Sapık

1728 Words
Anka'dan... "Parti var beni çağırmıyorsunuz. Aşkolsun! " diye salona giren Sarı'ya baktım. Pat diye çıkagelmişti her zamanki gibi. Bütün herkes burada benim için uğraşıyordu. Sevinmedim dersem yalan olur. Yüzümde tebessüme uğraşan bu kadar insanın olması huzur vericiydi. Sena ayağa kalktı ve bağırarak konuştu. "Ya burası fazla sıcak değil mi? Bahçeye çıkalım." Serkan'ın elinden tuttu ve bahçeye sürükledi. Sonunda araları düzelmişti. Sena'nın beyni yerine gelmişti çok şükür. Taha gözleriyle Ahmet'i oyuyordu. Ne derdi varsa artık. Mert kolunu omzuma attı ve beni bahçeye sürüklemeye başladı. "Ne yapacağız burada acaba? " Etrafa bakındım. Babam etrafta yoktu. Şükür... "Ben her şeye varım" Mert kolunu benden çekerek yerde duran büyük yastık şeklindeki mindere oturdu. "Bende size uyarım. " diyerek kendini Mert'in yanına attı Ahmet. Herkes minderlere otururken hala ayakta bekliyordum. Mert bana boş olan minderlerden birini fırlattı. Dediğim gibi; yastığa benziyorlar. Bu yüzden hafifler. Kendi aralarında konuşmaya başlarlarken minderi yere koydum ve üstüne oturdum. Ve iki yanımla tartışmaya başladım. Şüpheci ve mantıklı tarafım... İkisinin de aynı cümleyi söylemesi cidden sana tuhaf gelmedi mi? Salak mısın kızım sen? Ne yani onların beyin yapıları aynı ve birbirlerinin aynı lafları söyleyebilir filan diye mi düşünüyorsun? Bariz Ash o. Şüpheci tarafım her zamanki gibi beni dürterken mantıklı dediğim ama aslında salak tarafım konuştu. Pijamaların sonuçta kedililerdi ve o kadar tuhaf karşılama. Hani ne bileyim pandalı filan olsa, onların ikisi de 'miyav miyav' dese tuhaf olurdu ama KEDİ LAN BU! Tabii ki de ikisinin aynı şeyi söylemesi tuhaf değil. Beynimde curcuna başlarken üzerimde beni süzen gözler hissedince kafamı kaldırdım. Bizimkiler değildi. Eve baktım. Babam kendi odasının camından direk bana bakıyordu. Bir süre bende gözlerimi üstünden çekmeden baktım. Rekabet istemiyordum. Çünkü o kazanırdı. Her zamanki gibi. Ama yine de dediklerinin hiçbiri olmayacaktı. Hiçbir kuvvet beni onları yapmaya sürükleyemezdi Gözümü ondan çektim ve tekrar çimlere odaklandım. İçimdeki iki savaşçı iyice birbirlerine girmişti. Lan kızım! Sesi farklıydı lan! Ne bekliyorsun!? İkizi filan olmasını mı!? Mantıklı, salak tarafım sağ tarafımdan bağırdı. Ona karşılık tabii ki de gecikmedi. Hangi devirde yaşıyorsun geri zekalı? Ses değiştirme cihazı diye bir şey var. Yada ne bileyim insanlar ses eğitimi alıp sesini kolaylıkla değiştirebiliyor. Buna şüpheciden çok, mantıklı demek daha iyi olur sanırım. Çünkü çok doğru bir konuya değindi. Ahmet'e baktım. Mert ile sakalaşıyorlardı. Hımmmm... O Ash! Hayır değil! Ash! Ve iki saattir susan samimi iç sesim sonunda konuşmuştu. Bunu denemek için oyun oynayabilirsiniz. Taklit oyunu. Bu kadar basit! İki saattir kafamı şişirdiniz. "Buldum! " İç sesim fikrini sununca anıdan bağırmıştım. "Eeee... Şey... Ne yapacağımızı buldum. " Herkes tuhaf tuhaf bana bakıyordu. Ani bağırışımı beklemiyorlardı yüksek ihtimalle. "Seni dinliyoruz Anka Kuş'um. " Mert kendini geriye attı. "Taklit. Yani komik şeylerin taklidini yapabiliriz. " Hiç benlik bir fikir olmadı. Sesli söyleyince fark ettim. "İçin Abuzettin mi girdi? " Çünkü genellikle böyle saçma fikirler ondan çıkardı. "Hadi ama! Bence gayet eğlenceli olur. " Ahmet sesini değiştirip değiştiremediğini gösterse yeter. Her zaman beni kurtaran Sarı'm, ayağa kalktı ve hepimizin onu görebileceği yere geçti. "Taklit edebileceğim bir şey söylemeniz lazım. Nerden aklıma gelsin? " Benimde gelmiyor. Arkamdan Serkan'ın sesi geldi. "Kemal'im yapmaz! " Duyduğum cümle sırıtmaya başladım. Sarı yüzünü ciddi tutmaya çalışırken sesini hafif kalınlaştırarak devam etti. "Donald Trump her şeyi Kemal'in yaptığını açıkladı. " Elini sanki mikrofon varmış gibi ağzına yakın tutuyordu ve spiker gibi konuşmuştu. Serkan tekrar atladı. "Kemal'im yapmaaaaazzz! " Son heceyi uzatmıştı. O da sesini inceltmişti ve içinde bir kız olduğunu bize kanıtlamıştı. Sarı, havadan bir şey geliyormuş gibi gözünü kıstı ve sağ elini kaşının üstüne koyup yukarı baktı. Sonra da konuşmaya devam etti. "O da ne? Vahiy mi geliyor? " Bu sefer görünmez vahiy sesini Mert yaptı. "Her şeyi Kemal yaptı Mesude! " Uzaktan geliyormuş gibi çıkartmıştı sesini. Sarı kaşının çatı ve omuz silkip, "Hihihi... Kemal'im yapmaaaz! " dedi. Sesini cidden iyi inceltmişti. En sonunda beklediğim seste olaya dahil oldu. "Her şeyi ben yaptım Mesude! " Nutkum tutuldu. O sesin resmen aynısıydı. Cidden Ash, Ahmet'ti. Ve sanırım salaktı. "Kemal senin ben ananı s*ki-" Son kelimeyi söylemeden yerine geçti Sarı. " Anneler'e saygım sonsuz." S*ktir! Ash bildiğin Ahmet. Yolda tanıştığım ve mal gibi evime davet ettiğim Ahmet. Hani 19 yaşındaki amca olan Ahmet. Bana piyano öğreten. Koca bir dıııııttt! "Anka bir şey mi oldu? " Mert bana bakarken ben ondan gözüme kaçırdım. Her şeyi şıp diye anlıyordu çünkü ve benim Ash'in kim olduğunu bildiğimi bilmesini istemiyordum. "Yok bir şey. Hadi devam edelim. " İyice emin olmalıydım. İç sesim konuştu ve beni bir süre uzaklara bakmamı sağladı. Çünkü uzakta ki çicekler güzel. Her neyse... Kanka bu çocuk çok salak. Hem aynı cümleyi söylüyor hem de sesini değiştiriyor yanımızda. Bu kadar mallığa dayanabileceğine emin misin? Göz ucumla Ahmet'e baktım. Bu kadar tedbirsiz davranışı nedendi? Yoksa beni fazla mı hafife almıştı? Ama neden? Sena çıkınca yine YouTube' de izlediğimiz bir videoyu yapacaktı muhtemelen. Boğazını temizledi. Biraz sesini inceltip kalınlaştırdı. Sonra tahmin ettiğim şeyi yapmaya başladı. Erkenci Kuş seslendirme... "Sabahın köründe uyandığıma göre psikopat gibi şarkı söyleyebilirim... " Elini mutlu şekilde bir ileri bir geri sallıyordu ve yürürmüş gibi yapıyordu. Kısacası tatlı kız kılığındaydı ve Erkenci Kuş'un başlama şarkısını ritminde söylüyordu. "Teldeki güvercin, Yalıdaki şıllık, Kıçımdaki basur Sana da good morning! " Sessiz sessiz gülmeye başlamıştım. Elimle de gözlerimi kapatıyordum. Sesini inceltince sevimli olmuştu ama sözleri söylerken... Daha fazla kendimi tutamadan kahkaha attım. Hadi ama bunu ritimleri söyleyince komik oluyordu. "Taha Hanım- aman Bey, siz bir şey yapmayacak mısınız? " Uzun bir süredir ilk defa Taha'yı gülerken görüyordum. Sağ bacağını biraz kendine çekti ve çatı şeklini oluşturdu. Çok cool mu diyeyim? Sexy mi diyeyim? Ne diyeceğimi bilemediğim şekilde bakmaya başladı Mert'e. Sonra aniden sağ bacağına vurdu ve bu sefer sexy olduğunu karar verdiğim bir şekilde elini bacağında gezdirdi. Sonra sağ kaşını kaldırdı. Meydan okuma gibi gözüküyordu. Mert yüzünü gülmemek için şekilden şekile sokarken, bacağını diğer bacağının üstüne attı. Ehem... Tövbe tövbe! "Tövbe tövbe... Fesatlık time." Sarı içimdekileri seslendirirken Taha eski sert halini aldı ve duruşunu düzeltti. "Taklit yaptım işte. " Neyin taklidini yaptığını sormamayı yeğlerim. Serkan, Taha'nın kulağına eğilince merakla kulağımı kabarttı. "Neyin taklidini yaptın acaba? Az izle lütfen." Gözlerimi devirdim. Öğğğğkkkk.... Ahmet'in sesini duyunca ona döndüm. Mert ile bir şeyler konuşuyorlardı. Lakin duyamıyordum ne konuştuklarını. Fısıltılı geliyordu sesi. Ve çocuğu dikizlemeye başladım. Röntgenci gibi hissediyorum kendimi. Beyaz tenliydi ve benimkinden daha büyük dudakları vardı. Kızlara hakaret resmen. Boyu kısaydı ama içimden bir ses 'uzar' diyordu. Hafif yapılıydı. Ama cılız bir yapısı da vardı. Ahhhh... Cidden. Bu işlerden hiç anlamıyorum. Tamam vazgeçtim dikizlemeyeceğim. Sonra gözleri bana döndü ve dikizlerken yakalandım kısacası. Aman ne kadar harika! Gülümsemeye çalıştım ve Sena'ya baktım. Bir süre onun bana baktığını hissettim sonra da sesini duydum. "Benim gitmem gerek. " Elindeki telefonu salladı. "Acil bir işim çıktı. " Ayağa kalktı. Bende kalktım. Diğerleri de kalkarken Mert hala götüyle yerin temasını kesmemişti. "Ver elini. Hiç kalkamam. " El sıkıştılar. Herkes ile tek tek görüştükten sonra onunla kapıya kadar gitme görevi bana düşmüştü. Çünkü ev sahibi ben oluyordum ve çocuk benim için gelmişti. Ash... Ve evet. Sanırım o Ash'ti. Bunu sonra karar vereceğim veya sonra sindireceğim. Yandan yine onu süzdüm. Cidden çok yakışıklıydı. Ben iyice kendimi kaptırırken boğaz temizleme sesi geldi. "Her ne kadar dikizlemene anlam veremesem de rahatsız etmiyor değil. Gerçi sende haklısın, " Elinin tersini alnına koydu ve kafası geri atıp dramatik bir şekilde konuştu. "Ben olsam bende beni dikizlerdim. Çok yakışıklıyımdır. " Yanık ego koktu burası. Götüne baktım. İyi arşa çıkmamış. "Tövbe tövbe... Namusuma göz mü koydun kızım? " Elleriyle kalçasını kapatırken yaptığım şey sonra düştü. Allah belamı versin! "Iııımmm... Şey... " Utandım lan! Üfff resmen çocuğun gözü önünde kıçına bakmıştım. Lütfen terbiyeli konuşalım. Kıç veya göt değil. Popo! Anne olan iç sesim uyardı beni. Hepsi aynı şeyi anlatıyordu zaten. Ne farkı var ki!? "Lan! Cidden namusuma sende mi göz koydun!? " Dediği cümle de sadece 'sende mi?' lafına takılmıştım. Başka kim koydu ki? Lan ne oluyor? "Başka koyanlar da mı var? "Dur bir dakika... Ben koymadım ki lan!Ne saçmalıyorum ben!? " Ne yani sen ciddi ciddi göz mü koydun şimdi? " Gözleri sahte korkuyla büyüdü. "Hayır sadece büyük mü diye baktım. " Tirink tınk... Jeton'un düşme sesi. Sanırım konuştukça batmak bu oluyordu. "Ciddi olamazsın! " İki elini de kalçalarına iyice yerleştirerek koruma pozisyonu aldı. Ve benden biraz uzaklaştı. "Hayır yani ben koymadım. Hep Mert... " Hep Mert'in yanında dolaşmaktan oldu bunlar. "Ne yani!? Mert mi göz koydu bana!? Allah'ım bu daha tuhaf! " Yer yarılsın da içine düşeyim lütfen. Lütfen! "Hayır Mert koymadı. O sana neden baksın ki? " Köşeye sıkışmış fare gibi hissediyordum. "Ne yani bana çirkin mi diyorsun!? " Yüzü daha tuhaf bir şekil aldı. Allah'ım al beni! Bilerek mi yapıyor yoksa ben mi salağım? " Hayır ya! Sen taş gibisin mübarek. Çikolata dök yala. " Allah belamı versin! Acil! "Tövbe! Anka iyi misin sen!? Sapık olduğunu düşünmeye başladım. " Bende sapık olduğumu düşünmeye başladım. "İnan bana bende ne olduğunu bilmiyorum. Sadece şu konuşmayı unut. " Elini kalçalarından çekti ve sırıtmaya başladı. "Gülme." Bunu dememle kahkaha attım. Onun olmadığı tarafa baktım. Rezillik resmen rezillik. "Piyano, " Devam etmesi için ona baktım. " Derslerine devam edecek miyiz? " Ash olduğundan şüphelenmesem devam etmezdim ama eğer sen o isen -büyük ihtimalle- başka nasıl yakınımda tutabilirim? "Babamla konuşmam lazım. Aramız pek iyi değil. " Kafasını bana çevirmeden konuştu. "Neden? " Ön bahçeye gelmiştik. Bunu ona anlatamazdım henüz. Aslında sanırım hiç anlatamazdım. "Çok uzun ve eski bir hikaye. " Aile ve akrabalar dışında kimse bilmiyordu. Ve bilinmemesi gereken şeylerden biriydi. Taha ve Sarı bile bilmiyor olabilirlerdi. "Bir gün dinlemeyi isterim. " Burukça gülümsedim. "Emin ol pek iyi bir hikaye değil. " Olduğum yerde durdum. O da durdu. "İstediğin zaman bana anlatabilirsin. Tabii güvenirsen... " Gülümsedim. Bana yaklaştı ve beklemediğim şeyi yaptı. Sarıldı... Ne bileyim piyano hocanızın size sarılması tuhaf bir şey bence. Tabii ki de Ash'in sarılması çok normal... Komik geldi. Bende Ahmet'e karşılık verdim demek isterdim ama hayır veremedim. Dondum. Kaskatı kalakaldım. Daha az önceki rezillik üzerine bir de bu. Kalpten gideceğim şimdi. Kokusunu almaya çalıştım. Çikolata gibi mi kokuyordu o? Kestane kokusu geri zekalı... Taktın çikolataya. Kestane kokusu olduğunu nasıl anladın? Bence iç sesimle aynı beyne sahip değildik. Çünkü kestane kokusunu hatırlamıyordum. Hatta kokuyor mu onlar ya? Yani tatlımsı ama içi rahatlatan bir koku. Belirsizlik... Anlayamadım kokusunu. "Görüşürüz." Benden ayrıldı ve sıcak bir şekilde gülümsedi. Kapa çeneni kalbim! Tabii ki de etkilenmedin! Gözden kaybolana kadar arkasından baktım. Biraz uzun sürmüştü çünkü kendi ayağına takılıp düşmüştü bir ara. Cidden sakar çocuk... Telefonumu çıkardım ve Ash'e mesaj attım. Hımmm... Anka_K. : Seni arıyorum ve fazla zamanın kalmadı. Artık karşıma çıksan iyi olur Ash. (Son görülme 22.43) ~~~~~~~~~~~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD