KAÇIŞ/ İlk Ve Son İstek

1932 Words
Kaçış/ 12. Bölüm * Bunu dediğinde dudaklarım bir kerpetenin iki ayrı ucu gibi birbirinden yavaşça uzaklaştılar. Ona şaşkınlıkla bakarken dolan gözlerim benden habersiz su alıyorlardı. " Hem sanırım... " diye yeniden konuştuğunda sesinin arasında, beni yeniden koca araflara sürükleyecek yeni bir ton vardı ve ben o ses tonunun içerisinde ölmeyi dileyecek kadar huzurlu hissediyordum kendimi. Ta ki sonda beni bekleyen başka bir arafı hatırlatana kadar. "... ve sanırım ilk ve son isteğindi." Bize doğru yaklaşan adım seslerini çok rahat duyabiliyordum. Midemde kaynayan acı bir sıvı yemek borumdan, gırtlağıma kadar yükseldi. Kusmak üzereydim. Gözyaşlarım usul usul inip, çenemin üzerinde minik bir gölcük oluşturuyorlardı ve yere düşen her damla endişemin biraz daha yükselmesine neden oluyordu. Adım sesleri yaklaştı, yaklaştı ve yaklaştı. En son filmli camın ardından daha koyu bir karanlık fark ettiğimde, çaresizce gözlerimi yumdum. Gözlerimi yumduğum o yer, ufalıp kaybolmak için içimden dua ettiğim yerdi. Ve ne yazık ki beklediğim gibi olmadı. Adam eli ile bagajın açma kısmını yakaladığı zaman, kulaklarıma bir tık sesi yayıldı. Bagaj kapısının yana doğru açılma sesi hiç olmadığı kadar yüksek çınlıyordu kulaklarımda. Bir süre hiçbir ses çıkmadı. Ne Ammar' dan ne de polisten... Bu sessizliğin bendeki yansımas, kapalı gözlerimin usulca açılması oldu ve gözlerimi açtığım zaman gördüğüm manzara b polis ve bir kaçaktan ibaret değildi. Uzun boylu polis sakalsızdı. Üzerindeki üniforması olmasa bile resmi bir kurumun görevlisi olduğu yüzündeki her hattan anlaşılıyordu. O kadar ciddi duruyordu ki, tek bir kelimesi ile etrafımıza onlarca adam yığabilir gibiydi. Ama hemen karşısında gözlerini diktiği Ammar, asla bir kaçak gibi durmuyordu. Bütün ciddiyeti, çatık kaşları ve kasılan çenesi ile hiç korkmadan kapıyı açan polise bakıyordu. O an söylediği şeyin doğru olduğunu kendi gözlerimle görmüştüm. Gerçekten olay tamamen onun kontrolü altındaydı ve sistemde onun dizmediği hiçbir taş bulunmuyordu. Hep bir adım öndeydi, hep bir plan daha ataktı... Bunu nasıl beceriyordu bilmiyorum ama yaptığı şey her neyse tek başına hareket etmiyordu. Bütün bu organizasyonun içerisine polisi de dahil ettiğine göre bu adam benim düşündüğümün çok daha ötesinde bir teşkilat ile çalışıyor olmalıydı. Yoksa bu kadarı asla mümkün değildi. Onların bakışması birbirini tanıyan iki adamın bakışması gibiydi. Gözleri ile birbirlerine komut verdikleri o kadar net anlaşılıyordu ki kelimelerin hiçbiri gökyüzüne bulaşmadı. Onlar susarak aralarında birçok yeni anlaşma imzaladılar. Bunu en çok da Ammar'ın gözlerinin içerisinde görebiliyordum... Adamın mizacı oldukça nötr iken bile Ammar sanki içinden geçen farklı bir duyguyu fark etmiş gibi sağ elini yavaşça dudaklarına götürdü ve bana verdiği ikazın aynısını ona yaptı. Ama bu biraz daha farklıydı. Dudaklarıyla sus işareti yaparken gözleri eğer böyle yapmazsan sonucuna katlanmak zorunda kalırsın der gibiydi. O an, Ammar'ın görünenden çok daha ötesini anlayabilme kabiliyeti olduğunu anladım. Çünkü yaptığı komut hemen yerine ulaşmıştı. Polis memuru onun o hareketinden sonra kafasını salladı ve geriye doğru birkaç adım attı. Gözlerini Ammar'ın gözlerinden hiç ayırmadan sadece başını salladı ve bizim göremediğimiz bir tarafa doğru konuşmaya başladı. "Burası temiz, hiçbir sorun yok..." Ammar'ın dudaklarına zaferi kazanmış bir komutan edası yayıldığında yaptığı hareketin işe yaradığını açıkça adama belli ediyordu. Polis, bakışlarını kesmeden yeniden konuştuğunda bu kez muhattabı şöfördü. Ses tonundaki o yerine sinmiş öfkeyi hissedebiliyordum. "Devam edebilirsin. İşimiz kalmadı." Bundan sonra polisten bize doğru yapılan tek hamle, açılan kapıların aynen kapanması olmuştu. Araba çakıl taşlarının urfalaya ufalaya yeniden ileri atıldığında, Ammar' ın sesi kulaklarıma doğru yeni bir hamle yaptı. "Sana her şey kontrolüm altında derken ciddiydim. Burada işler kolay kolay benim kontrolüm dışına çıkmaz ve sen kendi ağzınla gitmek istediğini söylemediğin müddetçe hiçbir güç seni benim yanımdan alamaz. Benim yanımda korkmana gerek yok. Akdeniz'i geçene kadar benim yanımda kalmak istediğini biliyorum. O yüzden rahat ol, bu toprakları nasıl koruyorsam seni de öyle korurum... " Söyledikleri sesinin renk tonunda öyle bir cümbüşe bürünüyordu ki, az önce korku ile atan kalbim iyice hızlanmıştı. İnsanoğlunun davranışlarının tek bir hamleyle başka bir boyuta taşınması ne kadar da garipti. Oysa sadece birkaç saniye önce kalbimi böylesine attıran şeyin adı korkuydu. Onun yanında korkulacak hiçbir şeyin olmayacağını söylüyordu... O söylediği cümlenin ardından hiçbir şey olmamış gibi yeniden gözlerini diktiği karanlığa dalmıştı bile ama ben, beni Akdeniz'de bırakıp gidecek bir adamın söylediği bir cümle içerisinde kendi yerimi bulmak için uğraş veriyordum. Neydim tam olarak onun için? Kalırsam ne olarak kalacaktım? Gidersem ne olarak gidecektim? Koruyordu ama ne için? Bazen bakışlarının ardında sonsuz bir merhamet görüyordum ama bazen de inanılmaz bir şüphenin çukurundan gözlerimin içerisine bakıyordu. Duygularını gizleme de mükemmel bir profesyonellik gösterse dahi hayalen uydurmuyorsam eğer ben onun bakışlarının ardından bana karşı şekillenen birkaç kırıntıyı seçip alabiliyordum. Kabul etmek istemesem de o birkaç kırıntı ile kendime yeni bir yuva yapma derdindeydim. Habire karşımdakinin kırıntılarından beslendiğimi bilmek gururumu incitirse bile bunu yapmaya devam ediyordum... Karanlığın peşine minik minik şehir aydınlatmaları damlamaya başlamışken henüz ağarmayan gündüz, yüzümüze birkaç ışık süzmesi olarak düşüyordu. Geçtiğimiz her bir kaç metrede bir daha da çok sıklaşan yansımalar suratlarımızın üzerinden kayarak yere düşüyorlardı. İçimdeki kötülükten beslenmeyi kendine huy edinin Naomi' nin sesi soluğu yaşanan her şeyden ötürü o kadar çok kısılmıştı ki, neredeyse artık kötü olmadığını düşünmeye başlayacaktım. O benim kıskançlıklarım, nefretim, öfkem, kinim ve baş edemememin ürünüydü... Benim içimde dışarıya vurmadığım her duygum, Naomi' nin bir uzunda birleşmişti. Ve ben ne kadar sesimi çıkaramıyorsam, o içimde o kadar büyüyordu. Ta ki hayatım bambaşka bir maceranın koynuna atılana dek... Şimdi Naomi, ne zaman konuşacağını bilmediğim ve olayları sadece gözlerini kısarak izleyen minik bir kızdan ibaretti. Çocukluğdaki bana benzemiyor içimdeki Naomi, şu an aynada görebileceğim bir yüze de benzemiyordu. Bana benzeyen tek yönü gözleri ve o gözlerin ardında dışarıya vuramadığı her şey... Tam olarak onu zihninde var eden de büyüten de benimdim. Benim düşüncelerimin seyrini değiştiren şey, tam olarak onun suskunluğuydu. Her şey için isyanda hazır bekleyen biriyken, hançeri uzun zamandır yanımda kafasını arabanın duvarına yaslamış oturan adam için bir türlü saldırıya geçmiyordu. Herkesi, her şeyi yok sayıp bir tek kendini gören, bir tek kendi için yaşayan o kız, hanceri bir türlü bu adamın göğsünün ortasına indiremiyordu. Onun indiremediği her hançer darbesinde ise benim kalbimde onca suale rağmen ekilen tohumlar filiz vermeye başlıyordu... Kötü yanımı bugüne kadar hep susturmak için gayret etmiştim. Şimdi ise avaz avaz bağırması için kendimi cesaretlendirmeye çalışıyordum. Ama ne yazık ki tek bir kıpırdama dahi olmuyordu onda. Benden çok daha önce göğsümün kapılarını Ammar' a açmış olmasından korkuyordum... Işıklar iyice artmış, şehrin içerisine doğru ilerleyişimiz devam ediyordu. Beklediğimden çok daha kolay yol aldığımızı görmek evhamımı biraz olsun dindindirmişti. Şu an bana kalan tek zorlu şey, zihnimde çıt çıkmadan öylece bekleyen küçük Naomi ve bir deniz aştıktan sonra beni bekleyen vermem gereken kararımdı. Bana merhameti ile şüphesi aynı oranda olan bir adamın yanında olmam mı gerekiyordu yoksa gitmem mi? İşte bunlar, kapadığım gözler altında uğraştığım eşiklerin ta kendisiydi. "Biraz ilerideki ambarda dur. Halletmem gereken bir iş var." Kafam sarsıntılı yolun zikzaklarıyla ara ara arabanın duvarına çarparken, kapalı gözlerimi açmama neden olan ses Ammar' a aitti. Şehrin içerisine girmeye çok yakındık muhtemelen. Bunu artan ışıklardan anlayabiliyordum. Ne için durulması gerektiğine dair en ufak bir fikrim yoktu. Filmli camın ardından nasıl görebildiğine dair de en ufak bir fikrim yoktu zaten. Onun söylemesi birkaç dakika içerisinde durmamıza yetmişti. Araba çok güçlü olmayan bir fren hareketiyle durduğu gibi nereden tanıdığımı bir türlü hatırlayamadığım şoför, kapısını açıp arkaya doğru yürümeye başladı. SUV tipi kasanın bagaj kapısı usul bir tıkırtı ile açıldığı gibi Ammar inmek için olduğu yerden bir kaç santim yükselmişti bile. Onun bu hareketinin akabinde kapı tamamen açıldığı an, ben de olduğum yerden inebilmek için hareketlenmeye başladım. Ammar, bagajdan tamamen indikten sonra benim inmek için hareketlendiğimi fark etmişti. Tam toprağa basmak için ayağımı aşağı doğru sarkıtmıştım ki, onun sesi ile durmam gerekti. "Sadece beş dakikalık bir işim var. Burada beklemen lazım. İnme sen boşuna. Oturmaya devam et." Cümlesini bitirir bitirmez uzun zamandır bekleyişte olan Naomi, isyan hançerini hemen eline aldı. İtiraz etmek için dudaklarını aradığım zaman, gözlerim usulca kapıyı açan adama kaydı. Korktuğumu söyleyecektim ki onun varlığı beni daha fazla tedirgin etti. Dudaklarımı birbirine bastırarak usulca konuşmaya başladım. "Burada kalmak istemiyorum. İzin ver seninle geleyim. Yalnız kalmak istemiyorum..." Bakışlarımdan neyi kastettiğini gayet iyi anlamıştı. Korktuğumu çok iyi biliyordu ama gözlerinin içerisinde, beni kendiyle götürmeyeceğine dair açık bir ifade görebiliyordum. Elini saçlarının arasına geçirdiğinde arada kaldığını görebiliyordum ama vereceği cevabı dudaklarının arasından düşecek kelimelere borçluydum. "Seni anlıyorum ama şu an bana yardımcı olman lazım. Çok küçük bir işim var. Beş dakikayı bile almaz İçerisi seni götürebileceğim bir yer değil." Sözü bittiği zaman yeniden itiraz etmeye hazırlandığımı fark ettiği an, konuşmasını daha anlayışlı bir tonla devam ettirdi. " Söz veriyorum hiçbir şey olmayacak. Sadece beş dakika içerisinde yanında olacağım. Korkmanı gerektirecek hiçbir şey yok... " O her ne kadar bana şüphe ile yaklaşmaya devam etse bile ben onun ses tonundaki en ufak bir hareketlenme de yeniden ona güvenebilecek kadar aptaldım işte. Kurduğu cümle arasında bana geçen ses tonu, kafamı sallamama yetmişti. Ne itiraz ettim ne de başka bir şey... Yaptığım tek şey, adımımı oturduğum yere geri çekmek oldu. Bir cümlesi bile güvenmem için yeterli gelmişti. Oysa güvenmemem için de elimde bir sürü somut nedenim varken... Tamamen geri çekildiğinde, sırtım yeniden koltukların arkasına yaslanmıştı. Sözlerini ikiletmeden dinlediğimi görmek, Ono memnun etmiş gibi kafasını salladı. Bir eliyle bagajın sol kapağını tuttu ve hemen kapatmadan önce "Merak etme, sadece beş dakika. Sonra yeniden yanındayım..." O kapıyı kapatmadan hemen önce yaptığım son hareket ise söylediklerine karşı kafamı yeniden sallamak oldu. Şoför de diğer kapıyı kapattıktan sonra arabanın içerisinde tek başına kala kaldım. Korku yeniden başroldeydi. Onun yanımda olmayışı içinde bulunduğum durumu çok daha kötü kılıyordu. Her şey bu kadar rayından çıkmışken, bir de onun varlığını hissedememek bütün dünya üzerinde tanıdığım hiç kimsenin kalmadığını hissettiriyordu. Bütün bu hissettiklerim gırtlağımda soluk soluğa atarken Akdeniz'in diğer tarafına geçtikten hemen sonra onu arkamda bırakıp yapayalnız kalacağım gerçeği kahkaha atan bir adam gibi karşımda duruyordu... Şoför de Ammar ile beraber gitmişti sanırım. Etrafta gezilen tek bir adım sesi bile duyamıyorum. Filmli camın arkasında devam eden karanlık, her an bir şeyin üzerimr saldırabileceğini hissettiriyordu. Koca bir çölde yapayalnız gibiydim. * Adım sesleri sadece birkaç dakika sonra yeniden arabanın bagajına doğru yaklaştığı zaman içimden korku yükselse bile Ammar' ın sözünü tutup hızla geri döndüğünü hissedebiliyordum. Bagajın kapısı yeniden açıldığında, onu görmem ile korkunun yatışması sadece birkaç dakikayı buldu. Hızla biraz önce bagajda oturduğu yere geçti. Şoför, o biner binmez iki kapıyı da kapattı ve koşar adım şoför koltuğuna doğru gittiğini duyabiliyordum. "Bak söz verdiğim gibi sadece beş dakika sürdü." Onun sözü ile dışarıdaki adım seslerinde olan dikkatim, hemen ona kaymıştı. Bu esnada şoför yerine yerleşip kontağı çevirmişti bile. Vaktimizin azaldığını hızından anlayabilmek zor değildi. "Teşekkür ederim." dediğimde bunu gerçekten içten bir sesle söylemeye gayret ettim. Çünkü onun olmadığı birkaç saniye içerisinde aklımın hayal edemeyeceği bir tehlikenin içerisinde kendimi bulabilirdim. Verdiği söz, bu yüzden çok önemliydi. Bir an nereye gittiğini soracak gibi oldum ama vazgeçtim. Ne olursa olsun gururumun üzerinde daha fazla tepinmenin mantığı yoktu. Teşekkürümü ettikten hemen sonra gözlerim yeniden siyah filmli camdaydı. Yolculuk, hızlı akan bir nehrin suyu gibi devam ederken, Ammar' ın bana uzattığı şey ile gözlerim filmli camdan bana uzanan ele doğru kaydı. Siyah bir tül bana Doğru uzanmıştı ve şehrin renkli ışıkları onun bana doğru uzattığı siyahlığın üzerinden akarak aşağı doğru süzülüyordu. Uzattığı şeyi şaşkınlıkla alırken, aynı zamanda konuşmaya başladım. "Bu nedir?" "Benden tek isteğin buydu. Seni daha fazla insanın, yüzü açık görmesini istemediğini söylemiştin. Peçen ve en önemlisi tesettürün senin için her şey demek. Bu isteğini yerine getirmeden bu topraklardan çıkmak istemedim." Bunu dediğinde dudaklarım bir kerpetenin iki ayrı ucu gibi birbirinden yavaşça uzaklaştılar. Ona şaşkınlıkla bakarken dolan gözlerim benden habersiz su alıyorlardı. " Hem sanırım... " diye yeniden konuştuğunda sesinin arasında, beni yeniden koca araflara sürükleyecek yeni bir ton vardı ve ben o ses tonunun içerisinde ölmeyi dileyecek kadar huzurlu hissediyordum kendimi. Ta ki sonda beni bekleyen başka bir arafı hatırlatana kadar. "... ve sanırım ilk ve son isteğindi." * Selamun aleykum. Selam Ve Dua İle...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD