1.Bölüm

1417 Words
"Allah'ın emri peygamberin kavliyle kızınız Melike'yi, oğlumuz Şerafettin'e istiyoruz." Benim duyduğumu sizde duydunuz mu? Sesi dışarı taşan salonda isteme merasimi gerçekleşiyor. Hemde her yıl ben köye geldiğimde değişmeksizin süre gelen bir adet haline geldi. Zerafet Teyze, son beş yıldır benim köye geleceğim ay için geri sayım yapıyor. Ve köydeki magazin bülteni ondan sorulacağından ötürü, benim geldiğimin haberi ilk sayfadan vermekten büyük gurur duyduğunu dile getiriyor. Ben evlenmek istemiyorum diye bahane sunmaktan yoruldum. Hayır yani ben psikologluk yaptığım güzellik salonumu bir ay bırakıp, kafa dinlemeye annemi babamı, anneannemi görmeye geliyorum arkadaşımla. Bunlar beni darlıyor, yeter artık ama. İçerde oturan ailem, ve karşılarında büyük nezaketsizlikle beni beşinci defa istemeye gelen Şerafettin ve ailesi vardı. Üzerimdeki diz altı eteğimin belini düzeltip, bluzuma çeki düzen verdikten sonra, sıcaktan beni rahatsız eden saçlarımı at kuyruğu yaparak salona girdim. Babam yüzündeki sıkıntılı ifadeyle bana bakarken, ona içten bir tebessüm yolladım. Zerafet teyze oğlunu koluyla abartılı bir şekilde dürterek, sanki oğlu gözlerini üzerimden çekiyor gibi "Seninki geldi" diye adeta gürledi. Babam ve Annemin ortasında temiz aile çocuğu pozu verirken Zerafet teyzeye bakarak ellerimi kucağımda birleştirdim. Benden kahve tepsisi getirmemi bekliyorlardı ama, maalesef bu olmayacaktı. Anneannem, bu defa nasıl savuşturacağım diye büyük zevkle izliyordu beni. Hee birde bu keyfinin sebebi yakında gelecek olan misafirleriydi. "Kızım nasılsın?" Kibar amcanın bana yönelttiği soruya karşılık, hadi dedim Melike yardır kızım! "Kibar amca sağlığınıza duacıyım, lakin sebebi ziyaretinize ben cevap vereyim. Benim bu yönde olumlu düşüncelerim yok, sebebi geçen yıllardan çok daha farklı." Zerafet magazin, geciktirmeden soruyu yapıştırdı. "Hayırdır kızım, sebep ne ola ki?" Babamın 'Hadi buyur, cevap ver' adlı bakışlarına la havle çekerken, içimdeki deliyi zor zapt ediyordum. 'Eyvallah komşuyuz da, bu sizin her yıl çiçek çikolatayla kapımıza dayanabileceğiniz anlamına gelmiyor' diye bağırmak istiyordum. Tam ben cevap vereceğim esnada, kapının girişinden içeriye gelen birisi cevap verdi. "Sebep şu teyzecim, biz Melike'yle nişanlıyız. Onun için size yönelik olumlu bir düşüncesi yok." Gözlerim şaşkınlıkla o sözleri sarf eden kişiye döndüğünde, bir zamanlar kapı komşumuz olan Eflatun Teyzenin torunu Yeter'in düğününde gördüğümü hatırladım. Kahvrengi saçları, kirli sakalı, bir erkeğe göre kibar bir burnu, bir kuaför eli değdiği aşikar olan bakımlı yüzü, gülümserken gözüken inci gibi dişleri vardı. Saçları muhakkak işlem görmüştü. Bakışlarımı kıyafetlerine çevirdiğimde kahverengi ceketi, beyaz tişörtü, dizleri yırtık kot pantolonu, kahverengi ayakkabılarını gördüm. Ve elinde tuttuğu güneş gözlüğünü. Ben söylenilen sözleri idrak etmeye çalışırken, Zerafet teyze Kibar amca, Şerafettin yasa boğulmak üzereydi. Adını hatırlamakta zorlandığım Beyefendi Babamın ve annemin elini öperken, Anneannem kaşlarını çatmış bana bakıyordu. Benden açıklama bekledikleri aşikardı ama, bende ondan açıklama bekliyordum. Beni kurtarmak için bodoslama salona dalan varlık, acaba kimdi? Anneannemin elini öptükten sonra,"Uşak, gel yanuma otur" deyince neye uğradığımı şaşırdım. Oturduğum koltuğa zift gibi yapışmıştım. Zerafet teyze müsaade isteyerek kalktığında, Annem onları yolculamak için salondan ayrıldığı esnada Babamın adımı söylemesiyle kendime geldim. "Melike, kızım ne oluyor Allah aşkına? Bu delikanlı kim?" Oturduğum yerden kalkarak Anneannemin yanına, çocuk masumiyetiyle oturmuş beni az sonra köyün diline düşürecek adama baktım. Ellerimi belime koyarak, olanca hiddetimle sordum. "Sen kimsin?" Ben karşımdaki Beyfendiden cevap beklerken, Anneannem cevap verdi. "Ben habu uşağu tanıyrum, zararsuzdur. İstanbul'a gittuğumda baa makam şoförlüğü etmiş idi. Eflatun'un damadının arkadaşidur, Cihan." Hakkında Anneannemin bolca malumat verdiği Cihan, yeniden gülümseyince resmen çıldırdım. Babam "Hoş geldin oğlum da, keşke daha düzgün bir tanışma merasimimiz olsaydı. Böylesi hiç hoş olmadı, yakışık almadı," dediğinde, annemde onay vererek Babamın yanına oturdu. "Cihan, uşağum habu pantolonun, dizleri neden ipraktur?" "Teneke Teyze, uzun yoldan geldik ya hava alsınlar diye." Anneannemin karşısına oturduğumda, yatışmayan sinirlerim dilime vurdu yeniden. "Cihan mısın nesin, sen az önce ne yaptığının farkında mısın? Zerafet teyzeye manşet atacak bir cümle verdin resmen. Ne demek nişanlıyız, ben oradan bakınca seninle evlenebilecek makul bir aday olarak mı gözüküyorum? Anne baba, sizde bir şey söylesenize ya!" "Yarın gidip etraflıca anlatırız,bir yanlışlık olmuş deriz." Annemin söylediklerinin ardından oturduğum yerden sinirle kalktığımda, kendi kendime sayıştırıyordum ki, bana tanıdık bir ses doldu kulaklarıma. "Aman Be Melike, bunca yıl evde kaldı diye manşet olmuştun, birazda nişanlandın diye haber ol boş versene. Hem babaannem Zerafet'in dedikodularına kimse inanmaz dedi." Salonun girişine başımı çevirdiğimde, göz bebeklerim yuvalarından fırlayacaktı neredeyse. Anneannemin sırlı misafirleri gelmişti! Köyde olduğumuz için, evin kapısı açık olurdu akşam ezanına kadar ama, bugün kapalı olsa daha iyi olacaktı. Yoksa kalpten gitmem an meselesiydi. Karşımda benim boylarımda, sarı saçlı mavi gözlü, dünyalar güzeli, Eflatun Teyzenin tek bekar torunu Gazanfer duruyordu. Kollarımı açıp boynuna sarıldığımda iki kız resmen şenlik havası yaşıyorduk. Hissediyordum, bu yıl köy tatilim bambaşka geçecekti. Akşam yemeğini bahçeye hazırladığımızda, baş köşede üç ahiretlik vardı. Eflatun Nene, Fadime Nene, Anneannem. Yan yana olan üç ev vardı bu mahallede, üç evin büyükleri eşlerini kaybetmiş küçüklükten beri arkadaş olan bu nenelerdi. Biz torunlarsa, ayda yılda bir karşılaşırdık. Gazanfer'le en son yüz yüze üç yıl önce kardeşinin muhteşem düğününde görüşebilmiştik. Sonrasında Telefonlar, görüntülü aramalar kalmıştı bize. Annem Babam, nişanlım olduğunu iddia eden Cihan sohbet ederlerken, sonunda Gazanferle muhabbet etme fırsatı bulmuştuk. Çaylarımızı yudumlarken, ilk soruyu ben yönelttim. "Eee Gazanfer, nasıl gidiyor? Ne var ne yok?" Gazanfer çayından bir yudum alıp bıraktığında arkasına doğru yaslanıp gülümsedi. "Bildiğin gibiyim bende değişen pek bir şey yok. Polikinliğim var biliyorsun, diş hekimliğine devam ediyorum. Koca evde Babaannemle baş başa kaldık. Babam rahmetli olduktan sonra, evin her yanı buram buram yas kokuyor. Üstünden iki yıl geçti ama, atlatmak alışmak, kabullenmek kolay değil." Gazanfer'in elinin üzerine elimi koyup, destek oldum. Çok acı bir gerçekti ölüm. "Bende dedim ki Babaannemi alayım ahiretliklerinin yanına götüreyim, biraz olsun uzaklaşmak iyi gelir İstanbul'dan. Sağ olsun Cihan'da yol uzun diye şöförlük yaptı bize." Adını duyan Cihan, saçları esintiyle uçarken sağa doğru sandalyesini kaydırarak muhabbetimize ortak oldu. "Adım geçti galiba, gerçi laf aramızda İstanbulda adımın geçmediği kız muhabbeti yoktur." Cihan'ın bu kendini beğenmiş egoist hallerine kahkaha atarken, yarıda kestim. Gözlerimi kısarak ona cevap vereceğim esnada, Gazanfer yanımızdan kalkarak, lavaboya gitmek için eve doğru yürümeye başladı. "Sen bugün beni o görücülerden kurtardın diye kahraman mı belledin kendini? Nedir bu egonun temeli? Benden demesi, Karadeniz hırpalar seni." Cümlemin sonunda bir güzel göz kırparak çayımı tazeledim. Bardağını benim önüme doğru uzattığında, doldurarak yerime oturdum. Çayına şeker koyarak bana baktığında, bardağını işaret etti. "Kaç kişi böyle eridi karşımda, tahmin edemezsin." masanın ortasında şeker kasesinin içinde duran kıtlama şekerleden bir tanesini alıp, bir kısmını dişlerimle kırdım. Kırdığım kısmı dilimin altına yolcularken, kaşlarımı kaldırarak şekerin kalanını çay bardağıma bırakıp ardıma yaslandım. "Kaç kişiyi böyle kırdım, tahmin edemezsin." Yamuk yamuk karşımda gülümseyen Cihan'ın bu pozunu Babamın sesi böldü. "Kızım, annen bir şey söylüyor hayde bak bakayım." Laz olduğu halde gençliklerini İstanbul'da yaşıyan Annem ve babam şivemizi pek kullanmazlardı. Anneannem onlara İstanbulli, diyerek dalga geçer, hatta kınardı. Eflatun Nenelerin evi, uzun zamandır kapalı olduğu için öncesinde bir takım temizlik ve belkide bakıma ihtiyaçları vardı. Annemin söyleyeceklerini öncesinde anlasamda onu dinleyerek evdeki misafir odalarını açtım. Karşılıklı iki yatağın olduğu odaya Gazanfer ve Eflatun nene için hazırlarken, benim odamın karşısında kalan tek kişilik odayı Cihan denen Yamuk gülüşlü egoiste hazırladım. Yol yorgunu oldukları için erkenden yataklarına yatarken, evin kapısını kilitleyerek, mutfaktabolan bulaşıkları toplayarak odama çıktım. Ankara'da kendi evimde oldukça rahattım ama, burada ailemle başka bir huzurlu hissediyordum kendimi. Eğer bugün Cihan'ın çıkıp Nişanlıyız demesinden sonra ailem olayı yanlış anlasaydı, herhalde Ankara bir daha bana hayal olurdu. Zerafet Teyzenin dedikodularına kimse inanmasın diye dua ederken, giydiğim kısa şortum ve askılı tişörtümle soğuk bir şeyler içmek için mutafağa indim. Buralar çok sıcaktı, resmen yanıyordum. Buzdolabını açtığımda karşıma çıkan limonata şişesini alıp kafaya diktim. Tezgaha yaslandığım esnada balkonda birsinin olduğunu, üstelik tüttren birisin olduğunu fark ettim. Gazanfer olamazdı değil mi? Çünkü çok güzel bir cildi vardı. Ve böyle bir alışkanlığı olduğunu hiç söylememişti. Balkona çıkıp baktığımda, bizim kısa boylu bordo mavi rengindeki iskemlilerden birisine oturmuş Cihan'ı gördüm. Kıyafetlerini henüz çıkartmamış, sırtını Balkon demirlerine yaslamış, başını arkaya doğru vermiş vaziyette sigara içiyordu. Zaten bu havai tipte Nargile, sigara olmasa şaşardım. Allah bilir, bunun ağzı alkolde görüyordu, pis huylu Kenafir! Geldiğinin ilk günü evi kahvehaneye çevirmeye niyetli galiba, yahu benim annem babam yarın öbür gün hacca gidecek! Gözlerini açıp beni gördüğünde nezaketli bir beyfendi edasıyla yanındaki iskemliyi bana doğru ittirdi. Aynı zamanda bakışlarıyla beni baştan aşağıya süzmeyi ihmal etmiyordu. Elimdeki limonatayı çok hararetli olmasam dökerdim üzerine ama, gece gece olay çıkarmak istemiyordum. Benim bu asabi hallerim, hep kemençe çalamamaktandı. Kaç saat olmuştu ben kemençe çalmayalı? Kucağındaki paketi bana doğru uzattığında, elimin tersiyle ittim. Arada sırada keyif olsun diye içiyor olabilirdim ama, asla bu raconuma ters gelecek olayı ona aşikar etmeyecektim. Üstelik Babam sigara içilmesinden rahatsız olurdu, kokular konusunda fazla hassastı. "Bu evde sigara içemezsin." Sigarasından bir duman çekip gözlerini kısarak havaya üflediğinde ayağa kalktı. Tam karşıma geldiğinde paketini avcunun içine alıp sigarasını Balkonun demirinde söndürdü. "Sen bana biraz daha bu halinle direktif verirsen, gözlerimle seni içeceğim Melike."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD