Bölüm şarkısı: She's the lucky one – Victoria
4.Bölüm: "GÖLGELER"
Oğuz Atay'ın bir kitabından unutamadığım bir alıntı vardır.
" Hani bazı anlar olur ya, insana kendi bile fazla gelir. Kimseyi görmek, konuşmak istemez. Kimseye tahammül edemez. Oysaki tüm canlıları, insanlar da dahil seviyordur. Fakat hayat öyle şeyler yaşatır, öyle boşluklarda bırakır ki insanı, an gelir o çok sevdiğimiz insanlara bile tahammül edemez oluruz."
Ne güzel yazmıştı Oğuz Atay. Ne güzel yansıtmıştı kağıda hissettiklerimi. Tahammül edermiyordum artık. İnsanlara, olaylara, seslere hatta görüntülerine... Efgan hariç hiçbir şeye tahammülüm kalmamıştı. Artık kendimi ne eskisi kadar güçlü ne de mutlu hissediyordum. Daha 24 yaşında olmama rağmen sanki çökmüştüm. Bunları düşünmek kitap okumayı ne kadar özlediğimi hatırlatmıştı bana. Ne yazık ki o kadar yoğun bir hayatım vardı ki kitap okumaya bile vakit bulamıyordum. Kendime ve Efgan'a ayırabildiğim her vakit benim için bir lükstü. Aradan iki hafta geçmiş , havalar iyice soğumuştu. Evin ısıtması ise ne yazık ki bizi ısıtmaya yetmiyordu. Neyse ki kazandığım parayla Efgan'a çok kaliteli olmasa da en azından sıcak tutacak kalın bir mont alabilmiştim.
Kendi kendime ağzıma nerden dolandığını bilmediğim melodiyi mırıldanırken bir yandan da siparişleri yetiştirmeye çalışıyordum. Bugün bar oldukça yoğundu. Nedeni ise açıktı; yılbaşı. Etrafta yine her telden insan vardı. Arkadaşlarıyla eğlenenler, yılbaşına yalnız bir şekilde içerek girmeye gelenler, kız tavlamak için etrafta gezinenler...
Tom gülümseyerek yanıma gelirken bir yandan da elindeki bardağı siliyordu.
" Bugün eve biraz zor gideceğiz anlaşılan ha?" Başımı sallayarak onay verdim ve sipariş edilen içkiyi hazırlayıp kadının önüne bıraktım. Ellerimi önlüğüme silerken etrafta gözümü gezdirdim. " Efgan'ı ne yaptın?" diye sorarak konuşmayı devam ettirdi.
" Komşumuz bu gece alabileceğini söyledi. Ben de Efgan'ı burada koltuklarda süründürmek istemediğimden kabul ettim."
" İyi yapmışsın. Neyse, ben bir şuradaki siparişlere bakayım. Kolay gelsin." Hafifçe gülümseyip başımı salladım ve tezgahtaki boş bardakları alıp tepside topladım ve Ayşe'nin alabilmesi için kenara koydum. Ayşe burada bulaşıkçı olarak çalışıyordu ve pek iyi anlaşabildiğimiz söylenemezdi. Ama bu benim umrumda değildi tabi ki. İşimi yapıp gidiyordum, kimseyle laf dalışına girecek halim yoktu açıkçası.
Tezgahı son bir kez daha silip önlüğümün cebinden telefonumu çıkardım. Saat üçe geliyordu ve ben yorgunluktan ölüyordum. Saat sekizden beri buradaydım ve bir dakika bile dinlenmeye vaktim olmamıştı. Önlüğümü başımdan çıkartıp arka odaya asarken deri ceketimi üstüme geçirdim. Beremi de kafama takarken bir yandan da Tom'a gideceğimi haber vermiştim. Gülümseyip bana veda etmiş ve işine dönmüştü. Barın kapısından çıktım ve şimdiden üşüyen ellerimi ovuşturarak ceketimin ceplerine soktum. Ufak ufak kar yağmaya başlamıştı. Bir an önce bu sokaktan çıkmak istediğimden adımlarımı hızlandırdım ve eve doğru yürümeye başladım. Neyse ki yılbaşı nedeniyle sokaklar o kadar da karanlık değildi. Çeşitli ışıklandırmalarla ve süslerle bezenen sokağa ufak bir göz gezdirip ellerimi cebime iyice soktum. Şeyma Teyze ve Efgan çoktan uyumuştu büyük ihtimalle. Onları rahatsız etmek istemiyordum. Yarın sabah erkenden oraya gider ve Efgan'ı alırdım. Efgan aklıma gelince yanaklarımı şişirip derin bir nefes verdim. Normalde bu sene ilkokula başlaması gerekiyordu. Ama daha ona okul ayarlayacak zamanım bile olmamıştı. Bu yüzden de onu bir sene geç göndermeye karar vermiştim. Yine de içime sinmiyordu. Yaşıtları okuma yazma öğrenirken onun evde durmasını ben de istemiyordum fakat yapacak bir şey yoktu. Tıpkı normal bir hayatımızın olmadığı gibi...
Düşüncelerimi bölen konuşma sesleriyle duraksasam da yürümeye devam ettim. Ama duyduğum isimle adımlarım bıçakla kesilir gibi kesilmişti.
" Uzay, benim işim bitti geliyorum yanına."
Uzay. Uzay Çetiner.
Belki o değildir diye düşünsem de, hadi ama kaç tane Uzay olabilirdi ki? Üstelik telefonla konuşan kişinin de sesi tanıdık geliyordu. Sesin geldiği yere doğru yaklaşıp görünmeyeceğim bir yere geçtim. İşte oradaydı. Telefonu kulağından çekti ve kendi kendine mırıldanarak ilerlemeye başladı.
Bu oydu! Efgan'la marketten döndüğümüz gün bizi kurtaran adam.
Yapmamam gerektiği halde kendime engel olamamış ve sessizce duvar kenarından ayrılıp peşinden ilerlemeye başlamıştım. Bunun için kendime daha sonra kızmayı düşünerek onu takip etmeye devam ettim. Eğer gittiği kişi tahmin ettiğim kişiyse ne yapacaktım bilmiyordum. Sonuçta o bir katildi. Hem de ölü olduğu bilinen bir katil. Yine de artık iki hafta önce gördüğüm o gözlerin ona ait olduğundan nerdeyse emindim. Gazetede gördüğümden beri o soğuk bakışlar zihnimi kurcalayıp duruyordu. Ne istemişti ki teyzemden? Kalan tek akrabamı da benden almıştı! Üstelik gazetede öldüğü yazıyorken şimdi karşıma çıkması da cabasıydı! Ne olursa olsun bu işin peşini bırakmayacaktım. Tabi Efgan'ı buna bulaştırmadan...
Çok değil beş dakikalık yol daha yürüdükten sonra harabe bir binanın önüne gelmiştik. Takip ettiğim adam eski paslanmış kapıyı ittirip içeri girerken şimdilik dışarıda kalmayı tercih etmiştim. Ne yapacaksın ki sanki içeriye girip Eftalya? İyice aklını sıyırdın sen! O bir katil ve senin bakmakla sorumlu olduğun bir oğlun var.
Çok üzgünüm teyze. Katilin içerde ve ben hiç bir şey yapamıyorum, çok üzgünüm.
İçeriye girmeyecektim ama yine de emin olmam gerekiyordu. Binanın çevresinde dolanıp içeriyi görebileceğim bir pencerenin olup olmadığını kontrol ettim. Neyse ki fazla dolanmama gerek kalmadan karşıma camı olmayan bir pencere çıkmıştı. Kendimi farkettirmeyecek şekilde başımı pencereye doğru yaklaştırdım ve gözlerimi içeride gezdirdim. Binanın dışının tersine içerisi bir ev olarak dizayn edilmişti. Tabi modern eşyalardan oluşmuyordu içerisi ama eski püskü de olsa içeride yatak ve koltuk olduğunu görebilmiştim.
" Ceyhun ikide bir buraya gelmemeni söyledim sana! Açık vereceksin o olucak!" odaya girmeleriyle başımı hemen indirdim. "Ben çok meraklıyım sanki muşmula suratını görmeye? Baban olucak herif yapmış yine yapacağını onu söylemeye geldim." Pencerenin camı olmadığından sesler net bir şekilde bana ulaşıyordu.Ceyhun denen adamın söyledikleriyle hala yüzünü göremediğim diğeri bir küfür savurmuş ve kendisini eski koltuğa atmıştı. Böylece suratını daha net görebiliyordum. Bu oydu. Cebinden bir paket çıkarıp sigarasını yakarken gözümü kırpmadan onu izliyordum. Teyzemin katilini. Soğuk bakışlarını göremesem bile hissedebiliyordum. Sigarayı dudaklarının arasına alırken Ceyhun denen adama bir el hareketi yaptı ve "devam et" diye mırıldandı.
"Hikmet Bey senin şu depodaki patlama olayına pek inanmamış sanırım. Senin izini sürmeye başlamış haberin olsun. Üstelik senin emrinde olduğunu düşündüğü birkaç adamı da temizlemiş. Daha dikkatli olmalısın Uzay." Ceyhun da Uzay'ın karşısındaki koltuğa kendisini atarken eline aldığı zeka küpünü çevirmeye başladı. Temizlemek derken?
"Hiçbir sikim yapamaz o şerefsiz. Tabi sen buraya damlayıp durduğun sürece bundan pek emin değilim. Siktir git evin yok mu oğlum senin?" küfür içeren cümlesine kaşlarımı çatarken Ceyhun gülmüş ve yüzsüz yüzsüz yerine daha da yayılmıştı.
" Kopamıyorum Uzay'ım senden anlasana!" Uzay küçülen sigarasını yere atıp ezerken göremesem de gözlerini devirdiğini anlayabilmiştim. Zaten dağınık olan kumral saçlarını bir kez daha dağıtırken kafasını buraya doğru çevirince hemen kendimi aşağıya çekmiştim. Kalbim şokun etkisiyle göğsümü yararcasına atarken kendi kendime buradan hemen gitmem gerektiğini fısıldadım.
"Nereye bakıyorsun lan?" diye seslenen Ceyhun'la iyice panik olmuştum.
Sakin Eftalya , sen aklı başında bir kızsın. Her zamanki gibi soğukkanlılıkla, sakince buradan ayrılacaksın.
Ses çıkarmadan duvarın dibinden ayrıldım ve sokağa çıktım. Arkama bakmadan buradan uzaklaşırken kendimi filmlerdeki aptal kızlar gibi düşmediğim ya da ağaç dallarına falan basıp ses çıkarmadığım için içimden tebrik ettim.
"Anne ben tabağımı bitirdim sokağa çıkabilir miyim?" dalgınca başımı kaldırıp Efgan'a baktım. Soruyu geç de olsa algıladığımda başımı sallayarak onayladım. " Tamam, çok uzaklaşma tamam mı? Pencereden baktığımda göreceğim seni." Efgan da başını sallayarak yanaklarıma birer öpücük kondurmuş ve montunu üstüne geçirdikten sonra heyecanla dışarı çıkmıştı. Efgan her zaman karı sevmiştir zaten, onun evde durması tuhaf olurdu. Daha fazla yiyemeyeceğimi anladıktan sonra ikimizin de tabağını alıp lavaboya bıraktım ve pencereye doğru ilerledim. Gece ben eve geldikten sonra epey kar yağmıştı belli ki. Her yer bembeyaz olmuş ve sokak çocuk sesleriyle dolmuştu. Arkadaşlarıyla kartopu savaşı yapan Efgan'ı bir süre izledikten sonra yüzümde istemsizce bir gülümseme oluşmuştu. O benim her şeyimdi , yaşama sebebimdi. Aklıma dün gecenin gelmesiyle yüzümdeki gülümseme yerini öfkeye bırakmıştı. Teyzemin katili yaşıyordu ve ben pencereden bakmaktan başka hiçbir şey yapamamıştım. Yapamazdım da. Efgan aklıma gelince elim kolum bağlanıyordu. Peki o Ceyhun'un Uzay denen adamın arkadaşı çıkmasına ne demeliydim? Muhattap olmasam bile iyi birine benziyordu oysa ki. Saf olma Eftalya, sen insanlara güvenmeyi bırakalı tam 6 yıl oldu hala öğrenemedin mi? Dış görünüş aldatıcıydı, dış görünüş yalandı. Her şey insanın içinde olup bitiyordu. Bunu da insan gözle değil, ancak kalbiyle baktığı sürece görebilirdi. Yüzümdeki öfke yerini tekrar ifadesizliğe bırakırken pencere kenarından çekildim ve bulaşıkları yıkayıp yerlerine yerleştirdim. Evde makine olmadığından elimle yıkamak zorundaydım. Yine de bundan şikayetçi değildim. Başımızı sokabileceğimiz bir evin olması bile benim için şükür sebebiydi. Her zaman azla mutlu olabilen biri için bu gerçekten sorun değildi. Gerçi artık mutluluğun ne olduğundan bile pek emin değildim. Mutluluk artık benim için Efgan'dı. O mutlu mu? Ben de mutluyum. O üzgün mü? Ben de üzgünüm. Benim hislerim artık bana ait değillerdi. Zaten onları kaybedeli uzun zaman olmuştu. Ben onları daha 18 yaşımdayken çığlıklarımın bile duyulamadığı o izbe sokakta kaybetmiştim. Geçmişim beni daima bir gölge gibi takip edecekti. Elimle gerilen yüzümü ovuşturduktan sonra Efgan'ı son kez kontrol edip yatak odasına geçtim.
Kendimi yatağa atarken düşüncelerim beni her zamanki gibi rahat bırakmıyordu. İşe başlayalı 3 hafta olmuştu. Hala bir ev kiralamaya yetecek kadar paraya sahip değildim. Ama az kalmıştı. Buradan kurtulacaktık. Tek sorun daha ne kadar Efgan'ı peşimden çalıştığım yere sürükleyeceğimdi. Dün Şeyma Teyze eşinin o gece evde olmayacağını ve Efgan'ı alabileceğini söylemişti ama onun dışında her gün ben işimi yaparken Efgan ise beni arka odada beklemişti. Sıkıldığını biliyordum, ama Efgan bana bunu belli etmeyecek kadar olgun ve sabırlı bir çocuktu. Arada Salih Bey onunla satranç oynasa da onun da işleri vardı bu yüzden o da sık olmuyordu. Parası iyi olmasa çoktan bu işten ayrılmış ve gündüz yapabileceğim bir iş bulmuştum. Aslında vakit bulduğum bir zaman iş baksam iyi olacaktı. Telefonumun titremesiyle kaşlarımı çattım ve kimin aradığına baktım. Ah, Cemre arıyordu. Aramayı cevaplayıp telefonumu kulağıma götürdüm.
"Eftalya! Bayağıdır göremedim sizi merak ettim. İyisiniz öyle değil mi?" nefes almadan konuşan kızla istemsizce tebessüm ettim ve daha fazla konuşmaması için cevapladım.
" Biz iyiyiz Cemre, aradığın için sağol. Sen nasılsın?" her ne kadar canım şu an biriyle konuşmak istemese de Cemre iyi bir kızdı ve bana çok yardımı dokunmuştu bu birkaç hafta içinde. "İyiyim ben de. Aslında ben yanına uğramayı düşünmüştüm. Müsait misin?" kaşlarım istemsiz havaya kalkarken "müsaitim." diye mırıldanmıştım. Cemre "Süper! Yarım saate ordayım." deyip telefonu kapatırken şaşkınlıkla telefonu kulağımda tutmaya devam etmiştim. Şaşırmıştım çünkü kimse benimle konuşmazdı. Şaşırmıştım çünkü ben de kimseyle konuşmazdım. Cemre geleceği için ayıp olmasın diye zaten toplu olan oturma odasına biraz daha çeki düzen vermiş ve o gelene kadar da camdan Efgan'ı izlemiştim. At kuyruğu yaptığım turuncumsu saçlarım başımı ağrıtmaya başlarken tokayı çekip bileğime taktım. Saçlarım omuzlarıma dökülürken elimle taradım ve olduğu kadar düzelttim. Zaten birkaç dakika içinde de pencereden Cemre'nin sarı saçlarını ayır edebilmiştim. Arabasıyla gelmemişti bu sefer. Bekletmemek için o kapıyı çalmadan uyuşuk adımlarla kapıya doğru ilerledim ve açtım. Cemre eli havada bir iki saniye şaşkın şaşkın baktıktan sonra kollarını boynuma dolamıştı. Yüzü solgun görünüyordu, gözleri de kızarmıştı. Böyle şeylere alışık olmadığımdan ilk ne yapacağımı bilememiş olsam da kırmamak için ben de kollarımı beline dolamıştım. Ayrıldığımızda içeriye girmiş ve incelemeye başlamıştı.
" Eh, dökülen dış kısmına göre içerisi daha yaşanılırmış en azından." deyip kendisini koltuğa atarken ben de karşısındaki tahta sandalyeye oturup onu incelemeye başladım. Uzun sarı saçları, beyaz teniyle güzel bir kızdı.
" Sana söylemiştim." mırıldandım ve buraya neden geldiği konusunda bir açıklama yapması için beklemeye başladım.
" Ah, sen şimdi neden geldiğimi merak etmişsindir. Aslında ben de bilmiyorum. Açıkçası senin dışında gidebileceğim bir arkadaşım yok, kendimi kötü hissediyordum. Aklıma ilk sen geldin, özür dilerim." artık yüzünde gelirkenki kırık gülümseme de kalmamıştı. Yüzümdeki boş ifade birkaç saniyeliğine yumuşamıştı. Arkadaş?
" Sorun değil, özür dilemene gerek yok. Kendini neden kötü hissediyorsun, özel değilse tabi?" sorumla gözlerini benden çekti ve koltuğun söküğüyle oynamaya başladı.
" Bunu ilk defa sana anlatacağım. Biliyorum daha tanışalı çok olmadı, hatta beni arkadaşın olarak bile görmüyor olabilirsin. Ama sana karşı kendimi yakın hissediyorum, anlıyorsun değil mi?" diye mırıldandığında ufak bir tebessüm yüzümde belirmişti. Anlıyordum çünkü ben de böyle hissediyordum.
" Anlat lütfen, ben dinliyorum."
arkama yaslanırken sandalyenin kırılmaması için içimden dua ediyordum.
" Direk giriyorum konuya o zaman. Biliyorsun ben barda temizlik yapıyorum, aslında bir işe falan ihtiyacım yok ailemin durumu gayet iyi. Bindiğim arabadan zaten bunu anlamışsındır sen de. Annem hayatında görebileceğin en soğuk kadın." duraksadı. "Tabi sen de birazcık anneme meydan okuyorsun ama konumuz bu değil." diye eklediğinde istemsizce gülümsemiştim. Gülümsememe gözü takılmış olsa da anlatmaya devam etti.
" Annem abimin ölümünden beni sorumlu tutuyor. Bu yüzden yüzüme bile bakmıyor. Babam desen, her gün başka bir kadınla yatıp kalkıyor ama annem sırf laf olmasın diye boşamıyor onu. Hukuk okumak istiyordum. Annem okumama izin vermedi. Zaten şirkette çalışacaksın otur oturduğun yerde deyip duruyordu. Şu an 20 yaşındayım ama vasıfsız bir şekilde yaşayıp gidiyorum. Bardaki işime ise anneme inat olsun diye başladım." Cemre'ye üzülmüştüm. Dışarıdan bakıldığında ne kadar da mutlu görünüyordu oysaki. İşte herkesin bir yarası vardı. Bir anlığına Cemre'ye özendim. O da bir şeyler yaşamıştı ama buna rağmen yüzünden gülümsemesini eksik etmiyordu. Ya ben? Ufacık tebessümlerime bile şaşırılıyordu. Oysaki eskiden ne çok gülerdim. Cemre anlatmaya devam ederken ona odaklandım.
" Bugün, abimin annem yüzünden canına kıydığını öğrendim. Annem yine yapacağını yapmış ve abimin sevdiği kızı sırf zengin değil diye, sırf saygın bir aileden gelmiyor diye yok etmişti. Abim, abim hayat dolu bir insandı anlıyor musun Eftalya? O hayatta intihar etmezdi. Aklımın ucundan dahi geçmezdi. Bunları abimin odasında bulduğum bir kağıt parçasından öğrendim. Öğrenir öğrenmez ne yapacağımı bilemedim ve seni aradım." Cemre artık gerçekten kötü görünüyordu. Gözünden bir damla yaş akarken hızlıca sildi ve kendisini toparlamaya çalıştı. Dayanamayıp sandalyeden kalkarken yanına oturdum ve kendimden ödün vererek kollarımı boynuna doladım. Birkaç saniye sonra Cemre de bana sarılırken artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ona saçma sapan teselli cümleleri kurmayacaktım. Çünkü bunun teselli edilir bir yanı yoktu. Yapabileceğim tek şey ona yanında olduğumu hissettirmekti.
Birkaç dakika daha böyle kaldıktan sonra Cemre daha iyi olmuştu. Konuşmadan oturuyorduk. Dış kapı hızlıca açılıp içeri üstü başı kar olmuş Efgan girdi. Cemre hızlıca yüzünü silerken gülümsemeye başladı. Efgan Cemre'yi görüp hızla buraya gelirken " Sarı şekerim!" diye çığlık atmıştı. Gülümsedim ve sarılmalarının bitmesini bekledim.
" Efgan üzerini değiştirmelisin, hasta olucaksın." diye mırıldandım. Efgan onaylar şekilde başını sallayıp yatak odasına doğru ilerledi. Cemre yüzündeki gülümsemeyle bana döndü ve omzumu sıvazladı.
" Çok güzel bir çocuk yetiştirmişsin Eftalya. Umarım bir gün bana sen de anlatırsın." diye mırıldandı. "Neyi anlatacağım?" bilmemezlikten geldim.
" Gözlerindeki boşluğun nedenini. Seni kim bu hale getirdi Eftalya?" saçlarımın bir kaç telini okşayıp geri çekildi ve buruk bir tebessüm yüzünde yer edindi. Boğazımı temizledim ve duruşumu dikleştirdim.
" Bir gün, bir gün sana anlatacağım Cemre. Lütfen o zamana kadar bana bir şey sorma." Cemre bana sıcak bir bakış atarken başını salladı.
Gerçekten anlatabilecek miydim?