Kardelen:
Her şey bir anda olmuştu. Baran’ın babası beni istemiş, benim babam da onaylamıştı. İçimdeki son umut kırıntısı da yok olup gitmişti. Herkes ayaklanmıştı. Mahmut Amca, “Yüzükleri getirin de takalım,” dedi.
Annem, Dilan’a dönerek, “Kızım, Kardelen’in kardeşi sayılırsın. Yüzük tepsisini sen tut istersen,” dedi.
Dilan, “Tamam, Nurhayat teyzecim,” diyerek tepsiyi annemin elinden aldı.
Babam yüzükleri parmaklarımıza taktı, kurdeleyi kesti ve ardından, “Allah tamamına erdirsin, bir ömür mutlu olun çocuklar. Allah utandırmasın,” dedi.
Ben Baran’ın ailesinin elini öperken, Baran da bizimkilerin elini öptü. Herkes bizi tebrik etti. Bir süre daha oturduktan sonra Mahmut Amca, babama dönerek, “Geç oldu Hasan, biz kalkalım artık. Yarın nişan hakkında konuşmak için tekrar geleceğiz inşallah,” dedi.
Babam başını sallayarak, “Tamam Mahmut, yarın konuşuruz. Bir de kızımın sizden bir isteği olacak. Önce onu dinleyin, eğer size uyarsa kabul edin. Kızım, bu şartın kabul edileceği sözünü aldığı için evlenmeyi kabul etti. Biz sizi mahcup etmedik, siz de bizi mahcup etmeyin, Mahmut Ağa,” dedi.
Babamın sözleriyle ona minnetle baktım. Mahmut Amca, bana dönerek, “Buyur gelin kızım, bizden ne istiyorsun? Eğer bizim için uygunsa kabul ederiz,” dedi.
Heyecandan ve korkudan bir an ne diyeceğimi bilemedim. Gözlerim önce Baran’a, sonra Mahmut Amca’ya kaydı. Derin bir nefes alarak, “Siz beni apar topar istediniz, bu yüzden okulum yarıda kaldı. Son bir yılım kaldı ve bu bölümü bitirmek için çok emek verdim. Okuluma devam etmek istiyorum,” dedim.
Mahmut Amca, Baran’a dönerek, “Sen ne diyorsun oğlum? Karın okuluna devam etmek istiyormuş. Karar senin, istersen devam etsin. Bu konuda size karışmam,” dedi.
Bakışlarım hemen Baran’a kaydı. Geldiğinden beri hiç konuşmamıştı. Şimdi babası kararı ona bırakmıştı. Ne diyecekti? Kabul edecek miydi? Merakla cevabını bekledim.
Baran hafifçe öksürdü, ardından babasına dönerek, “Benim için münasiptir baba. Bir yılı kalmışsa okulunu bitirsin. Ama tek bir yanlışını görürsem bir daha okul yüzü göremez,” dedi ve bana baktı.
Bu cevabı Baran’dan beklemiyordum. Mutluluktan Dilan’ın elini sıktım, o da bana aynı tepkiyle karşılık verdi. Ayrılmayacaktık, okulumu bitirecektim! Baran, beni öyle mutlu etmişti ki bir anlığına bile olsa onunla evlenme fikrinin o kadar da kötü olmadığını düşündüm.
Mahmut Amca, “Sen nasıl uygun gördüysen oğlum, dediğim gibi, bu kararı sana bıraktım,” dedi.
Daha sonra herkes vedalaşıp evden ayrıldı.
Dilan, mutluluğumu fark edip gözlerini kocaman açarak yüzüme baktı.
Dilan: "Kardelen! Şu an gerçekten sevinçten uçuyorum! Baran’ın kabul edeceğini hiç düşünmemiştim!"
Kardelen: "Ben de... İçim içime sığmıyor! Son bir yılım kalmıştı, eğer okuluma izin vermeseydi her şey çok daha zor olurdu. Ama şimdi... inanabiliyor musun? Okulumu bitirebileceğim!"
Dilan: "Görüyor musun? Belki de Baran sandığımız kadar kötü biri değildir. Hem... hani az önce 'O kadar da kötü değil galiba' diye düşünmüştün ya... Bakalım zamanla gerçekten ne hissedeceksin?"
Kardelen: (Gülerek) "Dilan, dur biraz! Daha yeni yüzük takıldı, şimdiden ileriye gitme!"
Dilan: (Kıkırdayarak) "Tamam tamam, ama unutma... Ne olursa olsun, ben hep senin yanındayım!"
Kardelen: (Dilan’a sarılarak) "Bunu biliyorum. Ve gerçekten iyi ki varsın!"
O gece içimdeki tüm korkulara rağmen ilk kez biraz da olsa umut hissettim, ilk defa rahat bir uyku uyuyacaktım. Okuluma devam edebilecektim... Belki de bu evlilik o kadar da korkunç bir şey olmayacaktı. Yani umarım Baran ters köşe yapmazdı.
Baran Karabey:
Ben Baran Karabey, Mahmut Karabey’in en büyük oğlu. Hayatım başkalarının çizdiği sınırlar içinde geçti. Küçük yaştan beri sorumluluk sahibi olmam gerektiği öğretildi bana. Babam Mahmut Ağa, köklü bir ailenin reisiydi ve bizim için onur her şeydi. Onun gözünde erkek adam güçlü olurdu, duygularını belli etmezdi ve ailesine söz getirecek bir hata yapmazdı. Ben de böyle büyüdüm. Küçüklüğümden beri ne yapacağım belliydi. Önce iyi bir eğitim alacak, sonra aile işlerini devralacak, ardından da babamın uygun gördüğü biriyle evlenecektim. Kendi seçimlerim var mıydı bilmiyorum. Ama ben itiraz etmeyi hiç düşünmedim.
Babam gibi uzun boyluyum, omuzlarım geniş, sert bakışlı biriyim derler. Gözlerim babamdan farklı olarak köyü siyah, biraz kömür tonuna çalan bir rengi var. Annem, küçükken saçlarımın dalgalı olduğunu söylerdi, ama şimdi her zaman kısa ve düzgün kesilmiş halde tutuyorum. Sakalımı hep düzenli tutarım, dağınık olmayı sevmem. Ellerim büyük, sertleşmiş; yıllardır tuttuğum silahın ve uğraştığım işlerin izleri var üzerlerinde. Babamın otoritesini üzerimde taşırken bazen aynaya baktığımda kim olduğumu bile unutuyorum. Olan olmuştu. O gece babam beni yanına çağırıp. Kan davalımız olan Hasan Arslan'ın kızı ile evleneceğimi söylemişti. Lanet olası bir kan davası yüzünden hayatımı mahvettiler. Sadece benim değil, genç bir kızın da… Bizi istemediğimiz bir yola sürükleyen büyüklerimiz, kafalarında ne kuruyor gerçekten merak ediyorum. Babam beni yanına çağırıp bu evlilik meselesini anlattığından beri başım ağrıyor. Nasıl böyle bir şeyi benden isteyebilirdi? Henüz okulumu bile bitirmedim. Bir yandan aile işleri, bir yandan okul derken şimdi de başıma bu evlilik olayını çıkarmışlardı. Kızı tanımıyorum bile. Kim bilir onu nasıl zorlamışlardır, nasıl ikna etmişlerdir? Büyüklerimizin başına buyruk tavırları beni çileden çıkarıyor.
Tam bunları düşünürken telefonum çaldı. Arayan ikizim Adar’dı. Her zamanki gibi rahat. Bu evlilikten sıyrıldı tabii. Yine yanan ben oldum. Telefonu açtım.
“Efendim, Adar! Ne oldu?”
Adar, dalga geçer bir ses tonuyla konuştu. “Abi, hayırlı olsun! Evleniyormuşsun!”
“Adar, dalga geçmenin sırası değil abicim.”
“Aşk olsun abi! Seninle dalga geçtiğimi mi düşünüyorsun? Oysa ki ben çok ciddiydim.”
“He Adar, he… Kesin öyledir. Neyse, kısa kes. Ne oldu?”
“Ben, bir ay sonra eve dönecektim ama babam nişanlanacağını söyledi. Gelmemi istedi. Bugün işlerim var, o yüzden sözüne yetişemeyeceğim ama merak etme, nişanda orada olacağım.”
“Eksik kal Adar, gelme zaten.”
Adar kıkırdadı. “Beni nasıl da iyi tanıyorsun ikizim. Ama kalbimi kırıyorsun, bensiz eğlence olur mu?”
“Aaa! Olur mu hiç Adar? Sen gel, ben sana nasıl eğlenilir göstereceğim.”
“Seve seve! Geldiğimde görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Telefonu kapattıktan sonra kalan işlerimi halledip eve geçtim. Bugün üniversitede dersim yoktu, o yüzden şirketle ilgilenmek istemiştim. Eve geldiğimde babam ve diğerleri çoktan hazırlıkları tamamlamış, beni bekliyorlardı.
Babam kaşlarını çatıp homurdandı. “Oğlum, neredesin? Geç kalacağız istemeye.”
Sinirle karşılık verdim. “Sanki çok istiyormuşum gibi konuşuyorsun baba!”
Babam sesini sertleştirdi. “Neyse ne, Baran! Evleneceksin, bu konuyu daha fazla karıştırma.”
Öfkeyle yumruklarımı sıktım ama tartışmanın gereksiz olduğunu biliyordum. Daha fazla olay çıkmaması için sustum ve konaktan çıkıp arabama bindim. Gaza basarak oradan uzaklaştım. Bizimkiler de benden sonra yola çıkmıştı.
Arabadan inip derin bir nefes aldım. Önümüzde koca bir yalı' nın kapısı vardı. Bu evin içinde kim bilir nasıl bir hayat yaşanıyordu? Belki de benimki gibi, baskılarla dolu bir hayat… Ama fark etmezdi. Bugün buraya gelip bir kıza ‘seni eşim olarak kabul ediyorum’ dememi bekliyorlardı.
Babam önde yürüyerek kapıyı çaldı. İçeriden birkaç kişi kapıyı açıp bizi buyur etti. Geniş bir salona alındık. İçeride büyükler karşılıklı oturmuştu. Ben de babamın yanına geçtim. Duvardaki tabloya bakarken kapı açıldı ve birkaç kadın içeri girdi. Önlerinde narin adımlarla yürüyen genç bir kız vardı. Kardelen…
Mor, uzun kollu , diz üstü, dekolteli , önleri tüllü şık bir elbise giymişti. Yüzü solgundu ama belli ki dik durmaya çalışıyordu. Göz göze geldik bir an. O an içim burkuldu. Onun da benden farkı yoktu. O da bu evliliği istemiyordu. Ama bizim söz hakkımız yoktu.
Kahveler içilmiş, hal hatır sorulmuştu. Babam konuya girip Kardelen’i istedi, Kardelen’in babası da verdi. Yüzükler takıldı, ikimiz de büyüklerimizin elini öptük. Her şey bitmişti. Babam, yarın nişan için tekrar görüşmeye geleceğimizi söyledikten sonra tam kalkacaktık ki, Kardelen’in babası konuştu.
"Kardelen’in bir şartı varmış."
Demek ki bu evliliği ancak bir şartla kabul etmişti. Şartını dinledim. Babam kararı bana bıraktı. Bu iyi olmuştu. Kızın hayatı ailem yüzünden zaten mahvolmuştu, bir de okulundan mahrum kalmasını istemedim. Bu yüzden şartını kabul ettim.
Ama sadece kabul etmek yetmezdi. Babamın daha sonra müdahale etmemesi için ben de bir şart öne sürdüm.
"Eğer bir yanlışını görürsem, bir daha okul yüzü göremez."
Ancak bu şekilde bizimkileri ikna edebilirdim. Babam kararı bana bırakmış olsa da, ileride bu konuyu tekrar açacağını biliyordum.
Şartı kabul ettiğimde Kardelen mutlu olmuştu. Bunu ne kadar belli etmemeye çalışsa da fark etmiştim.
Eve döndüğümüzde babam sinirle bana döndü.
"Sen kızın okumasını nasıl kabul edersin?" diye gürledi.
Gözlerinin içine bakarak net bir şekilde cevap verdim.
"İkimiz de bu evliliğe zorlandık. Ne istediğimizi bile sormadınız! Madem o kız benim karım olacak, okumasında bir sıkıntı yok benim için."
Annem konuşmaya kalktı ama elimi kaldırarak durmasını işaret ettim.
"Şimdi değil anne," dedim.
Sonra odama çekildim. Yorucu bir gündü. Yatağa uzanır uzanmaz uyuyakaldım.