İlaç

1036 Words
Hilal’den… Aziz dudaklarıma yapışıp öpmeye başladı. Öpüşü yavaştı. Aziz geri çekilip; “Karşılık ver, Hilal.” dedi ve tekrar öpmeye başladı. Aziz’in dediğini yaptım. Karşılık verdim. Öpüşüne karşılık vermemle öpüşü hızlandı. Artık yavaş değil, sert bir şekilde öpüyordu. Bu öpüş nefesimi kesti. Geri çekilip nefes almak istedim ama izin vermedi. Ağırlığını biraz daha üzerime bıraktı. Altında kıpırdamam imkânsızdı. Bir eliyle, ağırlığın altında ezilmeyeyim diye yataktan destek alıyordu. Diğer eli yüzümle boynum arasında gidip geliyordu. Ben öpüşüne karşılık verdikçe, öpüşü sertleşiyordu. Nefes nefese dudaklarımız ayrıldı. Ben geri çekileceğini düşünürken hedefi boynum oldu. Sanki dudaklarımı öper gibi boynumu öpmeye başladı. Bu bir süre devam etti. Aziz öptükçe, içimde uyuyan kadın uyanıyordu. Aziz nefes nefese geri çekildi. Gözlerime bakarak konuşmaya başladı. “Bir sonraki öpüşte durmayacağım. Kendini buna hazırlasan iyi olur. Durum ne olursa olsun durmam. Unutma bunu.” deyip alnımdan öptü. Üzerimden kalkıp banyoya gitti. Neden banyoya gittiğini sorgulamayacağım. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor. Nefes nefeseyim. Vücudum ateşler içinde yanıyor sanki. Derin nefes alarak kendime gelmeye çalıştım. Yan dönüp gözlerimi kapattım. Aziz banyodan çıkıp tüm ışıkları kapattı. Oda artık zifiri karanlıktı. Yatağa girip beni kendine çekti. Sıkı sıkı sarıldı. Ne Aziz ağzını açıp bir kelime etti ne de ben. İkimiz de sustuk… Gözlerimi açtığımda etrafıma baktım. Yeni odamdaydım. Yan dönerek Aziz’e baktım. Yastığı başının üstüne koymuş, uyuyordu. Derin uykuda olduğu belliydi. Bir süre yüzünü görmesem de onu izledim. Dün söylediklerinde haklıydı. Artık alışma gibi bir durumum yok. Aramızda aşk yok ama bariz bir şekilde birbirimize çekiliyoruz. Aramızda aşk olur mu, bilmem. Bildiğim bir şey var: O da Aziz’in davranışları değişmezse sevgi olacağı kesin. Belki sevgi, aşktan daha güçlü bir bağdır. Ne de olsa aşk bir gün bitebilir. Ama sevgi ve saygı sonsuza kadar kalır… Zahit Mahsaroğlu… Elimdeki dosyayı kapatıp kenara koydum. Başımı arkaya atıp koltuğa yasladım. Bir süre gözlerimi yumdum. Kafam ve gözlerim patlayacakmış gibi hissediyorum. Bugün çok fazla toplantıya katılmıştım ama sebebi bu olamazdı. Daha fazla çalıştığım günlerim olmuştu. Hiçbir zaman bu kadar zorlanmamıştım. Kapı çalınca gözlerimi açtım. “Gel.” dedikten sonra sekreter içeriye girdi. “Zahit Bey, **** şirketinden geldiler. Sizi bekliyorlar.” dedi. Günün son toplantısı… Sonra dinlenebilirim… “Geliyorum.” deyip ayağa kalktım. Toplantı salonuna doğru ilerledim. Toplantı bir saatten fazla sürmüştü. Toplantı bittiğinde Büşra Hanım’la beraber salondan çıktık. Yan yana yürürken bazen eli elime değiyordu. Bunu bilerek yaptığını düşünmüyordum. Aramızda mesafeyi açarak bu duruma son verdim. Önden yürümeye başladım. Odaya geldiğimde bazı dosyaları alıp çıktım. Arabada Aziz abiyi aradım. “Ben erken çıktım. Eve gidiyorum.” dedim. Aziz; “Her şey yolunda mı?” diye sordu. Alışık değiller erken çıkmama. “Her şey yolunda. Merak etme. Sadece başım çatlıyor. Dinleneceğim.” dedim. “Tamam.” dedi. Ben de bir şey söylemeden kapattım. Şirket eve yakın değildi. Otuz beş–kırk dakika kadar yol vardı. Bu baş ağrısıyla araba kullanmak işkence gibiydi. Eve geldiğimde hemen odama çıktım. Odamın perdelerini çektim. Üzerimdeki takım elbiseden kurtuldum. Yatağa girip gözlerimi kapattım. Başımdaki bu ağrıyı daha önce yaşamamıştım. İlk defa bu kadar şiddetli ağrıyordu. Uzun süre uyumaya çalıştım ama ağrı uyumama izin vermiyordu. En sonunda pes ettim. Bu lanet ağrı ilaçsız geçmeyecekti. Üzerime rahat bir şeyler giyip mutfağa indim. Mutfaktakiler beni görünce şaşırdılar. Onlara evdekilerin nerede olduğunu sordum. Annemlerin ve kızların alışverişe çıktığını söylediler. Sadece Ronya yengem ve Selma evdeymiş. Odamın önüne geldiğimde karşımdaki kapı açıldı. Selma odadan çıktı. Odamın karşısındaki oda boştu. Galiba Selma’ya o odayı vermişler. Üzerinde yine pembe bir elbise vardı. Pembe rengi seviyor anlaşılan. Bugün konaktaki üçüncü günüydü. Selma bu üç günde iki kez pembe giymişti… Beni karşısında görünce duraksadı. “Merhaba.” dedi. “Merhaba.” dedim. Sesimi duyunca kaşları çatılır gibi oldu. “İyi misiniz?” diye sordu. Sonra elimde tuttuğum ilaca ve suya baktı. “Başınız mı ağrıyor?” diye sordu. Başımı sallayarak; “Evet.” dememle arkasını dönüp odaya girdi. Bir anda kapı yeniden açıldı. Selma odadan çıktı. “Elinizdeki ilaç hiçbir işe yaramıyor. Boş yere içmiş olacaksınız. Alın bunu için, güçlü bir ağrı kesici. On dakikada ağrıdan kurtulursunuz.” dedi. “Elinizdeki ilaca baktım. Selma’nın sesini duymamla yeniden ona döndüm. “Güvenin bana. Sık sık baş ağrısı çeken bir insanım. Tüm ilaçları denedim. En etkilisi bu.” dedi, elindeki ilacı göstererek. İlacı elinden alarak; “Teşekkür ederim.” dedim. Selma gülümseyerek; “Geçmiş olsun.” deyip yanımdan ayrıldı. Odaya girdiğimde elimdeki ilaçlara baktım. Mutfakta çalışanların verdiği ilacı içtim. Selma’nın verdiği ilacı başucuma koydum. Ben sık sık baş ağrısı çeken biri değilim. Selma’nın verdiği ilaç ağır doz olabilir. Kendisi sürekli baş ağrısı çektiğini söyledi. Bu yüzden diğer ilacı içmek daha mantıklı. Yatağa yatıp gözlerimi kapattım. Kırk, kırk beş dakika bekledim. Ağrı hafifler gibi oldu, sonra yeniden arttı. Başım çatlayacak gibi. Yataktan doğrulup Selma’nın verdiği ilacı içtim. Yeniden yattım. On, on beş dakika sonra ağrı tamamen geçti. Gerçekten Selma’nın dediği doğruymuş. Ağrı geçince uykuya yenik düştüm. Ne kadar uyudum bilmiyorum ama mide ağrısıyla uyandım. Midem çok kötü ağrıyordu. Yataktan kalktım. Aşağı inip sıcak bir şeyler içsem iyi olurdu. Aşağı indiğimde Selma’nın da mutfakta olduğunu gördüm. İçeri girince hepsinin bakışları bana döndü. Çalışanlara; “İçmek için sıcak bir şeyler verin.” dedim. Selma; “Geçmedi mi ağrı?” diye sordu. “Başımın ağrısı geçti, şimdi midem ağrıyor.” dedim. Selma duruşunu dikleştirerek konuşmaya başladı. “İlacın herhangi bir yan etkisi yok. İlaçtan olamaz. Galiba bu ağrının sebebi hastalık.” dedi. “Bilmiyorum, ilaçlar mı yan etki yaptı yoksa hasta mı oluyorum. Emin değilim.” dedim. Selma kaşlarını çatarak; “İlaçlar?” dedi. “İlaçlar. İki ilacı da içtim. Hangisi yan etki yaptı bilmiyorum.” dedim. Selma’nın gözleri büyüdü. “Ne yaptınız? İkisini de mi içtiniz? Kaç saat arayla?” dedi. “Saat değil… Kırk, kırk beş dakikaydı galiba. Belki daha az…” dedim. Selma hızla yanıma geldi. “Delirdiniz mi? Bir ilaç içtiğiniz zaman en az dört saat ara olmalı. Siz kırk, kırk beş dakika diyorsunuz. Midenizin ağrıması normal. İlaçları karıştırmışsınız. Yan etki yapmış. Ayakta olduğunuza dua edin.” dedi. “İyiyim. Sadece midem ağrıyor.” dedim. “Çok iyisiniz. Maşallah.” deyip göz devirdi. Sonra dışarı çıkıp korumalara seslendi. Tekrar içeri girip; “Hadi gidelim.” dedi. Boş boş yüzüne baktım. “Hastaneye gidiyoruz. İlaçların yan etkisi geçmesi için serum versinler. Kendinize gelin.” dedi. “Saçmalamayın. Ne hastanesi?” dedim. Ama sonuç değişmedi. Kendimi arabada, Selma’yla hastaneye giderken buldum…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD