bc

Kara'nın KIZIL Tutsağı (+18)

book_age18+
102
FOLLOW
1K
READ
dark
family
forced
friends to lovers
mafia
heir/heiress
sweet
bxg
lighthearted
serious
kicking
city
highschool
mythology
cheating
like
intro-logo
Blurb

TANITIM

🔞🚫 +18 Sahneler olacaktır. Ona göre okumaya başlayınız. Pırıl, ailesini kaybettikten sonra, teyzesinin yanına döner. Teyzesinden başka kimsesi olmayan bu genç kız, hayatın ona bir sığınak sunacağını umarken, eniştesinin iğrenç saplantısının kurbanı olur. Bir gece, eniştesinin karanlık bakışlarıyla yüzleşir ve artık son raddeye geldiğini anlar. Panik içinde, sadece en gerekli eşyalarını alıp gecenin karanlığına atlar. Aras ile karşılaşması, bu kaçışın trajik ve tutkulu bir dönüm noktası olacaktır.

chap-preview
Free preview
PIRIL ✨
Pırıl; On beş yaşındaydım annemle babamı toprağa verip, köyün tozlu yollarını arkamda bırakıp bu şehre geldiğimde. Teyzemdi tek sığınağım, kanımdandı. Ama o kapıdan içeri girdiğim gün, sadece bir eve değil; ruhumu parça parça edecek bir cehenneme adım attığımı bilmiyordum. Bugün yirmi beş yaşındayım. Aynaya baktığımda gördüğüm tek şey, yorgun bir çift göz ve babamın yadigarı, lanetim gibi parlayan o kızıl saçlar. .. Fabrikadaki mesaim bitmişti. Bant başında geçirdiğim on saat, eniştem Kazım’ın o mide bulandıran bakışlarından daha hafifti benim için. Eve girdiğimde mutfaktan gelen o ağır tütün kokusuyla ciğerlerim yandı. Kazım masada oturmuş, teyzem Meliha’nın zihnini zehirlemekle meşguldü yine. "Gördün mü?" dedi, ben kapıdan girer girmez. "Bak bak, bizim namus timsali Pırıl hanım gelmiş. Akif denilen o herifin arabasından inerken ne kadar da mutluydun, değil mi?" Adımlarım eşikte asılı kaldı. "Enişte, ne alakası var? Yağmur yağıyordu, sadece bıraktı..." Yerinden bir hışımla kalktı. Üzerime doğru yürürken o terli, pis kokusu genzime doldu. "Kes sesini!" diye kükredi. "Bana oynaşlarını savunma! Zaten gözün dışarıda senin. Teyzene diyorum, bu kızı, bir an önce baş göz edelim ama sen çoktan elin adamlarının yatağına düşmüşsün. Orospu olacaksın sen başımıza, belli." Dünya başıma yıkıldı sandım. Teyzeme baktım, "Teyze bir şey söyle, kurban olayım." diye fısıldadım. Ama teyzem yüzüme bile bakmadı. Kazım’ın korkusu ruhunu öyle bir sarmıştı ki, kendi canından olanı bir çırpıda feda etti. Yanıma gelip yüzüme öyle bir tokat attı ki, kulağım çınladı, ruhum yere kapaklandı. "Sus!" dedi teyzem titreyen sesiyle. "Enişten ne diyorsa doğrudur. Koskoca adam yalan mı söyleyecek? Bizi mahalleliye rezil ettin!" Yere çöktüm. Gözyaşlarım yanağımdaki o sıcak sızının üzerinden süzülüp yerdeki muşambaya damladı. Ama asıl kıyamet henüz kopmamıştı. Kazım, iğrenç bir keyifle karşımda dikildi. "Bu evde artık yerin yok senin Pırıl. Madem oynaşmaya bu kadar meraklısın, bari bir işe yara. Feriha Abla'yla konuştum." Korkuyla başımı kaldırdım. "Feriha kim?" Çenemi öyle bir sıktı ki, kemiklerimin çatırtısını duydum. "Seni satacağım kadın. Artık ona çalışacaksın. Yarın o fabrikaya gitmiyorsun. Feriha gelecek, seni ona teslim edeceğim. En azından orospu oldu deriz, getirdiğin parayı yeriz." Teyzem bir an duraksadı, "Kazım, Feriha'nın yeri tekin değildir," diyecek oldu ama Kazım ona öyle bir bakış attı ki, kelimeleri boğazına dizildi. O an anladım... Benim için kurtuluş yoktu. Bu ev, bu insanlar, bu şehir beni diri diri toprağa gömüyordu. Yarın Feriha geldiğinde artık Pırıl olmayacaktım; satılmış bir beden, kırılmış bir onur olacaktım. Kaçmalıydım... Ya ölmeli ya da bu karanlıktan kaçmalıydım. O gece üzerime örttüğüm yorgan değil, koca bir mezar taşıydı sanki. Gözyaşlarım yastığımı ıslatırken, kapının o gıcırtısını duydum. Kalbim, göğüs kafesimi parçalamak istercesine çarpmaya başladı. Adımları ağır, nefesi ise leş gibi alkol ve tütün kokuyordu. Yatağımın kenarı çöktüğünde nefesimi tuttum. Ölü taklidi yaparsam gider sanmıştım ama o el, o kirli ve nasırlı el bacağımda yükselmeye başladığında çığlığım boğazımda düğümlendi. "Pırıl, güzel kızım benim," diye fısıldadı Kazım. Sesi, derimin altında dolaşan bir yılan gibiydi. Hızla doğruldum, sırtımı duvara yaslayıp yorganı göğsüme kadar çektim. "Enişte! Git buradan, ne yapıyorsun?" Gözleri karanlıkta parlıyordu. Uzanıp sertçe kolumu kavradı, beni kendine doğru çekti. "Seni istiyorum kız. O Akif züppesinden neyim eksik? O herif seni arabalarda gezdirirken iyiydi de, seni bu yaşa getiren enişten mi kötü oldu? Seni öyle bir becermek istiyorum ki, kimseyi gözün görmeyecek bir daha." "Bırak beni! Yalvarırım bırak." Sesim titriyordu, hıçkırıklarım boğazımı yakıyordu. "Bağırırım... Teyzem gelir, her şeyi anlatırım ona." Kazım, suratıma bakıp o mide bulandırıcı, alaycı kahkahasını attı. "Bağır hadi! Bağır da gör bakalım o zavallı teyzen kime inanacak?" Yüzünü yüzüme yaklaştırdı, tükürükleri yanağıma sıçradı. "Meliha'yı ben çağırırım; hanım gel, bu kız azmış, odasına bakmaya, kontrol etmeye geldiğimde gelip üstüme atladı, beni becer teyzemi bırak dedi, derim. Akif kadar yok musun, sen daha güzel becerirsin beni, dediğini söylerim. O zaman teyzen seni bu sokak ortasında parçalar Pırıl. Kimse sana inanmaz, sen artık damgalı bir orospusun benim gözümde." Duyduklarımla beynim uyuştu. İnsan bu kadar mı alçalırdı? Bir adam, eşinin yeğenine bu kadar mı korkunç bir iftira atabilirdi? Tam o sırada kapıda teyzemin gölgesi belirdi. "Kazım? Ne oluyor orada?" Kazım bir saniyede yanımdan kalktı, yüzündeki o sapık ifadeyi silip yerine endişeli bir maske taktı. "Ah Meliha. Ben de seni çağıracaktım. Pırıl yine ağlama krizine girdi, ben gitmem Feriha'ya diye sayıklayıp duruyor. Gel de şunu sakinleştir, sabaha kadar başımızda vızıldamasın. Kendi iyiliği için olduğunu anlamıyor hala cahil." Teyzem yanıma geldi, ama bana sarılmak için değil. Gözlerindeki o boşlukla bana baktı. "Yat uyu Pırıl, enişteni de uykusuz bırakma. Yarın her şey bitecek zaten," dedi ve Kazım’ın koluna girip odadan çıktılar. Kapıyı üzerime kilitlemediler belki ama ruhumu o odaya hapsettiler. Onlar gidince karanlığın içinde öylece kaldım. Çenemin titremesini durduramıyordum. Kendi kendime fısıldadım. "Benim sonum her türlü cehennem, Pırıl. Kaçışın yok." Feriha denilen o kadın yarın gelip beni bu evden alacaktı. Eğer kalırsam ya o kadının sermayesi olacaktım ya da bu evde eniştemin gizli fahişesi. İkisi de ölümden beterdi. Madem cehenneme düşecektim, bari bu evden defolup gidip kendi cehennemimi kendim seçmeliydim. "Yarın sabah," dedim, gözlerimi karartarak. "Güneş doğmadan bu evden, bu iğrençlikten kaçmalıyım. Başka çarem yok." Valizimi bile alamazdım, ses çıkardı. Sadece üzerimdeki bu eski kıyafetler ve içimdeki o koca nefretle gidecektim. Nereye olduğunu bilmeden, sadece uzaklara. Bir canavardan kaçarken, başka bir canavarın kucağına düşeceğimi bilmeden... .. Şehrin dışına çıkan o ıssız otoyol kenarında koşuyordum. Saçlarım yüzüme yapışmış, hırkam sırılsıklam olmuştu. Soğuk, kemiklerime bir bıçak gibi batıyordu. Tam o sırada, virajın ardından iki devasa ışık süzüldü karanlığın içinden. Motorun kükremesi, yağmurun sesini bastırdı. O an, içimde bir şey koptu. Belki de kurtuluş buydu. Belki de bir arabanın altında can vermek, satılmaktan daha onurluydu. Gözlerimi kapattım ve kendimi o göz kamaştıran ışıkların önüne, ıslak asfaltın tam ortasına bıraktım. "DURRR!" diye bağırdım, sesim yağmurda kaybolup gitti. Acı bir fren sesi kulaklarımı tırmaladı. Lastiklerin asfaltta bıraktığı o yanık kokusu burnuma doldu. Dev cüsseli siyah araba, dizlerime santimler kala sarsılarak durdu. Kalbim durmuştu sanki. Korkuyla karışık bir titreme nöbetine girdim. Arabanın kapısı sertçe açıldı. Önce çamurlu asfalta pahalı, siyah deri botlar bastı. Ardından, geceden daha karanlık bir adam indi aşağıya. Uzun boylu, omuzları bir duvar kadar geniş, bakışları ise ruhu donduracak kadar kışkırtıcıydı. Üzerindeki simsiyah gömleğin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı, yağmurun altında hiç istifini bozmadan bana doğru yürüdü. "Sen ne yaptığını sanıyorsun?" dedi. Sesi, gök gürültüsünden daha derinden, daha otoriter geliyordu. Yerde, dizlerimin üzerinde titrerken başımı kaldırdım. Islak kızıl saçlarımın arasından ona baktım. "Lütfen," dedim fısıltıyla. "Lütfen beni koru. Beni kurtar onlardan... Yalvarırım." O an, adını bilmediğim bu devasa adam, kaşlarını çatarak beni süzdü. Bakışları, üzerimdeki ıslanıp vücuduma yapışan kıyafetlerimde, omuzlarımdan süzülen kızıl saçlarımda gezindi. Gözlerinde ne acıma vardı ne de merhamet. Sadece karanlık bir arzu ve buz gibi bir önyargı gördüm. Beni, o kaçtığım bataklığın bir parçası sanmıştı. Beni, gecenin bir yarısı müşteri bekleyen o kadınlardan biri sanmıştı. "Beni koru mu?" diye tekrar etti, alaycı bir tavırla dudakları kıvrıldı. Yanıma gelip önümde diz çöktü. Çenemi o güçlü parmaklarıyla kavrayıp yüzümü kendine çevirdi. Dokunuşu yaktı geçti, Kazım’ın dokunuşu gibi değildi bu; daha tehlikeli, daha sahipleniciydi. "Sokakta bulduğum her yardım isteyen kızı eve almam ben küçük hanım. Bedeli ağır olur." "Her şeye razıyım," dedim, ne dediğimi bilmeden. "Sadece geri götürme beni. Ne istersen yaparım, yeter ki beni bırakma." Gözleri koyulaştı, bakışları dudaklarıma indi. "Ne istersen, öyle mi?" diye mırıldandı. "Güzel... Madem her şeye razısın, artık benim esirimsin. Ama unutma, ben nazik bir adam değilim. Benim korumamın bedeli, ruhunu ve bedenini bana teslim etmektir." Beni kucağına aldığı an, hayatımın hatasını mı yaptığımı yoksa tek kurtuluşumu mu bulduğumu bilmiyordum. Araba hızla uzaklaşırken arkamızda bıraktığımız tek şey yağmurun ıslattığı o kötü geçmişimdi. Şimdi önümde, bu adamın yatağında başlayacak olan o kor gibi sıcak ve acı dolu esaretim vardı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
792.1K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
2.0M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
1.0M
bc

A Warrior's Second Chance

read
373.0K
bc

Not just, the Beta

read
356.8K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook