"Bana yeniay döneminde toplanmış kuru biberiye ve pelin otu lazım. Getirir misin?"
Laila, onlara saldıran hayvanı oradan uzaklaştırdıktan sonra Giray'ın daha fazla kan kaybetmemesi için ona ilk yardım uygulamıştı.
Neyse ki kurt onu şah damarından ısırmamıştı ve Giray hala nefes alıyordu. Çok fazla kan da kaybetmemişti.
Umay, oraya Bade ve Araf'la gelmiş ve Bade onlara çarenin ne olduğunu bildiğini söyleyerek kendi evine getirmişti. Laila ısrarla hastaneye götürmek istese de yanında bir doktorla bir doktor stajyeri vardı ve onlara güvenebileceğini biliyordu.
"İyi de bitki karışımıyla adamın yarasının ne alakası var?" Dedi Araf hiçbir şey anlamayarak.
Bade sinirli bir şekilde ona döndü ve, "Arkandaki kavanozlarda dediğim bitkiler ve toplanma dönemleri yazıyor, bana onlardan bir an evvel vermezsen adamcağıza ne olacağını görmek bile istemezsin!" diyerek Araf'ı azarladı.
Laila'nın kucağında baygın şekilde yatan Giray'ın ten rengi neredeyse mor bir hal almıştı. Laila tedirgindi, ve ne olacağını bilmiyordu. Bade'nin işine karışmak istemedi, ama doğru yolda olduğunu hissediyordu.
Umay, Giray'ın yarasını tamamen temizledikten sonra temiz bir bez ile üstünü örttü.
"Yarayı temizledim, ne sürülmesi gerekiyorsa sürelim bir an evvel, Bade hadi."
Bade otları havanda iyice öğüttükten sonra yeşil bir soda şişesine benzer bir kavanozdan içine suya benzer sıvı koydu. Araf, Laila ve Umay neler olduğunu anlamayarak Bade'yi izliyorlardı. Bade o sıvıyla bitkileri macun kıvamına getirip dizlerinin üstünde yürüyerek Laila'nın kucağında yatan Giray'a yaklaştı.
"Umay yarasını aç."
Umay bezi kaldırdı ve Bade hazırladığı bitki karışımını diş izlerinin üstüne sürdü. Eliyle yayarak üstünü tamamen kapattı. Araf'a eliyle sargı bezine işaret etti, Araf ona sargı bezini verdikten sonra hızlı bir şekilde Giray'ın boynunu sardı.
"Tamamdır, şimdi ben farklı bir şey daha hazırlayacağım. Onu da şurup gibi içireceğiz, bir gün boyunca mümkünse uyusun, uyanmasın."
Herkes kafasıyla onayladı ama hala daha onun ne yaptığını anlamamışlardı. Bade artık anlatma ihtiyacı hissetti, ve Laila'ya döndü.
"Arkadaşlar, başınıza böyle bir şey geldiğine göre zaten bazı şeyleri az çok biliyorsunuz demektir. Laila, ne oldu da bir şeytani varlığın size hayvan şeklinde saldırmasına yol açtın?"
Odada bilinci açık olan herkesin kanı dondu. Şokla birbirlerinin yüzüne baktılar. Umay tüm arkadaşlarının aklını kaybettiğini düşünüyordu. Sinir bozukluğuyla bir kahkaha patlattı.
"Siz, şaka mısınız? Abime bir kurt saldırdı ve buna şeytani varlık diyorsun. Laila, ne diyor bu ne saçmalıyorsunuz siz?"
Laila, konuşarak açıklama yapmak istemedi. Giray'ın kafasının altına yastık koyarak oradan kalktı ve Umay'ın yanına oturup onun ellerini tuttu. Gözlerinin içine baktı. İçinden bir cümle geçirdi.
"Umay, beni duyuyorsan eğer bazı şeyler hiç de bildiğin kadar normal değil."
Umay şok ile Laila'nın ellerini fırlatıp bıraktı. Ayağa kalktı ve ne yapacağını bilemeyerek korkuyla Laila ve Bade'ye baktı.
"Bu da neydi şimdi? Büyü mü bu? Büyücü müsünüz siz? Allah kahretsin abimi nasıl bir yere getirdim ben, akılsız kafam! Biz gidiyoruz!"
Bade sakin bir şekilde ayağa kalktı ve aniden kapıyı kilitleyip anahtarı cebine koydu.
"Sakin ol, hiçbir yere gidemezsin. Bu gece dolunay gecesi ve abinle beraberken güvende değilsin. Oturursan her şeyi anlatacağım."
Laila, heyecanla Bade'ye dönerek, "Benim yaşadıklarımı sana aktarmak istiyorum. Bana neler olduğunu söyler misin?" dedi ve ona ellerini uzattı.
Araf ve Umay birbirlerine baktılar. Araf, Umay'ın kolundan tutup yanına oturmasını sağladı. Ona sakin bir ses tonuyla,
"Umay, yaşadıklarımız biraz tuhaf bir şeyler ama başından beri Laila'ya şahidim. Dünyada gerçek üstü olaylarda var ve biz de sadece bunlara şahit oluyoruz. Korkma, birazdan tamamen anlatırlar anlarsın." dedi ve Laila ve Bade'nin birbirine aktarım yapmasını izlediler.
Ellerini bıraktıktan sonra Bade, gözleri dolu bir şekilde Laila'ya baktı.
"Geçmiş yaşamında Sharon Tate'din Laila."
Umay, Sharon Tate isminin tanıdık gelmesiyle Araf'a baktı.
"Çok tanıdık bir isim, kimdi o?"
Araf cep telefonundan onun bir hareketli resmini açtı ve Umay'a gösterdi.

Umay bugün defalarca şok olmuştu ve bir daha bunu yaşadı. Ağzı açık kalmıştı.
"Tanıyorum ben bu kadını. Bu kadın biz Braşov'a gitmeden önce benim rüyama girdi. Elimden tutup, 'Yolumu aydınlatmama yardım eder misin' dedi. Onu tanımadığımı ve ne yapacağımı bilmediğimi söylediğimde ise 'Çok yakında tanışacağız' dedi."
Araf, kendisini bir tiyatro gösterisinde gibi hissediyordu. Sanki her şey planlanmıştı ve oynuyorlardı. Laila, gözlerini Umay'a dikti. Gözlerinden birer yaş geldi.
Bade, Laila'ya gülümseyerek baktı.
"O kadar şanslısın ki reenkarne olup tekrardan yaşama şansı bulmuşsun ve bunu öğrenmen için uğraşan koruyucu serafların var."
Laila, anlamayarak Bade'ye döndü. Çenesine akan gözyaşlarını elinin tersiyle sildi.
"Seraf ne demek?"
"Yani üst düzey melekler diyebiliriz. Hayat amacını gerçekleştirebilmen için seni uyandırmaya çalışıyorlar. Fakat bir şeyleri yanlış yapmış olmalısın ki bugün bir saldırıya uğradınız, Giray'ın boynundaki izlerden anlaşılıyor normal hayvan ısırığı olmadığı. Neyi yanlış yaptın Laila?"
Laila düşünmek istemedi. Hayatı zaten komple yanlıştı, bir de ayıklamaya çalışmakla uğraşmacaktı.
"Bunu Giray kendine geldikten sonra düşünmek istiyorum, ama daha çok merak ettiğim şey sen kimsin ve bu kadar bilgiye nasıl sahipsin?"
Umay da ona destek vererek, "Evet, ve bunca zaman benim bunlardan nasıl haberim olmadı?" diye ekledi.
"Ben normal bir insanım tabii ki, ama küçüklüğümden beri şifacılığa karşı bir yeteneğim olduğunu fark ettim, bu yüzden doktor olmak istiyorum ya. Kadim kitapları okuyarak yıllarca kendimi geliştirdim ve diğer varlıklarla iletişim kurmaya çalıştım, başardım da. Sizinle tanışmadan bir önce ki gün bende işaretleri almıştım, bu yüzden şaşırmadım."
Araf düz bir tonla, "Yani büyücüsün?" dedi.
Bade sinirle ona bağırdı.
"Oğlum sen aptal mısın ne büyüsü? Şifacılık diyorum büyüyü nerenle algılıyorsun? İnsanlara zarar veren hiçbir şeyi asla yapmam, ben sadece ritüellerimi korunma savunma ve iyileştirme şeklinde yaparım."
Araf, Bade'nin ona sinirlenmesine güldü ve, "Ben de vampirim mesela kızmana gerek yoktu." diyerek dalga geçti.
Laila, Araf'a bakarak, "Lütfen." dedi. Araf dudaklarını birbirine bastırarak kusura bakma anlamında mimik yaptı.
Bade, Araf'ı ciddiye almayarak devam etti.
"Laila'ya telepati yeteneği bahşedilmiş. Benim böyle bir yeteneğim yok, ama dediğim gibi kadim bilgilere sahibim ve bir şifacıyım. Başka bir şey değil."
*****
"Geçmiş olsun, yapabileceğim bir şey varsa söyleyin mutlaka."
Bade'nin abisi Barış, kendi evine geldiğinde içeride gördüğü davetsiz misafirlerle konuşmuş ve Giray'a bir hayvanın saldırdığını ama önemli bir şey olmadığını öğrenmişti.
Laila'nın nefret dolu bakışlarını görmezden gelemeyerek, "Siz iyi misiniz Laila hanım? Bir yerinizde bir şey var mı?" diyerek sadece onun anlayacağı bir ima ile ona baktı.
"Hayır, hayvan önce bana saldıracaktı aslında ama Giray beni korumak istediği için o yaralandı. Ben iyiyim. Sizin evinizi de işgal ediyoruz böyle kusura bakmayın."
Barış umursamazca bir bakış attı ve Umay'a döndü.
"Elbette ki sorun değil, Umay'ın abisi yaralanmış sonuçta tabii ki istediğiniz kadar kalabilirsiniz."
Bade abisine gülümseyerek onun koluna sarıldı.
"Teşekkür ederim abi, onlar bu gece benim misafirim sen odana geçersin ben onlara misafir odalarını ayarlarım."
Barış kardeşinin alnından öpüp odasına doğru çıktı. Laila, artık Umay'la konuşmanın vakti geldiğini hissediyordu. Onun nasıl bir tepki vereceğini bilmiyordu, sonuçta daha bu sabah ona yalan söylemişti. Ama anlayış göstermesini umarak ona seslendi.
"Umay, acil konuşmamız lazım. Çok önemli."
Laila, Umay'ı müsait bir köşeye çekti ve ona pişmanlığını belli eder bir şekilde baktı.
"Umay, sen Barış'tan hoşlandın değil mi? Bana doğruyu söyle."
Umay olumlu anlamda kafasını salladı. Laila bu cevaba üzülse de söyleyeceklerine kendini hazırladı ve derin bir nefes aldı.
"Hani sabah bana bir soru sormuştun ya, tek gecelik bir ilişkin oldu mu diye, aslında bir kere oldu ama ben gururuma yediremediğim için söylemek istemedim. Çünkü takıldığım adam beni o geceden sonra hiçbir şey olmamış gibi davrandı ve benden resmen kaçtı. Aramızda geçen o geceye kadar ondan önce ki zamanlarda iki aşık gibi davranıp beraber vakit geçirirdik hep. Bu yüzden sana yalan söyledim özür dilerim."
Umay anlayışlı bir şekilde gülümsedi ve elini Laila'nın omzuna koydu.
"Hayatım önemli değil, sana kötü şeyler hatırlatıyorsa böyle bir şeyi yok sayabilirsin elbet. Alınmadım, ama bir daha benden bir şey saklamanı da istemem. Ben seni yargılamam, rahat ol."
Laila, vurucu darbeyi de yaparak "Umay, o adam Barış işte. Bugün karşıma yıllar sonra çıkınca şok oldum. Hem de senin yakın arkadaşının abisiymiş. Kendimi çok kötü hissediyorum." dedi ve yüzünü eğdi.
Umay, artık bir şeyler için şaşırmayı bırakmıştı. Zoraki de olsa gülümsemeye çalıştı.
"Evet, bu biraz tuhaf oldu. Ama önemli değil. Beni böyle bir adamdan kurtardın diyelim."
Laila doğrularak Umay'a sımsıkı sarıldı. Her konuda onu anlıyor ve destekliyordu. En önemlisi yargılamıyordu.
"Teşekkür ederim Umay. İyi ki varsın."
"Sen de öyle. Biraz tuhaf hissediyorum ama olsun. Neyse, Barış'a sağlam bir kazık atayım da bari aklı başına gelsin."
****
"Dün geceden beri Sharon Tate cinayetini didik didik araştırıyorum. Charles Manson'ın müritleri tarafından öldürülüyor, fakat bu kişiler gerçekten Charles Manson istediği için mi öldürdüler yoksa başka bir amaca mı hizmet ediyorlardı?"
"Bir de katillerden biri olan Tex, cinayeti işlemeden önce 'Ben şeytanım ve şeytanın işini yapmaya geldim' diyor. Bu akıl sağlığı yerinde olmayan bir katilin sözü mü yoksa gerçekten şeytanın işini mi yapmaya gelmişlerdi?"
Araf ve Bade Sharon'ın cinayetini inceleyip fikir yürütmeye çalışıyorlardı. Bade ekledi.
"Katil Susan, Sharon'ın kanıyla kapıya domuz yazdı. Bence bu kesinlikle bir ritüel cinayeti, aynı zamanda şeytani varlıkların istediği bir şeydi. Sharon'ın varlığından rahatsızlardı ve onu öldürdüler, ama Sharon reenkarne olarak Laila oldu. Eğer şeytani varlıklar Sharon'ın ruhunun hala bir bedende varolduğunu anlarlarsa işte o zaman çok kötü şeyler olabilir."
Araf, tedirginlikle Bade'ye baktı.
"Ne gibi kötü şeyler?"
"Yani, canı tekrardan tehlikeye girebilir. Laila'ya saldıran hayvan eğer alt seviyelerden güçsüz bir varlık ise sıkıntı yok fakat güçlü sözü geçen şeytani bir varlık ise Laila'dan haberdar oldular demektir işte o zaman Laila'yı korumamız çok zor olabilir."
Araf, kafası karışmış ve üzülmüş bir şekilde dalgın dalgın etrafa baktı. Laila'ya bir şey olursa, çok üzülürdü. Onu korumak için elinden geleni yapacaktı.
"Onu nasıl koruyabiliriz?"
Bade gülümseyerek, "Arkadaşlığınıza gerçekten çok özendim, bunca korkunç şeye rağmen hala onun yanındasın ve korumak istiyorsun. Gerçek bir dostsun Araf." dedi.
"Laila benim için çok kıymetli ona zarar gelmesini istemem. Sorumun cevabını biliyor musun?"
Bade olumlu anlamda kafasını salladı.
"Ben spritüel anlamda koruma açabilirim ama gücümün yetmediği yerde kas gücüne ihtiyacımız var. Karşınıza çıkacak şeytani varlıklardan nasıl korunacağınızı ve saldıracağınızı bilmeniz gerek, bunları da herkes uyandıktan sonra anlatacağım."
Araf şaşkın bakışlarını etrafa atmaya devam etti. Bir kaç ay öncesine kadar tüm bunlar kocaman bir saçmalık gibi gelirdi ona.
"Burçlara bile zor inanan ben, şimdi spritüel korunma falan konuşuyorum. Ne garip şeyler."
Bade, net bir şekilde ona döndü.
"Astroloji kesinlikle gerçektir Araf, insanlar astrolojiyi on iki burç on iki çeşit insan diye ayırdığımızı düşünüyor ancak herkesin bir doğum haritası var ve herkesin haritası bambaşka. Gezegenlerin hareketleri kişisel haritanda hangi bölgeyi etkiliyor ise ona göre yaşamının gündelik konuları oluşuyor. Astroloji bir insana ne zaman öleceğini bile söyleyebilir, fakat bu kesinlikle etik değil ve korkunç bir şeydir. İnan bana sana saçma gelen bir sürü şeyin hayatta karşılığı var."
Umay, esneyerek derin bir şekilde sohbete dalmış olan Bade ve Araf'ın yanına geldi.
"Günaydın arkadaşlar. Ne konuşuyorsunuz böyle?"
Araf önemli değil anlamında elini salladı, "Bade bana hayatın gizemlerini anlatıyordu, bilmediğim ve inanmak istemediğim çoğu şeyin gerçekliğini görünce biraz şaşırdım da."
Bade konuyu değiştirip Umay'a döndü.
"Giray daha iyi mi? Nasıl oldu?"
Umay olumlu anlamda kafasını salladı.
"Az önce baktım Laila ile beraber uyuyorlardı, boynu neredeyse iyileşmiş gibiydi. Ama rüya görüyor galiba, garip şeyler söylüyordu."
Bade, bir anda pür dikkat kesilip ayağa kalktı, "Ne dedi?" diye sordu.
"Buranın en ünlü kuaförü tabii ki benim tarzında şeyler."
Araf, "Giray'ın mesleği ne?" diye sordu.
"Kuaför değil, işletmecilik yapıyor bir de hobi olarak fotoğrafçılık."
Bade düşünceli bir şekilde kafasını salladı, "Verdiğim ilaç halüsinasyon ve saçma rüyalar gösterebilir, önemli bir şey sanmıştım değilmiş." dedi ve yerine geri oturdu.
Araf, bir anda aklına gelen şeyle tüm evi uyandıracak bir şekilde Bade'ye doğru bağırdı. Kalbi hızla atıyordu, keşfettiği şey ile yerinde duramadı.
"Kızım! Nasıl araştırma yapıyorsun sen!? Giray aslında Laila'nın geçmiş hayatından geliyor. Sharon Tate'in eski nişanlısı Jay Sebring, kuafördü hatırlasana! Beraber öldürüldüler!"
*****
"Benim evime gelmeniz çok daha iyi oldu, yabancı yerde asla rahat edemiyorum. Ben Giray'la odamda ilgileneceğim, iki tane daha oda var Umay sen Bade'yle kalırsın Araf sende diğer odaya geçiver olur mu?"
Hepsi uyumlu bir şekilde onu onayladı ve oturup biraz salonda dinlenmek için koltukları köşe kapmaca gibi kapıp yerleştiler. Bade kocaman sırt çantasını önüne koydu ve çantasını açarak içindeki kavanozları bir bir zemine koymaya başladı.
"O bitki ve garip renkli sıvılar ne işe yarıyor?" dedi Araf garip bir şekilde bakarak.
Bade, "Gerekirse senin götünü kurtaracak bunlar." diyerek kıkırdadı.
Laila, Giray'ı odasına yatırıp arkadaşlarının yanına gelmişti. Araf'la Bade'nin arasında çekişmeli bir yakınlaşma olduğunu hissedebiliyordu ve bu durum onu rahatsız ediyordu. Böyle bir ilişkiye gerek olmadığını düşündü.
Araf'a döndü ve, "Canım, mutfaktan içecek bir şeyler getirmeme yardım eder misin?" diye seslendi.
"Tamam sen git şimdi geliyorum."
Laila mutfağa hızlı adımlarla girdi. Sadece bir iş yapıyormuş gibi davranmasını kolaylaştırmak için bardakların bulunduğu dolabı açtı ve çeşitli şekillerde birkaç bardak çıkardı.
Kapağı kapatırken aklından geçen anlamsız düşüncelere dalan Laila, kapıya döndüğünde mutfak kapısında dikilmiş kendisine delici yeşil gözleriyle bakan Araf'ı aniden görünce korkudan elindeki bardağı düşürdü.
Bardak yere değmesiyle birlikte tuzla buz olmuştu ve Laila çıplak ayaklarıyla yüzlerce cam parçasının ortasında duruyordu. Araf hiç beklemeden mutfak tezgahının üzerinde duran tepsiyi yerdeki cam kırıklarının üzerine koyarken, Umay salondan önemli bir şey olup olmadığını sordu.
Laila, Araf'ın kendisine uzanan eline bakakaldığı için Umay'ın sorusunu cevaplamakta gecikince, Araf bakışlarını hiç Laila'dan ayırmadan eli havada, "Yok! Bardak kırıldı o kadar!" diye bağırarak cevapladı Umay'ı.
"Yok artık Laila, elimi de mi tutmayacaksın gerçekten? Ayağına cam batmasın diye yardım ediyorum alt tarafı."
Laila, Araf'ın hızına şaşırmıştı. Tepsiyi cam kırıklarının üzerine koyup kendisi için basılacak güvenli bir yer yaratması çok hızlı olmuştu.
O kadar hızlıydı ki, sanki bardak havadayken Araf tepsiye uzanmış gibi bir etki yarattı Laila üzerinde.
Araf'ın kendisine uzanan eliyse yerdeki cam kırıklarından daha tehlikeliydi Laila için, aralarındaki bitmeyen enerjiyi hissede hissede tutamazdı o eli. Önce Araf'ın elini tutmadan camların arasındaki ayağını yavaşça kaldırıp tepsiye basmaya çalıştı ama ayağının üstünde bile küçük cam parçaları vardı ve ayağını tepsiye koymadan silkelemeye çalışırken dengesini kaybedip tezgaha tutunmaya çalışınca, Araf'ın eli onun elini havada yakaladı.
Araf'ın bakışları Laila'nın havadaki ayağında ve Laila'nın bile güçlükle duyabileceği bir tonda sakince, "Sanki defalarca birbirimize hiç dokunmamış gibi davranmayı bırakır mısın?" diye sordu.
Laila ayağını tepsiye yerleştirip diğer ayağını kaldırdı ve Araf'ın elinden destek alıp diğer ayağını da temizlemek için salladı. Ayağının üstünden cam parçaları saçılırken, Laila onu gülerek cevapladı.
"Olması gerektiği gibi davranmaya çalışıyorum sadece."
Laila cam kırıklarından kurtulduktan sonra Araf'a doğru bir adım attı ve fısıldayarak konuşmaya başladı.
"Bade çok genç ve toy bir kız, onunla beraber olmanı istemiyorum. Uzak durursan sevinirim."
Araf, sırıttı ve alay ederek aynı şekilde cevap verdi.
"Giray senden dokuz yaş büyük ama toy bir adam, onunla beraber olmanı istemiyorum. Uzak durursan sevinirim."
Laila sinirlenerek Araf'ın omzuna vurdu.
"Ben ciddiyim, hepimiz bu kadar iyi anlaşmışken kızla takılıp ara bozma."
Araf alay etmekte ısrarcı şekilde devam etti, "Zaten Umay daha çok dikkatimi çekmişti."
Laila kıkırdadı, "Umay senin yaşındakilere ablacım diyor. O kendinden yaşça büyük erkeklerden hoşlanıyor, sana bakmaz bile."
Araf ciddi bir hale bürünerek, "Olgun erkeklere bin basar ikiye katlarım, biliyorsun. Neyse ben çıtır Bade'min yanına gidiyorum." dedi ve hiç geçmeden gülmeye başlayarak içeri gitti.
Laila etrafı süpürdü ve hiç cam parçası kalmamasına dikkat etti. Arkadaşlarına içecek olarak limonlu tuzlu soğuk bira götürdü ve yanına kabuklu yer fıstığı koyarak onlara ikram etti. Umay dikkatle Bade'nin bitki karşımlarının tarifini dinliyor ve bir şeyler deniyordu. Araf umursamazca üstündeki gömleği çıkarmış televizyonu açmıştı.
Laila fırsattan istifade bir şekilde Giray'ın yanına doğru kendi odasına çıktı. Kapısını kapattı ve Giray'ın yanına gelip ona uzun uzun baktı.
Laila, Giray'ın geçmiş yaşamındaki eski nişanlısı olduğunu öğrenmişti. Giray, Jay Sebring'in ta kendisiydi.
O zamanlarda Sharon, Jay Sebring'ten ayrılarak Roman Polanski ile evlenmişti ve Jay ile arkadaş olarak kalmaya devam etmişti. Jay onu her zaman sevmeye devam etmişti fakat Sharon, Roman Polanski'den bir çocuk doğurmak isteyerek hamile kalmıştı. Zaten sekiz buçuk ay sonra çocuğu, Jay ve Sharon öldürülmüştü.
Bu yaşamında tekrardan bir araya gelmişlerdi, Giray onun kadersel ruh eşiydi, buna emindi artık.
Laila, Giray'ın saçlarına ufak bir öpücük bıraktı. Giray ona tepki vererek hareketlendi, yavaşça gözlerini açtı.

"Giray, iyi misin? Benim, Laila."
Giray ona anlamsız gözlerle baktı ve sakince mırıldandı. Halüsinasyon görüyordu.
"Sharon, beni sürekli terk ediyorsun, bunu hak edecek ne yaptım?"
Laila hemen onun yanına kıvrılarak ona kocaman sarıldı. Asla bir daha bırakmayacağından emin olmasını isteyerek kollarıyla onu sıktı.
"Bir daha asla böyle bir şey olmayacak."