Genç kız camdan dışarıya bakarken içinde mavi kelebeklerin kanat çırptığını, onlar çırpındıkça kendine nefes alacak yer kalmadığını düşünüyordu. Pamir farkında değildi elbet ama genç kıza sadece bir şans değil, tutunabileceği bir kök, sığınabileceği bir gölge de vermişti. Melek, genç adamın kendisini vazgeçemeyeceği bir yere koymadığını biliyordu. Dert etmiyordu. Genç kız adamı severken sonu düşünmüyordu. Kendi içinde çoğalan, olduğu yerde büyüyen bu his Melek için anın büyüsünden başkasına geçit vermiyordu.
Nasıl olacağını bilmiyordu ama Melek, adam onu sevsin diye yürünecek bütün dikenli, taşlı yolları yürümeye razıydı. Canının ne kadar yanabileceğini, vazgeçmenin en güzel ihtimal olabileceğini henüz bilmiyordu. Çünkü daha önce Melek kimseyi vazgeçebilecek kadar çok sevmemişti. Bunun insanın gövdesini nasıl bir yaraya yuva yapabileceğini bilmiyordu. İşin aslı, genç kız bu yaşına kadar da sevilmemenin derin çizgisiyle büyümüştü ama şimdi o çizgi daha da derinleşiyor, kızın ince kaburgalarına yaslanıyordu. Ama bunların hepsiyle tek tek baş edebilirdi Melek. Genç adam, her şey için Melek'e bir neden vermişti. Kapısı çalınmadan açılana kadar genç kız yüzünde insanın göğsünü ferahlatan bir tebessümle oturuyordu.
"Dün akşam Büşralarda kalacağını niye sen haber vermedin?" Annesinin, kocası duymasın diye kısık tuttuğu sesiyle Melek birkaç saniye sessiz kaldı. Genç kız ömrünün büyük bir kısmını annesini anlamak, onu üzmemek, o bu evde huzurlu olsun diye yokmuş gibi davranarak geçirmişti. Şimdi annesinin bakışıyla, kızın sol göğsünün hemen üstünde kara bir dövme ışıldıyordu. Derin bir nefes aldı.
"Ben yanında değilken aramış Büşra, benim de haberim yoktu." Annesine yalan söylemek istemiyordu Melek. Omzunu silkip gülümseyince annesi yatağına, hemen kızının yanına oturdu.
"Yapma kızım, huzurumuzu bozacak bir şey yapma ne olur. " Bir eli kızının küçük elinin üstüne kapanmış usulca okşamıştı. Farkında değildi ama kadın böyle konuştukça, Melek'in çiçek açacak bütün dalları kırılıyordu. Melek ıslanan göz bebeklerini saklamak için bakışlarını, annesinin kendi elinin üzerindeki eline indirdi. Kadının ayaklarına kapanıp "Yapma." Diye yalvarmak istiyordu Melek. Ama içinde kopan ağır fırtınaya rağmen sessizce başını salladı. Annesi başının üstünü öpüp odadan çıktıktan sonra Melek de kitaplarını toplayıp odadan çıktı. Gözünden yanağını bulan damlayı silmeye gerek bile duymamıştı.
****
Sınıfın kapısından daha girmeden Büşra'nın onu beklediğini, gözlerini iyice açarak onu olduğu yere gömmek isteyeceğini çok iyi biliyordu Melek. O yüzden olabildiğince yavaş adımlarla koridorda yürümeye devam etti. Bir el nazikçe koluna dokunup dikkatini çektiğinde, eğdiği başını kaldırıp elin sahibine baktı.
"Onur." Dedi şaşkınlıkla. Yüzünün aldığı ifade Onur'un kısa bir kahkaha atmasına neden olmuştu. Melek, kaşlarını çatınca genç adam açıklama yapma ihtiyacı duydu.
"Ben de bu okulun öğrencisiyim unuttun mu? Karşılaşmamız gayet normal." Melek onu onaylayınca genç adam kızın nasıl olduğunu merak etti. Geçen gece yaşanılan gerginliğin faturasını Melek'in ödememiş olmasını umdu. Pamir'e rağmen arkadaş olmayı başarabilirler miydi, emin değildi Onur. Eğer mümkün olsaydı genç kızı çok daha önceden uyarmak isterdi. Ama görüyordu ki çok geç kalmıştı. Melek çoktan Pamir'in kalbine talip olmuştu. Sırf Pamir'e giden yollardaki engebelerle nasıl baş edeceğini bilemediği için gelmişti dün gece Onurla. Pamir'in hayatına dokunduğu bütün kadınlar gibi canının çok yanmamasını diledi.
"İstersen gel bir çay söyleyeyim sana." Dedi gülümseyerek. Melek cevap vermek için dudaklarını aralamıştı ki Pamir'in sakin sesi aralarına doldu.
"İstemez. " Onur, Pamir'in sesindeki tınıların öfkeye bulandığını anlayabilen nadir kişilerdendi. İnsan ya dostunu çok iyi tanırdı ya düşmanını. Ve Pamir yıllar içinde Onur'un hayatında hem dost hem de düşman olarak bulunmuştu. Yine de bakışları Melek'in yüzünü buldu usulca. Sanki tehlikenin boyutunu anlamak ister gibi kızın ışıldamaya başlayan gözbebeklerini, kıvrılan dudaklarını süzdü.
"Sana sormamıştım." Aynı sakin tını Onur'un sesinde de can bulunca Melek'in gülümsemesi usulca söndü. Aralarındaki gerginliğin nedeni olarak Derya'yı görmek oldukça kolaydı. Onur, Derya ile aralarına kim girerse en az şimdiki kadar dimdik karşısında duracağa benziyordu. İçinde, kalbinin en köşesinde Derya gibi sevilmenin nasıl bir his olduğunu düşünürken buldu kendini. Pamir, hiçbir zaman Onur'un Derya'yı sevdiği gibi sevmeyecek, dünyayla arasında bir dağ gibi durmayacaktı. Bunu en baştan kabul etmişti genç kız. İncinen tarafın kim olacağı, kimin can kırıklarının etrafa saçılacağı daha ilk günden belliydi. Pamir, Onur'a doğru birkaç adım atınca yutkunma isteğine zorlukla ket vurdu.
"Canımı sıkıyorsun Onur."
"Demek senin de canın sıkılabiliyor. Bak buna sevindim, insani belirtiler gösterebiliyor oluşun çok hoş." Pamir'in sakin kalmak adına birkaç sesli nefes aldığını görebiliyordu Melek. Garip bir içgüdüyle Pamir'in koluna dokundu.
"Bence bu kadar gerilmeye gerek yok." Dedi. Sesi fısıltıya o kadar yakındı ki iki genç adamda kızı zorlukla duyabilmişti. Ve Pamir, Onur ile arasına mesafe koyarak ondan uzaklaştı. Bunu Melek'in yanında yapmak istemiyordu. Ama belli ki Onur onunla aynı fikirde değildi ki rahatsız edici bir tebessümle devam etti.
"Senin de benim canımı çok sıktığın zamanlar olduğunu hatırlıyorum." Eğer ki Melek menekşe gözlerini yüzüne dikip, önünde durmuyor olsaydı Onur'a vurmaktan çekinmezdi. Daha önce spor salonunda da ona sinirlenmişti ve Onur üzerine gelmeye devam ediyordu. Bir dahaki sefere, Onur'un en küçük hatasında, onun suratını dağıtmaktan büyük bir zevk alacaktı.
Melek, bu sefer de Onur'a dönüp daha sonra çay içebileceklerini söyleyince Pamir'in kaşları şaşkınlıkla havalandı. Şaka yapıyor olmalıydı. Onur, uzaklaştığında adamın arkasından hala şaşkınlıkla bakıyordu. Melek ona dönünce ellerini cebine sokup beklemeye başladı. Kızın yüzündeki ışıltı öfkesini usulca söndürmüştü. Melek, fazla güzeldi. İnsanın nefesini ciğerlerine düğümleyen, kaburgalarına menekşeler asan, kanatsız bir güzelliği vardı. Genç kızın ona bakarken derin bir nefes aldığını, aldığı nefesle omuzlarını dikleştirdiğini fark etti. Onun üzerinde bıraktığı bu etki genç adamı daha güçlü kılıyordu. Kendinden daha emin... Melek, ona böyle baktıkça ne yaparsa yapsın ondan vazgeçmeyecekmiş gibi hissediyordu. Kıza doğru yaklaşıp kulağına doğru eğildi.
"Onurla arkadaş olduğunu bilmiyordum."
"Ben de seninle ilgili birçok şeyi bilmiyorum." Dediğinde Pamir'in şaşkın gülümsemesi Melek'in tenini okşadı. Melek'in toplanmış saçından kurtulan bir tutamı kulağının arkasına sıkıştırırken aralarındaki mesafeyi biraz daha azalttı. Koridordaki herkes en az bir kez onlara dönüp bakıyordu. Ama ne Melek ne de Pamir bunu umursuyordu.
"Seninle ilgili daha çok şey bilmem gerek. Çünkü aramızdakinin bir ilişki olduğuna fazlasıyla eminim."