_Ash_: Hey
_Ash_: Çıktın mı hastaneden?
_Ash_: Yani hastaneye yatmışsın. N'oldu?
Anka_K. çevrimiçi...
(Görüldü 09.45)
Anka_K. yazıyor...
Anka_K. : Lan Ahmet mal mısın lan!?
_Ash_: Ne?
Anka_K. : Kız biliyor seni. Ne götlük yapıyosun mal!?
_Ash_: Sen kimsin be
Anka_K. : Yakında ecelin olacak şahıs
_Ash_: Oha! Azrail misin??
_Ash_: Oha Azrail cep telefonu kullanmayı biliyor mu?
Anka_K. : Çarpılcan geri zekalı.
Anka_K. : Mert
_Ash_: Ha sen...
Anka_K. : Bir şey soracağım
_Ash_: Sor.
Anka_K. : Sen neden malsın??
_Ash_: Ciddi bir soru soracaksın sanmıştım.
Anka_K. : Ciddi soruyorum zaten.
Anka_K. : Etrafında olan bitenden haberin yok.
Anka_K. : Ya çok zekisin mal taklidi yapıyorsun,
Anka_K. : Yada beklediğimden daha malsın.
_Ash_: Ne mallığımı gördün de böyle konuşuyorsun?
Anka_K. : Anlatsam sabah olur.
_Ash_: Senin de hayatın Aşk-ı Memnu lan! Ben sana bir şey diyor muyum?
Anka_K. : Benim olayları sen nerden biliyorsun???
_Ash_: Hiiiç...
Anka_K. : Anka söylemiş olamaz. Hangi bok kafalı söyledi.
_Ash_: Aslında şampuanı gayet güzel kokuyordu.
Anka_K. : Ahmet!!
_Ash_: Tamam lan kızma.
_Ash_: Kuduz köpek
_Ash_: Sarı söyledi.
Anka_K. : S*keyim onun çenesini.
_Ash_: Çenesini... Hmmm...
Anka_K. : Hay...
_Ash_: Anka nasıl oldu? Neyi varmış?
Anka_K. : Kalp krizi geçirmiş.
_Ash_: Ne!!???
Anka_K. : Şaka lan
Anka_K. : Mal yemek yemiyormuş kaç gündür.
Anka_K. : Tansiyonu filan düşmüş.
_Ash_: Senin kuzenin daha mal :)
Anka_K. : Senle görüşmeye başladığından sonra oldu. Bil bakalım kimin suçu??
_Ash_: Senin??
Anka_K. : Lan benim suçum ne?
_Ash_: Sen niye çok kızgınsın bugün be!?
Anka_K. : Sana hesap vermek zorunda mıyım??
_Ash_: Tamam yeter
_Ash_: Soru işaretleri sinirimi bozdu.
_Ash_: Koyma soru işareti cümlenin sonuna.
Anka_K. : Bak kardeşim
Anka_K. : Hala bilmediğin bir sürü bok var
Anka_K. : Ama sana sadece şunu soracağım
Anka_K. : Anka'ya karşı ne hissediyorsun
Anka_K. : Cidden bu anonimlikmiş, arkadaşlıkmış, yok şuymuş buymuş sıktı.
Anka_K. : Ayrıca ben Anka'nın aç kalma nedenini de sana bağlıyorum
Anka_K. : Anka'yı seviyorsan git adam akıllı konuş.
Anka_K. : Sevmiyorsan da ümit verme. Hatta hayatından defol git.
Anka_K. : Aylardır etraf karışık zaten.
Anka_K. : Kuzenime bi boklar olursa senden bilme durumundayım.
Anka_K. : Geberse gelip senin boğazına yapışırım.
Anka_K. : O derece. Şimdi adam akıllı düşün ve şu anonimlik saçmalığını da bırak. Kız zaten seni tanıyor hala haberi yokmuş gibi davranıyorsun.
Anka_K. : Gidiyorum ben. Sende git duvarla mı konuşursun, destek için arkadaşını mı arasın ne yapacaksan yap.
Anka_K. : Kısa süre içinde hallet şu duygularını.
Anka_K. Çevrimdışı
_Ash_: Ağzıma lafı tıktın gittin.
_Ash_: Hay edeyim.
Telefonu kapatıp yanıma koydum. Ben bir geri zekalıyım. İkna oldum iyice. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.
O zaman dans...
Bir süre tavana bakarak düşündüm. Aslında düşünmedim. Beynim bile susuyordu.
Salona geçip televizyonu açtım. Zaman geçmiyordu ve açıkçası çok sıkılmıştım. Behlül kanepeye oturur oturmaz üstüme çıkmıştı.
Televizyondan Müge Anlı izlemeye başladım. Çünkü adam akıllı bir şey yok. Kız 18 yaşında ve 21 yaşında bir oğlana kaçmış. Oğlan eşkiyanın teki tabii. Kıza soruyorlar: "Nasıl tanıştın? "
Kız diyor ki: "İnternetten." İnternetten tanışalı 3 ay olmuş sonra buna kaçmış. Bu kızla konuşmaya başlamadan 4 önce de başka bir kızla imam nikahını bozmuş. Hayır nerden bakarsan bak tekinsiz bir herif.
Müge Anlı biterken ne kadar boş bir gün olduğu tekrar aklıma geldi. Help!
Zilin çalmasıyla kurtarıcımın geldiğini düşünerek Behlül'ü kanepeye fırlatıp kapıya koştum. O kadar sıkıldım yani.
Kapıyı açtığımda takım elbiseli bir adam dikiliyordu. Gülümsedim ve suratına kapıyı tekrar kapattım. Rüya görüyormuşum. Püü...
Zil tekrar çalınca tekrar açtım. Başka n'apabilirim ki?
"Ahmet Bey? " Bey? Kesinlikle benden bahsetmiyor.
"Bey yok burada. Yanlış kapı. " Kapıyı geri kapatacakken ayağını araya koydu.
Uwuu...
Kız olmalıydım.
"Anka Hanımın arkadaşı değil misiniz? " Kaşımı çatıp ona baktım. Anka'nın adamı mı? Böyle diyince sanki Anka mafyaymış gibi oldu.
"Arkadaşıyım, evet? " İçeriye girdi. Girebilirsin dememiştim oysaki.
Salona geçip bir koltuğa oturdu. Bende açık olan televizyonu kapatıp karşısına oturdum. N'oldu acaba?
"Buyrun ne istemiştiniz?" Elindeki çantayı açtım ve içinden tableti çıkardı. Yarabbim sabır.
Birkaç dakika boyunca bir şey demeden bakıştık. Sonunda tableti bana çevirdi ve karşımda bir adam belirdi. Kaşlarımı yine çattım. Anka'nın babası mı?
"Buyrun? " Beni duyduğunu düşünerek konuşmaya başladım. Bir boklar olacak. Hissediyorum. Tam midemde.
"Sen misin Anka'nın sevgilisi? " Öhöm... Ne?
"Anladığımı sanmıyorum. "
"Bugün Anka'nın bir arkadaşı sevgilisi olduğunu söyledi. Doğru mu değil mi? " Kesin şu şerefsiz çocuk.
"Evet. Benim. " Bindik bir alamete, gidiyoz kıyamete... Haydee!
"Anka'dan ayrılmanı istiyorum. " Onunla çıkmadan ondan ayrılmak... Hımmmm...
"Neden? "
"Onun için başka planlarım var. Ve bu planlar arasında sen yoksun. " Tch... Babaya bak.
" Üzgünüm efendim ama Anka'nın istemediği şeyleri yaparak onu mutlu edemezsiniz. Ayrıca sizin planınızdan Anka'ya ne? " Babası hiç istifasını bozmadan tekrar konuştu.
"Ahmet Kaya. Başarılı bir öğrenci. Maddi durumları orta. Üç kardeşler. Biri daha yeni doğmuş. Annen hastanede. Doğumdan sonra toparlanamadığı için yatıyor. Baban iç mimar. Bir çok arkadaşın var. Piyano biliyorsun. Başka? " Maşallah bana. Başka ne?
"Sence kızıma layık mısın? " Evet... En azından zekiyim. Ve bir sürü özellik saydın be adam. Ayrıca çok iyi dil de biliyorum.
"Bakın efendim Anka benden ayrılmadıkça ondan ayrılmaya niyetim yok. Sizinle sevgili değilim, Ankayla sevgiliyim. Ve karışma hakkınız yok. " Dalgalı bir şekilde gülümsedi. Tamam Anka'yla da sevgili değilim ama en azından arkadaşız yani.
"Fazla cesurca konuşuyorsun ama unuttuğun bir şey var..." Kaşımı çatıp devam etmesini bekledim. Allah'ım acaba aktör falan mı olsam?
"Para her şeyi çözer. " Bu sefer ben güldüm. Şahsen parayla tav olmayacağımı biliyorum.
"Efendim inanın bana parada pek gözüm yok. " Hala dalgacı biçimde bana bakıyordu. Bu adamdan tırsmaya başladım. Mal mıdır nedir?
"Para teklifini sana yapmayacağım ki? " Devamını getirsene lan! Tane tane sinirimi bozdun.
"Babanın şirketine yapacağım. " Manyak bu adam! Psikopat. Sülalemi bari sal.
"Babamın bu işle alakası yok lakin. Neden bu kadar inatçısınız? " Saygılı konuşmayı seveyim...
"Dediklerimi yaparsan bir şey olmayacak zaten. Tek istediğim Anka'yı engelleyip konuşmayı kesmen. Bu kadar. " Bir de bu kadar diyor. Ya sabır!
"Şöyle düşün. Annenin hastaneden çıkıp çıkmayacağı belli değil. Onun hastane masrafları her gün artıyor zaten. Bebeğin masrafları, evin masrafları, senin masrafların... Sence baban işsizken bu kadar masrafı kaldıramaz. Ne dersin? " Hay edeyim!
"Bana bak baba bozuntusu insanların hayatları o kadar kolay değil! Anka'yı da kontrol etmeye çalışıp durma. Kızının mutluluğuyla hiç mi ilgilenmiyorsun!? Resme karşısın, yurt dışına çıkarmak istiyorsun ve bir de istemediği kişiyle evlendirmeye çalışıyorsun. Ne biçim babasın be sen!? " Hiç mimiği oynamadı. Yüzünde hiçbir duygu geçmedi. Öylece yüzüme baktı ve "İlgilenmiyorum." dedi. Omuzlarım düştü. Cidden gaddardı bu adam. Ve eminim ki bu sohbet kapanır kapanmaz babamın işine son verilecekti.
"Peki. İstediğini yapacağım. " Tatmin olmuş bir şekilde kaşlarını kaldırdı. Ulan...
"Şimdi gözümün önünde kızıma engel at. " Kızıymış... Ebenin nını yani.
Telefonumu çıkardım ve Anka'nın mesaj kutusuna girdim. Mesaj atmıştı ama bakmadan gidip engelledim. Her yerden engelledim... Bir şekilde durumu izah edecektim.
"Güzel. Bu arada kızımın etrafına adamlar diktim. Seni kızımın yanında görürsem babanın işine elveda. " *rospu çocuğu ya! Edeyim böyle işe.
"Güzel bir anlaşma oldu bence. İyi günler Ahmet. " İyi ginlir ihmit! İyi bir gün mü bıraktın sanki!? Şerefsize bak.
Sohbeti sonlandırdı muşmula suratlı. Gelen adam da olabildiğince hızlı bir şekilde evi terk etti. Delircem şimdi. Bak böyle kafayı yicem.
Mert'e söylesen o ulaştırsa?
Mantıklı. Hızla Mert'e mesaj yazmaya çalışamadım. Lan beni engellemiş. Diğerlerini de denedim. Hepsi engellemiş. Lan! Telefon numaraları da kullanılmıyor gözüküyor. Adam teşkilat kurmuş lan!
Hızla evden çıktım. Bir boklar olmadan gidip Mert'le konuşmalıydım. Ama ne diyeceğim? Amcan beni böyle böyle tehtid etti, git döv mü? En azından Anka'ya durumu izah ederdi.
Hızla yürürken arkamdan birinin seslendiğini duydum. Hay edeyim! Koş Ahmet!
"Ahmet! Dursana! " Arkama baktım. Anka bir yetişmeye çalışıyordu. Adamlar görünürde yoktu. Ama yine de koş Ahmet.
Caddenin karşısına geçtim. Bu Anka'da da ne hız varmış lan! Geberdim ben kız hala peşimde.
Işıklardan hareket edecek bir dolmuş görünce hızla içine atladım. Kurtuldum çok şükür.
Işıkta dolmuş hareket etmiyor...
Hay seveyim. Anka yürüye yürüye dolmuşa bindi. Sorgular gibi yüzüme baktı. Bende onu görmemiş gibi yaptım ve telefonumun arkasındaki 5 TL yi dolmuşçuya uzattım.
"İki kişi. "
Şuan onu hiç görmemiş gibi yaptın gerçekten. Aferin.
Dolmuş hareket ederken Anka dışında her yere baktım. Şimdi konuşsam kim görecek?
"Anka... " Sözüm yanımda gördüğüm arabayla kesildi. Bunlar o adamın adamı değilse bende adam değilim. Bir şey demeden geri sustum.
"Evet? " Olumsuz anlamda kafamı salladım. "Bir şey söylesene Ahmet? " Kaşlarımı hayır anlamında kaldırdım. Offf...
"N'oluyor sana? " Dolmuştakiler film izlerken ben inatla konuşmuyordum. Sadece adamlara bakıyordum. Onlar da benim konuşmadığımdan emin olmak için bana.
"Konuşsana be çocuk! " İşimi hiçte kolaylaştırmıyor açıkçası.
"Burada olmaz. " diye mırıldandım. Dolmuş durduktan sonra Anka'yla aşağı indik. Açıkçası gelmek istediğim yer burası değildi.
Adamların da bizim peşimizden geldiğini görüyordum. Bir kaç defa atlatmaya çalışsam da hiçbir ise yaramıyordu.
"Ahmet bende kaçmaya çalışman bir son ver. Peşini bırakmayacağım. " Biliyorum da senden kaçmaya çalışmıyorum. Hay edeyim. Allâh'ım imdat!
"Senden kaçmaya çalışmıyorum. " diye mırıldandım. Bilmem Anka duydu mu duymadı mı ama artık onlardan kurtulamayacağımı anlamıştım.
Ara sokaklardan birine çektim Anka'yı. Konuşmak için mükemmel bir yer olmasa da başka yer yoktu. Adamlar sokağın başına gelince bizi gördü ve dik dik bana bakmaya başladılar. Anka'nın arkası onlara dönüktü. Parmağımı adamlara 1 dakika anlamında kaldırdım. Dik dik bakmaya devam ettiler.
"Bak Anka... " Yüzüme sert bir tokat yedim. Ah canım yüzüm. Benim baby face yüzüm...
"Asıl sen bana bak Ahmet! Ne yapmaya çalışıyorsun ha!? Neyim ben oyuncak mı!? Geliyorsun sevgilim diyorsun, iyi davranıyorsun, umut veriyorsun; sonra da beni tanımıyormuş gibi kaçıyorsun benden! Napmaya çalışıyorsun!? " Göz ucunda adamlara baktım. Duvarın kenarında bekliyorlardı. Büyük ihtimal ses kaydı da ediyorlardır bunlar.
"Seni seviyorum diyorum! Şaka mı sence bu!? Geldin mal mal anonimlik yaptın, iyi hissettirdin şimdi de duygu p*zevenkliği mi yapıyorsun!? Ne istiyorsun!? Ha? " Anka'nın ilk defa küfür edişine mi şaşırayım yoksa bu kadar sinirli olmasına mı? Her zaman ağır başlı Anka bildiğin sinirden deliye dönmüştü.
Şuan bana deli olduğun belli diyip ortamı yumuşatman yok mu?
Yok.
"Bak tamam... Sana son kez soracağjm. İki gram adamlığın varsa doğruyu söylersin. Beni seviyor musun? " Birkaç saat önce eğer bu soru sorulsaydı bilmiyordum. Ama şuanda... Ne olduğunu gayet iyi biliyorum. Ama sen bilemeyeceksin ne yazık ki.
"Hayır." Yutkunamadım. Anka'nın gözlerinin dolmaya başlayışını izledim. Eğer biraz daha durursam bende ağlayacaktım. Bu yüzden kafamı duvara doğru çevirdim.
"Seni sevmiyorum. Hiç sevmedim de. Sadece kafa dağıtmak için yazdım. Sevmeseydin. " Kalbimin yerinde tepindiğini hissediyordum. Acıyordu. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar acıyordu. Belki hayatımda hiç bu acıyı çekmemiştim bile. Bütün ruhumu ezip geçmek can acıtıyordu.
"Şimdi beni rahat bırak ve küçük prenses hikayene daha iyi ve seni seven birini bul. " Yanından geçip gittim. Orda bizi dinleyen adamlara baktım. Kafalarıyla hafifçe onayladılar. Onların ters tarafına dönüp hızlıca yürümeye başladım. Bir süre sonra koşmaya başladım.
İnsanlar tuhaf tuhaf bana bakıyordu ama pek umrumda değildi şuanda. Kendimden nefret ediyordum. O da nefret ediyordu artık. Affetmeyecekti ve bende kendimi affetmeyecektim. Göz yaşlarımı silmeye çalışırken daha hızlı koşmaya başladım. Kalbim sökülüyordu resmen. Ayrılık acısıydı. Hiç birleşmememize rağmen oluşan ayrılık acısıydı.
Görüşüz Külüm...