Dans müziği bittiğinde yine bir alkış tufanı daha koparken, Aziz koluna girmemi sağlayıp salonun gelin damat koltuklarına doğru ilerleyip oturmamı sağladı. Ona kafamı karıştırdığını söylediğimde bir şey demedi, belki de böylesi daha iyiydi bilemiyorum, yüzümde sahte bir gülümseme nişan töreninin yapılmasını ve bu gecenin bir an evvel sonlanmasını diledim yorgun hissetmeye başlamıştım kendimi, en çok da kırgın. Çalan müzik ile oynayan insanları göremesem de oldukça eğlendiklerinin ispatı enerjilerini hissedebiliyordum neyse ki kör olduğum için beni oynamaya zorlayacakları bir durum da yoktu ortada, kendi içimde hissettiğim çelişkiler esnasında Aziz kulağıma eğilip konuştu.
" Dans edelim mi?"
Tüylerimin her birini tek, tek aynı anda havaya kaldıran sesi duyduğumda içimin serzenişine aldırış etmeden kendimi hafifçe geriye doğru çekip olmaz dercesine başımı salladım. Aziz'in benimle iletişimi kökten kestiği an da o an oldu işte. Yanımda damat için ayrılan sandalyeden kalkıp gitti. Bir daha da takılar takılıncaya kadar yanımda varlığını hissetmedim. Sıkıcı, heyecansız geçen dört saatin ardından takılar takıldı, tatlılar dağıtıldı ve böylece nişan hengamesi de bitmiş oldu. Gelen tüm misafirler evlerine dönerken bizde eve dönmek için arabaya bindik, yine arka koltuğa oturmuş, yine başımı öne eğmiştim. Nazlı ve Sinem yemeğe gideceğimizi söylediğinde midemin bana acıktığını söylediğini duyabilsem de eve kadar dayanabileceğimi iyi biliyordum. Kıyafetlerin yemek için uygun olmadığını eve gitmek istediğimi dile getirdim, kız kardeşim dahil kimsenin umurun da olmadı elbet. Aziz ile daha fazla zaman geçirmek istemememin yanı sıra ' Bakın biz nişan yaptık! Siz görmediniz ya, hadi görün.' Dercesine nişan kıyafetleri ile yemeğe gitmek hiç hoşuma gitmiyordu. Velhasıl el mahkum yemeğin yenileceği restorana ulaştığımızda Nazlı'nın yardımı ile arabadan inip onlarla birlikte içeriye girdim. Utancımdan başımı eğebildiğim kadar eğmiştim öyle ki boyun fıtığı olmam an meselesi gibi duruyordu.
Masaya ulaştığımızda Nazlı kıkırdayıp artık başımı kaldırabileceğimi, kimsenin bakmadığını söyleyince boyun fıtığı olmaktan son anda kurtulup utanarak başımı kaldırdım. Gülümsemeye özen göstersem de hala birilerinin bakma olasılığını düşünmek bu konu da beni pek de başarılı kılmıyordu. Zorla da olsa siparişleri verdik, Nazlı ile Sinem lavaboya gitmeleri gerektiğini söyleyip yanımızdan kalkınca yine başımı öne eğdim sağ elimin işaret parmağı ile sol elimin serçe parmağı güzel bir ilişki içinde geçinip giderlerken karşımdan gelen sandalyenin çıkardığı ses ile derin bir nefes alıp kızların geldiğini düşünerek sevindim. Hem bu kadar zamandır tuvalette ne yapıyorlardı ki? İnsan tuvalette en fazla ne kadar zaman geçirebilirdi? Başımı kaldırıp kızlardan bir ses duymayı beklerken zeminde bana doğru gelen Ağır ve tok ayak sesleri kızların gelmediğinin apaçık göstergesi gibiydi. Aziz yanımdaki sandalyeyi yavaşça çekip derin bir soluk bırakarak oturduğunda ben de içime derin bir nefes çektim. Başımı tekrar aşağıya eğip serçe parmağım ile oynamaya devam edecektim ki konuştu.
" Nisa?" adımın dudaklarından dökülürken bu kadar güzel olacağını hiç mi hiç düşünmemiştim. Başımı olduğu yerden bir milim bile oynatmadan cevap verdim.
" Efendim?"
" Konuşabilir miyiz?"
" Dinliyorum?" yarım kalan konuşmayı tamamlamak istediğini anlamış konuyu açması için ona zaman tanımıştım. Elini çenemin altına koyup hafif bir dokunuş ile kaldırarak yüzümü ona doğru çevirdi. Elini değdirdiği yer yine kor ateşlere atılırken nefesimi tutup ağlamamak için gözlerimi kırpıştırdım.
" Neden kafanı karıştırdığımı düşündüğünü söylermisin bana?" hiçbir şey söyleyecek durumda değildi ne dilim, ne aklım kalbim sesinin etkisine yenilip atışını hızlandırırken. Öylece bekledim, eli çenemden çekilip elime ulaşıncaya kadar. Aziz elimi tutup konuşmaya devam ederken tuttuğum nefesi bırakma zamanı çoktan gelmişti, gözlerimi kapatıp soluğumu yavaşça dışarıya verdim.
" Seni üzecek bir şey yapmışım bunu anlıyorum, ama ne yaptığımı bilmiyorum, eğer söylersen düzeltmek için elimden geleni yaparım." Aziz'in her kelimesi bir hançer olup kalbime saplanırken susmakla bir yere varamayacağımı anlayıp öncelikle elinde duran elimi yakıcı sıcaklığından kurtardım ve konuşmaya başladım.
" Kafamı karıştırıyorsun işte, bilmiyorum..." aklımda biriktirdiğim, düşündüğüm birçok şey vardı ama iş dile getiremeye geldiğinde tıkanıp kalmıştı hepsi, duraksadım aklımdaki her şeyi toparlamak istercesine bir nefes daha aldım.
" Neden ama? Nasıl?" Aziz sorusunu sorduğunda gözlerimden akmak için beni zorlayan yaşları ve gırtlağıma oturan yumruyu yutkunarak biraz daha bekletmeyi becerebildim.
" Bir oluyor yakın oluyorsun, bir oluyor uzak, bilmiyorum işte yabancısın hala bana, değişmiyor bu... tam değiştiğini düşündüğüm anda bir de bakıyorum ki hiçbir şey değişmemiş. Aklımı karıştırıyorsun, neden benimle evlenmek istediğine anlam veremiyorum mesela? Kör bir kız ile evlenmek için ne sebebin var? Davranışların çelişki dolu yanımızda birileri varken nişanlım oluyorsun, yokken yabancı..." bu defa bir elimle yetinmeyip iki elimi de avuçları arasına alırken kelimeler tıkanıp kalmışlardı yine, sözümü kesmek istememişti belki ama üzerimdeki etkisinin de farkında olmadığı açıktı. Ben devam edemeyip durunca o konuşmaya başladı.
" Özür dilerim... İnan bana seni üzmek için kasti yapılmış bir şey değil, aksine seni üzmemek için çabalıyorum. Aslına bakarsan nasıl davranmam gerektiğini ben de bilmiyorum yakın davransam ne tepki verirsin kestiremiyorum, arada mesafe bırakmayı denesem de, sen de bir şey var, beni sana çeken bir şey, engel olamıyorum yanımızda birilerinin olup olmamasını umursadığımdan değil inan bana sadece..." Aziz duraksayıp derin bir nefes alırken ben duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum, o an anlamıştım sanki bir şeylerin sadece beni etkilemediğini. Ben ne kadar kör isem o da o kadar kördü. İkimiz de eksiktik bir yerde.
" Sadece sana çekiliyorum işte, daha önce konuşma fırsatımız olmadı, birbirimizi tanıma fırsatımız da olmadı, bir anda ikimizde bir hengameye kapıldık gidiyoruz. Tekrar özür dilerim ama lütfen beni yanlış anlama sadece zamana ihtiyacımız var, ikimizin de. Ama bu zaman sırasında eğer ki olur da seni kırarsam kabuğuna çekilmek yerine bana açık, açık söyle, söyle ki bileyim sana nasıl davranmam gerektiğini, seni neyin incitebileceğini." Aziz konuşurken bir yanım rahatlayıp haklı olduğunu söylerken diğer yanım asıl soruna yanıt vermedi diye bağırıyordu o bağıran yanımı dinleyip sorumu bir kere daha tekrarladım.
" Neden kör bir kız ile evlenmek istiyorsun?" Ben sorumu sormuştum da cevabı verecek biri varmıydı acaba? Ellerimi tutan elleri olmasa Aziz'in orada olmadığına yemin bile ederdim. Bir süre sessizce bekledikten sonra ellerimi dudaklarına götürdü, ikisine de birer öpücük bırakırken o, dudaklarının yumuşaklığı aklımı başımdan aldı diyebilirim. Uzak olmasından yakındığım adam şimdi yakın davranıyordu, haddinden fazla yakın! Ben ise kalp krizi geçirmenin evresinde sorumu yanıtlamasına bile odaklanamıyordum.
" Geçerli bir sebebim yok, annemin bulduğu kız ile evleneceğim demiştim. Eh o da seni buldu."
Gülüşü sesine yansırken elimde olmadan ben de gülümsedim, işte tam da o an karar verdim bu aileye mensup insanların gülüşünün bulaşıcı olduğuna. Yüzümdeki gülümsemeyi gördüğü için mi bilmem Aziz'in sesi bir anda durulurken ellerime dudaklarını dayayıp derin bir nefes çektikten sonra nefesinin değdiği yeri yakıp kavurmasından bihaber konuştu.
" Hem iyi ki de bulmuş."
Yüzümdeki gülümseme alabildiğine büyüyüp kocaman bir hal alırken yanaklarım yine alev almıştı, kelebekleri söylememe gerek yok sanırım? Ne ara bu hale geldiğimi bilmeyişimi saymıyorum bile, ben hissettiğim duyguları tarif edemezken Aziz tekrar konuşunca onu dinlemeye devam ettim, kalbimin gümbürtüsünü göz ardı etmeye çalışarak.
" Bir daha gül yüzünü soldurma olur mu Nisa? Gülüşünün sana ne kadar yakıştığını anlatamam." Tamam, ben ölmeden önce biri bu adamı durdurmalıydı. Bu bünye bu kadarını kaldıramaz arkadaşım! Senin ne hissettiğim hakkın bir fikrin var mı? Hayırdır yani daha evlenmeden beni öldürüp yeni karı peşine mi düşeceksin? Yok, öyle bir dünya!
Aklımda bir anda beliriveren düşüncelere kaşlarımı çatıp inadına gülümsedim. Ne senaryolar kurmuştum oysaki daha birkaç saat önce, neler düşünmüştüm adam hakkında. İnsanoğlu doğası gereği ' Hep ben' diyor sanırım. Benim Aziz'e yaptığım gibi. Başımı onu onaylayıp tamam dercesine aşağı yukarı salladım. Utançtan ölmeden önce ellerimi Aziz'in ellerinden kurtarıp yüzümü avuçlamak istiyordum, hem nerde kalmıştı bu kızlar? Neden gelmiyordu? Arama kurtarma ekibi falan mı çağıralım istiyorlardı nedir?
" Anlaştık o zaman." Dedi Aziz, öldürücü bir güce sahip olan gülüşü bana bahşederek. Ellerimi bırakıp bir eli ile yanağımı okşarken de ekledi " Ha, birde utanınca yanağının kızarmasının."
Aziz son golünü atıp beni öldürmek üzere hamlelerine devam ederken yüzümü okşayan eline aldırış etmeden başımı olabildiğince eğdim. Kör olabilirdim ama ölmek için henüz çok gençtim. Küçük bir kahkaha ile tatlı mı tatlı gülüşünü duyduğumda Aziz'in, daha fazla dayanamayarak yüzümü iki avucumun arasına alıp olabildiğince bastırdım, ateş basmıştı resmen, yanaklarımdan alev çıkarıyordum. Lakin yanan tek yerim yanaklarım değildi, bütün bünyem ateşlere atılmış gibi yanıyor, zıt bir şekilde soğuk terler döküyordu. Nişan töreni boyunca elbise içinde isilik olmamıştım ama şu an o isiliğin başladığından emindim.
" Tamam, sakin ol. Ben en iyisi yerime geçeyim." Dediğinde derin bir nefes bırakıp, içimden şükür ettim. Bu adam sağlığa zararlıydı, kesinlikle benden en az birkaç metre uzak durmalıydı. Aziz'in karşımdaki sandalyesine geri dönmesiyle rahatlayıp düşünmeye başladım, belki de her şey her zaman kötü olmak zorunda değildi, belki de benim içinde bir şeyler güzel olabilirdi, ne bileyim mutlu bir yuvamın olması benimde hakkımdı, yada buna benzer şeyler işte. Aziz'in davranışının ne kadar hoşuma gittiğini düşündüm sonra dokunuşunun, sözlerinin, gülüşünün, sesinin etkisini, belki de her şey için çok erkendi, yada çok geç ama sahiplenmem hiçte zor olmadı bu adamı, iki güzel söze tav olmak da denebilirdi benimkisine, ömrü boyunca böyle duygular yaşmamasının açlığı da. Ama yirmi altı yılı kara bir kutu içinde geçirdikten sonra çoğu kadına göre oldukça basit olan o birkaç güzel söz benim için paha biçilemezdi.
Aziz sanırım daha fazla utanmamam için olsa gerek sessizliğini sürdürürken ne yaptığını deli gibi merak ediyordum. Yada neye benzediğini, nasıl güldüğünü, nasıl baktığını... Nasıl sevdiğini.
Kızlar uzunca bir süre sonra gelince Nazlı'dan su isteyip elime tutuşturduğu bardağı boğazımı, dilimi damağımı ve alev almış bedenimi rahatlatması için hızla kafama diktim. Sevgili kız kardeşimin yanıma oturup kısık bir sesle kulağıma. " Yanaklarının kızarmasına bakılırsa oldukça ateşli bir sohbet olmuş." Demesiyle ağzıma alabildiğine doldurduğum suyu püskürüp deli gibi öksürmeye başladım. Ben Aziz için sağlığa zararlı benden uzak durmalı falan demiştim değil mi? O sözümü geri alıyorum. Asıl sağlığıma zararlı olan biri var ise işte o kişi benim kız kardeşim Nazlı'dan başkası değil. Sinem Nazlı'nın ne dediğini biliyormuş gibi kahkaha atarken onun kahkahasına Nazlı da eşlik etti. Beni yerin dibine sokan şey ise o ikisinin gülmesi değil Aziz'in " Ya Rabbi şükür!" demesiydi. Sanırım ağzımdaki bütün suyu onun yüzüne püskürtmüştüm. Öksürüğüm biraz hafifleyince yoklayarak Nazlı'nın bacağını bulup var gücüm ile çimdikledim. Tabii o boş durur mu? O da var gücü ile bağırıp " Abla valla şaka yaptım! Tamam! " diyerek benim rezil olduğum yetmiyormuş gibi rezilliği ikiye katladı. Sinem katıla, katıla gülmeye devam ederken Aziz'in benimle evlenmekten çoktan vazgeçtiğini düşünmeye başlamıştım bile. Kim böyle manyak bir kız kardeşi olan biriyle evlenmek ister ki? Evleneceği kişinin de onun kanından olduğunu ve en az onun kadar manyak olduğunu düşünmez mi?
Velhasıl sonunda yemekler geldiğinde ben de ne iştah kalmıştı ne de açlık. Rezilliğin nirvanasında bir yerlerde gezintiye çıkmıştım o ara. Öyle böyle yemekler yendi, vakit epeyce bir geç olduğu için sonunda eve gitme kararı aldık. Arabaya biner binmez ben eve gittiğimde Nazlı'ya yapacaklarımın hayalini kurmaya başlamıştım. Üzerine çıkıp hamile falan demeden tepinecek, çiğneyecektim onu. Bu gün yaptığı şey bardağı taşıran son damlaydı. Böyle kardeş mi olur be? Düşüncelerim arasında nasıl geçtiğini anlamadığım yolculuğun sona erdiğini arabanın durması ile anladım. Nazlı önden inerken ben de yine inmek için hazırlandım, elimi yine Nazlı yerine Aziz tutunca kalbimin hızlanması da başlamıştı. Yanımızda kardeşim ve kardeşi vardı, bir yandan Nazlı'nın ağzına laf vermek istemezken, diğer yandan onun bu davranışlarının verdiği hazzın tadını çıkarıyordum. Aziz nazik bir şekilde arabadan inmeme yardımcı oldukta sonra koluna girmemi sağlayıp eve kadar bize eşlik etti. Kapı önüne geldiğimizde Nazlı'nın kapıyı açıp tekrar kapatmasıyla beni Aziz ile baş başa bırakmak istediğini anladım. Derin bir nefes alıp Aziz'in kolundan çıktıktan sonra yüzümü onun bulunduğu yöne çevirip " Teşekkür erdim... Her şey için." Dedim. Aziz sağ elimi iki elinin arasına alıp üzerini okşarken " Asıl ben teşekkür ederim, her şey için." Diye karşılık verdi. Aramızda akıl almaz bir sessizlik olduğunda alt dudağımı dişlerim arasına alıp sol elimle evi göstererek " Şey, ben, gitsem iyi olacak sanırım." Dedim okşadığı elimi bırakmasını umut ederek. " Tamam." Diyen Aziz elimi bırakmadığı için bir türlü gidemiyordum. " Tamam... iyi geceler." Deyip mecburen elimi çektim. " İyi geceler." Dedikten sonra o, tam arkamı dönüp kapının ipini aramaya başlamıştım ki tekrar elimden tutup beni durdurdu. Nazik tutuşu ile doğrulup tekrar yüzümü ona döndüm ne diyeceğini merak ederek. Aziz yine bir şey söylemeden elimi tutmaya devam edince " Bir şey mi oldu?" diye sordum elimde olmadan kaşlarım çatılmıştı. Aziz kollarını belime dolayıp beni kendine çekerken önce burnunu boynuma dayayıp derin bir nefes aldı. Sonrasında dudaklarının değdiği yerden bir öpücük çalıp nefesi ve sesi beni yakarken konuştu. " İyi ki..." dedi ve duraksadı derin bir nefes daha aldıktan sonra ekledi. " İyi ki çıktın karşıma." Benim elim ayağım boşalıp bünyem kollarında asılı kalırken bir an, ne yapacağımı bilemeden bocaladım, sarılsam mı? Sarılmasam mı? Sarılmam gerekiyor mu? Kalbim neden bu kadar hızlandı? Nefes alamıyorum, öldüm de cennete mi düştüm? Aziz benim Nuri'm mi? Sonlara doğru iyice saçmalamaya başladığımı anladığımda Aziz beni böyle şapşala çeviren dudaklarını ve nefesini boynumdan çekmişti sanırım, son olarak ellerini de üzerimden çekip esaretim bittiğinde yanaklarım alev içinde ağzım kulaklarımda hızla kapının ipini bulup çekerek açtıktan sonra kendimi bahçeye attım. Nefes alış verişim düzelene kadar da sırtımı kapıya yaslayıp orada öylece bekledim. – arabanın çalışıp uzaklaştığını duyana kadar da olabilir- sonunda sakinleştiğimde eve doğru ilerleyip girdim, girdiğim anda da Nazlı'yı aramaya koyuldum. İntikam soğuk yenilen bir yemekti değil mi?
Gece yatağıma uzandığımda dolu, dolu ve yüksek derecede mutlu olduğum günü düşündüm. Parmağıma takılan yüzüğü elimle okşarken ' Her işte bir hayır vardır.' Kelimesinin ne kadar da yerinde bir söz olduğuna kanaat getirmiştim. Kendi kendime gülüşümün sebebi neydi acaba? Kafayı mı yemiştim ne nişanlandım diye? Sonradan görmemi olmuştum yoksa? Aziz ile yaptığım konuşmaları düşündükçe gülüşüme engel olamıyordum, nasıl bir şeydi bu? Nasıl bir mutluluk daha önce yaşamadığım bir şeydi ve bu güne kadar yaşayamadığım için üzüldüğüm. Ama olsun geç olsun güç olmasın demezlermiydi? Geç olsa da iyi olmuştu be!
Evde Nazlı'yı ararken Elif ile Esra kolumdan tuttukları gibi beni kendi odama tıktılar, daha ben ne oluyor be? Diye soramadan sırtımı duvara yaslayıp elleri ile orada kalmamı sağlarken dertlerini anlatmışlardı bile. " Enişte ile öpüştünüz mü?" sordukları soru ile yüzüm yine yanmaya başladığında itiraz dolu bir sesle cevap verdim. " Çüşş! Ne öpüşmesi be? Kafayı mı yediniz siz?" ellerinden kurtulup yatağa doğru ilerlerken aradığım kişinin aslında tamda orada olduğunu bilmiyordum taki dayanamayıp " Yılların açlığı kızlar, ne yapsın garip." Nazlı bütün fitneliği ile kahkahalar ile konuşadursun elim ile yoklayıp nerede olduğunu bulduktan sonra üzerine atlamıştım. " Sen var ya kızım! Öldün, öldün!" diyerek. Elif ve Esra bebeği olduğunu kıymamam gerektiğini Nazlı ya değil bebeğe acımamı söyleyerek beni üzerinden çekmeselerdi saçını başını yolmaya niyetliydim. Peki, bu onun umurunda mıydı? Kesinlikle hayır ben nasıl ki üzerine atladım kahkahaları ikiye katlanmıştı. Velhasıl sonunda kızların yardımı ile üzerimde fazlasıyla ağırlık yapan elbiseden kurtulup rahatlamıştım. Olan biteni tüm ayrıntısı ile kızlara anlattığımda kıkırdaşıp gülüşmeler, bana takılmalar olsa da onlarında benim kadar mutlu olduğuna emindim.
Kızların anlatmasına göre Aziz oldukça yakışıklıymış, ela ile kahve tonlarında bir renkte göz rengi varmış, bakışları buğulu ve çok sevimliymiş, hatta Esra ya göre kedi gibi bakıyormuş. Saçları koyu kahverengiymiş önü uzun diğer yerler kısa kesimliymiş ve bu saç stili ona inanılmaz yakışıyormuş. Nişan da Emine ile Ayşe ağzının suyu akarak bakmışlar Aziz'e tabii bu onları öldürme isteğimi de gün yüzüne çıkarmadı değil, her şeylerini hoş görebilirdim ama bunu? Asla!. buğday tenli atletik vücutlu şirin mi şirin bir şeymiş sevgili Nişanlım.
Renkleri zihnimde canlandıramıyordum ama belli bir profil oluşmuştu kafamda ve bu profil kalbimin sahibi olmuştu bile şu kısacık zamanda. Fena halde tutulmuştum ona, kapılmıştım bile rüzgarına.
Kendi kendime bir kere daha gülümsedikten sonra tatlı bir yorgunluk veren bu günüm ve dünden kalma uykusuzluğum ile elim yüzüğümü okşamaya devam ederken gözlerimi kapatıp bıraktım kendimi uykunun kollarına...
HAYAL DÜNYAM SINIRSIZ...
AMA KUSURSUZ DEĞİL...
HATALARIM VARSA Kİ MUTLAKA VARDIR AF OLA...
BegenmeniZ dileği ile. hadi selametleeeeee :D :D ♡