İsteme

1222 Words
Kardelen: Ertesi Gün... Sabah uyandığımda başım zonkluyordu. Doğru düzgün uyuyamamıştım bile! Bugün daha da zor olacaktı. Hemen yataktan kalkıp rahatlamak için sıcak bir duş aldım. Saçlarımı kurutup tepeden bir topuz yaptım. Makyajla uğraşacak halim de isteğim de yoktu. Dolabımdan beyaz V yaka bir tişört ve yüksek bel, beyaz bir kot pantolon çıkarıp giydim. Hazırlandıktan sonra aşağı indim. Annem erkenden kalkmış olmalıydı, mutfaktan yine enfes kokular geliyordu. Ama bu sefer farklıydı, çünkü bu hazırlık misafirler içindi. Ahh! Ne gün ama! İstemediğim bir şeyin içine böyle mi sürüklenmeliydim? Annemin yanına gidip kalan işleri de hallettikten sonra kahvaltı için sofraya oturduk. Babam, "Misafirler akşama doğru burada olurlar." dedi. Annem de, "Bütün hazırlıklar tamam, gelsinler." diye ekledi. Ben ise hiç konuşmadım. Ne kadar kabullenmiş olsam da her an vazgeçmek isteyebilirdim. Tam o sırada kapı çaldı. Açtığımda karşımda Dilan vardı. Ona sarılıp, "Hoş geldin." dedim. O da gülümseyerek, "Hoş buldum canım, nasılsın?" diye sordu. "Sence nasıl olabilirim? Berbat hissediyorum." Dilan gözlerini devirdi. "Dur, içeri geçelim, seninle konuşacağız." dedi. Başımla onayladım ve içeri geçtik. Dilan, annem ve babamla selamlaştıktan sonra ona, "Biz yukarı çıkıyoruz." dedim. Annem, "Tamam kızım." dedi. Odaya geçip yatağa oturdum. Şakaklarımı ovmaya başladım. Başım hâlâ ağrıyordu. Dilan, meraklı gözlerle bana bakıyordu. Konuşmamı, anlatmamı bekliyordu. Fazla uzatmadan dün gece babamla aramda geçen konuşmaları ve isteme olayını anlattım. Dilan, şaşkınlıkla başını iki yana salladı. "Kızım, hayatın resmen film gibi! Bu ne cidden? Hangi devirde yaşıyoruz? Zorla isteme, bilmem ne tehdidi, öldürme meselesi... İyice saçmalık!" Ben iç çekerek, "Babamın hayatı söz konusu Dilan. Ne yapabilirim bilmiyorum. Ben de senin gibi düşündüm ama bunlar olaylı bir aile. Polisle hallolacak bir mesele değilmiş." Dilan gözlerini kocaman açtı. "Kardelen, anlamıyorum! Sen bunu nasıl kabul edersin? Ya evleneceğin çocuk çok kötüyse, bunu düşündün mü hiç?" "Dün geceden beri düşünmekten kafayı yiyeceğim, Dilan." "Peki, çocuğu daha önce gördün mü?" "Hayır. Biz oradan kaçtığımızda ben bebekmişim. Onu hiç tanımıyorum. İşte bu akşam geldiğinde göreceğim." Dilan içini çekerek, "Umarım ailesi gibi sert ve kaba değildir." dedi. "Umarım, Dilan... Umarım dediğin gibi olur." Biraz daha sohbet ettikten sonra annem, erkek kardeşim Melih'i bizi çağırması için göndermişti. Melih kapıyı tıklatıp içeri girdi. "Abla, annem sizi bekliyor. Alışveriş yapmanız gerekiyormuş." Ben, "Tamam Melih’cim, anneme birazdan ineceğimizi söyle." dedim. Melih başını sallayıp, "Tamam abla!" diyerek odadan ayrıldı. Dilan gözlerini devirerek, "Bir de bu zorla isteme için alışveriş mi yapacaksınız? Her şey normalmiş gibi davranıyorlar resmen." dedi. Ben de gülümseyerek, "Seni buraya beni rahatlatıp destek ol diye çağırdım ama daha çok geriyorsun Dilan." dedim. Dilan kollarını kavuşturup sert bir şekilde, "Ama haksız mıyım? Güle oynaya yapılması gereken şeyleri zorla yapıyorsunuz. Senin istemen böyle mi olacaktı?" dedi. "Ne yapalım Dilan? Mecbur olmasam bunların hiçbirini yapmazdım ama elimde değil." "Hadi hadi, konuşmaya daldık, annemi unuttuk. Bizi bekliyor, şimdi kızacak." Hızlıca aşağı indik. Annem, salonda hazırlanmış bizi bekliyordu. "Kızım, neredesiniz? Melih’i çoktan gönderdim yanınıza, hâlâ gelmediniz. Bir sürü işimiz var, hiç yardımcı olmuyorsun!" dedi. Ben, "Tamam annecim, geldik işte. Gerçekten alışverişe ihtiyaç var mı? Hiç hazırlık yapmak gelmiyor içimden." dedim. Annem, "Kızım, biliyorum istemediğin bir evlilik bu ama ayıp olmasın. Hazırlıksız olmaz." diye karşılık verdi. "Anne, ayıp mı olmasın? Asıl onların yaptığı ayıp değil mi?" dedim öfkeyle. Dilan da beni destekleyerek, "Kardelen haklı, Nurhayat teyze." dedi. Annem elini havaya kaldırıp, "Sizinle daha fazla tartışamayacağım. Hazırlanın, çıkıyoruz." dedi. Mecburen çantalarımızı alıp yola çıktık. Genel alışverişi yaptıktan sonra annem bana dönüp, "Kardelen, sana da akşam için bir elbise alalım." dedi. "Anne, ne gerek var? Dolabımda bir şeyler giyerim işte." "Kızım, olur mu öyle? Bir şeyler alacağız, dedim, bitti." Annem göz gezdirirken bir mağazaya yöneldi. Rafları incelerken mor, önü dekolteli, diz üstü bir elbise buldu. Bana dönüp, "Bunu bir dene kızım, çok yakışacak sana." dedi. İç geçirerek kabine girdim. Dilan dışarıda bekliyordu. "Kardelen, annenin zevki cidden iyiymiş ha! Hemencecik buldu sana yakışanı. Biz kendimiz baksak akşama kadar bir şey bulamazdık." dedi gülerek. Ben de gülümseyerek, "Ne demezsin, kesin öyledir." dedim. Elbiseyi giyip kabinden çıktım. Dilan gözleri parlayarak bana baktı. "Muhteşem olmuşsun kızım! Çok yakıştı, annen gerçekten bu işte iyi." "Abartma Dilan, elbise biraz fazla iddialı sanki." "Saçmalama, gayet güzel olmuş!" O sırada annem de yanımıza geldi. Gözleri dolarak, "Kızım, çok güzel olmuşsun." dedi. "Teşekkür ederim annecim ama elbise içime sinmedi, almasak mı?" dedim. Dilan ve annem aynı anda gözlerini devirdi. "Bunu alıyoruz." Elbiseyi aldıktan sonra bir kafede oturup kahve içtik, biraz sohbet ettik ve eve döndük. Akşam olmak üzereydi. Çok yorulduğumuz için Dilan'la odama çıktık. Annem, misafirlere ayıp olmasın diye hazırlıksız aşağı inme, biraz toparlan, diye tembihlemişti. Dilanla birlikte hazırlık yaptıktan sonra aşağı indik. Biraz geçtikten sonra. Kapı zili çaldığında, oturduğum yerden sıçradım. Ellerimi dizlerimin üzerine koydum, sakinleşmeye çalışıyordum ama titrediğimi fark ettim. Dilan yanımda sessizce bekliyor, bana destek olmak için elimi sıkıyordu. Annem hızla mutfağa geçti, son hazırlıkları gözden geçiriyordu. Babam ise her zamanki gibi ciddi ve mesafeliydi. Kapıyı açan babam oldu. Önce büyükler girdi. Yaşlı, vakur duruşlu bir adam en öndeydi. Üzerinde koyu renk bir takım elbise vardı. Belli ki Baran’ın babasıydı. Onun hemen arkasından birkaç adam daha girdi. Sessiz, ağır adımlarla salonun ortasına doğru ilerlediler. Sonra o… Baran… Odaya adımını attığında farkında olmadan nefesimi tuttum. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Kravatsızdı, gömleğinin üst düğmesi açıktı. Saçları geriye doğru taranmıştı. Yüzünde ne bir gülümseme ne de bir asık surat vardı. Sadece donuk ve sert bir ifadeyle duruyordu. Bir an göz göze geldik. Gözleri simsiyahtı. İçinde ne bir öfke ne de bir sıcaklık vardı. Sadece bir boşluk… Sanki her şeyi kabullenmiş ama hiçbir şeyi umursamıyormuş gibi bir hali vardı. Babamın sesiyle irkildim. “Buyurun, hoş geldiniz.” Baran’ın babası hafifçe başını sallayarak, “Hoş bulduk, hasan,” dedi. Annem onları oturmaları için salonun ortasına buyur etti. Adamlar ağır hareketlerle koltuklara oturdu. O sırada Baran bana doğru bir an daha baktı, sonra o da babasının yanındaki sandalyeye oturdu. İçimde tarifi zor bir his vardı. Yüzünü ilk kez görmeme rağmen sanki onu yıllardır tanıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım. Ama bu tanışıklık sıcak bir his değil, tam tersine içimi ürperten bir şeydi. Büyükler konuşmaya başladığında biz sadece dinliyorduk. Formalite sözler söylendi, geleneksel cümleler havada uçuştu. Herkes bu evliliğin olması gerektiğini, iki ailenin barış için bunun şart olduğunu anlatıyordu. Annem, babam, Baran’ın babası… Herkesin sözleri birbirine benziyordu. Baran ise hiç konuşmuyordu. Ben de öyle… O sırada annem mutfağa gidip kahve tepsisini getirdi. Tepsinin içindeki fincanlara gözüm takıldı. Gelenek gereği Baran’a tuzlu kahve yapmalıydım ama içimden hiçbir şey gelmiyordu. Bütün bu olanlar bir tiyatro sahnesi gibiydi. Kendimi bu oyunun içinde bir oyuncu gibi hissediyordum. Elim titreyerek kahveyi ona uzattım. Baran fincanı aldı ve gözlerini hiç benden ayırmadan yudumladı. Yüzünde ne bir şaşırma ne de bir tepki vardı. Tuzlu mu yoksa normal mi yaptığımı anlamadım bile. Hiçbir şey söylemedi. Fincanı usulca yerine koydu. Baran’ın babası nihayet konuyu asıl noktaya getirdi. “Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kızınız Kardelen’i oğlum Baran’a istiyoruz.” O an içimde bir şeyler koptu. Gözlerimi babama çevirdim. O da bana baktı. Ne düşündüğümü biliyordu ama çaresizce başını eğdi. İçimden 'hayır' demesi için dua ediyordum. Sonra Baran’a baktım. Hâlâ aynı ifadesizlikle oturuyordu. Sanki bu onun için de hiçbir şey ifade etmiyordu. Onun da bu evliliği istemediğini hissediyordum. Babam derin bir nefes aldı. “Biz de münasip gördük,” dedi. Ve işte o an… Bitti. Karar verilmişti. Sessizce başımı eğdim. Dilan yanımda bir şeyler mırıldandı ama duyamadım. Kafamın içinde binlerce düşünce dönüyordu. Bundan sonra ne olacaktı? Nasıl bir hayat beni bekliyordu? Farkında bile olmadan bir sayfa kapanmış, bir başkası açılmıştı. Ve ben bu yeni sayfanın bana ne getireceğini bilmiyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD