"Teklif"

1111 Words
Hakkâri, Yüksekova; 23 Mayıs 2025 İki Ay önce; Nisan: Titreyen elini sıkıp duruyordu yine. Canı sıkılmış tüm gün boş boş hastahanede oturmaktan gına gelmişti. Aile Hekimliğine bile buradan daha çok vaka geliyordu kesinlikle. Elinin titremesi geçmişti aslında ama o lanet günün senesi yine gelince sanki vakti dolan bir çalar saat gibi kendisini hatırlatıyordu. Her Mayıs ayında başa dönüp o günü baştan sona tekrar tekrar yaşıyordu. Yine anıları gözünde canlanmaya başlamıştı. Zaman geçip herkes dağıldıktan sonra kayınvalidesi ve kayınpederi ile bir başına kalmıştı. Bir de vefakar anası ile tabi. 40 gün geçince sözde acı da geçermiş. Kim demiş ise yalan demiş. Yoktu öyle bir olay. Asıl zaman geçip de giden gelmeyince insana daha çok koyuyordu her şey. Her köşede öleni arayıp sesini duymak istiyordu. Bir ara sürekli camda, gelip geçen arabaları sayıyordu acaba o mu diye... Ne giden geldi ne Nisan eski Nisan olarak kaldı. Ölünün kıyafetlerini vermek gerekirmiş öyle dedi kayınvalidesi. Tek bir kıyafetine bile dokundurtmadı. Ne kendi evini ne Manisa'daki evini değiştirdi. Timurla olan zamanında sıkıştı kaldı. Elinin titremesi ilk günden beri devam ediyordu etmesine ama Nisanın acısı o kadar büyüktü ki kendisini bir an bile düşünmedi. Bir kere sakinleşmesi için verdikleri ilacın hepsini tek seferde içti. Annesinin fark etmesi ile birlikte ölmedi.O lanet hortumu ağzından midesine sokarak midesini yıkadılar. Bir kere bileklerini kesti. Ruh hâli günden güne kötüye giderken bu seferde kayınpederi yakaladı. Artık herkesin gözü üzerindeydi. Her adımını takip ediyor bir an olsun yalnız kalmayı başaramıyordu. Abisinin geldiği ve herkesin akşam yemeğinde olduğu bir saatte abisinin dalgınlığından yararlanarak arabanın anahtarını çaldı. Arabaya atlar atlamaz son sürat bir ağaca çarptı. Şehit mezarlığı yolundaki bir ağaçtı. Her gidip gelişinde görüyordu. Gözüne defalarca kez kestirmişti kestirmesine ama fırsatını ancak bulmuştu. Burayı seçmesinin asıl nedeni başka kimseye zarar vermeyecek olmasıydı. Ağaca çarpan arabanın komple önü gitti. Etki tepkiden dolayı hızla geriye savrulan araba bir de ters döndü. Nisan'ın kafası cama vurdu ama kendisinin hayli farkındaydı. Arkasından kayınpederinin arabası ile son sürat gelen abisi çıkardı onu arabadan. Bacağının ve omzunun incinmesinden başka bir şeyi yoktu. Beyin travması bile geçirmemişti. "Tamam yeter artık. Yas dönemi bitti Nisan." Abisi acilde, bir sağa bir sola volta atarken hayli sinirliydi. Elinden gelse ki bence erkek olsaydı Nisan, kesin onu bu sefer döverdi. "Ölmek istiyorum.," diye bağırmıştı. "Allah'ın hakkı üç işte. Denedin denedin geberemedin..!" dediğinde, annesi, "Necmi!" diye bağırmıştı. "Ne var ne? Doğru değil mi? Bize bunu yapmaya ne hakkın var kızım senin?. Hadi anamı beni geçtim yazık değil mi bu insanlara?" Eliyle dışarıda bekleyen kayınvalidemi ve kayınpederimi gösteriyordu. " Oğullarını toprağa verdi bu insanlar bir de senin şımarık şımarık hallerini çekiyorlar. He kolay mı evladını kaybetmek." "Sen daha dün tanıdın kaç yıl oldu 6 mı 7 mi hadi 10 yıl olsun. Gözünün içine baktığı evladını toprağa verdi o kadın. Kendine gel artık." diye bağırdı. "Necmi yeter." diyen sese doğru döndüm. "Teoman abi." diyerek ağlamaya başladım. Teoman abi Timurun kuzeniydi aslında. Teyzesini oğlu. Ama annesini kanserden kaybedince kayınvalidesi kendi evladı gibi koruyup büyütmüş. Babası da başka kadınla evlenince hepten evlatları gibi olmuştu. Timur'dan bir on yaş büyüktü. Bordo bereliydi. Yarbay Teoman Koral. Evet kendisini bilip reşit olunca soyadı için mahkemeye başvurup değiştirmiş ve resmen Koral olmuştu. Timur ona abi derdi hep. Her zamanda öyle gördü. Teoman, Timur'un rol modeliydi. O nedenle asker olmuştu sanırsam. Teoman nereye giderse Timur onu takip eder onu yapardı. Ama bu sefer ilk adımı Timur atmış Teomandan önce şehit olmuştu. Teoman abi cenazeye kısa süreliğine askeri konvoy ile katılıp gitmişti. Konuşma fırsatları olmamıştı. "Sana bir amaçla geldim." dedi. " Hem mesleğini yapacaksın hem de halkın içinden istihbarat toplayacaksın." dedi Teoman. "Nerede.?" "Hakkâri Yüksekova',ya çekebiliriz seni. İstersen tabi." "Çok tehlikeli. Kesinlikle olmaz." dedi Necmi. "Burası çok mu güvenli Necmi? Burada durdukça kendisini öldürmeye çalışacak. Belki bir gün başarılı olur." Abisi çenesini sıkmıştı ama Teoman abinin haklı olduğunu biliyordu. Nisan bir şeyi kafasına koydu mu yapardı. Nisan, "Sorun var ama." diyerek araya girdi. "Ne?" "Doktorluk pek yapamam artık." dedi titreyen elini göstererek. "Hallolur o. Zaten bir süre en az bir yıl Ankara'da kalırsın. Birkaç eğitim verirler. " "Ajan mı olacak?" diye sordu Necmi safça. "Oğlum bir yılda ajan mı olunuyor. Kendisini korusun diye. Zaten benim görev yerime yakın bir ilçeye göndereceğiz. Sürekli korunacak merak etme." "Senin senelik izinler bitmedi mi abi?" "15 yıldır izin kullanmayan benim tüm izinlerimi yedin dağ keçisi." "Kararını ver Nisan. Senin için özel görüştüm. Normalde böyle bir şey söz konusu olamaz ama sen hem şehit kızısın hem de şehit eşi." "Bari öleceksen de yararlı bir şeyler için öl." dedi. Böyleydi Teoman abi işte. Asla lafı dolandırmaz neyse onu söylerdi. Düşündü Nisan. Ne olursa olsun abisi haklıydı. Timur'un ailesine bunları çektirmeye hakkı yoktu. Ankara'ya dönebilirdi. Orada kendi başına çalışmayada devam edebilirdi ama biliyordu ki acıyan bakışlara maruz kalacak. İnsanoğlu böyleydi çünkü. Kendi yaşamadığı bir acıyı çok biliyormuş gibi tavsiye vermeye çok meraklı olurdu. Ölenle ölünmüyor. Sözü yok muydu? Nefret etmişti duymaktan. Siz kimi kaybettiniz de biliyorsunuz diye haykırmak istemişti birkaç kez. Ama yapamamıştı. Ölenle gayette ölünüyordu işte. Etrafındaki insanların çoğu doktor olduğundan mıdır ölüme alışkın olduğundan mıdır yoksa insanlar hep böyle olduğu için midir bilinmez hep hayatına devam etmesini söylüyorlardı. Evet belki Nisan da alışkındı ölüye de ölümlere de ama insan sevdiğini kaybedince iş başka oluyordu. Kolay değildi öyle. O nedenle Nesrin dışında herkesi dışladı hayatından. Basit cevaplarla geçiştirdi herkesi. Bir tek Nesrin onu anlamıştı çünkü. Baş sağlığı için gelmiş tek kelime etmeden ona sarılarak saatlerce oturmuştu. Nesrin de biliyordu çünkü. O da kardeşini kaybetmişti. Şimdi oraya geri dönüp insanlarla hiç uğraşası yoktu. Ölecekse de bir işe yarayıp ölebilirdi. Babası ve kocası gibi. Tek sorun eli gibiydi. Ankara'ya dönünce hocasına gösterecekti. Ancak hocası alttan bir ima ile cerrahlığı hiç yapamayacağını eğer fizik tedavi ile iyileşmez ise doktorlukta yapamayacağını söylemişti. Hastahaneden ertesi gün çıkmış geldiği valizle Ankara'ya geri dönmüştü. Hayallerinde kocası ile dönüp evi birlikte kapatmak vardı. Ama kader ona çok büyük kazık atmıştı. Ara ara Ankara Kara Harp okuluna giderek yakın dövüş eğitimleri almıştı. Yüzbaşı Aslı Kozan'dan hem de. Ona hayran kalıp acaba yanlış meslek mi seçtim diye düşündüğü de çok olmuştu. Sonra fark etti Nisan. Timur yoktu ama Nisan da aynı değildi. Değişiyordu. Bir yılı fizik tedavi, ilaçlar, psikolojik testler, bol bol içki, sigara ile geçirdi. En çok da ağladı. Timur'un her bir kıyafetini koklaya koklaya uyudu. Her gece yeterli olmasa da parfümünü yastığa sıktı. Teoman abisi bir gün artık gitme vaktinin geldiğini söyledi. Nisan'da her şeyi ardında bırakarak kapıyı çekip çıktı. Yaşanmamış hayatları. Birlikte oturacakları nice sofralar. Belki bebekleri... Yaşlılıkları.. Şen kahkahalar. Bayram sofraları... Hepsi o kapının ardında Timur ve Nisanla birlikte kaldı... İşte iki yıl sonra burada oturmuş gene sıkışıp kaldığı o zaman dilimini düşünüyordu. Kapının aniden açılması ile birlikte gerilen Nisan elinde keleş olan teröristti görünce daha da gerildi. Kimbilir belki de bugün Timur'a kavuşacağı gündü...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD