"Gamzelim, seni seviyorum!"
Elimde kemençemle sağıma soluma baktım ama benden başka gamzeli birini, Cihan'dan başka yürek yiyeni göremedim. Gazi bir kaç adım ötemizde tereddütle bakarken, Gazanfer oturduğu yerden kalkmış bize doğru yaklaşmıştı.
Cihan'la aramızdaki bir adım mesafeyi kapatmadan kemençemin uçuyla gövdesine ufak bir çarpma eylemini gerçekleştirirken, "Sen Onu kime söyledin?" diye sorarak teyit etmek istedim.
Yanımdan yamuk yamuk gülerek geçerken yan tarafımdaki Gazi'nin kollarının arasına Kemençemi bırakıp, bacağımla bacağına hızla vurdum.
"Ahh"
Acıyla inlediğinde Gazanfer hızla aramıza girerek Cihan'ın kolundan tuttu.
Gazi masanın üzerine kemençemi bırakıp yanımıza geldiğinde, etrafımızda bizi izleyen insanların olduğu aşikardı.
Cihan'ın üzerine doğru eğilip, bağırmaya başladım.
"Sen kimsin be, Boztepe'ye peşimize gelip saçma saçma ilanı aşklar ediyorsun! Ben Laz kızıyım pişman ederim seni! Gazanfer'in hatrı falan bitti!"
Ellerimi bir birine vurup yukarı doğru kaldırdım.
Gazanfer, Cihan'a kızgın kızgın bakarken, aramızada en sakin olan Gazi'ydi.
Cihan'ı kolundan tutup gitmek için uğraşırken mırıldandı.
"Sevilmekten korkan bir kadına kendini anlatamazsın Cihan."
Gazanfer gözlerini kapatıp yumruklarını sıkarken, onun yanında olmam gerektiğini hissettim.
Birkaç adım ötemizde duran garsonlara sorun olmadığını ifade ederken, Cihan'ın bir şey söylemeden gitmesine şaşırmıştım.
Haksızdı.
Ben Sevilmekten falan korkmuyordum.
Ben onun yeniden gitmesinden korkuyordum.
"Gazanfer! Ben sabır taşı değil, sabırsızlığıyla nam salmış Melike'yim. Hayde anlat da mübarek!"
Arabayı eve yakın bir yerde park etmiş, Melike'ye artık sorduklarını anlatmaya hazırdım.
Başımı arkaya yaslanıp ellerimi direksiyondan çekerek kucağıma bıraktım. Camımı biraz aralayıp, temiz havayı solurken "Sor" dedim. "Ne istersen."
Benim gibi başını arkasına yaslayıp, derin bir nefes çekti içine.
Cihan'ların bizi bulma sebepleri ben olduğum için kızgındı bana bir miktar. Tabi Cihan'ın patavatsız bir aşk sarhoşu olacağını tahmin etmezdim.
"Gazi kim?"
Bu sorunun cevabını ben kendime verebilseydim, ahh..
"Asıl Adı Gazanfer, Gazanfer Kayızade. Cafer'in okuldan arkadaşı. Aynı zamanda Bahadır eniştemin Cihan'ın ortak arkadaşı."
Kaşlarını sinirle çattığını gördüm, gözümün ucuyla bakarken.
"Soruyu düzeltiyorum, senin için Gazi kim?"
Gözlerimi kapattığımda aklıma ilk karşılaştığımız zaman geldi.
"Bir gün hamsi festivallerimizden birine gelen bir yabancı. Gazanfer dendiğinde aynı anda tepki verdiğim adam. Sonra bir kaç ortak buluşmada benimle uğraşan, son olarak iş yerime gelip bana bir kaç şey söyleyen kişi."
Başını bana doğru çevirdiğini hissettiğimde, bende çevirerek ona baktım. Kahverengileri merakla dans ederken, gerçek bir dost görüyordum onda.
"Ne söyledi sana?"
"Ben o gün son hastamı muayene edip, çıkmak derdindeydim."
"Eeee?"
"Şule, hastayı içeri alabilirsin. Bir an önce çıkmak istiyorum."
Odamın ortasına geldiğimde, karşımda ayakta duran takım elbiseli adama baktım. Arkası bana dönüktü.
Aramızdaki mesafeyi korurken, sesimi düz tutarak sordum.
"Kimsiniz?"
Mafya filmlerinde olduğu gibi ağır ağır bana arkasını dönerken, beyaz tenli mavi gözlü, kirpikleri ok misali, kirli sakallı olan adamı tanımıştım.
Bu Cafer abimin arkadaşı Gazi görünümlü, Gazanfer'di. İyi de bu adamın benim Polikliniğimde, hatta odamda ve karşımda ne işi vardı?
"Merhaba, ben Gazanfer Kayızade."
Masama geçip otururken, bilgisayarın açık ekranına baktım. Her şeyi Şule'ye bırakan ben, randevu sahiplerinin ismine göz atınca, Gazanfer Kayızadenin sıradaki hastam olduğunu gördüm.
Durum; atsan atılmaz, satsan satılmaz temsiliydi.
Başımı ekrandan kaldırıp, tanımıyormuşum gibi sordum.
"Şikâyetiniz neydi?"
Masanın diğer tarafındaki koltuğa oturup, ellerini birbirine kavuştururken, başını bana doğru çevirip ciddiyetinden ödün vermeyen, otoriter bir sesle cevapladı.
Açıkçası bu şekilde ciddi olması, işime geliyordu.
"Kalp ağrısı çekiyorum doktor Gazanfer hanım, dermanı sizde dediler."
Sesi ciddi sözü laubali olan Gazanfere bakıp, sırtımı yasladım. Bıyık altından gülerken siması aydınlanıyordu. Aklınca benimle uğraşacaktı.
"Veteriner değilim, Gazanfer Kayızade Bey."
Adamın önce şikayetini sorup, ardından veteriner değilim deyince, kal geldi tabi adama.
Masamın üzerindeki açılmamış pet şişeyi önüne uzatarak, "Buyurun," dedim.
Uzattığım suyu almak yerine, ayağa kalktı.
"Görüyorum ki hastalarınızla çok laubali diyaloglar içerisindesiniz, bu mesleğiniz için etik mi?"
Ayağa kalkıp arkamdaki dolabın kapaklarını açarken, "Burası özel bir poliklinik, burada amirde benim memurda. Şimdi ben sizi güvenlik eşliğinde yollamadan, siz yola koyulun Gazanfer Kayızade Bey." Diyerek kıyafetlerimle lavaboya yöneldim.
Melike kahkahasını perdeleme ihtiyacı duymazken, ben gülümsüyordum. O zamanlar çok rahat ve endişesiz bir insandım. Kalp kırmaktan korkmazdım, kim neyi hak ediyorsa yapıştırırdım lafımı.
Melike, elini omuzuma koyup gözleri gülmekten yaşarmış haldeyken sordu.
"Adama resmen hayvan mı dedin?"
Ellerimi iki yanıma açıp, başımı salladım. "O zorlamıştı beni, ben diş hekimiyim o Aşk hekimi zannetti beni."
Parmak uçlarıyla gözlerinin yaşlığını silerken, "Eeee sonra ne oldu?" diye sordu.
"Ne olacak işte bu akşam Cihan'ın kafesinde ben bir garsonla muhabbet ederken yine karşıma çıktı."
"Nasıl?"
"Bak Ahmet, ben Feministim erkek düşmanı değilim aslında."
"Feminist, bize düşman olanlara denmiyor muydu ya?"
Karşımdaki delikanlı şaşırınca, arkama yaslanıp aydınlığa kavuşturdum.
"Feministler eşitliği savunan insanlardır. Ben erkeklerin eşitlik konusunda adil olmadığı düşüncesiyle karşılarındayım.
Ülkede kadın hakları bir erkeğin haklarının çok altında. Eşitlik yok eşitlik. Onun için ben erkeklere değil, bu düzene karşıyım. Ama bu düzeni doğru bulan çoğunluğun erkek olduğu düşüncesiyle, onlarada tersim.
Bir kadının haklarını ihlal etmek, eşitliği bozmak çok basit onlara göre."
Ahmet önlüğünü düzeltirken, seslice yutkundu. Tepkilerimden kaynaklı olarak, göz bebekleri büyümüştü.
"Yani abla haklısın şimdi, bir şey daha sormak istiyorum."
Kahve fincanın iki tarafına parmaklarımı dolarken, başımı salladım.
"Şimdi ben bu masadan kalkıp arkadaşların yanına döndüğümde, bana seni nasıl masasına aldı diyecekler."
Kısık bir kahkaha atıp, henüz ergenlik çağında olan masum yüzlü delikanlıya baktım. Harbi harbi neden bekliyordu benden.
"Onlara deki, beni adamdan saymıyormuş."
Ahmetin suratı kıpkırmızı kesilirken, müsaade istedi. Masadan ayrılırken kolundan tuttum. Zoruna gitmişti belliki.
"Ahmet, soran olursa bana yolla. Belki iki adam birlik olur birilerini döveriz bu gece."
Yüzü düzelirken, bakışlarıyla elbisemi işaret etti.
"Abla, sen şu yok gibi olan elbisenle başımızı belaya sokma, ben döverim o kısmı da dert etme."
Ahmet masadan ayrıldıktan sonra, ayağa kalkıp hırkamı çıkardım. Bacaklarımın üzerine örterken, karşımdaki boşluğu dolduran adam destursuz konuşmaya başladı.
"Madem düşmanlığın eşitsizlik yapan, dengesiz insanlara. O zaman bana bir şans vermelisin, mesela bir ay.
O bir ayın sonunda feminist olmana sebebiyet veren insanlar gibi olduğum kanaatine varırsan, gölgende dolaşmaktan vazgeçerim.
Eğer kabul etmezsen, bir ay boyunca gölgen olacağım peşinde. Bir ayın sonunda da kolumda gelin olarak süzülerek, benimle bir ömre evet diyeceksin. Tercih senin."
Bacaklarıma yeni örttüğüm hırkamı alıp, çantamı omuzuma asarak, ayağa kalktım.
"Gölgem olmayı bırak, ayağımın altında toz olursan pişman ederim seni Gazanfer Kayızade."
"Vay anasını be! Güzel demişsin, keşke kafasını masaya geçirseydin. Bak şiddet yanlısı değilim ama bunlar arkadaş olarak Cihan'la aşırı patavatsız hatta biraz yapışkanlar. Ve şu an gördüğüm Gazi, o bahsettiğin adamdan çok farklı. Sanki bir şeyleri dayatmak yerine rica edecek bir tipe sahip."
Acıyla tebessüm edip, başımı iki yanıma salladım.
"Cihan ve Gazi. Her ikiside eğer olmayacağını biliyorsa ısrar etmezler. Yani Cihan'dan söz ediyorum, onun ben kimse için böyle davrandığına şahit olmamıştım. Sana bir taktı o.
Ayrıca Gazi çok değişmişe benziyor, yada gerçek Gazi'yi perdeliyor."
Keyifle kıkırdarken, Melike kaşlarını havalandırdı.
"Ne takması Allah aşkına Gazanfer?"
Melike'ye doğru dönüp, ciddi bir edayla konuşmaya başladım. Cihan'ın kabahati vardı ama, yanlış tanınmasını istemezdim. Dizinin üzerindeki eline elimi yaslayıp sıktım.
"Melike, bak Cihan böyle havai bir tip gibi gözükebilir ama sana şöyle söyleyeyim. Babam vefat ettiğinde ben kendimden geçmiştim haberi aldığımda. Üç gün yarı baygın hastanede yattım cenaze geçmişti çoktan ben hastaneden çıktığımda.
Bu zaman zarfında sonrasında yanımda hep Cihan vardı, abi oldu kardeş oldu, dost oldu bana. Babaannem benim yanımda arkadaş olarak bir erkek görmeye tahammül edemez ama Cihan'ı oda torunu gibi görmeye başladı. Hoşlanmasa da yakın olmamızdan, hep der vefa borcumuz var bizim o uşağa diye."
Melike yutkunup dudaklarını birbirine bastırdı. Gözlerini gözlerime kenetleyip o cevabı belirsiz soruyu sordu.
"Peki Cihan senin yanındayken, Gazi nerdeydi?"
Omuzlarımı kaldırıp indirdim tebessüm ederken.
"O gün gelip bir ay sonra evleneceğiz dedi, ardından gitti. O gün çay bahçesinde onu görene kadar tek bir haber alamadım."
Yüzünü gölgeleyen saçlarını kulağının arkasına yerleştirip gözlerini kırpıştırırken, bana bakmadı.
"Yani onu merak edip arayıp sordun, haber almaya çalıştın öyle mi?"
Başımı sallayıp onaylarken camdan dışarıya yeşilliğe doğru baktım.
"Hastanede ayıldıktan sonra beni babama götürmedi kimse, yeni bir kriz geçiririm diye korktular. Bende Onu aradım beni babama götürsün diye."
Cümlemi bitirmemle yakından patlayan silah seslerini duyunca korkuyla çığlık attım.
Yükselen insan sesleri, durmayan silah sesleri geliyordu, korkuyla başımı Melike'ye çevirdiğimde torpidodan silah çıkardığını gördüm.
Seni gidi Laz kızı!
Demek silah taşıyoruz arabımızda!