Hapis

1894 Words
İşleri daha ne kadar karmaşıklaştırabilirdim bilmiyordum. İlk defa böyle boşlukta hissediyordum. Sanki odamda oksijen az ve ben o son oksijenleri almaya çalışıyordum. Lakin bunu yaparken boğazımın içinde bir kedi pati atıyordu sanki. Anka'nın dolan gözleri, yine de kendinden ödün vermeyişi geliyordu aklıma. Yine ağlamak istiyordu bir parçam. Yada haykırmak. Derin bir nefes alıp büyükçe ofladım. Bu hafta okula gitmemeye kararlıydım. Hastalandım bahanesini söyledim bizimkilere ve bütün gün odamdan çıkmamaya ant içmiş gibi kapıya dahi yaklaşmıyordum. Ne mi oldu? Hiçbir şey... Sadece daha önce yaşadıklarımı Anka'ya yaşattım. Orta parmağım ve baş parmağımla şakaklarımı sıktım. Üzülünce midem bulanıyordu. Lakin kusamıyordum. Böyle her an içimden çıkmaya hazır bir şey duruyor, onun verdiği rahatsızlıkla kıvranıyordum. Özür dilemeye gitsem çok absürt kaçardı. Ki yapamazdım da. Babası her yerdeydi. Eminim benim evimin önüne bile gözleyici koymuştur. Adam tam bir ruh hastası. Psikopat... Zil sesini duyunca kulak kesildim. O anda aynadaki yansımam dikkatimi çekti. Tam bir yıkığım şuanda. Gözlerim kısık, göz altlarım uykusuzluktan mosmor. Tenim ise ruh görmüştüm gibi beyaz. Saçlar yağlı ve dağınık, kıyafetim yamuk yumuk... Ben kendimi bu kadar yıkık gördüğümü hatırlamıyorum. Odamın kapısı açılınca gelene baktım. Allah kahretmesin, hayır ya... İstemiyorum. Banane! "Defol lan odamdan. " Yaşar'ın flaş sesini duymamla yüzümü gizlemeye çalıştım. Anka'nın babası birinci psikopat, bu ikinci. Ya sabır ya! "Ahmet n'oldu lan sana? Tır mı geçti üstünden? Tipe bak... " Cümlenin sonunu bitiremeden kahkaha atmaya başladı. Allah'ım al canımı. Yaşar önüme geçti ve direk bağdaş kurup oturdu. Bir şey demeden yüzümü süzdü. Alt dudağı bilmiş bir edayla ileri çıktı. Al ya! Sabır ya! "Olum hastayım diyorum ne geliyosun? " Yaşar omuz silkti ve yüzüme bakmaya devam etti. Şu filmlerde ezik kız ve havalı erkek bakışması gibi hissettim . Ve bilin bakalım kız kim yine? "Eeeee... Anlat bir şeyler? " Yaşar'a 'Ciddi misin? ' der gibi baktım. Ve ciddi olduğunu gördüm. Sinirlerim gergin zaten bir de bununla uğraşacağım. "Ne anlatayım Yaşar? "Grip nasıl olunur, zararları nelerdir?" Bunu mu? " Yaşar ellerini koyduğu yerden kaldırdı ve çırptı. Sonra tiksinir gibi ellerine baktı. "Lan ahır gibi bu ne? Sen bu kadar dağınık değilsin normalde. Bu normal değil anlatabiliyor muyum? Niye dağıldın? Hadi dağıldın odanı niye dağıtıyosun? " Ben sabır istemeyeyim de kim istesin? Yani böyle bir depresyondayım, yalnız kalmaya ihtiyacım var; arkadaşın biri geliyor 'vik vik vik' konuşuyor. Gel de sinir olma. "Normalim ben. Yok bir şeyim. " Yaşar ayağa kalktı ve cama yaklaştı. Perdeyi açmasıyla gözlerimi kapattım. Ağağağa güneş! Ruhum emiliyor. Yaşar daha sonra camı açtı. Kusucam sanırım. Öğğkk... Hızla klozete koştum ve içimdekileri çıkardım. Çok şükür... Kustum. Yaşar da sanki çok normal bir şey olmuş gibi arkamdan yavaş yavaş geldi ve beni izlemeye başladı. Midesiz bu çocuk. Ben tiksiniyorum kendimden bu kusmuğuma bakıyor. Iyy yani... " Gördüğüm üzere kahvaltı yapmamışsın ve... " Beni süzmeye başladı. "Allah bilir kaç gündür banyo yapmıyorsun. Saçların birbirine yapışmaya başlamış. " Derin bir nefes verdi ve odama geri gitti. Biriyle konuşmaya başladı ama kimle konuştuğunu anlamadım. Ben hala gelir mi gelmez mi bilmediğim için öyle dikiliyordum klozetin başında. Birkaç dakika sonra Yaşar kıyafetlerimle yanıma geldi. Beni klozetin başından çekti ve lavaboda yüzümü yıkadı. Şuan cidden tuhaf hissediyorum. "Kıyafetlerin burada. Boxer güzelmiş bu arada. Duş al öyle gel. Leş gibi olmuşsun. Dışardan yemek söyledim iyi gelir. " Yaşar bu kadar düşünceli miydi, yoksa ben mi rüyadayım? "Ne bakıyosun olum mal mal? " Tamam gerçekmiş. Kıyafetlere baktım. Boxer... Allah belasını versin başka boxer mı yok!? Örümcek adam kafalı -Allah bilir hangi kafayla aldım- beyaz ve benim giymediğimi getirmiş getire getire. Yaşar'ın çoktan banyodan çıktığını fark edince duşakabine girdim. Üstümü çıkarıp uzun ve rahatlatıcı bir duş aldım. Bir süre suyun altında boş boş durmayı veya ağlamayı denedim lakin su bir sıcak oluyor, "Yandım" diyip geri çekiliyordum yada soğuk oluyor, "Dondum" deyip geri çekiliyordum. Tam ayarını tutturamadığım için mooda giremedim. Bir süre sonra Yaşar banyomun kapısını tıklayıp gelmem gerektiğini söyleyince kısa kestim. Ne güzel duş depresyonu yaşamaya çalışıyordum şurda. Kıyafetlerimi giyindim ve saçımı havluyla kurulayarak odama geçtim. Yaşar'ın sesi salondan gelince bu sefer oraya gittim. Günler sonra acıktığımı hissediyordum. Salondan farklı bir ses gelince olduğum yerde durdum ve sesi ayırt etmeye çalıştım. Taha? Salona girdim ve etrafı taradım. Evet, Taha imiş gelen. Sert sert bana bakıyordu. Yumuşak bakmasını beklemiyordum. Ama yani bu kadar da fazla kardeşim. Yaşar'a baktım ve pekte güvenilir olmayan bir bakışla karşılık aldım. Sanırım sıçtım. Allah'ım şimdi al canımı bari. "Hoşgeldin... " Sesim bir yerlere kaçtığı için sadece ilk harfler duyuldu. Taha'nın karşısına geçtim ve dik durmaya çalıştım. Ne kadar olursa artık. "Şimdi... " Taha sakin kalmaya çalışır gibi bana bakarak konuştu. "Güzel bir bahane üretmek için tam 1 dakikan var. Yoksa kafa göz dalarım sana. " Yutkundum. Söylemeli miyim? Yoksa söylememeli miyim? Bir şey söylemeden sadece yüzüne baktım. Acaba böyle kıytırık cevaplar vererek kurtulabilir miyim? Denemekten zarar gelmez. "Anka ile benim aramda. Lütfen evimi terk eder misin? " Taha'nın gözünün seğirdiğine sahit oldum. Tamam denememek gerekiyormuş. "Bak çocuk seni döverim, direğe bağlar sabaha kadar s*kerim! Adam akıllı anlat! " Öhöm... Ben elendim arkadaşlar siz devam edin. "Yalnız burada bende varım hatırlatırım. O dövme işi tam tersi olabilir. " Yaşar, Taha'nın yüzüne bakarak gülümsedi. "Bence ben ikinizle de başa çıkabilirim. " Taha da yapmacık şekilde gülümsedi. Bu iş güç gösterisine gidiyor. Araya kaynayan ben olacağım. "Hahahaha komik çocukmuşsun." Yiyişin siz. Ben kaçıyorum. Bebe... Mutfağa gittim. İkisi hala birbiriyle atışıyorlardı. Ne derler bilirsiniz: "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın. " Yılanın kim olduğunu tartışmayacağım. Zil sesi gelince ikiside sustu. Bende gidip kapıyı açtım. Yaşar'ın verdiği siparişler gelmiş. Yaşar'dan para alıp ödedim. Ne? Tabii ki de o ödeyecek. O verdi siparişi. Ayrıca ben depresyondayım. İçeriye geçtim ve yemekleri orta masaya koydum. "Yemek yerken konuşalım Taha... " Yüzüne bakmadan koltuğa oturdun ve masayı kendime çektim. 2 çorba ve büyük boy pizza vardı. Pizzadan Taha'nın ikram ettim. Boş boş beklemesin. Çorba içmeye başladım. "Anka'yı kırmak değildi niyetim... " Sesim kısık çıkıyordu. Mahçup hissediyordum biraz. Saçma geliyordu ama hissediyordum yine de. "Kırmak değil miydi niyetin? Kırmak değilse o zaman kız neden perişan!? " Ağzıma aldığım çorbayı zorlukla yutkundum. "Ne kadar kötü? " Yüzüne bakamıyordum. Ağğhhhh... Sinir oldum. "Seni ne ilgilendirir!? Ben sadece seni dövmeye geldim. " Yaşar konuşmaya atladı. "Ama ben varken ne yazık ki bu gerçek olmayacak. " Çorbamı kafama diktim ve arkama yaslandım. "Anka'yı ister reddederim, ister etmem. Sanane? " İşaret parmağımı dudağıma götürdüm ve Taha'ya sus işareti yaptım. Anlamaz bir şekilde bana baktı. Telefonumu alıp not kısmına her şeyi anlatacağımı ama telefonunu masaya bırakıp benim odama gitmemiz gerektiğini yazdım. Sonra da ona gösterdim. "Ya bir kız için ne diye buraya geliyorsun abi!? Kraliyet ailesinden mi kız? Ne bu ego? İnsan değil mi o? İllaki birisi reddedecek. " Kaşımla saçma saçma hareketler yaptım. Benim dikkatsizliğimle bir şeyler bozulmuştu. Ve bende fazla önlem alarak bir şeyleri düzeltmeye çalışıyordum. Bu Anka'nın manyak babası bunların telefonuna dinleme cihazı da koymuş olabilir yani. Beklerim ben. Taha biraz bağırdı. Elini masaya falan vurdu. Güzel oyuncu yeteneği. Ben beğendim. Sonra da beni odama götürdü. Yada ben götürdüm. Herneyse... Gitmeden önce telefonumu masaya koymayı ihmal etmedim. İyice şüpheci yapmıştı bu adam beni. Taha yatağıma otururken bende karşısındaki sandalyeye oturdum. Ellerim önümde birleştirip derin bir nefes verdim. "İşler sandığın gibi değil. Ben Anka'yı sevmediğim için reddetmedim. Mecbur kaldım. " Kaşını çattı. Hala çenesi kasılmış şekilde duruyordu lakin. İnsan bir yorulur. "Nasıl yani? " Saçımla streslice oynadım. "Babası... " Anlar mı diye yüzüne baktım. Anlamadı. Yani tek kelime ile anlasaydı inanılmaz olurdu zaten. "Anka'nın babası tehdit etti beni. " Ondan sonra olanları bir bir anlattım. Sadece şu sokakta 'sevgilisiyim' deme kısmını atladım o kadar. Taha bir süre tepki vermeden dediklerimi sindirmeye çalıştı. Sonra burun direğini sıktı. Eskisinden daha sinirli gözükmesi normal mi? Bence normal. Ooo... İç ses hazretleri. Hiç gelmeseydin. "Bize niye ulaşmıyorsun oğlum!?" Elimle alnıma vurdum. "Dedim ya geri zekalı telefonlarınız çalmıyordu. " Göz devirdi. "Senin şu aşağıdaki arkadaşının telefonundan ulaşsaydın bize? " Mantıklı... Ama aklıma gelmedi yani napim? "Açıkcası Anka'nın babası beni ürkütüyor. O manyak adam telefonlarınıza dinleme cihazı koymuş bile olabilir. " Taha göz devirdi. Hadi ama mantıklı bence. "Şunu söylemeliyim ki Anka'nın babası sadece kendi çıkarları için uğraşıyor. Sen ona bir şey veremeyecek kadar zayıfsan seni görmezden gelmekten zevk alır. Hatta karısı ile de öyle evlendi. " Kaşımı çattım. Biraz dedikodu fena olmazdı herhalde. "O kadın Türkiye'nin en zengin iş adamının kızıymış. Ben öyle duydum. O adamın babasına da bir can borcu varmış. " Ne alaka olum bu? Türk dizisi mi çekiyoruz? "Ya dur kısaca anlatayım şimdi. Bu kadının annesi ölüm döşeğine düşmüş. İlik mi ne lazımmış ve bunlarınki uymamış. Adamın babası da ilik vermiş. Bu kadının babası karısına çok bağlı olduğu için can borcu olarak düşünmüş ve kızının da onayıyla ikisini evlendirmişler. Ve bildiğime göre kadın zaten adamı seviyor. Lakin... " Adam *rospu çocuğunun teki. Gerçi babası iyi biri gibi. Eminim annesi de iyidir. Bu kime çekti acaba? "Sen niye 'adam ve kadın' olarak hitap ediyosun? Hadi ben isimlerini bilmiyorum. Sende mi? " Taha omuz silkti. "İsimlerini unuttum. Zaten çok duymuyorum isimlerini. Sürekli "Şu şirketin sahipleri" falan diye konuşuluyorlar. " Kaşımı kaldırdım. "Neyse çok boş yaptık. Bir şekilde Anka ile görüşmen lazım. " Hadi canım. Biz bilmiyorduk. "Nasıl olacağını da söylesen fena olmaz. " Bir süre düşündü. Sonra yüzü ekşidi. "Bir ay sonra bir balo var. Piyano çalmak için seni oraya sokabilirim ama bir ay biraz geç olabilir. " Bir ay yaşayabilecek miyiz o da var. "Çok geç olur. Sen Anka'yı söylesen... Bari üzülmese." Başını olumsuz anlamda salladı. "Babası görüştürmüyor. " What the f**k!? Bu adam psikopat. Polise şikayet etmeme ramak kaldı. "Nasıl görüştürmüyor? " "Basbayağı kimseyi sokmuyor evine. Resmen karantinaya aldı Anka'yı. Ve telefonla bile de konuşamıyoruz. " Bu gaddarlık. Bu ruh sağlığı bozukluğu. "Peki neden? " Nedeni basitti aslında. Hiçbir şekilde Anka'ya ulaşamayacaktım. Böylece bir açıklama yapamayacak ve Anka gerçeği öğrenemeyecekti. Belki sevgisi ölecek ve bana karşı nefret dolacaktı. "Dediğine göre Anka'nın hazırlanması gereken işler varmış. Baloya kadar kız dışarı çıkmayacak. Hatta okula bile gitmeyecek. " Eee abarttın artık yuh! "Sen Mertgile olanları anlat. Ama telefonlarınızın yanında olmadığına emin olun. Bir ay sonra beni de baloya sokmanız lazım. Ayrıca Anka'ya sizin ulaşmanız daha kolay olduğu için siz deneyin ve olayları açıklamaya çalışın. Benim aklıma başka yol gelmiyor ve delirmek üzereyim. " Odada gel git yapıyordum. Cidden canımı sıkıyordu bu adam. Bu kadar büyük bir psikopat olduğunu bilmiyordum. "Bana birkaç yumruk at. " Taha'ya dönerek konuştum. Kaşını çattı. "Evimin önündeki motorun ve adamın senin olmadığını varsayarsak adam beni dövmek için geldiğini düşünmeli. " Taha ayağa kalktı ve camdan dışarı baktı. "Hass... Bu kadar büyütmüş mü olayı adam?" Artık şaşırmayı unutmuştum resmen. "Yüzümde iz bırakmaya özen göster. Hatta becerebilirsen dudağımı ve kaşımı patlat. " Tereddütlü bir şekilde bana baktı. "Yap hadi." Derin bir nefes aldım ve vurmasını bekledim. Attığı ilk yumrukla arkaya doğru sendeledim. 4. yumrukla çoktan geriye doğru düşmüştüm. Taha üstüme çıktı ve vurmaya devam etti. Gerçekten sanırım beni dövmek istiyordu ve şuanda bütün hıncını çıkartıyordu. Birkaç dakika sonra üstümden kalktı. Ağzımın her yerinde kan tadı vardı. İyi dövdü. Kalkmam için kolumun altına girdi ve salona taşıdı. Yaşar bizi görünce direk Taha'nın üstüne atlayacaktı. Lakin ben elimle engelledim ve kulağına fısıldadım. "Ben istedim. Şimdi bağırın kavga edermiş gibi yapın ve birkaç yumruk sallayın birbirinize. Sonra anlatacağım." Taha baktım. Sanırım anladı. Beni kanepeye koydu ve Yaşar'la bağırarak kavga etmeye başladılar. Birkaç morluk sonrası durdular. Taha bağırarak evi terk etti. Bende telefonun SIM kartını çıkartıp koydum. "Ahmet ne olduğunu anlatacak mısın kardeşim? " Gözümle ona bakmaya çalıştım. "Bende bilmiyorum ki... Kötü şeyler oluyor ama takip edemiyorum. " Ağzımdaki kanlı tükürüğü peçeteye tükürdüm. Ve gözlerimi kapayıp gürültülü bir zihinle uyumaya çalıştım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD