11

2316 Words
Genç kız etrafına tedirgin, oraya ait olmadığının farkında olan, baktığı yere dokunmayan bakışlar atıyordu. Yanıp sönen renkli ışıklar, kulaklarının uğuldamasına neden olan yüksek müzik ve bardağının dibini bulan birkaç damla içki... Kızın etrafındaki her şey sen burada ne yapıyorsun der gibi bağırıyordu. İşin aslı Melek de buraya nasıl geldiğinin ayırdına varamamıştı. Derya'yı lavaboda görmesinden bir sonraki gün isminin Onur olduğunu öğrendiği genç adam Melek'e teşekkür etmek için sınıfa gelmişti. "Kusura bakma, dün teşekkür etmeye fırsatım olmadı. Pek farkında değildim." Demişti mahcup bir ifadeyle. Melek şimdi bile düşündükçe gülümsemeden edemiyordu. Derya farkında değildi belki ama Onur onu çok güzel seviyordu. Sanki genç kız dünyanın en nadide, en korunmaya muhtaç bir gelincik çiçeğiydi de genç adam sevgisiyle kendini onu korumaya adamıştı. Melek, Pamir'in onu bu şahit olduğu sevginin bir damlası kadar sevmesine bile razıydı. Ama adam sanki kızı sevmeye değil de yıkıp yeniden inşa etmeye yeminliymiş gibi sadece kırıyordu. Melek gözlerinin önüne bir kez daha genç adamın göz bebeklerini getirdiğinde elindeki bardağın dibindeki içkiyi de yüzünü ekşiten, boğazını yakan tek bir yudumla içti. Esasında genç kız Onur'un bu parti teklifini de bu yüzden kabul etmişti. Pamir içini bu içkiden daha çok yakıyor diye. Adam onu sevmekten sakınıyor, önüne serilen tüm yolları bir başına yürümeyi tercih ediyor diye... Onur, Melek'e teşekkür ettiği aynı günün akşamında onu arkadaşlarının ayarladığı mekândaki bir partiye davet etmişti. Genç kız teklifi ilk duyduğunda nazik bir dille reddetmiş, partilerden hoşlanmadığını, içki kullanmadığını söylemişti. Ama bu düşüncesi Pamir'i spor salonunda sakince basketbol oynarken gördükten hemen sonra değişmişti. Genç adam, kimseyi kırmamış hiç kimsenin canına kast etmemiş gibi top sektiriyordu. Şimdi ise buradaydı işte. Sadece ismen tanıdığı birkaç kişinin bulunduğu yabancı bir partideydi. Üstelik elinde adının ne olduğunu bile bilmediği bir içki içiyordu. Daha da kötüsü ise annesine bu gece geç saatlere kadar çalışacağını söylemiş olmasıydı. Geldiğine, Pamir'i kanatmaya kıyamadığı için kendini kesip biçtiğine pişman değildi. Ama buraya gelmek, içmem dediklerini içmek, bunca yabancı insanın içinde olmak göğsünü delip geçen o sızının üstüne ılık bir meltem bile olmamıştı. Ağrıyan ve dönmeye başlayan başını ellerinin arasına alıp ciğerini yakan bir nefes aldı. "İyi misin sen?" Onur'un dinç kendinden emin sesi genç kızın kulaklarına zorlayıcı bir baskı yaptı. Bu gürültü Melek'i yoruyordu. "Sanırım eve gitsem iyi olacak." Dedi mırıltıyla. Onur genç kızı içkinin çarptığını, buna alışık olmadığını görebiliyordu. Üstelik buraya isteyerek bile gelmemişti. Okuldaki herkes az ya da çok Pamir'in bu kızla takılmaya başladığını biliyordu. Ve Pamir'e bir kez yaklaşan her kız gibi o da sonunda parçalara ayrılıyordu. Eğer ki Melek o gün Derya'nın yanına girmeseydi, genç adamın borçlanmasına neden olmasaydı Onur ona hiç acımazdı. Kalbinin göğüs kafesinden sökülüp alınacağını, insanın ömrüne konan tüm serçe kuşlarının tek tek öleceğini bilmese bu gece kıza teşekkür etmek için değil onu kandırmak için bu partiye davet ederdi. Genç kızın masaya yaslanmış bedenini süzdü hızla. Uzun kahverengi saçlarını sıkıca toplamıştı. Yüzünde bir damla bile makyaj yoktu. Gözleri loş ışığın etkisiyle