benim için geçerli değil. Duyguların söze dökülmesine ihtiyacım var benim, ben ses ile görüyor, hissediyorum. Eğer ki dün o konuşmayı yapmış olmasaydın belki de bu gün bu konuşmayı da yapıyor olmazdık. Senden eminim, seninle evlenmek istediğimden de eminim. Sen nasıl uygun görürsen o şekilde yapmaya da razıyım inan, bu ailemin düşüncesi ki: onların da kendilerine göre haklı sebepleri var."
Konuşmamı sonlandırdığımda Aziz ellerimi elleri arasına alıp birer öpücük bıraktı, bu öpücükler benim aklımı başımdan alırken konuşma sırası ondaydı.
" Ben beklemek istemiyorum açıkçası, ha birkaç ay önce, ha birkaç ay sonra. Sen benden emin olduysan, ben senden zaten en başında emindim." Dediğinde başımı peki dercesine aşağı doğru eğip onayladım. Gülümsemem kocaman olmak için dudaklarımı zorlarken ben onu engellemek adına dudaklarımı birbirine bastırmakla meşguldüm.
" Bu arada..." diye tekrar konuşmaya girdiğinde sesindeki hayret hissi alenen belirgindi " Gerçekten benimle konuşmaya gerek bile duymadan öylece bitirecekmiydin her şeyi?" diye de devam etti.
" Evet" deyip mahcubiyetle başımı öne eğdim, yine utanmıştım işte, dün aklımda kurgularken ne kadar da kolaydı oysaki! Aziz beni tuttuğu ellerimden aniden kendine çekip sarılırken kalbim saatte 300 km hıza ulaşmış, bedenim ise işlevini yitirmişti. " İzin vermezdim ki." Kesin ve net konuşmasının ardından ekledi " Gerekirse zorla kaçırırdım seni." Ağzımdan kaçıveren kıkırdama sonrası bedenim işlevini kazandı, burnumdan kokusunu ciğerlerime bolca hapsettim sonra kollarımı beline dolayıp sarılışına karşılık verdim. Neydi bu duygunun adı? Ne deniyordu halk arasında? Aşk mı? Aşk ise yaratılan duygular arasında en güzeliydi bu, böylesine bir duyguyu geçte olsa bana yaşattığı için ne kadar şükretsem yaratana azdı. Ellerimi belinden çekip hafifçe geriye doğru çekildim o da kollarını gevşetip izin verince başımı kaldırıp gözlerine bakıyormuş gibi izin istedim. " Sana dokunabilirmiyim?" Pekala, bana göre oldukça normal olan bu cümleyi engelli olmayan bir insana kurmanın ne kadar saçma olduğunu fark ettiğim an utançla toparladım. " Yani yüzüne... yani seni aklımda canlandırabilmek için... Yanlış anlama göremediğim için çevremdeki insanların yüzlerini ezberliyorum, bu sayede aklımda canlandırabiliyorum..." Ben daha eveleyip gevelemeye devam edecektim ki Aziz sağ elimi tutup yavaşça kaldırdı elim yanağında yerini alırken kalbimin atış sesine kulak tıkamaya çalıştım, ellerim bir kere daha titremeye başladığında derin bir nefes alarak odaklandım.
Yanakları ideal idi, ne dolgundu avucumu dolduracak kadar ne de zayıftı kemiklerini hissedeceğim gibi. Çenesi uzun değildi dudağı ve çenesi arasında duran gamzenin göze çarptığı belliydi. Alnı genişti ve saçları kaşlarının biraz üzerinde alnını kapatıyordu. Kaşları kalındı başparmağımın boğumunu doldurduğunu hissedince hafifçe gülümsedim, kaşlarından parmaklarımı çekip gözlerine doğru yavaşça hareket ettirdim Aziz gözlerini kapatıp benim onu keşfedişime izin verirken yavaş bir hareketle gözlerinde gezdirdim parmaklarımı, gözlerinin iri olduğu belli oluyordu rengini göremesem, bilemesem de oldukça güzel olduklarından neredeyse emindim. Burnu yine ideal idi, ne uzun ne büyük yüzüne yakıştığı apaçık ortadaydı. Sıra dudaklarına geldiğinde çekimserleştim ama yapmam gerektiğini bildiğimden hiç zaman kaybetmeden yüzünün keşfini bitirmek için gereken son rötuş olan dudaklarına doğru devam ettim.
Başparmaklarımı üst dudağına değdirdiğimde dudaklarını aralayıp yavaş bir nefes verdi, bunun üzerine hemen ellerimi indirip dizlerimin üzerinde birleştirirken " Üzgünüm" dedim içtenlikle. Onu rahatsız ettiğimi düşünmüştüm ve bu beni inanılmaz derecede utandırmıştı. Benim çevremde bulunan insanlar alışıktı onları bu şekilde incelememe ama Aziz? O değildi.
" Ne oldu? Sorun ne? " diye sorarken Aziz sesinde şaşırmışlık var gibiydi, belki de rahatsızlık. " Rahatsız etmek istememiştim... Ben sadece..." Sözlerime devam etmeme fırsat vermeden iki elimi birden tutup başparmaklarımı üst dudağına götürdü, az önce vazgeçtiğim pozisyona geri dönmüştüm şimdi. " Rahatsız olduğum falan yok, devam et lütfen." Dedi sıcak nefesi parmaklarımı okşarken. Dudaklarıma yine o gülümseme gelip yerleşirken devam ettim yarım kalan işime. Yakın gelecekte kocam olacak adamı keşfetmeye. İki dudağı da oldukça dolgundu, alt dudağı üste nazaran biraz daha fazla. Dudaklarını da zihnime çabucak kazıyıp ellerimi tekrar yanaklarına götürdüm. Bu sırada aklımı okumuş gibi gülümsedi. Bende gülümserken avuçlarım arasında şekil değiştiren yanaklarında gamze olup olmadığını kontrol ettim. " Bende gülümsemeni isteyecektim, aklımı okudun sanırım." Diyerek ellerimi indirdim.
" Neden gülümsememi isteyecektin?" sorusuna " Gamzen olup olmadığını anlamak için" yanıtını verdim. Yine o belli belirsiz sesli gülüşünü bahşederken bana " Teşekkür ederim." Diyerek işimin bittiğini belli ettim. Bir insanın gülüşü nasıl diğer bir insana bu denli tatlı gelir? Ve bir insanın gülüşü nasıl diğer bir insanın kalbini eritir? Bu sorularımın hiç birinin yanıtını alamasam da sormaktan da geri duramıyordum. Bu adam başkaydı, tek bildiğim ve söyleyebileceğim şey buydu ' Aziz farklı '
Aziz bir kere daha beni kollarına alıp burnunu saçlarıma dayayarak sarıldı. Bu defa sarılmasına karşılık vermek için çok beklememiştim, hatta hiç beklemedim desem daha doğru olur ellerim sanki yıllardır bu adamı tanıyormuşçasına belindeki yerlerini alırken başımda göğsüne dayanmış, bedenim kokusuyla mest olmuştu bile. Bir süre hiç konuşmadan sessizlik içinde öylece oturduk, ben onun kokusunda bambaşka diyarlara yolculuk ettim, onun ne düşündüğünü bilemesem de bu özel anı bozmamak için sorgulamayı reddettim düşündükçe karamsarlığa bulanmaktan korktum sanırım, onun düşüncelerinin ne olduğunu merak etmekten. Sonunda bu sessizliği ve benim yolculuğumu sonlandırma görevini alan Aziz konuştu.
" Ben artık gitsem iyi olacak sanırım." Dedi. Gidişinin acısını daha gitmeden hissetmeye başladığımı fark ettim, bir erkeğe bağlı olmanın anlamını ilk keşfedişim de o an oldu işte, son bir derin nefesle kokusunu içime çektikten sonra yavaşça kollarımı gevşeterek geri çekildim. Aziz de aynı şeyi yaptığında kendimi bir boşlukta asılı kalmış gibi hissediyordum varlık ile yokluk arasında bir boşlukta asılı kalmıştım sanki Aziz varken vardım da yokken yok gibiydim.
Yanımda kıpırdanan Aziz sağ elimi tutup avucuma bir kutu bırakırken " Bu senin için, İzmire döndüğümde rahatlıkla irtibata geçmemizi sağlayacaktır." Dedi. " Bu ne?" diye sorunca ben saf gibi küçük bir gülüş ile cevap verdi. " Telefon" başımı hızla sağa sola olmaz dercesine sallarken bir yandan da el yordamı ile elini bulmaya çalışıyordum sonunda elim eliyle buluştu bana verdiği telefonu avucuna bırakırken " Ben telefon kullanmayı bilmiyorum, hem ev telefonumuz var oradan da rahatlıkla iletişim kurabiliriz." Dedim. Gayet net bir şekilde nazik bir dille reddederek " Nisa bu sadece küçük bir hediye, sakın bana alamayacağını falan söyleme. Ayrıca bu telefonda Talkback uygulaması var bu da senin telefonu rahatça kullanmana yardımcı olacaktır. Hem iki ay sonra düğünümüz olup benimle İzmire geleceksin, ben işe gidince de evde yalnız kalacaksın. Bir an evvel öğrenmen alışman gerek anlıyormusun? Aklım sendeyken ben iş yerinde nasıl çalışabilirim?" kabul ediyorum Aziz'in sözleri benimkinden daha netti ve itiraz etmem için en ufak bir yol bile bırakmamıştı. Talkback ne demekti bilmesem de şu an umurumda olamayacak kadar küçük bir ayrıntıydı. Aziz'in beni iş yerinde duramayacak kadar önemseyip benimsemiş olması o kadar hoşuma gitmişti ki ağzım kulaklarımda. İtaatkar bir tavırla kabul edip telefonu elinden alarak yatağa bıraktım. İlk defa hissettiğim bir cesaretle kollarından boynuna doğru yola çıkardığım ellerim yerlerini aldığında boynuna sarıldım. Dudaklarım ilk defa tenine değerken sıcaklığının bedenimden ötede bir yerlere, ruhuma değdiğini hissedebiliyordum. Ensesine değen kısa saçları ve kendine has muazzam kokusu burnumu istila ederken, dudaklarımda teninin tadına bakma şerefine nail olmuştu. Kendimde hiçbir zaman olduğuna inanmadığım bu cesaretti sanırım beni bunu yapmaya iten şey dudaklarım boynundan alabileceği en güzel hediyeyi alıp bir öpücük çalarken, onun belime doladığı kolların sıkılmasıyla bu yaptığım şeyden memnun olduğu açıkça anladım. Tıpkı benim yaptığım gibi Aziz de boynumdan bir öpücük alıp derin bir nefes çekti.
" Tamam, ben gitsem gerçekten iyi olacak" dediğinde sesinin boğuk çıkması bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamama yetmişte artmıştı. Hızla kollarımı boynundan çekip " Özür dilerim" dedim az önce yaşadığım bütün o coşkulu duygular yerini kırılmışlığa bırakırken yüzümün kızarıklığı utançtandı, bu utanç Aziz ile olan tatlı utançlardan değildi elbet hani şu rezil hissettiren utançlardandı. Kendimi rezil etmiştim besbelli, hangi akla hizmet sarılmıştım ki ben ona? Hadi sarıldım hangi akla hizmet öpmüştüm? Üstelik boynundan? Üstüne birde memnun olduğunu düşünecek kadar aptallaşmıştım. Kendime içimden hakaretler ederek ayağa kalkıp kapıya doğru adım atmıştım ki Aziz kolumdan tutup çekince tekrar yatağa oturmak zorunda kaldım.
" Yine ne oldu? Ne dedim ki ben şimdi?" bu aramızdaki anlaşılmazlık gerçekten de oldukça can sıkıcıydı, sorun bendemiydi? Ben mi sürekli yanlış anlıyordum yoksa o mu yanlış anlamama sebep olacak şeyler söylüyordu? " Gideyim demedin mi? Gitmen için seni geçiriyorum işte." Dedim başım yerde utancımı elimden geldiğince gizlemeye çabalayarak.
" Hayır. Belli ki bir şey oldu suratının nasıl şekil değiştirdiğini görebiliyorum, hem neden özür diledin?"
" Yok bir şey" diye yanıt verip tekrar ayağa kalkmak için niyetlendim. Oturup da burada rezil olmamı kendi ağzımdan dinlemeye niyetim yoktu, bal gibi biliyordu işte, annem haklıydı sanırım bu işi bu kadar aceleye getirmek kesinlikle büyük bir hata olabilirdi. Tam kalkıp gitmek için hamle yapmıştım ki Aziz bir kere daha tuttuğu elimi çekti, bu defa düştüğüm yer yatak değil tam da kucağıydı.
" Söyleyecek misin? Yoksa bu odada ömür boyu bu şekilde kalalım mı? Yada sevgili kayın babam gelip beni öldürene kadar falan?" Aslına bakılırsa haklı olma olasılığı oldukça yüksekti, babam gelip haberi olmadan benim Aziz ile bu odada baş başa zaman geçirdiğimi hele ki kucağında olduğumu gördüğünde fazlasıyla sinirlenebilir, sevgili nişanlımı da çekip vurabilirdi. " Ben sarılınca ve... neyse rahatsız oldun gitmek istedin, biraz bozuldum sanırım... Oldu mu? Rahatladın mı?" duraksayarak anca dilimden dökülen kelimelerin ardından Aziz'in kahkaha sesini ilk duyuşum oldu o an. Neden gülüyordu ki şimdi bu? Hem de böyle katıla, katıla? Kaşlarımı çatıp tabiri caizse tepinerek kucağından kalkmaya çalıştığımda anca aklına gelmişti sanıyorum benim hala orada olduğum. Kahkahası durulup küçük gülüşlere döndü önce, sonrasında tamamen kesildiğinde o gülüşler kulağıma eğilip sanki bir sır veriyormuş gibi fısıldadı.
" Evlendiğimiz ilk gece bu günü sor bana olur mu? Neden öyle söylediğimi açıklayacağım sana, söz veriyorum. Ama artık bu yanlış anlaşılmalara bir çözüm bulsak iyi olacak olmuyor böyle."
Söylediği şeye anlam veremeyip şimdi söylemesi için ısrar etsem de faydası olmadı. Uzun hikaye olduğunu Halide Annesine ayıp etmek istemediğini ne olup ne olmayacağını kayın babasının her an eve gelip her şeyi yanlış anlayabileceğini, artık kesinlikle gitmesi gerektiğini, beş hafta sonra beni bu evden temelli almaya geleceğini, günlerin çabuk geçmesi için dua edeceğini ve en önemli beni çok ama çok özleyeceğini dile getirdi ama aklıma takılan o şeyin cevabını vermeyi reddetti ben de aklımın bir köşesine yazdım elbet evlendiğimiz ilk gece bu sorumun cevabını almayı son kez sıkıca sarıldık birbirimize ve gitti kalbimin efendisi. Gidişinin bende yarattığı boşluktan bihaber...
HAYAL DÜNYAM SINIRSIZ...
AMA KUSURSUZ DEĞİL...
HATALARIM VARSA Kİ MUTLAKA VARDIR AF OLA...
BegenmeniZ dileği ile. hadi selametleeeeee :D :D ♡