Yazarın Anlatımıyla...
Ecevit belindeki havluyla bir hışım girdi odasına. Kapısını çarpıp, çattığı kaşlarıyla kapanan kapıya baktı. Bu kez siniri kendine değil, Esmer'eydi... Ne vardı yani bu kadar güzel olacak?
Başını iki yana sallayıp aklına üşüşen düşünceleri silmeye çalıştı. Bakışları hala seyiren aletine indi. İşaret parmağını sallayarak onu tehdit etmeye başladı. "Boşaltmiyacam seni işte! Akılsız fikirsiz! Neye kalktığından haberin var mı senin? El kadar kız o hayvan herif! Ben kıza bizden karı koca olmaz diyorum, sen bana nanik diyorsun resmen!"
Dişlerini sıka sıka hızla giyindi üstünü. Aletinin başını kemerin altına sıkıştırdığında acı çekse de, görmezden gelmeye çalıştı. Odasından çıktığında, banyodan çıkan Esmer ile çarpıştı.
Esmer geç kalmamak için banyo yapmak yerine sadece saçlarını ıslatmış, havluya sarmaya çabalarken, başı eğikti. Ecevit'in de sinirden hiç bir şey görecek hali yoktu.
Çarpışmanın etkisiyle kız düşmesin diye bir kez daha kollarının üstünden tuttu sıkıca Ecevit. Esmer geri çekilince, kaşları çatıldı yeniden.
"Acele et Esmer! Bir de dikkat et emi akıllım! Akıllı ol sen!" Yürüyüp giderken sinirle söylenmeye devam etti. "Ben aklımı yitirdim, bari sen akıllı ol!"
Esmer şaşkınca baktı arkasından. Hızla saçlarını havluyla kurulayıp düzeltti ve yazmasını başına geçirdi. Hızlı adımları bir alt kata indiğinde herkesi sofrada gördü. Ama bu evde masa vardı. Ve kadınlar da aynı sofradaydı!
Elmas Hanım gelinini görünce yüzünde güller açtı. "Gel kızım gel haydi. Otur hemen kocanın yanına!"
Esmer bir tuhaf oldu. Erkeklerle aynı anda nasıl yiyecekti şimdi? Daha fazla bekletmemek için masaya doğru adımladı. Dün gece odalarına siniyle yemek getiren Fadime Hanım, elindeki porselen demlikten Esmer'in bardağına çay doldurdu.
Kendi evlerinde krom taslar kullanılırken, bu sofrada arkopal porselenlerden vardı. Gazeteler, bu tabakları kupon toplayanlara veriyordu. Ama Elmas Hanım elbette bunu set olarak almıştı. Çok değerli ve kıymetliydi. Esmer yanlışlıkla kırdığını bile düşününce, içinden bir ürperti geçti.
Elmas Hanım kendini sıkmasa ağzı kulaklarına varacaktı. Bakışları sürekli Esmer'deydi. Düğün alışverişi yaptığında elbette gelinine dünyanın kıyafetini almıştı. Ama odasına koymak yerine kendi odasında bekletiyordu. Hele bir birbirlerine alışsınlar da, elbet veririm eşyalarını diye düşünmüş, yalnızca geceliği odaya bırakmayı uygun görmüştü.
Bu düşünce kısmen de başarılı olmuştu. Ecevit dolaptaki geceliği görünce yutkunmuştu. Onu Esmer'in giydiğini düşünmek de kış uykusuna dalmış olan erkekliğini uyandırmış, ona erkek olduğunu hatırlatmak ister gibi seyirip durmuştu.
Elmas Hanım bugün de kıyafetleri vermeyecekti. Dünkü geceliğin yerine bir başkasını bırakacak, yanına da dantelli çamaşırlardan koyacaktı.
Bakışları bir ara oğluna döndü. Başını sağa sola oynatıyor, sanki kahvaltıyla dövüşüyordu. Sakinleşip huzurla dolu olması gereken oğlu, bugün sanki daha bir sinirliydi. Konuşup belki ağzından laf alabilirdi. "Sen de nikaha gelecek misin oğlum?"
Elmas Hanımın naif ve mutlu ses tonuna; "Ne nikahı ana!" diye bağıran Ecevit'in sesi eklendi. Haşim ağanın kaşları çatılırken, Esmer'in ödü koptu. Korkuyla 'Hihh' dediği esnada, Ecevit burnundan verdi sinirli nefesini.
"Oğlum ne bağırıyorsun? Narin ile Mehmet'in hükümet nikahı var ya bugün... Ondan sordum. Neye celallendin sen?"
"NE.." Bağıracağı an yanındaki Esmer'e değdi gözleri. Sesini kısmaya çalışıp devam ettirdi sözlerini. "Ne celallenmesi ana! Her zamanki halimdir işte! Belli olmaz benim işim. Belki gelirim, belki gelmem!"
Sözlerinden sonra kalkacaktı ki, bakışları Narin'e döndü. Esmer'e resmi nikah kıyılmaşı, acaba onu üzmüş müdür diye düşündü. "Sen de ne tutturdun kızım hükümet nikahı diye!" Öfkesini bu kez de kardeşine döktü.
Narin'den önce Haşim ağa davrandı söze. "Boş boş işler işte oğul! Kız kısmı gelinlikle girdiği evden anca kefenle çıkar! Evet deyince ne olacaaasa!" Sözlerini ve bakışlarını Esmer'e dikmişti. Yakup'un düğünü basması canını sıkmışken, bu olayın öznesi Esmer'in de kulağını, bu sözlerle çekmek istemişti.
Yakup'un düğünü bastığından bile haberi olmayan Esmer, bu uyarıyı anlamamıştı. Keza düğünden sonra bir kez bile aklına getirmemişti. Ayıptı. Günahtı. Ne kadar o mektuplara bağlansa da, nasibindeki kocası Ecevit'ti. Karı - koca ilişkileri olmasa da, arada kıyılmış bir dini nikah vardı... Yine de az önce o banyoda Ecevit'in yerinde Yakup olsaydı neler yaşayacaklarını düşünecekti ki, anında vaz geçti. Bu işin sonu iyi değildi...
Narin bakışlarını annesine döndürdü. 'Sen bir şey de anne' der gibi bakışları Elmas Hanımı konuşturdu. "Amaaan sizde! Heves etmiş işte kız! Ne var canım bir he dese..."
Esmer buruk bir tebessümle baktı karşısındaki kadınlara. Normal bir anne kız profiliydi işte. Ama bir bakışla ne istediklerini anlıyor, birbirlerine destek oluyordu. Elindeki çatalıyla tabağına koyduğu siyah zeytinle oynarken, başı da hüzünle eğilmişti. Annesi bir gün bile onun arkasında durmamıştı. Ecevit onun bu hüznünü, resmi nikahının kıyılmayışına yorumladı.
Kardeşine attığı öfke dolu bakışın sebebi, Esmer'in üzüntülü haliydi. Şimdi kararı kesinleşmişti. O nikaha gidecek, karısını da yalnız koymayacaktı. Zaten üzülmüşken, bir de orada yalnız hissetmesine göz yumamazdı.
Kahvaltı devam ederken, Haşim ağa; " Televizyonu açın. Haberlere bakak hele!" dedi. Esmer bir anda üzüntüsünü unuttu. Bakışları salonda gezinip baş köşede üzerindeki dantel örtüyle duran tüplü televizyonda durdu. Kalbi heyecanla kasılırken, Ecevit'in bakışları Esmer'in heyecanını fark etti.
Narin yerinden kalktı ve danteli televizyonun üzerinden çekip kaldırdı. Açma düğmesine bastığında renkli çizgiler boydan boya kapladı ekranı. "Değiştir!" komutuyla Narin ileri tuşuna basıp kanal değiştirdi. TRT 1 kanalında bilgi yarışması vardı.
"Dursun bura! Şimdi haberler başlar!" diyen Haşim ağayla Narin yerine geçip oturdu. Diğerleri kahvaltısına devam ederken, Esmer gözlerini televizyondan ayıramadı. Görüntü karıncalı da olsa, ekrandaki kız öğrencilerin erkek öğrencilerle bilgi yarışmasına dikkat kesildi. Üzerlerindeki siyah önlüklerine bile hayranlıkla baktı Esmer.
Ecevit sakince onu izlerken görüntü bozulup durdu ve sonunda gitti. Esmer'in; "yaaaa...." diyen üzgün ifadesi, Ecevit'in de canını sıktı. Başı cama doğru döndü ve dışarıda esen rüzgarın uğultusunu fark etti.
"Dışarıda rüzgar var. Anten yerinden oynamıştır. Gelir şimdi kızım! Üzülme hemen." Elmas Hanım gözünün ucuyla karşısında fısıldaşan çiçeği burnunda çifte baktı. Dudaklarının kenarı kıvrılmışken, içinde düğün bayram havası vardı.
Esmer Ecevit'e baktığında biraz fazla yakın olduklarını fark etti. Ecevit o bakınca geri çekildi. Dişlerini sıkarken kendine küfrediyordu. 'Sikinin aklına uyup uyup kızı izliyorsun Ecevit! Kalk git oğlum, uzak dur!'
Sofradan kalktığı sırada ev telefonu çaldı. Annesinin kalkmaması için eliyle otur otur işareti yapıp telefonu açtı. Arayan amcasının yanındaki babaannesiydi.
Babaanne Ecevit'in evlendiğini duymuş, sinir dolu sitemlerini Ecevit'e sıralarken Ecevit daha fazla sabredemedi. Yaşlı kadın bir türlü laftan anlamıyordu.
"Sevdim aldım babaanne! Kaçıracaktım yoksa! Sen geldiğinde elini öper duanı da alırız haydi! Var mı başka diyeceğin?"
Narin'in alayvari bakışları Esmer'in üstünde dikildi. 'Benim sayemde evlendiniz, bir de havasını mı atıyorsun?' diyen bakışları; Esmer tam da içinden geçtiği gibi anladı. Başını eğip elleriyle oynamaya başladığında, Haşim ağa Ecevit'in sözlerine gür bir kahkaha attı. Allah'tan istemiyordu oğlu evlenmeyi, bir de istese neler olurdu Allah kerimdi.
Esmer temelli utanırken, Ecevit telefonu kapatıp evden dışarı attı kendini. Kahya İsmail Beyden nikahın saatini öğrenip evden çıktı. Duramıyordu. Alıştığı yolları giderken farkında bile olmadan, mezarlığın önüne kadar gelmişti.
Girişte duraksamış, duygularıyla baş başa kalmıştı. İstemese de, tam şu an bir yüzleşme gerçekleştiriyordu içinde.
Burada Esmer bayılırken kucağına almıştı. Eline yüzüne dokunmuştu. Eşarbını çözmüş, milletin ağzına laf vermişti. Kızın kaderiyle oynamış, onu kaçmaya çalıştığı bu evliliğe mahkum etmişti. Tüm bunlar yetmezmiş gibi kızdan etkilenmiş, yıllardır duran erkekliği iki günde duramaz hale gelmişti.
Bakışları mezarlığın duvarından içeri kaydı. Üstü gül fidanlarıyla dolu en temiz ve bakımlı iki mezara değdi. Bu kez yanlarına gitmeye çekindi. Mezarlarına bakmaya, konuşmaya yüzü yoktu. Utanıyordu kendinden. İçinde değişip duran duygularıydı bu utancın kaynağı.
Ne bir adım ileri gidebildi... Ne de bir adım geri atabildi... İçinde sıkıştığı bu ikilem, onu dakikalar boyunca orada dikilmekten alıkoyamadı.
Güler Hanım alnındaki yazmanın düğümünü bir kez daha sıktırdı. Sabahtan beri canı çıkmıştı! Sütün işi bitmişti neyse ki. Banyodaki ve salondaki sobanın odunlarını halletmiş, kovaların küllerini temizlemiş, yeni kovaları da hazırlayarak hazır bir hale getirmişti. Artık havalar yavaş yavaş soğuyordu. Bazı akşamlar sobaların bacası tütmeye başlamıştı bile.
Celil Bey tarlaya bakmaya gitmişti. Mehmet ise sonunda banyosunu yapmış, limon sıktığı saçlarına şekil vermek için aynanın karşısında süslenmekle meşguldü. Kalın dişli tarağın saçlarında kaymasıyla, aldığı son şekil hoşuna gitti. Öylece bırakıp kendini izlerken bir kez daha bağırdı.
"Esmeer! Nerde kaldı gömleğim!" Hala kardeşinin adıyla bağırıyor, Güler Hanımı sinir krizlerine sokuyordu. Güler Hanım ütüyü son kez gezdirdi beyaz gömleğin üzerinde. Jilet gibi olmuş kol çizgisiyle, gömleğin yakasından tutup oğlunun odasına girdi.
"Esmer, Esmer! Kız evlendi gitti ya oğlum! Al da giyin hadi üşüteceksin şimdi. Düğün önü hasta olursun anası kurban!"
Mehmet bir teşekkür bile etmeden umarsızca gömleğini giyip düğmelerini iliklerken, annesine de laf yetiştiriyordu. "Siz yatın kalkın da bana dua edin! Ben olmasan Esmer ağanın konağından içeri adım mı atabilirdi sanki? Bak şimdi bir eli yağda, bir eli balda hanım efendinin! O Yakup iti de dua etsin. Dünürlerimiz ağalar olmasaydı, ben sorardım o düğün basmanın hesabını!"
Gömleğini pantolonunun içine sıkıştırıp kemerini geçirirken Güler Hanım oğlunu onaylamaktan başka da bir şey yapmadı. Kendi de giyindiğinde hazır olmuşlardı. Celil Bey gelmeyecekti nasılsa. Ana oğul birlikte çıkıp ağa konağının yolunu tuttular.
Esmer işlere yardım ederken, Narin hala odasındaydı. Hiç bir işe elini sürmeyişi ve Elmas Hanımın kızına kalk bile demeyişi tuhafına gitti. Bulaşıkları da yıkayıp bitirdiğinde, ellerini havluya silerken Elmas Hanım mutfağa girdi.
"Kızım bırak sen Fadime'yle kızı halleder demedim mi ben sana. Sen gel bakayım benimle." diyerek yürüdü. Esmer tek kelime bile etmeden kayınvalidesini takip etti.
Elmas Hanım onu kendi katlarına çıkarmış, Esmer için aldığı elbiselerden birini; "Bak bu benim gençliğimde giydiğim elbiseydi. Tam sana göre. Al hadi bunu giy nikaha giderken. Sana çok yakışır!"
Esmer'in bakışları elbisede takılı kalmıştı. Kalın askılı jile, pöti kare desenliydi. Esmer'in içi gitse de, bunu nasıl giyecekti ki? "Ana bu jile çok açık değil mi? Ben nasıl giyeceğim bunu? Ecevit ağam kızmasın sonra?"
Elmas Hanım teessüf eder gibi baktı gelinine. Aynı desene sahip vatkalı cepken ceketi göstermesiyle, Esmer başını salladı. İşte şimdi olmuştu. "Haydi giyin de gel çabuk. Narin saçını makyajını da yapsın."
Esmer sevinçle odasına gitti. Jileyi giydiğinde içi sevinçle kabardı. Hiç böyle güzel bir elbise giymemişti daha önce. Hep ablalarının eskileriyle idare ederken, şimdi aynada kendine bakmaya doyamıyordu. Hazır olunca ceketi de giydi üstüne.
Hemen koşup Narin'in odasının kapısını çaldı. Kapıyı açıp içeri girdiğinde Narin annesine sürme çekiyordu. Usulca bir kenarda beklerken, Elmas Hanım gelinine baktı. "Hiiii Narin! Yengen ne güzel olmuş bak hele!"
Esmer utanırken Narin'in umursamaz bakışları Esmer'e değdi. "Heee olmuş ana.. Bir şeye benzemiş sonunda!"
Esmer'in kalbi kırıldı bu sözlerle. Narin'e eli değmemişti, dili değmemişti. Niye böyle davranıyor bilmezken, üzülerek odadan çıkıp gidişine Elmas Hanım sinirlendi. "Bana bak Narin, alırım şimdi ayağımın altına! Ağlattın kızı deli soyha!"
Narin omuzlarını silkip aynada kendine bakarken, Elmas Hanım makyaj malzemelerini alıp çıktı odadan. Kendi odasına gidip taşlı tarak tokalardan iki tanesini aldı. Bir de inci kolyeyi kestirdi gözüne. Esmer'in odasının kapısını tıklattığında, Esmer hemen gözlerini silip yatağın üzerinden kalktı.
Elmas Hanım onun ağlamasına gerçekten üzüldü. "Amaaaaaaannn Esmer! Sen ne bakıyorsun Narin'e? Nasılsa iki gün sonra evlenip gidecek! Hem öyle her lafa söze ağlanmaz yavrum!"
Esmer başını sallayıp sessizce durdu. "Bak bakayım bana." Diyen kaynanasıyla başını kaldırdı. Elmas Hanım önce güzelce taradı gelininin saçlarını. Sonra ortadan ikiye ayırıp önündeki tutamları taraklı tokalarla tutturdu.
Gözlerinin içine sürme sürdüğünde gözleri yine dolmuş ve buğulu bakışlara sahip olmasını sağlamıştı. Ecevit her seferinde bu bakışlara bakakalıyor, sürekli dolu gibi görünen gözleri onu çok fazla etkiliyordu. Bir rimel ve dudaklarıyla yanaklarına sürülen rujla, Elmas Hanım da işini bitirmişti.
Küçük aynayı gelininin yüzüne tutan Elmas Hanım; "Şimdi o yanağındaki kırmızılıkları ellerinle yay kızım. Bak benimkiler gibi olacak." diyerek Esmer'e nasıl yapılacağını öğretti.
"Artık sen evli bir kadınsın. Sürekli bakman lazım kendine. Bu evde kimse yok. Yazma takmak zorunda değilsin. Giyin süslen kocana. Gözünü, gönlünü, yatağını doyur ki, kocanın gözü başkasına kaymasın! Ben sana güzel güzel kıyafetler alacam, sen hiç üzülme!"
Esmer, Elmas Hanımın sözleriyle iyice duygulandı. Bu yaşa kadar gelmişti ama annesiyle arasında bir kez bile böylesine bir konuşma geçmemişti. Duygularına yenik düşüp Elmas Hanıma sarıldı sıkıca. Bu hareketi Elmas Hanımın çok hoşuna gitti. O da kollarını gelininin omzuna sararken, kızın burnunu çektiğini fark etti.
Geri çekilip kaşlarını çattı. "Aaaaaa! Ama ağlarsan makyajın akar bak! Hadi gidelim daha gecikecez yoksa. Nikah saati geldi kızım!"
Birlikte aşağıya indiklerinde salonda oturan Güler Hanım ve Mehmet'i gördüler. Narin elindeki kahve tepsisiyle içeri girmeden, Elmas Hanım ve Esmer içeri girdi.
Onlar Elmas Hanımın elini öptükten sonra, Esmer de; "Hoş geldiniz ana. Hoş gelmişsin abi!" diyerek ellerini öptü. Kahvelerden sonra hep birlikte belediye binasına doğru gittiler.
Nikah salonunun kapısı şu an kilitliydi. Memurun gelip açmasını beklerken, Haşim ağa belediyenin memurlarıyla sohbet ediyordu. Güler Hanım Elmas Hanımla, Mehmet de Narin'le fısır fısır konuşurken; Esmer yalnız kalmış gibiydi. Sessizce başını eğmiş bir köşede beklerken, kayınvalidesinin verdiği çantanın kulpuna bakıyordu.
Bir el usulca uzanıp tuttu elini. Esmer'in kalbi korkuyla kasılırken, başını kaldırıp baktı hızlıca. Gelen Ecevit'ti. Bu vakte kadar o mezarın girişinde kalakalmış, sonra da kahvaltıdaki Esmer'in üzüntülü hali aklına gelince kendine gelmişti.
Hızla inip kalkan göğsü, buraya kadar koşarak geldiğinin bir kanıtıydı. Esmer'in buğulu bakışlarında bir kez daha takılı kalan Ecevit, ne diyeceğini bilemez bir hale geldi. Esmer şaşkınca bir eline, bir de etrafa bakınca; Ecevit boğazını temizledi.
Avucundaki küçük eli sıkarken, hafifçe Esmer'e doğru eğildi. "Odada arkadaş, dışarıda karı - koca olacağız demiştik..."
Esmer anladım manasında dudaklarını birbirine bastırıp başını sallarken, Ecevit kendini kandırmaya devam etmekte ısrarcı görünüyordu... Pes edeceği günler ise, sandığından çok daha yakındaydı.
.
.
.
.
Devam edecek...