~🥀Yaralarım Kabuk Bağlamıyor🥀~

1300 Words
"Kimi acılar geçmek için değil, insanı dönüştürmek için var olur." *** Doğum yapmadan önce sınavlara girip kazanmıştım avukatlığı... Karnımda bir can taşırken, en büyük hayalimi de göğsümde büyütmüştüm. Hamile halimle üniversiteye gidemediğim için Dalga Hanım’ın yardımıyla online dersleri alarak tamamladım her şeyi. Ama şimdi... Artık okul yolları beni bekliyor. Yeni insanlar, yeni bir ortam... Her ne kadar heyecanlansam da, bir yanımda hep o var: Kızım. Benim en kıymetlim. Asla onu ihmal etmem. Onun gözleri bir şeyden korksa, kalbim daralıyor. Bir gün bile onsuz nefes alamam gibi geliyor. Şimdi ise gecenin bilmem kaçıydı... Kumsal uykuyu reddediyordu. Gözlerim yanıyordu uykusuzluktan, başım dönüyordu ama gözlerim kapandığı an... o başlıyordu ağlamaya. Sanki hissediyordu, sanki “Anne sakın uyuma.” der gibi. Kucağımda usulca sallarken sırtına minik masajlar yapıyordum. Ninni bile söyledim fısıltıyla... Ama yok. Gözlerini kapatmak istemiyordu. "Kızım, lütfen uyu artık. Bak, anne çok yoruldu..." dedim çatallaşan sesimle. O an sanki inadına... tekrar başladı ağlamaya. Yatağa oturdum, kucağımda hala onu sallıyordum. Avuç içlerimle sırtını okşadım ama ne yapsam yetmiyordu. Ve sonra... ben de başladım ağlamaya. Artık taşıyamıyordum içimdeki yükü. Onu yavaşça yatağa koydum, küçük yastığına başını dayadım ve başımı ellerimin arasına alıp sessizce ağladım. O da ağlıyordu. Birlikte... anne kız gecenin içinde, uykusuzluğun, yorgunluğun ve yokluğun ortasında gözyaşlarımızı döküyorduk. Ama onunki bebek gözyaşıydı... benimki ise kocaman bir boşluğun, çaresizliğin ve yalnızlığın gözyaşıydı. Çünkü ben, onu babasız büyütecektim. Çekdar burada olsaydı... eminim bir kez bile yorulmama izin vermezdi. Gözümün altındaki morlukları görse, kendini suçlardı. Ve o kızını, her gece... usulca uyuturdu. Bense sadece izlerdim. Ama şimdi... her şey, sadece bana kaldı. Kapı hafifçe tıklanınca gözyaşlarımı alelacele sildim. Sesin ardından aralık kapı usulca açıldı. Gözlerim gelen kişiye kaydığında, Oğuz'u gördüm. Yorgundum. Hem uykusuzluk, hem suçluluk duygusu, hem de içimde taşıdığım sır... Hepsi omuzlarıma çökmüştü. "Sizi de uyutmadı değil mi? Üzgünüm. Uyuturum şimdi." dedim bitkin bir sesle, Kumsal’a yönelmek üzereydim ki Oğuz sözleriyle beni durdurdu. "Hayır, uykum yoktu zaten Zemheri." dedi ve ağır adımlarla yanıma gelip Kumsal’ı kucağına aldı. "Bu inci kız neden ağlıyormuş bakalım?" deyip yanaklarını öptü usulca. Ve mucize gibi... sustu. Yanaklarımda kalan yaşları fark edince konuştu. "Bebekle bebek olup ağlıyor musun yoksa?" dedi hafif alayla, ama altında şefkat vardı. Dudaklarımda buruk bir tebessüm belirdi. "Sadece... ona yetemeyeceğimden korkuyorum." dedim içimi dökerken. Yanıma oturup Kumsal’ı şefkatle sallarken, ses tonunu yumuşattı. "Bebeğini babasız büyüten ilk anne değilsin Zemheri. Babam başka bir kadın için bizi terk ettiğinde, annem de tek başına büyüttü beni." Söylerken çene kemiği gerilmişti. İçinde hala kapanmamış yaralar olduğunu görmemek mümkün değildi. "Belki haklısın." dedim gözlerimi yere indirerek. "Ama babasını ben terk ettim ve onu saklıyorum. Bu bana haksızlık gibi geliyor.” Tam o sırada açık kapıdan bir ses duyuldu. Soğuk, mesafeli ama bu defa doğrudan bana gelen bir ses. "Haklısın Zemheri. Yaptığın, Çekdar’a büyük bir haksızlık." Şaşırarak başımı kaldırdım. Konuşmaktan çekindiğim, göz göze bile gelmediğim Pusat'ı bu. Normalde tek kelime etmezdi benimle. "Haksızlık mı?!" Oğuz’un sesi birden yükseldi. "Yaptıklarını unuttun sanırım kardeşim!" Pusat tek kaşını kaldırıp alaycı bir ifade takındı. "Ben de çok hata yaptım Oğuz. Ama hiçbiri bilinçli değildi. Buna rağmen Dalga çocuklarımı dört yıl boyunca benden sakladı. İlk adımlarına bile şahit olamadım. Yanımda olan sizdiniz, en iyi siz bilirsiniz içimin nasıl yandığını." "Aynı şey değil Pusat!" dedi Oğuz yerinden doğrulurken. "Çekdar’ın Zemheri’ye yaptıkları... senin yaptıklarının yanında bir cehennem. Şimdi Zemheri bebeğini o adama mı versin?! Yine musallat mı olsun kızın hayatına?!" Oğuz’un ses tonu iyice gerilince, Kumsal’ı kucağımdan alıp göğsüme bastırdım. Kalbinin atışlarını hissedip onu rahatlatmak istedim. Gerilimden uzak tutmalıydım. Oğuz'da anladı, hemen ayağa kalkıp Pusat’ın karşısına dikildi. "Sen nesin Oğuz?! Sen çok mu aksın? Bizim kim olduğumuzu unuttun sanırım. Mafyayız biz." Pusat’ın iğneleyici sözleri, Oğuz’un gözlerini daha da öfkeyle doldurdu. "Ben en azından sevdiğim kadının önünde onun babasını doğramadım." Bu söz... odaya kılıç gibi saplandı. Sessizlik oldu bir an. Ardından Pusat alaycı bir sesle güldü. "Anneni başka bir adamla aynı yatakta görseydin, sen de aynısını yapardın. Kendimizi kandırmayalım Oğuz." Sonra bana döndü. "Çekdar artık bir baba, Zemheri. Kızını görmeye hakkı var. Seni ona vermem, bunu asla yapmam ama kızını saklamaya da devam edemeyiz." O anda, Oğuz aniden öne atıldı ve Pusat’ın yakasına yapıştı. "Sakın!! Sakın o ite söylemeyi düşünme bile! Hiç bir şeyi bilmeyecek, asla!" Pusat geri çekilmedi, aksine hala gülümsüyordu. "Ne yapacaksın? Beni de mi doğrayacaksın onun gibi?" Tartışmanın ortasında birden Dalga Hanım’ın sesi yükseldi. "Neler oluyor burada?!" Arkasından Ali'de geldi, hemen araya girip Oğuz ve Pusat’ı ayırdılar. "Ne mi oluyor?!" diye bağırdı Oğuz. "Kocan Çekdar’a hak veriyor. Geçmişte yaşadıklarını Çekdar’la özdeşleştiriyor!" Dalga Hanım gözlerini Pusat’a çevirdi. "Doğru mu bu, Pusat?" Pusat gözünü kırpmadan cevap verdi. "Doğru. Sen de çocuklarımı benden dört yıl saklamadın mı? Hala tamamlanmadım Dalga! Hala onların ilklerine dair içimde bir boşluk var. Yanımda olsanız da hep yarımım." Dalga’nın gözleri dolmuştu. Ama kırgın değil, paramparça bir geçmişin ağırlığıyla... Gözlerinin önünden o yıllar geçiyordu, belli. Ben ise elimde Kumsal’la... bu ağır yükün tam ortasındaydım. Çekdar’ın adı geçtikçe, içimde öyle bir sızı yükseliyordu ki... Hangi kararım daha doğruydu artık bilmiyordum. Kızımı korurken bir babayı mahkum mu ediyordum? Yoksa geçmişi gömerek geleceği mi kurtarıyordum? Cevabı... yoktu. Dalga'nın sesi, odanın duvarlarında yankılandı. "Hak etmiştin!" dedi. O an bir sessizlik çöktü... ama Pusat’ın nefesi hızlandı, çenesindeki kaslar gerilirken, gözlerindeki öfke Çekdar’ı anımsattı bana. O da böyleydi... Severken yakan, korurken kıran, affedemeyip gitmeye zorlayan... Sonra birden patladı. "Peki ben aldatılmayı hak ettim mi? Kalbin hala benim için atarken... sen o adamla yattın. Unutun mu?!" Cümle, odanın ortasında buz gibi asılı kaldı. Dalga onu aldatmış mıydı? Dalga’nın bakışları hala dimdikti ama gözlerinden süzülen yaşlar, kalbinin çatladığını gösteriyordu. "Unutmadım..." dedi titreyen sesiyle. "Ama neden o adama sığındığımı sen unutmuşsun!" Sonra bana döndü. Parmağıyla beni işaret etti. "Bak Zemheri’ye... bir zamanlar benim çerezliğim var üstünde!" İçim ürperdi. Bir anda geçmişin gölgesi omuzuma oturdu. "Çekdar onu severken, ne hale getirdiğine bak! Zemheri'nin, onu bırakması için elinden gelen her yanlışı yapmış. Tıpkı senin gibi!" Sözleri tokat gibi çarpıyordu duvara da, Pusat'ın kalbine de. Ama durmadı... Daha da ileri gitti, savunmaya geçti. "Zemheri, baba olacağını zaten söyledi Çekdar’a. Ama Çekdar... bir çocuğunun ölümüne neden oldu ve yine onu buraya mahkum etti." Bana döndü. Gözlerinde öfke değil, kesinlik vardı artık. "İstiyorsa söyler Çekdar’a. İstemiyorsa söylemez. Buna kimse karışmayacak! Ne sen, ne de Oğuz!" Son kelimesini bastıra bastıra söyledikten sonra, arkasını dönüp gitti. Kapı ardından kapanırken, bir hayatın ağırlığı arkamda kaldı. Pusat hışımla iç geçirdi ve sinirle karısının ardından çıktı odadan. Geriye, yine biz kaldık. Ben ve Oğuz. Karmaşanın, kırgınlığın ve bitmemiş hesapların ortasında iki yarım insan. Kafamı eğdim. "Benim yüzümden..." dedim, gözlerimden yaşlar süzülürken. Boğazımda biriken suçluluğu tutamıyordum. Oğuz hemen araya girdi. "Senin yüzünden değil Zemheri. Onlar hep geçmişlerine takılı kaldılar. Arada böyle çatışırlar." Teselli etmeye çalışıyordu ama içimdeki sızıya dokunamıyordu kimse. Benim kalbim başka bir savaştaydı. Ya ben de Çekdar’la bir gün böyle olursam? Ya aynı odada susarak, geçmişin yüküyle birbirimize sırt dönersek? Ya bizim de aşkımızın sonu hesaplaşma olursa? Bir an duraksadım. Biz zaten Çekdar'la bunları yaşamıştık... Oğuz’un sesi yankılandı yanımda. "O adama söylemeyeceksin değil mi?" Bu cümleyle birlikte derin bir nefes aldım. "Bilmiyorum..." dedim. "Ama böyle susarak da rahat edemiyorum." İçimdeki vicdan, her geçen gün biraz daha sesini yükseltiyordu. Ve Kumsal’ın gözleri, o vicdanın aynası olmuştu. Oğuz bana döndü, sesi daha ciddi bir hal aldı. "Zemheri, kızını babasız büyütmek istemiyorsan eğer ben-" Cümlesi daha bitmeden sözünü kestim. Yanaklarım ıslanmıştı ama sesim dimdikti. "Asla!" "Asla Çekdar’dan başka biri kızıma babalık yapamaz. Gerekirse babasız büyür... ama Çekdar’ın yerini hiçbir adam alamaz!" Bu sözümle birlikte bir sessizlik oldu. Oğuz’un gözlerinde önce kırgınlık, sonra öfke belirdi. Ne demek istediğimi çok iyi anlamıştı. Sustum. O ise bir şey demeden hızla çıktı odadan. Geriye sadece ben ve kızım kaldık. Kucağıma aldım onu. Minicik ellerini tuttum. Ve gözyaşlarımı yanağına damlatarak usulca öptüm. "Ben de bilmiyorum meleğim... Doğru ne, yanlış ne... her şey birbirine karıştı." "Bildiklerimin içinde tek net olan şey... Babana haksızlık ettiğim..." Ve bu vicdanla... her gece biraz daha sessizliğe gömülüyordum. Yaralarım kabuk bağlamıyor... aksine her gün biraz daha derine iniyor. ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD