Bahçeye adım attığım an, etraf cıvıl cıvıldı. Çocuklar çimenlerde koşuyor, büyükler sandalyelerde oturmuş hararetle sohbet ediyordu. Mangalın üstünden yükselen duman, et kokusuna karışıyor, baharın kokusunu bastırıyordu. Ama ben sadece bir kişiye odaklıydım.
Toprak.
Gözüm hep onda. Bir şeyler konuşuyor, gülümsüyor ama ben sesini duyamıyorum. Sanki bahçedeki tüm sesler arka plana kaymış, sadece onun hareketlerine kilitlenmiş gibiydim. Bir ara babasının omzuna hafifçe vurup bir şey söyledi. Gülüştüler. O an fark ettim… bu kadar doğal, bu kadar sakin olmak nasıl bir şeydi?
Gülsüm’le bir köşeye geçip oturduk. Yaren biraz sonra yanımıza geldi. Elinde soğuk içecekler vardı.
“Hadi gelin, masaya geçiyoruz,” dedi gülümseyerek. “Toprak’la amcam masayı hazırladı. Etler geliyor!”
Kalbim bir an durur gibi oldu. Toprak’la… O masa başına mı oturacaktım şimdi?
“Ben birazdan gelirim,” dedim ama Gülsüm elimi tutup çekiştirdi.
“Yok artık, biz sofraya geçeceğiz sen burada mı kalacaksın ?. Hem açlıktan bayılacağım zaten, hadi hadi!”
Yaren bizi masanın kurulduğu uzun sehpaya doğru götürdü. Bahçenin bir köşesinde örtü serilmişti, masa çiçek desenli tabaklarla donatılmıştı. Oturacak yerleri gösterdi. Benim yerim... tam Toprak’ın karşısındaydı.
Kalbim biraz hızlandı.Bahçede sessizlik olsa eminim kalbimin sesini herkes duyardı.
Yavaşça oturdum. Toprak başını kaldırdı, göz göze geldik. Hafifçe gülümsedi.
“Afiyet olsun şimdiden,” dedi kibarca.
Ses tonu beklediğimden daha yumuşaktı. İçten, sıcak ama biraz da utangaç.
“Teşekkür ederim,” dedim hafif başımı eğerek. Sesim neredeyse fısıltıydı. Kendime kızıyordum. Kendine gel Derin. Sakin. Normal ol.
Herkes masaya yerleşince sohbet başladı. Yaren bol keseden anlatıyordu yine; sınıf dedikoduları, sınavlar, projeler... Toprak ara ara ona bakıp gülümsüyordu. Ama bir an fark ettim, bana da göz ucuyla bakıyordu. Elinde çatalı çevirip duruyordu, sanki konuşmak istiyor ama kelime bulamıyordu.
Ben de konuşmak istiyordum. Ama nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Sonunda o başladı.
“Sen de mimarlık okuyordun değil mi?” dedi birden, bana dönerek.Mirmarlık okuduğumu tabikide biliyordu ama sanki sohbete nerden başlamalıyım diye düşünüp aniden soru vermişti.
Kalbim sıkıştı. Konuşuyoruz. İlk defa. Gerçekten.
“Evet,” dedim, elimle saçımı düzelterek. “İç mimarlık. Üçüncü sınıf.”
Başını salladı. “Güzel bölüm. Ben de dış mimarlığı okuyorum.İç mimarlarla hep iç içeyiz zaten.”
Gülümsedim. “Aynı çamurun farklı kıvamları gibiyiz.”
Güldü. Gerçekten güldü. O an içim biraz gevşedi. Gözlerinde sıcak bir ifade vardı.
“Güzel benzetme,” dedi. “Birlikte çalışınca zaten birbirimizi tamamlıyoruz.”
Tam o sırada Yaren lafa girdi, sohbet başka yöne kaydı.İçimden Yarene “Dur be kızııım” dedim. Ama yinede ben... o kısa konuşmaya tutunmuştum. Toprak’la ilk defa bir cümle paylaştım. Göz göze geldik. Gülümsedik.
Kısa ama kıymetliydi.
O masada otururken gözüm hep ona kaydı. Her gülüşü, her çatal uzatışı, her bakışı içimde başka bir kıpırtı bırakıyordu.
Yemek bitmişti, sofradan kalktık ama o an kapı açıldı ve içeriye yeni biri girdi. Yaşı Toprak’la hemen hemen aynıydı, rahat ve samimi bir havası vardı. Herkese “Merhaba” dedi, gülümseyerek herkesle selamlaştı. Yaren hemen yanına koştu, “İşte Toprak’ın çocukluk arkadaşı, Emre!” dedi.
İlk kez görüyordum Emre’yi ama hemen sıcak bir his oluştu içimde.Güleryüz ve sıcakkanlı birine benziyordu.Kısa bir sohbetimiz oldu; üniversiteden, mimarlıktan konuştuk biraz. Anlaştığımızı hissettim, bu da beni rahatlattı.
Tam sofrayı toplamaya başlamıştık ki Toprak yanıma yaklaştı. “Derin, tabakları taşımanda yardım edeyim, ağır olur,” dedi. O an kalbim hafifçe hızlandı. Gözlerine baktım, gülümsedi. “Teşekkür ederim,” dedim, içtenlikle.
Sofra toplandıktan sonra….
Büyükler içeri geçti, biz gençler bahçede kaldık. Hava yumuşak, hafif esiyordu. O an Yaren aniden, “Hadi oyun oynayalım mı?” dedi.
“Ne oyunu?” diye sorduk.
“Sessiz sinema!” dedi, gözleri parıldıyordu.
Herkes heyecanlandı, ben de... Kalbim yine kıpır kıpır oldu. Gözüm istemsizce Toprak’a kaydı. İçimden bir şey fısıldıyordu: Belki bu gece bambaşka bir başlangıç olur.
*****
Sessiz sinema oyununa başladığımızda, ilk turda ben Emre ile takım kurdum, Toprak ise Gülsüm’le birlikteydi. Oyunun heyecanı içindeydik, ellerimizle anlatmaya çalışırken karşı taraf tahmin etmeye çalışıyordu. Ne yazık ki, bu ilk turda Toprak ile Gülsüm kaybettiler. Onların yüzündeki hafif hayal kırıklığını gördüm; bizse biraz sevinç içindeydik.
İkinci turda takımlar değişti ve bu kez Toprak’la aynı taraftaydım. Yan yana oturmanın verdiği heyecan kalbimi hızlandırıyordu. Birbirimizi çok iyi tamamladık, hareketlerimiz uyumluydu. Oyunun sonundaysa biz kazandık.
Sevinçle ayağa kalktım ve Toprak’a sarıldım. O an kendimi kaybetmiştim. Sonra hemen utanarak geri çekildim, “Pardon...” dedim.
Toprak gülümseyerek, “Sorun değil,” dedi.
Bir kaç saat sonra oyunlar, sohbetler derken akşam hafif hafif çökmeye başlamıştı. İçimde hafif bir yorgunluk vardı, ama en çok da aklım Ece ve annemdeydi. Onların yaşadığı sıkıntılar, evdeki sessizlik, gözlerindeki kırgınlıklar... Bunlar zihnimi meşgul ediyordu.
Ayağa kalktım, hafifçe esneyip “Ben artık eve gitmeliyim,” dedim. Toprak hemen arkamdan seslendi, “Ben bırakırım seni.”
Tam o sırada Gülsüm de ayağa kalkıp, “Ayy, ben de eve gidiyorum,” dedi ve hafifçe gülerek, “Beni de bırakır mısın?” diye sordu.
İçimden bir ses, “Sen niye geliyorsun yaa?” diye kızıyordu. Ama bunu yüzüme yansıtmamaya, sakin kalmaya çalıştım. Hafif bir gülümsemeyle, “Tabii, beraber gideriz,” dedim.
Kalbimde biraz karmaşa vardı; Gülsüm’ün varlığı biraz canımı sıkmıştı ama buna asla belli etmemeliydim. Sonra, Toprak’la birlikte dışarı çıkmaya hazırlandık. Dışarının serin havası içimi hafifletmişti.
Arabaya bindiğimizde Toprak direksiyondaydı, Gülsüm arka koltukta oturuyordu. Yol boyunca hafif bir sessizlik vardı; ben düşüncelerimle meşguldüm. Toprak ara sıra yola bakıyor, bazen de bize gülümsüyordu.
İlk durak benim evimdi. Arabayı sokağa çektiğinde kalbim yine hızlandı. “Geldik” dedi, kapıyı açtı. “Teşekkür ederim,” dedim hafifçe gülümseyerek.
Araba hareket etti, Gülsüm’ün evi bizim evden biraz uzak olduğu için benden sonra da onu indirecekti.
Eve girer girmez telefonumu elime aldım ve Gülsüm’e mesaj yazdım:
“Bak, o benim hoşlandığım çocuk. Ona yürüyeyim deme, tamam mı?”
Birkaç saniye sonra Gülsüm cevap verdi:
“Tamam😊”
Gülümseyerek telefonumu kapattım. İşte böyle…
Ev yine sessizdi. Kapıyı sessizce kapatıp doğrudan odama geçtim. Koridordan gelen hafif müzik sesi dikkatimi çekti; Eceydi. Yatağında uzanmış, kulaklık takmış, dış dünyadan kopmuş gibiydi.
Hafifçe gülümsedim, üzerimi değiştirdim ve kendimi yorgun argın yatağa bıraktım. Ama gözlerim bir türlü kapanmıyordu. Zihnimde günün tüm karmaşası dönüp duruyordu.
Saatler geçtikçe uyku daha da uzaklaştı. Tam o sırada telefonumun ekranı aydınlandı; bir bildirim geldi. Toprak, hesabıma takip isteği yollamıştı.
Parmağım hemen kabul butonuna doğru uzandı ama kendimi tuttum. Gülümsedim kendi kendime; “Yarın kabul edeceğim seni, Toprak Efendi,” dedim hafifçe.
Telefonu kapattım, derin bir nefes aldım ve sonunda gözlerimi kapatmaya çalıştım.
Telefonu masanın üstüne bıraktım ve derin bir nefes aldım. O an aklıma gelen tek şey, Toprak’ın bana gönderdiği takip isteğiydi. Küçük ama anlamlı o hareket, içimde tatlı bir mutluluk uyandırmıştı. Kalbim hafifçe hızlandı, yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi. Gözlerimi kapattım, tüm yorgunluk yerini huzura bıraktı. O tatlı heyecanla birlikte, derin ve sakin bir uykuya daldım.