Elvan, siyah önlüğünü düzeltip boş masalardan birindeki bardakları topluyordu. Camdan içeri süzülen gün ışığı, masaların kenarında sarı izler bırakıyor, içerideki hafif caz müziği mekâna dingin bir hava katıyordu. Yoğunluk azalmıştı; birkaç müşteri kahve içiyordu, bazıları bilgisayarına gömülmüş, sessizce yazı yazıyordu. Elvan için huzurlu bir andı bu. Rutin ama güvenli. Kendi sesinden kaçabildiği saatlerden biri. Kapının çıngırağı çaldı. Otomatik bir refleksle başını kaldırdı. Baran girdi içeri. Adımları tereddütlüydü, gözleri mekâna alışmaya çalışırken birden Elvan’a takıldı. Elvan’ın da yüzünde bir an donup kalan bir ifade belirdi. Ellerindeki bardakları dikkatlice tepsiye yerleştirdi ama kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Baran birkaç saniye yerinde öylece durdu, sonra yavaşça yaklaş