irileşmişti ama içtikleri yüzünden gözlerini sık sık dinlendirmek zorunda kalıyordu. Üstelik bir parti kızı olmadığı bile öyle belliydi ki Onur gülümsemeden edemedi. Genç kız siyah bir kazak ve kont giymişti. Kızın bu sadeliğine rağmen etraftan birçok kişinin onu merakla süzdüğünü bile görebiliyordu. Melek çok güzeldi. Pamir'in onu bulmasına şaşmamak lazımdı. Eğer ki Onur'un göğsü Derya'nın ismiyle hırpalanmıyor olsaydı, genç adam gözlerini bir çift ela gözden bir kez bile ayırabilseydi Melek'in güzelliği koca gövdesine bir bahar şenliği olabilirdi. Ama adam bir kez bile gözlerini Derya'dan ayıramamıştı. Korkuyordu ki ömrü de böyle yitecekti. Derya'nın bir bakışına hürmet ederek... "Aslında bir kahveyle teşekkür etsem daha iyi olabilirdi." Onur derin bir nefes alıp devam etti. "Burası gerçekten sana uygun değil, üzgünüm." Melek genç adama cevap verecekken masada titreşen telefonunu fark etti. Büşra'nın ismi yanıp sönüyordu. Melek bir partiye katılacağını arkadaşına söylememişti ama söylese de Büşra buna pek inanmazdı. Cevap vermediği için kapanan telefon birkaç saniye sonra titremeye başladı. "Sanırım açsam iyi olacak." Dedi Melek titreyen telefonu eline alırken. Kelimeler ağzında yayılmaya başlamıştı. Üstelik sadece üç bardak içmişti. Bu son olsundu. Bir kez daha ağzına içki sürmeyecekti. "İstersen ben de geleyim." "Ben hallederim." Genç adamı nazikçe reddedip mekânın dışına çıktı. Etrafta insanı iliklerine kadar titreten bir rüzgâr vardı. Genç kız omuzlarını ovup telefonu açtı. Daha ne olduğunu soramadan Büşra'nın kızgın sesi kulağını titretmişti. "Hangi cehennemdesin sen? Kaçıncı arayışım bu, üstelik annenlere de yalan söylemişsin. Annen sana ulaşamayınca beni aradı, pastanedeyim demişsin bir bakar mısınız dedi. Ama ne görelim hanımefendi işte değilmiş. " Melek arkadaşının sesi kesildiğinde gözlerini kapatıp konuşmaya başladı. "Sakin olur musun? Bir arkadaşım partiye davet etti." Dedi tek nefeste. Büşra'nın alayla güldüğünü duydu. "İçki mi içtin sen? Kimmiş arkadaşın ben niye tanımıyorum?" "Büşra yeter gözünü seveyim biraz farklılık olsun dedim. Ama çıkacağım şimdi endişelenecek bir şey yok." Büşra'nın sessizleştiğini fark edince Melek de sustu. "Pamir yüzünden mi yapıyorsun bunu?" Büşra'nın fısıltısı Melek'in göğsünde düğüm üstüne düğüm olup soluğunu kesti. Cevap verecek, bunun Pamir ile alakası olmadığını söyleyecekti ama boğazına dolanan bir hıçkırık bunu engelledi. Ağlamamak için elini hırsla dudaklarına bastırdı. "Neredesin, konum at gelip alalım seni. Oturur konuşuruz sonra. Ben anneni ararım bizde kalırsın bugün." Melek tek kelime etmeden telefonu kapattı. Soğuktan, içini kıyan bu bilinmezlikle titremeye başlayan parmaklarıyla bulunduğu yerin konumunu attı Büşra'ya. Nereye gideceğini bilemeden avucunda sıktığı telefonuyla kaldırıma oturdu. Kollarıyla etrafını sarıp başını dizlerine yasladı. Nasıl da hiçbir yere ait değildi. Kimsesizlik nasıl da ikinci bir deri gibi kızın tenine yapışmıştı. Bir sokak serçesi gibi olduğu yerde titremekten başka bir şey yapmıyordu. Birinin göğsüne yaslanmaya, birinin kalbine yuva yapmaya, uçsuz bucaksız olmasa da sevginin bir damlasına ihtiyacı vardı. Sevmenin insanı güzelleştiren, kuruyan dallarına bahar çiçekleri açtıran, renkli dilek düğümleri attıran yanına muhtaçlığı genç kızın göğsünde büyüyordu. Melek sanki eğilmiş, bükülmüş, parçalara ayrılmıştı ama Pamir olduğu yerde sapasağlam, tastamamdı. Kız bir damla sevgi için titriyordu ama adam kirpiğinin ucuyla bile kıza bakmıyordu. Kaburgalarının göğsüne dar geldiği bir yer vardı. Onu ayakta tutan yerlerinden yara alıyordu bu sefer. Canı en çok dizlerinin bağını çözen bu yerden kanıyordu. "Ne kadardır burada oturuyorsun sen?" Pamir'in sesi genç kızın kulaklarından çok kalbine işlemişti. Gördüğünün hayal olacağını düşündüğünden başını dizlerinden kaldırmadı. "Melek, hadi kal gidelim. Olmaz burada böyle." Genç kız bu kez kafasını kaldırdığında adamın uçurumlarca derinleşen gözleriyle karşı karşıya geldi. Genç adam kızın yanına çökmüş ama dokunmak istemiyormuş gibi ellerini dizlerine bastırmıştı. "Nerden öğrendin burada olduğumu?" Daha soruyu sormadan Pamir'in burada olduğunu Büşra'dan öğrendiğini tahmin edebiliyordu. Üstelik Büşra Pamir'i aradıysa ağzına geleni de söylemiş olmalıydı. "Hadi kalk. Büşralara götüreyim seni." Genç adam daha fazla içinden tutamıyormuş gibi sesli bir nefes alıp devam etti. Bu kez sesinde kontrol edemediği bir öfke de vardı. "Allah aşkına kiminle geldin sen buraya? Şu haline bir bak üstüne mont bile almamışsın." Melek başını önüne eğip gözlerini de yere dikti. "Özür dilerim." Diye mırıldandı. Düştüğü bu durum canını yakıyordu. Omzuna konan montla beraber sağ gözünden bir damla hızla kazağını buldu. Adamın montundan insanın içine yerleşen, sahiplenen, olduğu yere yuvalar kuran kokusunu alabiliyordu. Pamir bir şey söylemek ister gibi sesli bir nefes aldı önce, hemen sonra da genç kızla aralarındaki mesafeyi azaltıp kızın dizlerinin dibine çöktü. Ellerini nereye koyacağını bilemeden birkaç saniye bekledi. Karar vermiş olmalıydı ki canına kast eder gibi Melek'in titreyen ellerini kavradı. Bir eli de kızın yüzüne uzanınca Melek bu kara gecenin güne döndüğüne ant içebilirdi. Genç adam usulca kızın yüzündeki ıslak izi sildi. "Yemin ederim değmem Melek. Burada böyle oturmana, ne olduğunu bilmediğin partilere katılmana en çokta şu bir damlaya değmem." ..... Genç kız bazı anların donması gerektiğini ya da insanların o kısacık zaman dilimine doyması için sürekli tekrar etmesi gerektiğini düşünüyordu. Öyle ya, insanın hayatı da mutlu olduğu kadar değil miydi zaten? Yoksa kim koca bir ömre, insanın etini kemiğinden sıyıran acılara, gidişlere, bir türlü dönemeyişlere tahammül edebilirdi? Hangi insan düşüşlerden sonra kalkılacağına, kirlendikten sonra aklanacağına inanırdı ki? Mutlu eden birkaç dakikanın verdiği umut olmasa koca bir ömrün kahrı çekilmezdi. Genç kız birkaç dakika önce uyanmış baş ağrısının ona izin verdiği kadarıyla dün akşamın her karesini tekrar yaşamaya çalışıyordu. Gözlerini evin kar beyazı tavanına dikmiş, toplanan saçları yine kar beyazı yastığa yayılmıştı. Sağ elinin işaret parmağı ise usulca saçının bir tutamını evirip çeviriyordu. Dün gece Pamir onu almaya geldikten hemen sonra elinde montu ve çantasıyla Onur yanlarına gelmişti. Aralarında geçen diyalogdan çok emin değildi ama ikisinin de birbirlerini görmekten hoşlanmadığını Pamir'in hırsla Onur'un elindeki eşyaları çekip almasından anlayabilmişti. Üstelik genç adam kaşlarını çatarak Onur'a bir şeyler söylemiş, Onur ise ince bir tebessümle dinlemişti onu. Cevap vermeden, cevap vermemenin Pamir'i daha çok öfkelendirdiğini bilerek... Ama Melek o an bunları düşünecek kadar iyi hissetmiyordu kendini. Pamir de öyle düşünmüş olacak ki Onur'u arkasında bırakıp genç kızın arabasına binmesine yardımcı olmuştu. Aynı özeni genç kızın eşyalarına göstermemiş içinden taşan öfkeyle arka koltuğa fırlatıp kapıyı çarpmıştı. Melek, ilk o an tanıştı adamın öfkeli yüzüyle. Pamir'in en sakin hali bile bir insanı incitmeye meyilliyken öfkeli hali acımasız, önüne gelen ne varsa savuran büyük bir fırtına gibiydi. Daha öfkeli daha acımasız halleriyle henüz tanışmadığından –ki tanışacaktı- bunun insanı olduğu yerde hiçleştirdiğini düşündü. Ufalttığını... Bir müddet adamın öfkeli hali geçsin diye konuşmadı Melek. Ancak yolun kendi evine gitmediğini fark ettiğinde mırıldanabildi. "Eve gitmiyor muyuz?" "Ara Büşra'yı bende kalacağını söyle." Melek tam itiraz edecekti ki araba keskin bir fren sesiyle durunca susmak zorunda kaldı. "Sakın." Dedi adam fısıltıyla. Bağırmıyordu ama bu hali bağırmasından çok daha ürkütücüydü. "Sakın itiraz etme. Çok öfkeliyim ve inan kendimi seni kıracak bir şey yapmamak için zorluyorum. O yüzden itiraz etme, dediğimi yap." Genç kız şimdi bile olduğu yere sinme ihtiyacı hissediyordu. Pamir'in sesli derin birkaç nefes aldığını, burun kemerini parmaklarıyla sıktığını hatırlıyordu. "Bak, seninle konuşmak istiyorum ve bunu sen ayıkken, beni anlayabilecekken yapmak istiyorum. O yüzden şimdi sakin sakin devam edelim yolumuza." Deyip genç kızın cevap vermesini beklemeden arabayı çalıştırdı. Eve nasıl geldiklerini hatırlamıyordu Melek. Uyandığından beri de yattığı yerde kıpırdamadan duruyordu. Üstündeki kalın örtüyü çektikten sonra çıplak ayakları zemini buldu. Uyandığı evin Pamir'e ait olmasının verdiği hisle gözleri hızla küçük salonu taradı. Sandığının aksine devasa bir evde yaşamıyordu Pamir. Ayağa kalkıp büyük pencereden baktığında buranın bir çatı katı olduğunu fark etti. Büyük, gri bir köşe takımından başka koltuk yoktu. Yine gri ama eski görünen bir sehpa televizyon ve koltuğun arasında duruyordu. Televizyonun hemen yanında bir oyun konsolu ve ağzı kapalı ahşap bir kutu vardı. Beklediğinin aksine ev rahatsız edici bir boşluğa sahipti. Odadaki tek dağınıklık, kızın koltuğun üstünde duran ceketi, montu ve çoraplarıydı. Açık olan kapıdan koridora bir bakış attı. Koridorun sonunda kapısı kapalı olan bir oda ve hemen yanında banyo olduğunu düşündüğü başka bir kapı vardı. Tam tersi olan yönde ise yine üzerinde tek bir eşya bulunmayan mutfak tezgahını görebiliyordu. Ya Pamir çok titizdi ya da evi kullanmamak için elinden geleni yapıyordu. Zemindeki ayakları üşümeye başlamıştı ama yine de mutfağa ilerledi hızla. Duvara monte edilmiş beyaz renk masa ve tek bir sandalye vardı. Ahşap mutfak dolaplarından da bazı tabakları ve bardakları görebiliyordu. Banyoyu kullanmak için koridoru arşınlamaya başladığında kapalı kapılardan biri açıldı. Genç kız ilk kez Pamir'i böyle görüyordu. Uykudan uyanmış, gözleri kısık ve daha sevilesi bir Pamir'di gördüğü. "Ayağına terlik giysene." Dedi huysuz bir sesle. Melek omuz silkip genç adamın daha donuk görünen gözlerine baktı. Pamir kendisine kızıyordu ama onun üstünde de ince beyaz bir tişört ve şort vardı. "Evin çok sade." Melek sesinin neşeli ve meraklı çıkmasına engel olamamıştı. Pamir genç kızı arkasında bırakıp mutfağa yöneldi. Genç kız adamın arkasından birkaç saniye baktıktan sonra derin sesli bir nefes aldı. Belli ki dün onu oldukça kızdırmıştı. Adamın arkasından biraz daha bakıp elini yüzünü yıkamak için banyoya girdi. Banyodan çıktığında Pamir'i mutfak kapısından görebiliyordu. Yine de onun yanına uğramadan salona geçip önce örtüyü topladı. Hemen sonra da çoraplarını ve ceketini giydi. Çantasını sırtına alıp mutfak kapısına yaslandı. Genç kız konuşmaya başlamadan Pamir araya girdi. "Henüz konuşmadık. Konuşalım sonra çıkarsın." Melek adamın ona sırtı dönükken bile her halini biliyor oluşuna artık şaşırmıyordu. Boğazına oturan bir ağrı oldu adamın sesi. Dudaklarını kemirip çantasını sıktı. Pamir elinde iki kahveyle kendisine döndüğünde bakışlarını koyacak yer bulamadı. Bardaklardan birini kızın eline uzatıp bakışlarıyla almasını işaret etti. "Dünkü yaptığın sana yakışmayan bir şeydi. Üstelik Onur ile gitmişsin." Deyip onaylamaz bir ifadeyle başını salladı. Sonra da yeni fark etmiş gibi mutfaktaki tek sandalyeyi çekip "Otur lütfen." Dedi. Genç kız sandalyeye oturduğunda kendini daha da ufalmış hissetti. Partiye gitmesinin çok doğru bir karar olmadığını elbette biliyordu ama Pamir şimdi gözlerini kıza çevirmiş içini okur gibi bakınca derin bir pişmanlık göğüs oluğuna birikiyordu. "Ayrıca evde kalmaya pek vaktim olmuyor. Genelde arkadaşımın spor salonunda çalışıyor oluyorum ama evde olduğum zamanlarda da dağınık olmayı sevmem." Dedi sakin bir ses tonuyla. Biraz önceki hesap soran halini geride bırakmıştı belli ki. Melek yere bakan bakışlarını adamın tezgâha yaslanmış gülümseyerek ona bakan bedenine çevirdi. Daha çok kızmasını beklediğinden olsa gerek adamın gülümseyen yüzü kendi göz bebeklerinde ışıldıyordu. "Bilmiyordum." Dedi mırıldanarak. Sesi hala kısıktı. "Benimle ilgili ne biliyorsun ki zaten?" Genç kız adamın gülümseyen yüzünden de zehirli oklar fırlayabileceğini, o okların kalbini kaburgasıyla beraber parçalayabileceğini ilk o an öğrendi. Adamı tanımıyordu ama onu tanımanın yollarındaki dikenler tenine batmaya başlamıştı. Genç adam kalan kahveyi lavaboya dökmek için arkasını döndüğünde Melek hızlıca gözlerini sildi. "Dün gece yaptıklarımla ilgili gurur duymuyorum bende. Neyse kusura bakma senin de canını sıktım, gitsem iyi olacak." Elindeki kahve fincanından tek yudum almadan masaya bırakıp ayağa kalktı genç kız. Mutfağın kapısından çıkmak üzereyken Pamir'in eli nazikçe kızın parmaklarını kavradı. Melek, genç adamın kalbinin içine attığı tohumun damarlarına kök saldığını hissetti. Adam içinde büyüyordu ve genç kızın kalbi genişliyordu. "Bekle. Söylemek istediğim birkaç şey daha var." Deyip genç kızı tekrar sandalyeye çekti. Melek'in tereddüt ettiğini fark ettiğinde "Lütfen." Diyerek ekledi. Melek sandalyeye oturduğunda Pamir de kızın dizlerinin dibine çöktü. "Bana ihtiyacın var değil mi?" Genç kız cevap verecekti ki Pamir'in ellerini tutmasıyla durakladı. Melek nefes almaya çalıştıkça adam onun canına kast eder gibi ciğerlerine doluyordu. Kendi kucağında, adamın ellerinin altında küçülen ellerine baktı. Gözlerini birleşen ellerinden alabilseydi, genç adamın ona derin bir nefes alır gibi baktığını görebilirdi. "Ben varım Melek. " Dediğinde genç kız gözlerini adama çevirdi. Melek konuşabiliyor olsaydı dünyanın ekseninin kaydığına, bir peri tozunun tenini okşadığına ve nefesinde serçe kuşlarının kanat çırptığına yemin edebilirdi. Pamir konuşmaya devam ettiğinde ise serçe kuşları sadece nefesinde değil tüm gövdesindeydi. "Çünkü benim de sana ihtiyacım var."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD