2.Bölüm

1200 Words
"Sen, Of sınırları içerisinde olduğunu unuttun galiba?" Karşımda uykulu gözlerle yarım yarım bakan yamuk gülüşlü egoist, yanımdan geçerken cevap verdi. "Yanından geçerken insanın olduğu ilçenin adını zikredesi geliyor, unutmak ne mümkün?" Elimde tuttuğum limonata şişesi yamulurken, kolundan tutarak önüne geçtim. Beni harbiden sinirlendirmişti. Yarım yarım baktığı mahmur gözlerine gözlerimi diktiğimde, önce o konuştu. "Saatlerce araba sürdüm, enerjim sıfır. Müsaade et dinleneyim, sende laflarına yarına sakla olur mu?" Söylediklerini duymazdan gelerek bir adım geri atıp, kaldığım yerden devam ettim. "Misafirliğini bil, haddini aşma. Birilerine asılmak istiyorsan geldiğin yerdekilere sakla hevesini." Yanımdan sakince geçip, sessizce ona ayırdığımız odaya çıkarken, elimdeki limonatayı tezgahın üzerine bırakıp odama çıktım. Sinirimi yatıştırmanın en kolay yolu, uyumaktı. "Melike, kız uyan!" Yüzüme vuran güneşi elimle gölgelemeye çalışırken, sağ tarafıma dönerek uyumaya devam etmeye çalıştım. "Melike, aşağıdakiler ne zaman evleniyorsunuz diye düğün tarihi soruyorlar!" Evlilik denilince aklıma ilk gelen varlık Şerafettin belirdi gözlerimde. O burma bıyıklarını burarken, tuhaf bakışları üzerimde gibi hissettim. Yatağımdan aniden doğrulup gözlerimi zorla açtığımda, karşımda gördüğüm Gazanfer'e "Nerde o Şerafettin?" diye sordum. Gazanfer ellerini beline koyarak kahkaha attı. "Senin o dağınık zihninin içinde bir yerde, Allah'ım ya Rabbim madem sen rüyalarında bile beyaz atlı prens olarak görüyorsun onu, ne diye beş yıldır yok dedin Zerafet hanım teyzelere?" Uykum açılmış, saçlarım karışık vaziyette Gazanfer'i tehdit ettim. Bu halimle eğlenmesi, hiç hoş değildi. "Arkadaşım demem, Allah ne verdiyse girişirim yemin ediyorum Gazanfer. Sende benim elime düşersin bir gün." Gazanfer gülmeyi sonlandırdığında ciddi bir tavra büründü. "Her neyse, hava değişikliğinden galiba fazla uyuyamadım ben. Yolda gelirken merkezden alışveriş yapmıştık. Bahçeye kahvaltı hazırladım, sizinkiler ne sever bilemedim. Hadi kalk, sende bir kontrol et masayı." Gazanfer'in söylediklerini idrak ettikten sonra beynime komut vererek lavaboya geçtim. Normalde benim odamın çevresinde kimse olmadığı için, lavaboya yatak kıyafetlerimle rahatça giderdim. Karşımdaki odanın kapısını kapalı, banyonun açık görünce rahatça geçtim lavaboya. Hazırlanıp mutfağa indiğimde, Gazanfer'in benim gibi evlilik haricinde her konuda kendini geliştirmiş olduğunu gözlerimle gördüm. Ev ahalisi kahvaltı için bahçeye indiğinde, giriş kapısının hemen yanında annem ve babamın valizleri hazırdı. Sofradaki herkesin yerlerini almasıyla çayı servis ettim. Konulan sandalye sayısına göre bir eksiktik ki, Eflatun Nene benim düşüncemi sesli bir şekilde dile getirdi. "Gazanfer kizum, Cihan kalkmadi mi?" Çaydanlığı yerine koyarken, usul usul yaptığım davranışın farkına vararak yerime oturdum. Kızım Melike, sen doğru olanı yaptın. Evet, misafir olabilir evinizde ama bu asla bana asılabileceği, ağzına sakız edebileceği anlamına gelmiyor. Tırnaklarını çekmedim, maşa yaparken saçını yakmadım, kaşını alırken fazla kaçırıp devamlı boyamasına sebep olmadım, sarı boyadığım saçları kızıl çıkmadı. En basitinden elimdeki limonatayı suratına döküp, sigaralarını yakmadım yani. Ben kadınım, asılanı yakarım. İç sesimle muhasebemi bitirdikten sonra, vicdanım rahat bir şekilde elime çatalımı aldım. "Babaanne, belki ihtiyacı olan bişey olmuştur. Arabasıyla gitmiş baksana." Gazanfer'in mantıklı konuşmasını ayakta alkışlamayı aklıma not ederek, muhteşem bir şekilde konuyu değiştirdim. "Anne baba, saat kaçta gideceğiz Havaalanına?" Annem çayından bir yudum alıp, cevap verdi. "İki saat sonra çıkarız kızım, erkenden gidelim ki neler olur, ne olmaz." "O mubarek yerlere habu paçilere dua edun da, hayirli bir kismetleri çiksun." Gazanfer'le aynı anda bakışlarımızı çevirmedik tabikide. Belli ki oda bu konuda mastırlıydı ve kahvaltısına devam ediyordu. Cihan'sız mutlu mesut kahvaltı yaptıktan sonra, evi toparladık. Annemler büyüklerle vedalaştıktan sonra, Gazanfer elindeki alınacaklar listesiyle bindi arabaya. Annemleri hayır dualarıyla uğurlayan komşularımızın her biri 'hayırlı olsun, dönüşte düğünümüz var demek' gibi anlamsız kelimler sarf etmişlerdi. Havaalanından annemleri uğurladıktan sonra, Gazanfer'le bir çay bahçesine gidip oturduk. Burası, manzarası güzel, yüksek olduğu için oldukça rüzgarlı, güzel bir çay bahçesiydi. Çaylarımız önümüze konulduğunda, Gazanfer saçlarını ensesinde toplayıp, sordu. "Melike, Sabah kalktığından beri suratın bir değişik. Uyandığımızda Cihan'da yoktu. Bir şey olmuş gibi, anlatmak ister misin?" Bacak bacak üstüne atıp masada biraz öne doğru eğilerek, anlatmaya başladım. "Sizinle geldiği için misafirimiz diye, öyle uluorta salona girip nişanlısıyım demesine fazla tepki vermedim. Ama gece sınırını aştı." Gazanfer ellerini kucağında birlşetirip arkasına yaslanırken, tek kaşını kaldırıp cevapladı beni. "Bilirsin erkek ırkını sevmem, ama Cihan'ı kaç yıldır tanıyorum. O sınırlarını aşacak, rahatsızlık verecek cinste birisi değildir." "Valla senin anlattığınla benim anlattığım aynı insan değilmiş gibi. Dün gece beni sözleriyle resmen rahatsız etti, bende cevabını verdim." Elini elimin üstüne koyup, beni tebrik etti. "Çok iyi yapmışsın, benimde peşimde birisi vardı. Gözünü korkuttum, yıllardır ortalarda yok." Hevesle çayımdan bir yudum içip, gözlerimi daha çok açarak sordum. "Yani, Cihan bir daha gelmez diyorsun." "Eğer bir parça olsun gururu varsa gelmesin yani." Çaylarımızı bitirdiğimiz esnada, masamıza doğru gelen mekan sahibi bize yaklaştı. "Merhaba Melike Hanım, Hoş geldiniz." "Hoş bulduk Hikmet bey, nasılsınız?" Burası çok büyük bir yer değildi, yani benim gittiğim belirli yerler olduğu için büyük olsada fark etmiyordu. Hikmet bey, orta yaşlarda yıllardır ekmeğini bu çay bahçesinden kazanan namuslu bir adamdı. Kendisiyle buraya geldiğimizde selamlaşma faslımız muhakkak olurdu. "Sağolun Melike Hanım, bir isteğiniz var mı?" Parmaklarımın ucu kaşınıyordu resmen, kaç gün olmuştu sahi ben Kemençe çalmayalı? "Varsa Kemençeniz, çalarım." Hikmet bey eşliğinde Çay bahçesinin en görünen kısmına yerleşip, hasret kaldığım kemençemi çalmaya başladım. Bu resmen bir tutkuydu, sevdaydı. Bu Kemençe Sevdasıydı. Gazanfer'in başını çektiği koca bir topluluk horon teperken, ben etrafımdaki kimseyi görmüyordum. Ayaklarım oynuyor, ellerim çalıyordu. Çay bahçesinin önünü bir kaç katı kalabalığa ulaşmıştı. İnsanların yorulduğunu düşününce bırakmaya karar vermiştim ki, Horon halkasında onu gördüm. Bana asılan, biraz gururu varsa gelmez dediğimiz Cihan, tam karşımdaydı yamuk gülümsemesiyle. Kemençe sesi kesilince, insanlar alkışlayarak çay bahçesine doldular. Ben olduğum yerde elimde kemençemle duruken, Gazanfer'in beni alıp buradan götürmesini istiyordum. Tam karşıma gelip ellerini cebine koyan, gömleğinin ilk iki düğmesi açılmış, orta kısmına güneş gözlüğü asılmış, saçları kendinden geçmiş, yamuk gülüşüyle bana bakıyordu. "Çenen kadar ellerinde çalışıyormuş Kemençe Güzeli, yalnız fazla gülümsüyorsun insanın Gamzene ev kurası geliyor." Höst be! Elimdeki kemençeyi hiç düşünmeden Cihan'ın kafasına vurarak, cevap verdim. "Benim ellerim çalışmasa, Ankara'nın yarısı çirkin, gülümsemesem yarısının psikoloji bozuk, dul kalırlardı. Gamzemde ev yapmak falan nedir be, sen beni satılık arsamı zannettin?" Cihan'ın yakasına elimi koymuş, Kafasındaki elini, yüzündeki sıkıntılı ifadeyi görmeden kısık sesle kızıyordum. Az sonra yayılırdı dedikosu, Teneke'nin torunu çarşıda Kemençeyle adam dövdü diye. "Kız, Nişanlınla kavgamı ediyorsun, ayy siz ayrıldınız mı yoksa? Amanın ananlar gitmeden ayrılsaydınız ya, Zerafet ablam Şerafettin'in yıkılan umutları tamir etmeye çalışıyor hala. Dur müjdeyi yetiştireyim." Cihan'ın yakasında elim, onun kafasında eli, dönmüş Zerafet Teyze'nin evde kalmış kız kardeşi Nezaket ablayı hayretler içerisinde dinliyorduk. Cihan, bana dönüp bir anda belimden kavrayarak, beni kendine yasladı. "Aşk olsun Ablacım ya, hemen ayrılmak olur mu? Sizin zamanınızda ayrılma mı vardı? Siz kaç yıldır evliydiniz amca beyle, bize biraz anlatın evliliği. Henüz girmedik ya o müesseseye, acemisiyiz." Dirseğimle karnını dürterek, sinyal vermeye çalıştım. Nezaket abla az sonra delirecekti. Baktım Cihan beni anlamak yerine, daha fazla sarılıyor, elinden tuttuğum gibi çekiştirmeye başladım. Benimle birlikte koşarken tek elimde kemençe tek elimde o olmasına rağmen, hala susmuyordu. "Sevgili Nişanlım, niye koşuyoruz?" Sokağı dönüp duvara yaslandığımda, gelen gürültü sesi pek fazla değildi. On baktığımda, aramızda santim vardı. "Evlilik hakkında bilgi istediğin Şerafettin'in annesi Zerafet teyzenin kız kardeşi olan Nezaket Abla, evde kalmış bir kadın. Evlilik sorulunca cinnet geçiriyor, bam teli yani." Benim nefes nefese sırladığım onca kelimenin ardından, Cihan kollarını başımın iki yanına avuç içlerinden destek alarak yasladığında, gözlerine daha bir dikkatli baktım. Dikkat ettiğimde gözlerinin kahvesi bir değişikti, yamuk gülüşü suratında yoktu. Kaşları düz bir çizgi halindeydi, ve suratı sorgular bir ifadeye hakimdi. "Nezaket denen o ablanın evlilik sendromunu anlatmak için, o güzel dudaklarının arasından neden seni beş yıl boyunca isteyerek darlayan, pos bıyıklı herifin adını söylüyorsun ki?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD