4.Bölüm

1452 Words
Cihan'a yüz, abdala söz vermeye gelmez demişler, yani ben demişim. Ve çok haklıyımda, anasının başının etini yiyen misafir çocuğu gibi yiyiyor başımın etini. Ben böyle rahat insan görmedim, tamam çok sert mizacım yok ama don lastiği gibi gevşemiyoruz bizde. İçimden söylene söylene akşam yemeğini hazırlarken, mutfak kapısından gelen sese başımı çevirdim. "Kolay gelsin, içim geçmiş benimde." Uyku mahmuru gözlerle bana bakan Gazanfer'e tabakları çıkartırken, yanıt verdim. "Rahat uyuyabildin mi, iyimisin?" Yanıma gelip sürahiden bardağına su boşalttı. Yüzünde huzurlu bir ifade vardı. Tezgaha yaslanıp suyundan bir kaç yudum içti. "Çok güzel uyudum, rüyamda da annemle babamı gördüm." İçten bir tebessümle karşılık verip, rüyasının güzelliğini bozmamak için ne olduğunu sormadım. Birlikte salona masayı kurduk, büyükler geldiğinde masaya oturduk. Kapı tıklatıldığında kalkarak kapıyı açtım. Karşımda yamuk gülüşlü serseriyle, bir adam daha duruyordu. "Misafir kabul ediyor musunuz Gamzeli hanım?" İçimden ya sabır çekip, dilime geleni yuttum. Çünkü bu gece onun anasını ağlatacaktım. Arkasındaki beyfendiye başımla selam verip kenara doğru çekildim. "Adabıyla misafir olduğunu bilene kapımız açıktır bizim." Cihan, kaşlarını çatarak yanındaki arkadaşına döndü. "Gazi, eğer sınırını aşarsan kovuyor haberin olsun." Yanındaki arkadaşı akıllı birisi olacak ki, gülümseyerek omuzunu sıktı. "Ben seni iyi bilirim Cihan." "Kizum Gazanfer, buranun havasimi çarpti seni, boyuna (Sürekli) uyiysun." Babaannemin beni düşünen hallerine güzel bir tebessümle karşılık verip, yemeğimden ilk kaşığımı aldım. Ben Teneke Teyzeyle yan yana gelince beni unutur diye düşünmüştüm ama, aksine her yerde gözü beni arar olmuştu. "Sen beni merak etme Babaanne, hava değişikliği biraz etki yaptı ama turp gibiyim. Birkaç güne Melike'yle boya temizlik işini bitirir evimize geçeriz." Teneke Teyze henüz kullanmadığı kaşığının tersiyle omuzuma vurup kaşlarını çattı. "Ahiretluk, konuşmaklari görüymisun, burasi nedur? Elalemun evi mi?" Babaannem keyifle gülerken, ben durumu düzeltmeye çalıştım. Derdimin ne olduğunu kimse bilmiyordu ki. "Benim için değil Teneke Teyze, belki bizimkilerde gelirlerse ev açık olsun diye. Kalabalığız biz biliyorsun." Ben Teneke teyzeye dönmüş açıklama yaparken, salona misafirler girdi. "Teneke teyze, biz Gazi'yle bitiririz yarın boya badana ne varsa. Siz merak etmeyin." Cihan'ın Gazi'nin adını söylerken bana bakmasıyla gözlerim arkasına kaydı. Gazi, canlı kanlı arkasında duruyordu. Ben takılı kalmayıp "Hoş geldiniz" derken, onlar sırayla büyüklerin ellerini öptü. Melike onlara servis için tabak ve kaşık almaya mutfağa gittiğinde masada yerlerini aldılar. Duygu karmaşası yaşıyordum ama, belli etmeyecek kadar ustaydım. Üstelik onsekiz yaşında heyecanlı bir aşık değildim ben. Masanın başlarında büyükler, ben Teneke teyzenin tarafında, yanımda Melike, Karşımda Gazi, çaprazımda Cihan oturuyordu. Babaannem bana dönerek sordu. "Gazanfer, de ba bakayum ben bu uşaği nerden hatırlayrum?" Bardağımı dudaklarıma götürüp, parmaklarımın titrediklerini hissettiğimde kucağıma yerleştirdim. Gazi gözlerini benden ayrmazken, Cihan'ın benim için endişelendiğini görebiliyordum. Babaanneme bakıp, düz bir sesle hatırlamak istemediğim Gazi'yi hatırlattım, Melike onlara yemek servisi yaparken. "Babaanne Cafer'in arkadaşıydı, tam hatırlamıyorum ama bir kaç yıl önce bizim Hamsi günlerimizden birisine katılmıştı. Zaten hatırlamana gerek yok, pek hatırnaz birisi değildir. Düğünlerimizde yoktu." Babaannem kınayan gözlerle bakarak, "Ayuptur kizum, misafir da!" dediğinde, Gazi, anlamsız bir tebessümle Babaanneme baktı. "Bazı sebeplerden dolayı yaklaşık üç buçuk yıldır yokum efendim, o zaman zarfında sizin düğünlerinize denk gelmiş kusura bakmayın katılamadım. Bahadır benim yakın arkadaşımdır." Teneke teyze araya girerek, olası bir tatsızlığa son verdi. "Yemekleri soğutmayun, hayde." Melike'nin Annesini babasını görüntülü aramasıyla şenlenen sohbet, Cihan ve Gazi'nin müsaade istemesiyle sona erdi. Teneke Nene Misafirdir olmaz diyerek yollamadı ikisinide. Babaannem kapılarınızı kitleyin, uyku sersemi dalmasınlar odanıza deyince, kahkahalarla çıktık odamıza. Köyde Cihan Melike'nin Sürpriz nişanlısı olarak bilinsede, bir zamnadan sonra kabak tadı illaki verecekti. O zaman çıkacak eğlenceyi çok merak ediyordum. Melike garanti çıldırarak Cihan'a yüklenecekti, bizim Cihan'da işi toparlamaya çalışırken garanti saçmalayacaktı. Odama girip kapımı kapattıktan beş dakika sonra telefonum titredi. Yatağın üzerine bıraktığım telefonumu elime aldığımda ekrana düşen mesaj Gazi'dendi. Numara yabancı, mesaj tanıdıktı. "Seninle konuşmak istiyorum." Cevap kısmına dokunduğum esnada aklıma Cihan'ın dedikleri geldi. Onun hatrı için 'Peki, mutfağa iniyorum on dakika sonra' yazdım. Etrafımda yaşayan insanlar, ailem arkadaşlarım, dostlarım, benim duygusuz bir feminist olduğumu, onun için etrafımda bir erkek göremediklerini söylüyorlardı. Ama yanıldıkları bir şey vardı, ben feministtim eşitliği savunuyordum. Karakter olarak erkeklerden nefret ediyordum, dişiliğini kullanan sözde cazibeli kadınlardan nefret ediyordum. Sade ve sıradan bir hayatımın olma sebebi başka bir şey değildi. Herkesin gizli saklı sırları sebepleri olur, benimde vardı ama sırdı. Üzerimdeki tişört ve tayt yatma pozisyonu almadığımın kanıtıydı. Gazi'yle konuşacağım için gergin değildim ama, üzerimde saçma sapan bir ruh hali vardı. Kimse söz verip gittikten sonra arkada kalanın ne yaşadığını bilemezdi. Merdivenlerden inerken herkesin yatağına çekilmiş olduğunu fark ettim, kimse tarafından görülmek istemezdim. Mutfağa girip ışığını yaktığımda, köşedeki tahta masanın karşısında iskemliye oturmuş olan Gazi'yi gördüm. Sakin adımlarla masanın diğer tarafındaki iskemliye oturarak, bacaklarımı kendime doğru çekip ellerimi masanın üzerine koydum. Gazi'ye bakarak, "Seni dinliyorum," dedim. Üç buçuk yıl sonra ne anlatabilirdi ki bana? Yada anlatacağı hangi hikaye üç buçuk yılı geri getirebilir mi demeliydim? Gazi, ellerini dizlerine bastırarak kısık bir sesle bana bakarak konuşmaya başladı. Bakışları yoğun, kaşları çatılmış tek ayağını sürekli oynatır vaziyetteydi. Tedirgindi, ne söyleyeceğini ve benim ne tepki vereceğimi bilmiyordu. Ondan gözlerimi ayırmadım, her mimiğine şahit olmak istiyordum. Bir insanın verdiği sözü tutmaması için hangi sebepler geçerli olur, bu gözlerim onlara şahitlik etmek istiyordu. "Gazanfer, ben bu geçen yıllar esnasında seni çok özledim." Bir şiir okur gibiydi sesinin tonu, yutkunup dinlemeye devam ettim. Geçen yıllar bana en çok sabrı, ve tepkisizliği öğretmişti. Eski Gazanfer olsa masaya vurur yumruğunu 'Bu mu lan senin özlemin?' diye bağırıp çağırırdı. Ama ben dinlemeye devam ettim gözlerine bakarken. "Geçen yılları telafi etmem mümkün değil, ama şunu bil. Ben seni sevmekten vazgeçmedim, o gün sana gelip bir ay sonra evleneceğiz dediğimde aklımda sadece o ay içerisinde sana yaklaşabilmek vardı. Sana yaklaşabilseydim, herşey senin gönlünce olana kadar sabırla bekleyecektim." Bu Gazi'nin benim yüzüme karşı ilk defa açık bir dille seviyorum deyişiydi. Kalbim hızlı hızlı çarpmıyordu, yada gülümsemiyordum bile. İncecik ve çok acı bir sızı vardı , asla geçmeyecek olan. Avucuma yanağımı, dirseğimi masaya dayadım. Bir masala kulak verir gibi dinlemeye devam ettim onu. "Ama hesaba katmadığım bazı şeylerden dolayı gitmek zorunda kaldım. Bunun için seden ne kadar özür dilesem beni affetmezsin." Mavi harelerini gölgeleyen kısa kirpikleri titrerken, tek eliyle sakallarını sıvazladı. Dikkatli bakılınca yorgun gözüküyordu ama bu herkesin görebileceği türden bir yorgunluk değildi. Tek başına aşkını yaşamaktan yorulmuş gibiydi. Zaman zaman benim aynada gördüğüm yansımama benziyordu, bu daha efkarlıydı sadece. Masadan bedenimi geri çekip, keskin bakışlarımla hırpalamak istemedim. Gözlerimi kapatıp sessizce sordum. "Gazi; ben senin hiçbir şeyin değilken, benden neden özür dileyip af bekliyorsun?" Yemin ediyorum kalbim tekledi gözlerimi açtığım esnada. Gözleri hasret yağmuruna tutulmuş, sanki mutluluğu kara bulutlar tarafından sarılmıştı. Elleri önünde birbirine kenetlenmişken onları birbirinden ayırdı. Elini tam kalbinin üzerine yumruk halinde bastırırken, "Sen benim Canımsın" dedi. "Tam buramda üç buçuk yıldır bana yaşama sebebi veren kadınsın." Elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi, masum bakıyordu. Yanaklarına yumak yumak hasret yuvarlandı. Kurumuş dudaklarımı aralarken, çatallaşmış sesimi zorla çıkardım. "O yıllarda, senin olmadığın yıllarda çok acılarım oldu. Ben her acımda yanımda olan aşkımı kaybettim." Kaşlarını derince çatıp, gözyaşlarını yanaklarından iterken, zayıflayan sarı ışığın saklayamadığı meraklı bakışlarını bana doğrulttu. "Sen, Aşık mı oldun?" Gözümden yanağıma doğru akan acıları sildim. Benim ağladığım görülmüş şey değildi. "Her kız çocuğun ilk aşkı Babasıdır, bende babama aşık bir kızım. Onun için öldü diyorlar biliyor musun?" Elimi masanın üzerine koyup yavaşça okşadım tahta masayı. "Böyle okşardı saçlarımı, Kızım derdi, delikanlım diye severdi beni." Omuzumdan dökülen saçlarım dizlerime değerken, masanın üzerindeki elime dokundu Gazi'nin parmakları. "Bir gün geldi ablam, bir şeyler dedi ama anlamadım ben hiç." Omuzlarımı yeniden itiraz eder gibi kaldırıp indirdim. "Muzaffer öldü diyorlardı ama, Babalar ölümsüz dedim. Delikanlısını bırakmaz, beni babama götürün dedim." Başımı kaldırıp Gazi'ye baktım parıldayan gözlerimle. "Cihan'a dedim ki, kimse beni götürmüyor Babama, sen götür dedim. Lütfen dedim, yalvardım götürmedi bilyor musun?" Gazi, elimi sıkıp derin bir nefes aldı. "Gazanfer, yanında olamadım. Özür dilerim." Diğer elimi elinin üstüne koyup, ona doru eğildim masanın üstünden. Yüzlerimizin arasında az bir mesafele kala durdum. Gözlerimi kırpmadan ona bakıp sordum. "Ne yaptım biliyor musun ben?" Gözlerini kırpıştırıp yenıt bekledi benden, ellerini acıyla sıkmama ses çıkarmadı. "Seni," dedim, "Seni aradım beni babama götürürsün diye." Ellerimi ellerinden çektiğimde, gözlerine öfkeyle baktım. "Sen beni Babama götürürsün diye, ben binlerce kez sana mesaj attım, aradım. Bekledim, sonra yine aradım. Ardından sana seninle evleneceğime dair sözler verdim, gel beni babama götür diye. Gelseydin, götürseydin babama evlenirdim seninle. Sana bir çocuk gibi yalvardım ama yoktun sen." Başımı geriye çektiğimde, kısık sesli feryatlarıma bir yenisini ekledim. "Sen benim en acı günümde yanımda ol diye yalvardığım insansın Gazi." Şaşkındı. Pşmandı. Geri dönmek istiyordu. Biliyordum. Görüyordum. "Gazanfer, ben bunları bilmiyordum." "Sen gelmedin, Babama tek başıma gittim, ve seni içimde bitirdim." Oturduğum yerden kalkıp ayakta zor dururken son kez baktım gözlerine. "Sevgi senin zannettiğin gibi bir şey değil, adını bilmediğin hislerini aşk diyerek kirletme güzelim kelimeyi. Seni görmek istemiyorum." Arkamı dönüp mutfaktan çıkacağım esnada, Gazi hızla ayağa kalkarak adımı söyledi telaşla. "Gazanfer!" Arkamı dönmedim, ama olduğum yerde durarak söyleyeceğini beklemeye başladım. "Neden beni istedin yanında?" Bu düşünmemi gerektirecek bir soru değildi, bende cevap verdim. "Aşıktım."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD