Hakkâri Yüksekova 25 Mayıs 2025
İki ay önce;
Nisan;
" Tamam mı kızım benim ilaçlarım? Raporda çıkardın mı? Bugün cuma bak haftasonu girer sonra ilaçsız kalmayayım."
"Yazdım yazdım Mediha teyze. Sen merak etme." Yine de tekrar kontrol ettim. İki gündür biraz dalgındım çünkü.
Aklım sürekli o akşama gidip duruyordu. Bazen kendimi sürekli aynı bir çift göze bakarken buluyordum. Kafayı yemek üzereymiş gibi hissediyordum hissetmesine ama ne yapabileceğim bir şey vardı ne de başka bir şey.
"Sağol kızım." diyerek odadan çıktı Mediha teyze.
Eğer bir kader yazgısı var ise kesinlikle bir kadındı. Üstelik kaltak bir kadın. Önce beni hiç aşık olmayacağım adama aşık etmişti. Sonrada elimden o adamı alarak siktiri çekmişti. Tam geberip gitme zamanım gelmişti ki karşıma bire bir aynı göze sahip o askeri çıkarmıştı.
Bacağındaki kurşunu lokal anestezi kullanarak çıkarmıştım. Ayrıca kurşunu çıkarırken o kadar acı hissetmese de adamın bilerek rol kestiğini anlamıştım. Nereden biliyorsun diye sormayın canım, Nisan'ın mesleği acıyı abartan insanlar ile karşılaşmaya çok müsaitti.
Bazen bu işe gitmemek için rapor almak isteyen bir çalışan olurken bazen de çocuklarından biraz daha fazla ilgi görmek isteyen yaşlı amcalar ve teyzeler oluyordu. Meslekte uzun süredir vardım ve gerçek acı hisseden ile hissetmeyen arasındaki farklı anlayabilirdim.
Adam bir an olsun ona bakmadı neden bilinmez. Ama nedense benim gözlerim sürekli ona kaydı durdu. Çok tanıdık bir his kaplamıştı içimi. Aynı zamanda da çok yabancıydı. En son zavallı hemşire kız dikişleri gazlı bez ile sardığında rahat bir nefes almıştım.
Geldiği gibi diğer adamların kolunda odadan çıkarken bir saniyeliğine yine göz göze geldiler. İşte acımasız kaltak kader yine orada devreye girdi. Üç yıldır atmayan kalbî sanki yıllardır atmamış gibi hızlandı. Nefesimi tuttuğumun farkında bile olmadan o odadan çıkana kadar nefes almayı unutmuştum.
Sonra hemşire kız ile birlikte ikimizde birer sandalyeye yığıldık. O sanıyorduki ben de korkudan yığılmıştım. Hayır korku değildi de şu kalbimin tekleyerek atması beni mahvetmişti.
Hiçbir şey olmamış gibi kahve almak için odadan çıktım. Sonra ilk iş Teoman abiye mesaj yazmak oldu. Adamların nereye gittiğini yüksek ihtimalle biliyordu ama ben gene de bilgi verdim.
Teoman abi ise tek başıma bir daha nöbetçi kalmamı yasakladı. Sanki ben de çok meraklıydım. Merakıydım gerçi. Evde kalmaktan nefret ediyordum.
Dört duvar üzerime gelmekle kalmıyordu sanki bir tabutun içine hapsolmuş gibi hissediyordum. Timur ve benim anılarımız sürekli dönüyordu. En son bir daha asla yeni bir anı yaratamayacağımız aklıma geliyor çılgına dönüyordum.
Gece en az üçe kadar uyku tutmuyordu. Bazen ilaç alıp uyuyordum. Terapi mi tabiki denedim. Ama benim gibi arızalı bir tipe asla iyi gelmezdi. En son Psikiyatr arkadaşım kırmızı reçeteli ilaçlardan yazma kararı verdi.
Deli gibi panik atak olmuştum çünkü. Asansöre bile binemiyordum. Kendi kendime nefes alamamaya başlıyordum. Her zaman olmuyordu tabi çok fazla acıya odaklandığımda oluyordu.
En iyi gelen şey alkol ve müzikti. İnsanların neden uyuşturucu illetine saplandığını anlamıştım. Eğer Teoman abi beni buraya getirip bir amaç vermese ilk işim uyuşturucuya bulaşmak sonrada altın vuruş ile intihar etmek olurdu.
Acım bazen o kadar dayanılmaz oluyordu ki sabaha kadar Timur'la konuşuyordum. Hayret ettiğim asıl şey ise bedenimin hala daha nasıl ayakta kalabildiği idi.
"Heey nereye daldın?" diyen Ece'nin sesiyle irkildim. Ece benim hemşirem oluyordu. Her doktorun kendi hemşiresi kuralı vardı.
"Bilmem. Ne oldu?"
"Gebe bir kadın var. İzlem yapıcam. Başka hasta yok. Sen de dinlen biraz."
"Niye?" diye sordum.
"Bok gibi görünüyorsun." demesiyle güldüm.
Ece biraz ağzı bozuk bir tipti. Gerçi onun böyle olmasının nedeni de bir erkekti.
Benden birkaç yaş büyüktü. Sorduğumda net yaşını öğrenememiştim. İnatla söylemedi. Her neyse. Boşanmış bir kadındı Ece. İlk eşi mühendismiş. Aynı mahallenin çocuğuymuşlar.
Neyse bizim kızı istemişler ailesi de bilindik aile diye vermiş. Ece de küçükmüş. Önceden sağlık meslek lisesini bitirince mesleğe hemen başlayabiliyordunuz. Başlamış hemen. 21 yaşında da evlenmiş.
Daha o zaman başlamış adamın şiddeti falan ama okumuş adam diye kendisine yedirememiş. Zaman geçmiş. Hamile kalınca her şey değişmiş adam bunu aldatmış. Boşanmak isteyince de hamileyken dayak atmaya kalkmış.
Kadın dediğin kendisine yapılan her eziyeti çekiyordu işte. Ama söz konusu yavrusu olunca kedi bir anda kaplan oluveriyordu. Bizim Ece de bir gece de cahil kalmamış ama bir gecede kaplan olmuş.
Eline geçirdiği merdane ile adamın kafasını karpuz gibi ortadan yarmış. Sonrası mı kızılca kıyamet. Ee dayak yiyen erkek olunca herkesin ağrına gider hemen savunurlar tabi. Eğer Ece dayak yeseydi ne var canım olurdu.
Adamı boşadığı gibi soluğu burada almış. Teyzesi varmış burada öğretmen. Kızını da burada doğurmuş. On yaşında güzeller güzeli bir kız. Ecem. Teyzesi de okuldan emekli oldu geçen yıl, okuldan o alıyor arada buraya da getiriyordu.
Her insanın sınavı da kaderi de başkaydı işte. Kimisi evlat diye ağlardı senelerce kimisi de bebeğini taşıyan kadını dövmeye kalkardı. Ben de hep böyle güçlü durmak zorunda kalmıştım işte. Babasız olunca öyle oluyordu çünkü. Ta ki Timura kadar.
Telefonuma mesaj gelince irkildim.
"Akşam karargaha gel."
Teoman abiden de ancak bu beklenirdi zaten. Ruhsuz herifin tekiydi. Aslında onun hayatına heyecan katacak bir kadın biliyordum ama iki deliyle uğraşmak zor geliyordu. Ece ve Teoman abi benim ömrüm yerine aslında birbirlerine ömür törpüsü olacak tencere kapaklardı ama benim baş ağrım bana yeterdi.
Akşam eve uğrayıp siyah bir kot pantolon ve siyah bir tişört giyindim üzerime de siyah bir deri ceket aldım. Dikkat çekmemek için elime de bir adet boş kap aldım.
Sanki abime yemek götürüyormuş gibi davranıyordum. Beni takip ederler miydi bilmiyorum ama şimdilik hedefte değildim. Teoman abi buraya yakındı ama yinede tayinini bu ilçeye çekmişti. Dikkat çekmemek için.
Taksiden indim. Nöbet tutan askerler beni tanıyarak içeri aldılar. Genelde kapıda tecrübeli askerler olurdu. Arama zahmetine de girmediler çünkü belimde her zaman bir tabanca olurdu.
Glock 43x, gözbebeğim. Elime tam uyum sağlayan bir silah. Hem bulundurma hem taşıma ruhsatım vardı. Sayısız sınava girmiştim bunun için. Gerçi bana nasıl verildiğine dair hiç bir fikrim yoktu.
Bir doktorun eline asla yakışmayan bir alet. Ama savaş kapıma geldiğinde ilk kurşunu yemek yerine ilk kurşunu atan olmayı tercih ederdim.
Ezbere bildiğim koridorda ilerlerken ilk kez bu kadar içeri girdiğimde nasıl şaşırdığımı hatırladım. Ben hep sadece görüş için bahcesinde bulunmuştum.
Ama bir karargâh çok farklıydı. Şehirden ve insanlıktan ayrı bir komün gibiydi. Kendilerine ait bir yaşam tarzları vardı ve zaman burada farklı işlerdi.
Kapıyı çaldım. Kapıda asker falan yoktu bilerek göndermiş olmalıydı.
"Gel." diyen sesi duymamla birlikte içeri girdim.
İçeride kar maskeli aynı asker oturuyordu. Aynı delici bakışlar. Eğer yüzünü görmesem onu Timur sanardım.
"Şimdi.."dedi Teoman abi. Bende sözünü kestim.
"Maskeni çıkar. Asker olduğunu anlamasam seni bizzat ben öldürürdüm." dedim.
Maskesini çıkardı.
"Anlaşılan doktor hanım biraz küstah." dedi.
"Benim gibi küstah bir doktora kimliğini açık eden bir bordo bereli için fazla iddialı bir cümle. Rütben ne, çaylak mı?" dememle sinirlendi.
"Senn varya.."
"Kesin artık ikinizde." diyerek elini masaya vuran Teoman abiye döndük.
"Tanışın.." dedi sinirle. Başka çarem yoktu.
Tokalaşmak için elimi uzattım.
"Uzman Doktor Nisan Koral."
"Yüzbaşı Pars Karabey." dedi elimi sıkarak.
Beni ise o an niye elime bir sıcaklık yayıldığını düşünüyordum.