3.Bölüm

1383 Words
"Evlilik hakkında bilgi istediğin Şerafettin'in annesi Zerafet teyzenin kız kardeşi olan Nezaket Abla, evde kalmış bir kadın. Evlilik sorulunca cinnet geçiriyor, bam teli yani." Benim nefes nefese sırladığım onca kelimenin ardından, Cihan kollarını başımın iki yanına avuç içlerinden destek alarak yasladığında, gözlerine daha bir dikkatli baktım. Dikkat ettiğimde gözlerinin kahvesi bir değişikti, yamuk gülüşü suratında yoktu. Kaşları düz bir çizgi halindeydi, ve suratı sorgular bir ifadeye hakimdi. "Nezaket denen o ablanın evlilik sendromunu anlatmak için, o güzel dudaklarının arasından neden seni beş yıl boyunca isteyerek darlayan, pos bıyıklı herifin adını söylüyorsun ki?" Evet, itiraf ediyorum. Cihan'ın bu çıkışına bir miktar şaşkındım ama, benim gibi laf cambazından kurtulamazdı. Kaşlarımı çatıp, sorusuna soruyla cevap verdim. "Çocuk gibi küsüp sabahın nurunda evden kaçan sen, bana neyin hesabını sorabilirsin ki?" Cihan, yamuk yamuk gülüp kulağıma doğru eğilerek, fısıldadı. Sanki koca sokakta benden başka birisi onu duyabilirmiş gibi. Anlamsız herif işte! "Melike, sence de bu biraz karı koca muhabbetini anımsatmadı mı sana?" Ben tam cevap vereceğim esnada, Gazanfer'in sesi duyuldu sokakta. "Acele giden, ecele gider Cihan!" Cihan, benden bir adım uzaklaştığında, kemençeyle omuzundan dürtüp Ata sözünü kendime uyarladım. "Melike'ye giden, ecele gider!" Gazanfer'in yanına döndüğümde birlikte çay ocağına geri giderek kemençeyi teslim edip, arabaya doğru ilerledik. Yol boyunca ben Cihan'a saydırdım, Gazanfer bana gülümsemekle yetindi. Eve geldiğimizde kıyafetlerimizi değiştirip, Eflatun Nenenin evinin belli odalarını boyamak için Gazanfer'le giriştik. Önce salondan başlayıp, eşyaların hepsini ortaya topladık, üzerlerini örttük, gerekli hazırlıkları yaptık. Ben kuaförümü, evimi kendim boyamış insandım. Bu evde benim evim gibiydi, boyacı sokmak yerine ufak ufak muhabbet ederek boyardık Gazanfer'le. Başlarımıza keşan modelli birer yazma takıp, üzerimize askılı bluz şort giyip başladık boyamaya. "Gazanfer, ben Cihan'la kaçarken sen bir ortalarda yoktun. Dönerken hiç konuşmadın, ben birlikte Cihan'ı gömeriz diye düşünmüştüm." Gazanfer, merdivene çıkmış boya yapmaya çalışırken, gülümsedi yeniden. Bu kızda garanti bir şey vardı. "Bir şey olmadı, hava değişikliğinden olsa gerek, üzerimde berbat bir his var." Uzun müddet boyunca bilerek konuşmadım, Gazanfer'i merdivenden düşerken son anda yakalayınca kolundan tuttuğum gibi yere oturtturdum. Artık ne var ne yok anlatmalıydı. Odanın girişine yere bıraktığımız poşetlerden su alarak, bir kaç yudum içirdim önce. Mavi gözleri dolu dolu bana baktığında, kayış koptu bende. "Ben senin ağlamana sebep olan varlığın, dünyaya gelmesine yardımcı olan ebesinin, ona ebeliği öğreten hocasının, hocasını ebe olmaya heveslendiren ebeveynlerin taaaa..." Gazanfer elini ağzıma kapatarak, kahkaha attı. "Sen bir psikologsun, ağzına bu tür şeyler yakışmıyor Melike Hanım." Tek kaşımı kaldırıp, bağdaş kurduğumda, "Sen beni birde sahalarda gör." dedim. Eve geçip dinlenmek istediğini söylediğinde, duvarı bitirip akşam yemeği hazırlayacağımı, onu kaldırabileceğimi söyleyerek uğurladım karşıdaki eve. Israr edip darlamanın anlamı yoktu, elbet istediği bir anda dökecekti içindekileri. Koskoca üç buçuk yıl oldu. Gazanfer Yetmez, Gazanfer Kayızade'yi görmeyeli tam üç buçuk yıl oldu. Yatağıma sırt üstü uzanıp, saçlarımın örgüsünü açarak özgürlüklerine kavuşturdum. Ben oldum olası esaretten nefret ederdim. Hayatım kısıtlamalarla dolu değil, ama benim duygularıma ilan ettiğim o esaret asla bitmeyecekti. Özel harekat olmak isterken, Diş hekimi olmuş, olduğu konuma dişiyle tırnağıyla kazıyarak gelmiş birisiyim. Her insanın olduğu gibi, benimde duygularım vardı. Ama yıllar önce bastırmak zorunda kaldım. İlk önce annemi kaybetmemle başladı bu yolculuk, küçük bir çocukken yarım kaldım. Büyüdüm, Babamı kaybettim. Acı eğer bir kapıyı çalacaksa, bakmıyor o evin büyüğüne, çocuğuna. Biz tam yedi kardeşiz, her birisi bir bir poyrazla savrulmuş yedi kardeş. Üç katlı koca evde, yalnızlığı paylaştığım Babaannem var sadece. Üç yıl önce kardeşlerim evlendiğinde üzerimdeki evlilik baskısı arttı. Evlilik, istemiyorum dedikçe üzerine daha çok yük yüklenilen bir müessese. Gördüğüm onca insan türünden sonra bana evlenmek istesen kim diye sorsalar, ölene kadar bekar kalmayı tercih ederim. Aslında benimle kafayı bozan, bir ay mühlet verip bir ay sonra ya isteyerek, yada istemeyerek benimle evleneceksin diyen birisi vardı. Patavatsız, edepsiz, yumuşak herifin tekiydi. Tek ortak noktamız, ismimizdi. Kardeşim Yeter'in eşi Bahadır'la arkadaş olmalarına rağmen, düğünlerine dahi gelmeyecek kadar hatır saymaz birisiydi. Ben insan sarrafıydım, hele erkeklerin ciğerini bilirdim. Misalen bizim Cihan'ın Melike'ye taktığını, üstelik onu harem sınırları içerisine alana kadar durmayacağını adım gibi biliyorum. Kardeş olsak bu kadar iyi anlaşabilirdik. Babam vefat ettiğinde, saatlerce yan yana ağlamışlığımız vardı. İnsana en çok onunla ağlayabilecek insanlar lazımdı. Tabi buraya gelmeden önce Melike için küçük bir çalışmada bulunduğumuzu atlayamam. Evlenmek istediğini Babaanneme söyleyince, soluğu birlikte köyde almıştık. Cihan annesinin istediği şirket sahiplerinin kızları, yurt dışından yeni dönmüş sosyete güzelleri değilde, bizim gibi aile değerini bilecek kıymetli birisiyle evlenmek istiyordu. Kemençe güzeli ya Cihan'a yar olacaktı, ya Cihan'a yar olacaktı. Melike'yi kardeşim Yeter'in düğününden hatırlıyordu, resimlerle pekiştirince onu yerinde tutamaz olmuştum. Cihan'a yardım edebileceğimi söylediğimde, bunun karşılığını bana misliyle ödeyeceğini söylemişti. Aramızda ne olduğunu bilinmeyen sözsüz bir anlaşma imzalanmıştı. Bugün öğleye kadar anlamamıştım ne demek istediğini. Ta ki Merkezdeki çay bahçesinde Gazanfer'i, yani arkadaşlarının söylemesiyle Gazi'yi görene kadar. Ben üç buçuk yıl sonra onu, bana bir ay sözde mühlet verip sırra kadem basan adamı istemiyordum, başımın altındaki yastığı yüzüme kapatıp çığlık attığım esnada, odamın kapısı tıklatıldı. "Gazanfer, müsait misin?" Cihan'ın sesini duyunca, yatağımda oturma pozisyonuna geçerek, saçımı başımı düzeltmeden seslendim. "Müsaitim, gel Cihan." Kapıdan içeriye girmesiyle saçmaya başladığı o enerji, gelip benim yüzüme yapışmış boş boş gülmeme sebep olmuştu. Yatağın ucuna oturup ellerini iki yanına açtığında, sorgu suale gireceğini anlamıştım. "Karadeniz mi hırpaladı seni? senin hamurun burada yoğrulmuştur diye düşünüyorum." Saçlarımı tepemde tokasız topuz yapıp, ayağa kalktım. Lafı dolandırmayacaktım, Cihan bir şeyler gizlemem gereken birisi değildi. "Benim Hamurum burada yoğruldu diye buradayım, peki ya senin arkadaşın? Çarşıda onu gördüm." Yataktan kalkıp karşıma geçtiğinde ellerini omuzlarıma koydu. Söyleyeceklerinde son derece ciddi olduğu halinden belliydi. Derin bir nefes aldım, onu dikkatle dinlemeye başladım. "Seni üzenin yedi ceddini bellerim Gazanfer, sen benim kardeşimsin, ablamsın, sırdaşımsın. Gazi'yi buraya ben çağırdım. Seni sordu, gel kendin gör dedim. onu bir kere olsun dinle, eğer istemezsen ben kovarım çağırdığım gibi." Cihan'a güvenirdim, sağlam bir dosttu. Kafam allak bullaktı, onu asla kabul etmeyecektim bu bir değişmez gerçekti. Evlilik, sevgili, flört, bunlar bana aykırıydı. Ben Babaannemle mutluydum. Sadece sinirliydim Gazi'ye, bir laf atmıştı ortaya ve arkasında durmadan toz olmuştu. Akşam Melike beni uyandırana kadar uyumak en iyisiydi. Cihan beni yalnız bırakıp giderken, yüz üstü uzandım bende. Karadeniz çok sıcaktı. Gazanfer'i eve yolladığımdan beri aklım ondaydı. İşlerin şimdilik halletmem gereken kısmını halledip evime geçtim. Gazanfer'in odasından ses gelmeyince, duş almak için banyoya girdim. Babam ve Annem hacca gittiği için evde erkek yoktu, Anneannemle Eflatun Teyzede bahçede muhabbet ediyorlardı. Banyo havlusunu bedenime sarıp, saçlarımı da başka havluyla sardıktan sonra banyodan çıktım. Duş almak insanı çok rahatlatıyordu, Çıplak ayaklarım yere değdiğinde ürperdim ama, soğuk olması muhteşemdi. Halıların kalan kısımlarınıda kaldırabilirdim. Odama girmek için arkamı dönüp ilk adımı attığımda, iki tane uzun bacak ardından bir gövde, sonrasında yamuk gülüşlü bir sima ile karşılaştım. Şu an gülümsemiyordu ama, dudakları o şekilde uhuyla yapıştırılmış gibiydi. Göz göze geldiğimizde kafamdaki havluyu tek saniyede çıkartıp "Sen ne yapıyorsun burada?" diyerek yüzüne fırlattım. Onun yüzüne fırlattığım havluyu almak için girişimde bulduğu saniyelerde de odama girip kapımı kapattım. Sinir bozucu bir kahkaha sesi odamın içinde duyulunca, kapımın arkasından bağırdım hiddetle. "Sen bekle Serseri! Bekle geliyorum birazdan." Dolabıma yerleştirdiğim kıyafetlerden dizlerimde bir etek, bir yarım kollu tişört iç çamaşırlarımı çıkartıp giyindim söylene söylene. Misafir olarak geldiği bu evde bu kadar rahat dolaşabilmesi normal değildi. İstemeyerekte olsa köy ahalisinin diline düşmemek için etek yerine pantolon giyindim bu defada. Bu sıcakta uzun kıyafetler giyinmek işkenceydi. Islak saçlarımı kurulama girişiminde bulunduğumda havlumun odam yerine, Cihan'da olduğu aklıma gelince kapımı açıp kendimi dışarı attım. Kapımın yan tarafında duvara yaslanmış, elleri arkasında sırıtıyordu. "Seni beklerken bir ufak aşağı inip geldim, haberin olsun" Elimi öne doğru uzatıp "Önce havlumu ver!" dedim. Arkasında olan elini havluyla öne doğru uzattı ağır çekimde. "Güzel kadınlar, güzel tercihler yapar. şampuan harika kokuyor!" Sen şu sapığa bak hele, neler diyor bana. İçten içe yapacağıma karar verdikten sonra, elinden havlumu çekip aldım. "Ben Yapacağım işi de, kullanacağım malzemeyi de iyi bilirim." Odamın kapısını açmak için elimi kulpuna koyduğumda, Cihan tercümesi 'Gel Azrail'im ol' olan bir cümle kurdu. "Saç havlun yerine bedenine sardığın havluyu fırlatsaydın, vücut losyonun hakkında da yorum yapabilirdim. bir daha ki sefere artık Gamzeli!" Arkamı döndüğüm esnada merdivenlere yöneldiğini gördüm, Kulaklarımdan ateşler fışkırıyordu resmen. "Senin yedi ceddini ağlatmazsam, bana da Melike demesinler!" Merdivenlerin ortalarındayken yeniden bağırdı. Ev ev değil, Cihan'ın ahırına döndü mübarek! " Melike'siz bırakma hasret edersin, çok gecikme arsız edersin." Odamın kapısını hınçla çarptığımda deli gibi söylendim kendi kendime. "Sen şu hırsıza bak, birde atasözlerine benim gibi Cover yapıyor kendince. Lan sen kim köpeksin, Allah belanı vermesin!" Tarağımı alıp saçlarımı taramadan önce camın önüne geldim. Bu gece bu arsıza ömürlük ders verecektim!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD