Hilal'den..
Nikâhtan sonra tekrar salona dönmüştük. Salonda oturan kadınlar hayırlı olsun dileklerini söylemişlerdi.
Şimdi ise Sultan Hanım’ın yanında oturmuş, konuşulanları dinliyordum. Neredeyse nikâhın üzerinden iki saat kadar geçmişti ama misafirlerin gitmeye niyetleri yoktu. Hâlâ oturup sohbet ediyorlardı. Sude de benim yanımda oturmuştu. Ara ara kaçamak bakışlarını yakalıyordum. Galiba benden utanıyor. Gerçi normal, utanması. Beni bugün gördü. Zamanla beni tanıyacak. Bana alışacak.
Yüzümü Sude’ye dönüp konuşmaya başladım.
" Okuyor musun canım? " Diye soru sordum.
Benim onunla konuşmamı beklemiyor olacak ki irkildi. Bana bakıp gülümsemeye çalıştı.
" Okulum bu yıl bitti. Üniversiteye hazırlanıyorum. " Diye cevapladı.
" Bu yıl girmedin mi sınavlara? " Diye sordum.
Sude:
" Hayır, bu yıl girmedim. Seneye inşallah. " Diye cevapladı.
Yüzünde buruk bir gülümseme vardı.
" Çalışıp istediğin sonucu alırsın inşallah. " Dedim.
Sude sadece gülümsemekle yetindi.
Sultan Hanım’a döndüğümde, çalışanlara sofrayı hazırlamalarını söylüyordu.
Artık akşam saatleriydi. Sultan Hanım sofrayı hazırlattıktan sonra yemekler yenmişti. Artık misafirlerin çoğu gitmişti. Geriye iki üç kadın kalmıştı.
Sultan Hanım:
" Artık geç oldu hanımlar. Geldiğiniz için teşekkür ederiz. Yine bekleriz. " Dedi.
Kibarca geriye kalan misafirleri de kovdu. Bu kadını şimdiden sevmeye başladım. Bu birkaç saatte onda kendimi gördüm. Misafirler yeniden tebriklerini dile getirip gittiler. Sultan Hanım, misafirler odadan çıkınca bana döndü.
Sultan Hanım:
" Ronya, sen Hilal’i Aziz’in odasına çıkar. " Dedi.
Ronya denilen kız yanıma geldi.
" Gel eltim. Seni odaya çıkarayım. " Dedi.
Ona hafif tebessüm edip Sultan Hanım’a döndüm.
" Sultan Hanım… Ben Aziz’in odasına çıkmam. " Dedim sakince.
Bu dediğimle Sultan Hanım’ın kaşları çatıldı. Ronya şaşkınlıktan olsa gerek ağzı o şekilde açıldı.
Sultan Hanım:
" Anlamadım? " Dedi.
Hâlâ kaşları çatılıydı.
" Ben Aziz’e de söyledim… Size de söylüyorum. Aziz’in odasındaki eşyalar değişmeden ben o odaya girmem. " Dedim kararlılıkla.
Sultan Hanım’ın çatılı kaşları çözüldü. Biraz düşündü. Ne demek istediğimi anlamış olmalı ki başıyla beni onayladı.
Sultan Hanım:
" Ronya, en büyük misafir odasına götür Hilal’i. Zaten kızlar odaları hazırlamıştı. Belki misafirler kalır diye. " Dedi.
Ronya:
" Tamam ana. Götürürüm. " Dedi.
Ama sesinde de yüzünde de şaşkınlık gözle görülür hâlde vardı.
Sultan Hanım’a döndüm.
" Babamlar gitti mi? Haberiniz var mı? " Diye sordum.
Sultan Hanım:
" Hayır, gitmediler. Aşağıda oturuyorlar. " Dedi.
Saate baktığımda çoktan 9 olmuştu.
" Ben babamla konuşmak istiyorum. " Dedim.
Sultan Hanım:
" Söylerim, kızlar çağırır babanı. Şimdi inme aşağıya. " Dedi.
Başımla onayladım. Sultan Hanım odadan çıktı. Beş dakika geçtikten sonra kapı açıldı. Babam içeri girdi.
Babamın yanına gidip sarıldım. Hemen kollarını bana doladı. Başımın üzerinden öptü.
Yüzüme bakarak konuşmaya başladı.
Ferzan ağa:
" Şimdi gidiyorum. Bundan 13 yıl önce sana ne dediysem hepsi geçerli. Sen Ferzan ağa’nın kızısın. Bunu unutma ve unutturma. Hiçbir mecburiyet, senin benim kızım olduğu gerçeğini değiştirmiyor. " Dedi.
" Merak etme. " Dedim.
Tekrar başımın üzerinden öptü.
Ferzan ağa:
" Şimdi gidiyorum. Derya daha fazla beklemesin. " Dedi.
Babamla vedalaştım. Babam gidince Ronya’ya döndüm. Ronya sessizce beni izliyordu.
Ronya:
" Gidelim mi eltim? " Dedi.
" Gidelim eltim. " Dedim ona uyarak.
Ronya:
" Misafir odaları ikinci katta. Yalnızca anamla babamın, amcamla yengemin odası bu katta. Üçüncü katta ise bizim odalar var. Aslında bu konak üç katlı. Ama Aziz abi çatı katını da bir kat yaptı. Böylece dört kat olmuş oldu. Dördüncü kat tamamen sizin. Aziz abinin odası da dördüncü katta. " Dedi.
" Anladım… " Dedim.
Ronya tebessüm ederek:
" Evin geri kalanı ile sabah tanışırsın. Biz biraz kalabalık aileyiz. Görünce korkma. " Dedi.
Gülümseyerek:
" Korkmam, merak etme. " Dedim.
Ronya bir odanın önünde durdu. Etrafa baktığımda ileride merdivenler vardı.
Odanın kapısını açıp:
" Burası bugün kalacağın oda. Telefonunu verebilir misin? " Diye sordu.
Neden sorduğunu anlamasam da telefonu verdim.
Ronya:
" Numaramı yazdım. Bir şeye ihtiyacın olursa ararsın. " Dedi.
" Neye ihtiyacım olabilir ki? Hem ihtiyacım olsa seslenirim. " Dedim.
Ronya gülerek:
" Bilmem… Belki ağrı kesici falan istersin. Seslenmeye utanırsın diye dedim. " Dedi.
Yüzüne boş boş baktım. Ne demek istediğini tabii ki anladım.
" Ronya eltim… Sen benim kızım olduğunu biliyorsun değil mi? " Diye sordum.
Ronya:
" Evet biliyorum. " Dedi.
" Ee eltim. Ne ima ediyorsun o zaman? " Dedim.
Ronya:
" Bu işler belli olmuyor. Her durumda lazım olabilir. " Dedi.
Daha fazla bu konuyu konuşmak istemediğimden:
" Tamam. İhtiyacım olursa söylerim. " Dedim.
Ronya bana gülümsedi. Odaya girince beni yalnız bıraktı. Nihayet nefes alabilmiştim. Çok yorulmuştum bugün. Gelirken küçük bir bavul hazırlamıştım. Odaya baktığımda bavulun burada olmadığını gördüm. Üzerimdeki kıyafet rahattı ama sabahtan beri bu kıyafette olduğum için çıkarmak istiyordum. Telefonu elime aldım, Ronya’yı aradım.
Ronya:
" Efendim. " Dedi.
" Bavulum yok. Getirmelerini söyleyebilir misin? " Dedim.
Ronya:
" Bu kadar çabuk arayacağını düşünmemiştim. " Dedi.
" Ben de… " Dedim.
Ronya:
" Bavulunu yukarıya çıkarmışlar. Aziz abi yukarıda. Neye ihtiyacın varsa söyle, ben vereyim. " Dedi.
Aslında başka birinin eşyasını kullanmaktan rahatsız olurdum ama bu elbiseden kurtulmam lazımdı.
" Uyurken giyebileceğim kıyafet. " Dedim.
Ronya hevesle:
" Tamam, gönderiyorum kızlarla. Merak etme, alıp kullanmadıklarından göndereceğim. Sana hediyem olsun eltim. " Dedi ve kapattı.
Biraz geçince kapı çalındı. “Gel” dediğimde çalışan bir kız, elindeki paketi bana verip gitti.
Paketi açınca ufak bir şok yaşadım. Daha bir saattir Ronya’yı tanıyordum ama hata bende. Bu bir saatte onun nasıl biri olduğunu anlamalıydım. Etiketi üzerinde kırmızı bir gecelik. Allah’tan uzundu. Tül detayı falan yoktu. Bunun için bile teşekkür edebilirdim. Sabahlığı da vardı. Gerçi sabahlık komple tüldü. Yine de gecelik tülden değildi. Sadece biraz göğüs dekoltesi vardı. O da bir şey değildi. Zaten normal zamanda da dekolte giyiyordum.
Daha fazla odada oyalanmadım. Odanın banyosuna girip hızlıca duş aldım. Banyodaki havluyla kurulanıp odaya döndüm. Makyaj masasının çekmecelerine bakınca fön makinesini buldum. Saçlarımı kurutup makineyi yerine koydum. Saçlarımı tararken kapı açıldı. Aziz odaya girdi. Beni aynanın karşısında gördüğünde dondu kaldı. Yine beni süzmeye başladı. Kaşları havalandı. Şaşırdığı belliydi. Ben de olsam şaşırırdım. Ne de olsa dün tanıştığı biriydim. Şimdi ise karşısında kırmızı bir gecelikle duruyordum.
" Süzmeyi ve şaşırmayı bırak ağa’m. " Dedim.
Aziz:
" Anlamadım. " Dedi.
" Diyorum ki, şaşırma. Bavulumu odaya getirmemişler. Ben de Ronya’dan bavulu istedim. O da bana bunu yolladı. " Dedim, üzerimi göstererek. Bunu yapmamalıydım. Yine beni süzmeye başladı.
" Gözlerini yukarı çıkar. Süzmeyi bitir. " Dedim sert bir sesle.
Anlamazca gözlerime baktı. Kaşlarını çattı.
" Anlamadım. " Dedi yeniden.
" Aziz, seninle açık konuşacağım. Ben seni daha dün tanıdım. Kocam olduğun gerçeği bunu değiştirmiyor. Ben dün tanıdığım birinin koynuna girecek değilim. " Dedim ve devam ettim.
" Bu evlilik, anlaşamazsak boşanabileceğimiz bir evlilik değil. Bu evlilik ömrümüzün sonuna kadar sürecek. Bu evliliğin bozulması demek, birçok kişinin canından olması demek. Ben bu evliliği yalnızca bir şekilde bozarım. Kimse de bana bir şey diyemez. O da ikinci bir kadın. İhanet ya da kuma. Ama ben bu ikisini kaldıracak biri değilim. Asla adımın bu şekilde anılmasını istemem. İkinci bir kadın olmaması için ne yapmam gerektiğini biliyorum. Sadece senden zaman istiyorum. Zamanla bu evlilik gerçek bir ilişkiye dönüşecek. Sadece sabırla beklemeni istiyorum. "
Aziz:
" Seni anladım Hilal. Merak etme. Ben hayatımdaki kadına ihanet etmem. Birincisi, bunu kendime yakıştırmam. Hayatımdaki kadına da böyle bir saygısızlık yapmam. İstediğin kadar beklerim. " Dedi.
" Teşekkür ederim. Şimdi izninle uyuyacağım. " Dedim. Yatağa doğru ilerledim. Yatağı açıp yattım.
Yatağa yatmamla gözümü kapamam bir oldu. O kadar yorulmuşum ki hemen uyudum.
Sabah gözlerimi açtığımda odada yalnızdım. Saate baktığımda 8’di. Hemen yataktan kalktım. Odaya baktığımda bavulumun burada olduğunu gördüm. Uyurken biri bırakmış olmalıydı. Bavulumu açtım.
Mavi çizgili bir elbiseyi çıkarıp giydim. Elbise uzun, düğmeli bir elbiseydi. Etekten birkaç düğmesini açtım. Saçlarımı yine açık bıraktım. Odadan çıkıp salona doğru ilerledim. Salonun kapısının önünde Aziz’i gördüm. Salona girmek üzereyken beni görünce durdu. Yanına gidip:
" Niye uyandırmadın beni? " Diye sordum.
Aziz:
" Günaydın Hilal. " Deyip beni cevapsız bıraktı. Salonun kapısını açıp içeri girdi. Aziz’in ardından ben de girdim. İçeride çok fazla kişi vardı.
Herkese bakıp:
" Günaydın. " Dedim.
Onlar da aynı şekilde:
" Günaydın yenge, günaydın abi. " Diye cevapladı.
Sefer ağa masanın başında oturmuştu. Sol yanında Sultan hanım vardı. Diğer yanında Sude. Sude’nin yanında iki sandalye boştu. Aziz oraya doğru gidince ben de gittim. Aziz, Sude’nin yanına oturdu. Ben de Aziz’in yanında boş kalan sandalyeye oturdum. Sefer ağa bana bakıp gülümsedi.
Sefer ağa:
" Afiyet olsun. " Dedikten sonra kahvaltı başladı. Kahvaltı masası oldukça sesliydi. Herkes konuşuyordu. Ben daha kim olduklarını bilmediğim için olaylara yabancıydım. Arada gözüm Ronya’ya takılıyordu. Yüzünde sırıtışla beni izliyordu. Dün bana o geceliği bilerek yolladığını zaten biliyordum. Bu sırıtma da bunun kanıtı oldu. Bu kızla fazla zaman geçirmemem lazım. Yoksa benim Aziz’den istediğim süreyi sıfırlar bu. Neme lazım, hap falan verir. Al başına belayı. Gerçi o haplarsa ben de boş durmam ya… Neyse. Şimdilik mesafe en iyisi.