7. BÖLÜM (D)

1621 Words
"Oha kızım bir dikkat etsene. Doğa harikası burnumu kırdın." Oha! Çarptım çocuğa resmen. Burnu gerçekten de kırıldı mı diye baktım. Oha! Çarpıldım da resmen. Tıpkı tüm filmlerde olduğu gibi. Elimde yeni çektirdiğim fotokopi kağıtlarının hepsi saçıldı yere. Yere çömelip toplamaya başlamışken o da bana yardım etti. "Özür dilerim hoca çıkmadan ona yetişmeye çalışıyordum. Odada hala, değil mi? Oradan çıktın sanki?" "Evet, oradan çıktım. İçeride babam. Meriç ben." Hamdi Tokgöz'ün oğlu demek ki. Çok yakışıklısın, ama sen. "Defne ben de. Memnun oldum ve teşekkürler yardımın için." Toplandı tüm kağıtlar. "Defne demek. Seni tanıyorum ben. Bizim evde yaşıyorsun." Af buyur canım. "Anlamadım desem." "Babamın senden bahsetmeleri tamamen akademik tabii. Bu kadar güzel olmanı beklemiyordum. Kalın şişe dibi gözlüklerin yok. Saçların toplu değil. Yakan ise boğazına kadar ilikli hiç değil." Vazgeçtim sana çarpılmaktan işte. Mutlu musun şimdi? Zeki öğrenci tanımına bak ukala dümbeleğinin. Iyyk. "Hmm, öyle mi dersin? Daha fazla geç kalmadan ben gireyim odaya. Malum akademik." "Seni pek sevmiyor babam." Döndüm yine Meriç'e. Gıcık. Ne dedi o? "Kendisi öyle mi söyledi? Neyse çok önemli değil zaten. Sevmesi gerekmez." "Ondan daha mı akıllısın ne; ama ben sevmek zorundayım seni. Seveyim mi? Sen de beni sev." Arkamı dönerken sırıtıyordum. ... "Meriç şimdi ayağım bir şeye takılacak ve sen asıl o zaman göreceksin sürprizi?" "Ben tutuyorum, korkma. Yürü sadece." "Ben karanlıktan, nemden, soğuktan ve neydi diğeri hah sürprizlerden hiç hoşlanmam Meriç." Kıkırdadım yine de. Gizemleri seven bir sevgilim var ne yapalım? "Tamam açabilirsin." Gördüğümü aslında görmediğimi bana biri söyleyebilir mi? "Bu ne Meriç?" Sesim bıkkın çıkmıştı. "Uyku tulumu. Çift kişilik. Anlarsın ya." Bana sarıldı arkamdan. "Evlenince gelin-güvey yatağımız bu mu olacak? Çok komiksin gerçekten." "Komiğim, teşekkürler iltifatın için de kamp için aldım bunu. Seni sımsıcacık tutacağım orada. Daha şimdi demedin mi soğuktan hoşlanmam diye?" "Evet sımsıcacık tutarsın gerçekten. Ben ayrıca kurttan, yılandan, ayıdan soğuktan korktuğumdan daha çok korkarım. Hem karanlık da olacak orman. Benim gitmem mümkünsüz." "Hadi güzel gözlüm. Tatlı cadım. Yanında ben olacağım. Açık havada yıldızları sayarız. Sen çok seversin saymayı. Yapma böyle." "Meriç, ben orada kurt sesi, yılan tıslaması, ayı böğürmesine kulak kabartmaktan bir tek yıldız bile sayamam. Sayamam çünkü gökyüzüne bile bakamam etrafıma bakmaktan." "Yapma aşkım, lütfen. Bu kadar korkuyor olamazsın." "Olabilirim valla. Ben gelmem, sen de kimi sımsıcacık tutarsın artık orasına da karışmam." Dönüp giderken yakaladı beni. "Nereye? Kimi ısıtayım ben senden başka? Tatlı cadım benim. Ben de gitmiyorum o zaman." ... "İyi ki doğdun, tatlı cadım. Seni çok seviyorum. Bir şey daha, iyi ki şiddetle çarptın bana." Son cümlesini fısıltıyla kulağıma söyledi. "Teşekkür ederim sevgilim. Ben de seni çok seviyorum. Çok güzel hazırlamışsın her şeyi. Harika." "Senden harika değil hiçbir şey. Kaç oldun şimdi? Mumları az mı koymuşum ne?" Pis. Sen benden daha yaşlısın. İki yaş. "Yok tam, saydım ben." Dönüp öptüm onu. "Ben şimdi senin çarpıp çarpıldığın adam mıyım? Bir matematikçiye de bu yakışır." "Aynen öylesin." "Bizimkiler de yarın akşam için bekliyor seni. Sekiz iyi mi?" "Çok iyi. Sonra da bizimkiler. Oradan Manisa'ya gelir misin benimle yarın gece?" Yüzüne bakıp tepkisini ölçtüm. Kocaman güldü. "Sen ciddi misin? Beni oyaladığını, genç erkeklik duygularımla alay ettiğini düşünmeye başlamıştım artık." Kahkaha attım. "Seninle hiç alay eder miyim? Alacağım seni. Evimin adamı, çocuklarımın babası olacaksın." ... Ertesi akşam aldığım yeni elbise ile hazırdım. Meriç beni tam zamanında almaya geldiğinde bir süre izledi. Çok seviyordum, çok seviyordu. Gece İzmir uçağına ona da bilet almıştık. Akşam yemeğinden sonra babası, benim üniversitedeki hocam Hamdi bey de bizi havaalanına bırakacaktı. Yemek çok iyi geçti. Matematik her zaman konuşabilirdim; ama bu gece farklı konular konuşuldu. Evlilik gibi, gelecek gibi... Annesini zaten seviyordum. Hamdi bey deseniz okuldan beri en çok sevdiğim hocamdı. Beni ailenin bir parçası gibi görüyorlardı. Okulda ilk karşılaştığımızda Meriç çok doğru söylemişti. Ben zaten bu evde yaşıyor gibiydim. İlk geldiğim zamandan beri hiç yabancılık çekmedim bu evde. Meriç'in kardeşi Meltem de beni seviyordu. Okul bitip de Hamdi bey bana bir arkadaşının kolejinde gayet iyi şartlarda, iyi maaşla iş ayarlayınca da okuduğum şehir olan İstanbul'da çalışmaya başladım. Eğer şartları iyi olmasaydı tek başıma İstanbul'da geçinmem mümkün olmazdı. Ettiğimiz güzel sohbet de bitince İzmir'e giden uçağa binmek için Sabiha Gökçen'e geldik. İnince de benim ailem bizi alacaktı. Yarı yıl tatili için dönüyordum memleketime. Bu kez çift olarak. İş bulup da iki yıldır da düzenli çalıştığım için ailem artık Meriç ile de tanışmak istemişti. Meriç onlarla tanıştırmaktan gurur duyacağım biriydi. Adnan Menderes'ten Manisa'ya giden taş çatlasa bir saati bulmayacak yol boyunca babam Meriç'e taktı. Meriç de hiç saygısızlık etmeden ve bozulmadan tüm ataklarını geçiştirdi babamın. Tek kızıydım olsun o kadar. İki hafta kalamazdı Meriç. Bir gece bile kalamazdı. Yarın tüm gün kalıp Manisa'yı gezebildiği kadar gezip gece yine İstanbul'a dönecekti. Birkaç saat uyuduktan sonra sabah kahvaltı için bir arka sokaktaki fırından sıcacık poğaça canım çekti. Buraya çok sık gelemiyordum sonuçta ve gelmişken almak istedim. Herkes uyurken evden çıktım. Daha doğrusu Meriç biraz daha uyusun diye yalnız çıktım. Sokağı döndüğümde yanımda gri, sedan bir araba durdu. Ben yürümeye devam ettim. Kapısı açılıp içinden bir kadın bana seslendi. "Affedersiniz. Ağlayan Kaya'ya nasıl gidebilirim acaba?" Çok yakın oturuyorduk oraya. Kadına yaklaştım. "Çok yakınsınız. İlerideki kavşaktan tam sol yaparsanız..." derken kadın arabadan indi ben arabaya bindirildim. ... "Defne sana soruyorum. Ne bu halin? Ne kadar zayıflamışsın." İki kolumdan tuttu o anda. Canım yandı. Yeni yaralarım vardı, henüz iyileşmeye fırsat bulamayan. "Kaçırıldım ben." "O kadarını anladık hepimiz. Hiç haber alamadık senden. Ne polis, ne jandarma, ne hastane bakmadığımız yer kalmadı." "Sen neden Manisa'daydın? Dün gece sormak aklıma gelmedi." "Ara sıra gidiyorum oraya. Ayda iki kez falan ay başında ve ortasında. Telefonla haber almak yetmiyor. Aldığım haberler de hep senin hala bulunmadığını söylüyordu zaten." "Bizimkilere haber vermedin değil mi?" "Vermedim Defne. Hemen geldim. Aşkım sen neler yaşadın? Kim, neden yapar bunu?" "İstanbul'da da şikayetçi olduğum biri vardı ya hani. O kaçırdı. İstanbul diyorum. Burası işte."  "Manisa'dan buraya mı getirdi seni?" "Öyleymiş." "Kim bu adam Defne?" Adını o zaman da söylememiştim. Başını belaya sokmaması için adalete güvenmiştim. "Bilmiyorum Meriç. Mesajlarda adını yazmamıştı ki." Birazdan anlatacağımdan hala emin olmadığım gerçeklerden sonra sen o adamı sağ bırakmazsın ve ben bir travmaya daha katlanamam. "Ne yaptı bu adam sana? Çıkar üstünü bakacağım." "Meriç üzülürsün boşver." Bluzumun eteklerinden tutup çekti yukarı doğru. Sadece sütyenle kaldım. "Aman Allah'ım. Yanık bunlar." Ben hala ayakta dururken etrafımda dolanmaya başladı. Parmak uçlarıyla dokunmak ve dokunmamak arasında gidip geliyordu. "Meriç, yeter." "Ne yeter, aşkım? Kemer izi mi bu? Allah kahretsin. Sen bunları vücunda taşıyorsun, ben bakarken üzüleceğim diye beni mi düşünüyorsun? Bunları kim yaptı Defne sana? Yapan adam kim?" Sesini yükseltti. "Görmedim, bilmiyorum. Hep karanlıktı." "Sana zorla sahip de oldu değil mi?" Gözlerini yumdu, karşıma geçip. Alnını alnıma dayadı. Ben otomatik olarak ağlamaya başladım. Ham madde toplama, işleme, paketleme, dağıtım ne ara oldu da tüm yaşlar gözümde birikti aynı anda anlamadım. Tüketemeden yenisi geliyordu. Cevap vermiş sayılırdım. Kabullenme değil miydi akan göz yaşları? Kadınların en büyük silahı derler bir de. Ben şu an sevdiğim adamın karşısında tüm silahlarımla değil, tüm utançlarımla dikiliyordum. "Defne, ağlama lütfen. Kıyamam ben sana. Özür dilerim, seni asla yalnız bırakmamalıydım. Sabah uyandığını duydum, gelme dedin bana. Neden gelme dedin? Ben niye gelmedim? Lütfen affet beni. Allah kahretsin." Bana sarılmış sarsıla sarsıla ağlıyordu. Daha farklı tepkiler bekliyordum. Aşağılama, hakaret, küfür belki. Beni hala aynı Defne olarak mı görüyordu yani? "Meriç. Sen benden iğrenmiyor musun? Tecavüze uğradım ben." İlk kez sesli olarak söylüyordum bu iğrenç kelimeyi dudaklarımı yakarak, içimi transparanmışımcasına gören sevdiğimin karşısında. "Sen aklını mı yitirdin Defne? Ben kendimden iğreniyorum şu an. Ona da dışarıdan bakanlar adam dediği için, onunla aynı cinsiyeti paylaştığım için utanıyorum kendimden." "Sen ciddisin. Beni seviyor musun hala?" "Seni her şeyden çok seviyorum, tatlı cadım. Tek tek iyileştireceğim bütün yaralarını. Öpe öpe, seve seve, yemin ederim." Hala bana sarılmış halde benimle yatağa uzandı. "Seninle kampa gitmek istiyorum. Yıldızları saymak istiyorum. Sen yanımda olursan artık hiçbir şeyden korkmayacağımı biliyorum." "Tamam. Buradan beraber çıkalım. Ne istersen onu yaparız. Ben hep yanındayım." "Beş aydır Meriç, seni düşünmediğim bir an bile olmadı." "Hepsi geçti aşkım, unutmak zorunda kalacağın hiçbir şey yaşamayacaksın artık. İzin vermem." "Hala bakireyim, biliyor musun?" Bana bakan ela gözlerini kapattı bir an sıkıca. "Çok salaksın Defne. Bana iyi bir şey söylediğini mi zannediyorsun şu an?" "İyi bir şey değil mi bu?" "Ben götün için endişelenirken, değil tabii. Keşke bakire olmasaydın. Canın hala çok yanıyor mu? Yanıyor tabii of" "İnan ki, yanmıyor. Öpmeni, sevmeni bekliyorum sadece." Beni öpmeye, varla yok arası sevmeye başladı. Her yaramda dudaklarını gezdirdi. Ben saymaya başladım. Bir, iki, üç... yetmiş yedi, yetmiş sekiz... "Seni evine alan adam iyi biri mi? Güvenilir mi?" "Bence öyle. Bana hiçbir şey yapmadı. Doktor arkadaşı muayene etti, kardeşi kaçarken kestiğim bacağımı dikti." "Nasıl kaçtın?" "Yalan söyleyerek." Gözüm kapandı. Meriç beni sımsıcacık yapmıştı. Tanıdık sesler duyduğumda, hiç duymak istemediğim sesler, kabus gördüğümü sandım. Uyanmış olmam gerekti aslında, çünkü görüntü yoktu göz kapaklarımın arkasında. Kabus yoktu. Yine de hemen açmadım gözlerimi. Çünkü hala uyuyor muyum, uyandım mı bir türlü anlayamadım duyduğum kısık seslerden. Başım Meriç'in göğsünde bir cesaret gözlerimi açtım. Evet Meriç'in kokusu. Kapattım yine. Tekrar açtım. Görüntü vardı bu kez. Yine gitmedi kapatıp açınca. Gerçekti. Meriç benim Eser arkamdayken gidip gelmelerini izliyordu telefonundan.  "Niye çırpınmıyorsun?" Elleri saçımı çekmiyordu. "Niye çırpınayım ki? Alt tarafı beceriyorsun beni. Çoktan alıştım." Kahkaha atmaya başladım. Sinir ediyordu bu onu, çünkü. Saymaya devam ettim. Yirmi iki, yirmi üç... "Ne sayıyorsun sen?" "Ne zaman zevke geleceğini sayıyorum. Beni daha bir kere bile getiremeden her seferinde benden önce işini bitiyorsun." Yine güldüm. "Kızlığını da ver bana, istiyorum seni. Vereceksin değil mi? Oynamadın benimle." "Asla. Az sonra alacaksın onu da. Dört gündür bunu bekliyorum ben." Eser'in arkası dönüktü. İzleyen birinin benim ondan zevk aldığımı, ona zevk verdiğimi zannetmesi için bir güzel kırpılıp düzenlenmişti. Meriç'te varsa eğer başka kimlere gitmişti bu video?  Bitti video. Meriç gözyaşlarını sildi doğa harikası burnunu çekerken. Ben gözlerimi kapattım. Usulcabaşımı göğsünden çekti, yine usulca yastığa bıraktı. Kapıyı da usulca açtı vebenim ona çarptığımdaki şiddette usulca çıktı hayatımdan..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD