8.'ÖLÜM'

2431 Words
Giray boynunda hala bir sargı beziyle oturmaktan hiç memnun değildi ve surat ifadesinden bu memnuniyetsizliği belli oluyordu. Kendine gelmişti ve çok da iyi hissediyordu. Hala daha Bade'nin garip tadı olan o karışımlarından içiyordu ve bu onu rahatsız ediyordu. Umay abisinin yanına gelip onun yanağına bir öpücük bıraktı. "Seni çok iyi gördüm abi, ağrın sızın var mı?" Giray kız kardeşinin elini öptü ve gülümsedi. "Hayır, çok iyiyim meraklanma. Sadece şu garip karışımdan içmek istemiyorum." Bade ona seslenerek salona gelir ve karşılarındaki koltuğa oturur. "Maalesef, içmek zorundasın. Zehrin vücudundan uzaklaştığına emin olana kadar içeceksin. En az bir ay boyunca. Ne tür bir varlık olduğunu bilmediğim için işimi garantiye alma amaçlı bir ay diyorum. Çok fazla deme yani." Giray mutsuzlukla suratını düşürdü. Tadı gerçekten çok kötüydü, ve midesini bulandırıyordu. Umay, konuyu değiştirerek onlara ciddi bir şekilde döndü. "Abi, Bade. Araf'la Laila'da yanımıza gelsin hepinize bir fikir sunacağım. Çok önemli bir konu hakkında." Giray kız kardeşine dönerek, "Tamam şimdi söyle onlar gelince de konuşuruz." dedi ve sabırsızca ona doğru vücudunu çevirdi. Umay omuz silkerek, "Olmaz onlar da gelsin hep beraber öğrenin." dedi. O sırada kapının açılma sesi duyuldu ve ellerinde poşetle eve Araf ve Laila girdi. Dışarıdan lazım olan bir kaç malzeme almaya gitmişlerdi ve şimdi geri dönmüşlerdi. Evde garip bir sessizlik olduğunu anlayınca ikisi de salona girdi. "Hoşgeldiniz, biz de sizi bekliyorduk." Laila tedirginlikle salondaki üç kişiyi de süzdü. "Bir sıkıntı mı var?" diyerek atan kalbini sakinleştirmeye çalıştı. O kadar çok falsosu vardı ki, artık her durumda bir şey mi ortaya çıktı diye düşünüyordu. "Yok yok, oturun sizinle bir şey konuşacağım." Araf'da elindeki sigarayı açık olan camdan aşağı fırlatarak koltuğa atladı ve oturdu. Laila Giray'ın yanına geldi ve onun elini tuttu. Giray gülümsedi. Umay derin bir nefes alarak söze başladı. "Artık herkes her şeyi öğrendi zaten. Hepimiz dünyadaki doğa üstü şeylerle tanıştık. Abim bizzat kurbanı olacaktı hatta. Ben bu yüzden diyorum ki, hepimiz birleşelim ve bir ev tutalım. Laila'yı korumak zorundayız ve bunu onun yanında olmadan yapamayız. Yani, hep beraber yaşayalım. Aranızda ailesi ile yaşayan yok zaten, değil mi?" Herkes bu fikri duyunca yüzünü kırıştırdı ve düşünmeye başladı. Bade, "Ben daha önce hiç abimden ayrı yaşamadım ve açıkçası bu fikre sıcak bakacağını düşünmüyorum. İzin vermez bence." diyerek başını eğdi. Giray, "Bence mantıklı, hep beraber kalalım. Bade sen de bir şansını dene, olmazsa araya biz gireriz konuşmaya çalışırız. Ben zaten her zaman Laila'nın yanında olacağım yani siz isterseniz kabul edin isterseniz etmeyin benlik bir şey yok. Ama dediğim gibi çok mantıklı bir fikir." dedi ve kardeşini onayladı. Araf etrafa düşünceli bir şekilde bakıyordu. Laila, onun kabul etmeyeceğine adı kadar emindi. Giray'la aynı evde yaşamasının imkanı bile yoktu. Laila, "Lütfen" dercesine Araf'ın yüzüne baktı. Araf, "Efsane fikir bu arada. Kesinlikle kabul ediyorum. Evi ben ayarlarım hatta böyle havuzlu bir villa falan. O iş bende!" dedi ve Laila'yı şoka uğrattı. Böyle bir cevabı asla beklemeyen Laila şaşkınlıkla Araf'a bakarken Araf ona muzip bir şekilde göz kırptı.  Umay, Bade'ye şefkatle bakarak ona döndü. "Abinle konuşmaya beraber gidelim, eğer izin vermezse de kendini kötü hissetme sakın her zaman yanımıza gidip gelebilirsin senin de evin olacak orası." Laila, "Kesinlikle öyle." diyerek Umay'a destek verdi. Araf Bade'nin suratına bakmadan, "Kocaman kızsın, neden abinden izin alıyorsun?" dedi ve Laila'ya bakmayı sürdürerek sırıttı. Bade, biraz bozularak, "Maddi olarak her şeyimi abim karşılıyor benim daha bir mesleğim yok. Bu yüzden onun kurallarıyla yaşamak zorundayım bir nevi. Ama zaten asla katı kuralcı birisi değil, dünyanın en iyi insanıdır." dedi ve utancını saklamaya çalıştı. Laila içinden, "Kesinlikle dünyanın en iyi insanı" diyerek Bade'yle dalga geçti. Abisini gerçekten tanımasını çok isterdi. Laila, Bade'yi korumak istedi ve, "Araf, senin de ailen evine geldiğinde ben gitmek zorunda kalıyordum buradan yola çıkarak daha iyi anlayabilirsin." diyerek kendi kendini ateşe attı. Giray, "Sen niye bir yere gidiyordun anlamadım, aynı evde mi kalıyorsunuz?" diyerek Araf ve Laila'ya baktı. Araf çok profesyonel bir şekilde ayağa kalktı ve asla yalan söylediği belli olmayacak bir ses tonuyla, "Yok kanka Laila bir ara ev sahibiyle sorun yaşayınca iki haftalığına falan misafirim olmuştu o sırada da annemgiller gelince sıkıntı olmasın diye onu evden atmak zorunda kalmıştım." dedi ve güldü. Laila da ona gülerek karşılık verdi. "Adi yalancı," diye geçirdi içinden. İkisi de yalan makinası gibiydi. Laila'nın vicdanı içinden yükselip, ona "Karaktersiz!" diye bağırıyordu ama Laila onu geri içine itti ve duymamazlıktan gelmeyi tercih etti. "Hesap sormak gibi anlaşılmak istemem. Çünkü Laila, seninle aynı evde kalmasıyla ilgili bir şey söylememişti diye hatırlıyorum o yüzden sordum." "Yok yanlış anlamadım kanka, sıkıntı yok. Ben şimdi yeni evimiz için araştırmalara girişeceğim. Özellikle istediğiniz bir şey varsa mutlaka söyleyin." Araf ortamdan hızlı bir şekilde kayboldu ve Laila Bade'ye döndü. "Hadi siz de gidin, abinle bir konuşun." Bade kafasını sallayarak ayağa kalktı ve peşinden Umay da onunla beraber Barış'ın evine doğru yol almaya koyuldular. Evde sadece Giray ve Laila kaldığında Laila ona kedi gibi sırnaşarak sarıldı. "Beni korumak için ölüyordun az kalsın. Kendimi her şey için çok kötü hissediyorum. Sana yaptıklarım, ve yapamadıklarım için." Giray aralarındaki soğukluğa rağmen ona karşılık vermeye karar verdi ve ona sıkıca sarıldı. Beraber dörtlü koltuğa sarılarak uzandılar. "Senin bir suçun yok, olması gerekenler oluyor. Böyle bir şey yaşanmasaydı belki de, ben de senin geçmiş yaşamındaki eski nişanlın olduğumu öğrenemeyecektim. Her şeyin birbiriyle bağlantısı var. Kendini suçlama." Laila, burnunu Giray'ın çenesine dayadı ve gözlerini kapattı. "O zamanlar da tam anlamıyla beraber olamamışız, ayrılmışız. Ama bu sefer, sonsuza kadar beraber olacağız. Hani hep derler ya sen benim ruh eşimsin diye, biz seninle kanıtlı ruh eşiyiz." Giray gülümsedi. O da gözlerini kapattı, huzurla doluydu. "Evet biraz öyle. Sana karşı hala kırgınlıklarım var, beni öylece bırakıp terk ettin, engelledin. Zamanla sana güvenmek istiyorum. Ama dediğim gibi, zamanla." **** İKİ HAFTA SONRA Laila, yeni evlerinin içinde volta atarken sinirden kudurmak üzereydi. Umay'ın alttan alttan güldüğünü görünce daha çok sinirlendi, ona bağırdı. "Umay şaka mısın ne gülüyorsun? Sinirden ölmek üzereyim şu an." Umay kendini daha da bastıramayarak kahkaha attı. Bulundukları durum Laila için çok kötüydü ama komikti de. "Komik ama Laila. Napalım, Barış'ı evimize kabul etmeseydik Bade bizimle kalamayacaktı. Ne güzel altı kişi yaşar gideriz işte." Laila tam tekrar yükselecekken veranda camında Barış'ın yansıması gözüktü ve sustu. Barış yanlarına gelip gülümsedi. "Dedikodunuza beni de dahil etmek ister misiniz? Benimle bile ilgiliyse katılırım sorun değil." dedikten sonra bahçe masalarına oturup alaycı bir şekilde Laila ve Umay'a baktı. Laila bozuntuya vermeyerek Barış'ın üstüne doğru yürüdü, sinirli bir ses tonuyla gözlerinin içine baktı. "Bade'ye izin verseydin de beş kişi kalsaydık ölür müydün? Neden işlerimize burnunu sokup yanımıza yerleşiyorsun? Senin derdin ne?" Barış da ayağa kalkarak onun burnunun dibine kadar geldi. "Kız kardeşimi senin gibi biriyle aynı ortamda yalnız bırakacağımı mı düşünüyordun gerçekten?" Umay kaşlarını çatarak olası bir kavgaya girişme hallerinde onları ayırabilmek için ayağa kalktı ve yanlarına doğru yürüdü. Barış'a dönerek, "Senin gibi birisi derken? Aranızdaki problem tam olarak ne Barış, bu şekilde ucu açık ithamda bulunuyorsun?" dedi ve kollarını karnında bağladı. Barış Laila ile burunları değecek seviyeye geldi ve onun gözlerinin içine bakarak, "Laila, senin düşündüğün gibi düzgün birisi değil ve ben de kız kardeşimi ondan korumaya çalışıyorum sadece." dedi ve ardından ondan tamamiyle uzaklaşarak Umay'a döndü ve gülümsedi. "Her neyse canım, birbirimizden hoşlanmıyoruz diye kavgaya tutuşacak değiliz. Muhatap olmam olur biter. Sen gerilme lütfen Umaycığım." Laila, onun bu ukala tavrı karşısında iyice sinirlendi. Hızlı adımlar attı ve sağ eliyle beklenmedik bir şekilde Barış'ın suratına tokat attı. "Sen bu tokadı yıllar öncesinden hak etmiştin. Sen kimsin ki benimle muhatap olmayacağını söylüyorsun kart horoz!" Barış yüzünü tutarken gülmeye başladı ve Umay gözleri korkuyla Laila'ya siper olup oradan uzaklaştırmaya çalıştı. "Laila, sinirlerine hakim olmalısın. Daha bu evdeki ilk günüm, ve çok uzun zaman hep beraber yaşayacağız." Laila verandadan içeri salona doğru hızla girerken çarpışmak üzere olduğu Araf onu bir anda tutup kendine çevirdi. "Kız, ne oldu sana iyi misin?" Laila Araf'ın ellerinden kurtulup mutfağa doğru ilerledi ve ardından Umay içeri doğru girdi. "Bir sıkıntı mı var Laila niye öyle yaptı?" Umay elini boşver gibisinden salladı. "Yok ya ne sıkıntısı, Bade'nin bu evde kalmasına şart koşarak izin verdiği için Barış'a kızdı sadece." Araf konunun üstüne düşmeden Barış'ın yanına geldi ve ona seslendi. "Nakliyeciler kapıda kanka, evin son eşyalarını getirdiler gel beraber yardım edelim." Barış telefonundan kafasını kaldırdı ve, "Kanka sen karşıla ben geliyorum birazdan çok az bir işim var." diyerek telefonuna döndü. Araf onu onaylayarak verandadan çıkıp evin ana giriş kapısına doğru gitti. Bade kapıyı açmıştı ve getirdikleri karton kutuları kenara koyarak nakliyecilere teşekkür ediyordu. Araf sırıtarak onun karton kutuları kenara koyup nakliyeci adamları uğurlamasını izledi. Bade kapıyı kapattıktan sonra ona doğru seslendi. "Kızım sende şu nakliyeci adamlarla flörtleşmesen ölür müsün?" diyerek alaycı bir şekilde güldü. Bade saçlarını arkaya atarak ona döndü ve kaşlarını çattı. "Sen salak mısın? Nezaket ne zamandan beri flört sayılıyor?"  Araf geldiği gibi geri dönerken ona doğru hala aynı sinir bozuculuk seviyesinde konuştu. "Çok gerginsin, sana melisa çayı yapmamı ister misin?" Bade onu umursamayarak yeni evlerinin merdivenlerine doğru yöneldi. Basamakları hızlı şekilde çıktı ve kendi odasına girerek kapısını kapattı. Karşı odada olan Laila, aynanın karşısında kuru yüzüne nemlendirici sürmekle meşguldü. Odanın kapısı tıklatıldı, Laila "Gelebilirsin" dedikten sonra kapı sakince açıldı ve aralıktan Giray'ın gülümseyen yüzü göründü. "Müsaitsen geleyim mi?" Laila onun bu nazik ve sevimli haline gülümseyerek baktı. "Sana hep müsaitim, gel içeri." Giray içeri girdikten sonra kapıyı yavaşça kapattı ve Laila'nın asla vazgeçmediği, yatağının üstünde serili olan kırmızı saten nevresim takımının üstüne oturarak Laila'ya baktı. "Sence bu hep beraber kalma işi iyi oldu mu?" Laila makyaj masasından kalkıp onun yanına geldi ve elini tuttu. Derin bir iç çekti. "Yani güzel oldu da olmadı da. Sadece seninle beraber yaşamayı tercih ederdim." Giray, "Ben de tabii ki beraber kalmamızı isterdim, ama başımıza ne geleceğini bilmiyorum ve seni tek başıma koruyamamaktan korkuyorum. Baksana, Bade değişik bitkilerle beni iyileştirdi. Ben bunları yapamam. Diğer arkadaşlarımız da bize destek olmak için buradalar. Bence bunun kıymetini bilelim ve elimizden geldiğince dikkatli olalım." diyerek ona hüzünlü bir şekilde baktı. "O hayvan bize saldırdığında, ona sopayla vurmam işe yaramadı. Ama dokunduğum anda sanki etrafa kırmızı soyut bir dalga yayıldı ve elektrik çarpmış gibi oradan kaçtı. Bunun anlamını Bade bile çözemedi. Ve ben yine rüyamda çok garip şeyler görmeye devam ediyorum, bu sefer Sharon'ı değil, başka bir kadın görüyorum." Giray, yüzünü anlamayarak buruşturdu, "Nasıl bir kadın, o da mı geçmiş hayatınla bağlantılı birisi acaba?" dedi. Laila olumsuz anlamda kafasını salladı. "Hayır, Sharon'la ilgisi yok. Bu kadın benim gibi aynı, kızıl saçlı büyük cüsseli ve kopmuş kanatları olan peri gibi bir varlık." "Bade sana melekler tarafından korunduğunu söylemişti, onlardan biri olabilir mi?" "Bak dur, tamamen rüyamı anlatayım sana." Laila'nın rüyası Kızıl saçlı, Laila'ya göre üç kat daha büyüklükte, ayaklarında zincir bulunan solgun yüzlü ve kanatları oldukça yıpranmış görünen varlık, Laila'nın elini tuttu. Onun gözlerinin içine bakarak yine o anaç gülümsemesini attı. "Küçük Laila'm. Sana her şeyi anlatıp tüm bu acı verici deneyimlerini bir anda sonlandırmayı çok isterdim fakat içinde bulunduğum aciz durumdan dolayı sana hiçbir şey anlatamıyorum. Doğru yolda ilerliyorsun fakat bir şeyleri atlıyorsun. Her şeyi aydınlattığın zaman bu ayağımdaki prangalarımdan kurtulacağım ve sana inanılmaz şeyler bahşedeceğim." Laila, karşısındaki varlığın bu anaç tavrından etkilenerek onun ellerini daha sıkı tuttu. "Geçmiş yaşamımı öğrendim, ama bundan sonra nasıl ilerleyeceğimi bilmiyorum. Arkadaşlarım tehlikede olduğumu söylüyor, doğru mu?" Doğa üstü varlık, aynı bir insan gibi yaşaran gözlerini sildi ve ona masumiyetle bakmaya devam etti. "Evet, tehlikedesin. Ama ben seni korumak için her şeyi yakıp yıkabilirim. Bundan sonra seninle, tarolog aracılığı ile bağlantı kuracağım. Sana yapman gerekenleri ona aktaracağım. Çünkü, benim sana söylemem ikimizin de sonu olur." Laila kafasını salladı ve gülümsedi. Artık alışmıştı, korkmuyordu. "Tek bir soru, beni neden koruyorsun? Bir melek olduğunu biliyorum, ama neden koruduğunu bilmiyorum. Bunu söyleyemez misin?" Kızıl saçlı varlık, Laila'nın ellerini bırakıp acıyla gülümsedi. "Benim güzel Laila'm, bildiğin şeyde yanılıyorsun. Ne yazık ki ben o bildiğinin tam tersiyim." Laila donmuş bir şekilde karşısındaki kızıl saçlı şeytana baktı. "Nasıl yani, sen bir şeytan mısın? Ama, neden bana iyilik yapıyorsun? Şeytanın özünde iyilik yoktur, o kötülüğü temsil eder." "Ah, yanlış. Şeytanlar aslında ilk yaratıldığında melek sayılıyorlardı." Kızıl saçlı şeytan, çok hızlı bir hareketle, Laila'nın suratını elleri arasına aldı. Laila'nın kafası elleri arasında ufacık kalmıştı. "Laila'm, her şeyi açıklayacağım zamanlar gelecek. Şimdi git ve dediğimi yap. Ve sana vereceğim bu kolyeyi sakın vücudundan çıkarma, bu seni ve sana temas eden herkesi koruyacaktır. Seni çok sevdiğimi bil." Şimdiki zaman Giray ağzı açık bir şekilde Laila'nın fantastik rüyasını dinledikten sonra onun boynuna dokundu ve kolyesini bluzunun içinden çıkarıp kolyenin ucuna baktı. Rengarenk doğal taşa benzer bir taştı ve Laila'ya temas etmesine rağmen taş çok soğuktu. Yarı saydam taşın içinde çok dikkatlice bakınca parlayan değişik işaretler vardı fakat Giray bunların anlamını bilmiyordu. "Yani seni koruyan bir şeytan mı? Bize saldıran varlık da bir şeytani varlık demişti Bade." Laila olumlu anlamda kafasını salladı. "İnan anlamdırmak için günlerdir kafa patlatıyorum ama bulamıyorum. Şimdi bizimkileri toplayalım o taroloğun yanına gidelim." Giray onu kafasıyla onayladı. Laila tam yataktan kalkacakken, bir anda doğruldu ve Giray'ın kucağına oturdu. Ellerini boynuna sardı. "Gitmeden önce, biraz başbaşa vakit geçirsek? Ben seni çok özledim, Braşov'dan beri çok uzun zaman oldu." Laila dudaklarını onun yüzüne doğru yaklaştırdı. Fakat Giray hafiften geri çekildi ve gülümsedi. "Ben de seni çok özledim, ama henüz seni affetmiş değilim. Hala sevgilim değilsin." Laila bozularak Giray'ın kucağından kalktı ve somurttu. "Çok saçma. Böyle ceza mı olur?" Giray da ayağa kalkarak onun yanına geldi ve beline sarıldı. "Sadece seni değil kendimi de cezalandırmış oluyorum, merak etme." **** Giray, saks mavisi rengindeki arabasını park etmek için yavaşladı ve aracı şehir trafiğinde hareket eden diğer araçların arasından yavaşça sürmeye devam ediyordu. Araf, arka koltukta, telefonunda mesajlaşmaya devam ediyordu. Bade onun yanında oturuyor, camdan dışarıyı izliyordu. Laila ise ön koltukta, Giray'ın yanında, sessizce bekliyordu. Giray, arabanın park yerine tam olarak yerleşmesini sağladıktan sonra, motoru durdurdu. Laila arabadan inmeden önce arkaya döndü, "Umay neden gelmedi?" diye sordu. Bade,"Migreni tutmuş yine, o yüzden evde kalmayı tercih etti. Ama ben abime söyledim o da evde zaten bir ihtiyacı olursa elinden geleni yapar." diyerek her şeyden habersiz şekilde gülümsedi. Laila, onların evde başbaşa kalmasından hoşnut olmasa da bir şey demedi ve dördü de senkronize şekilde arabadan indi. "Hemen sağ ileride ara sokaktaki ikinci binaydı diye hatırlıyorum. Umarım tarolog kadın hala oradadır." Dördü, Laila'nın dediği yere doğru yürümeye devam etti fakat yanlarında sireni çalan bir polis arabası hızla oraya doğru dönmek için onlara korna çaldı. Hepsi polis arabasına yol vermek için kenara çekilerek kaldırıma geçtiler. Ara sokağa girdiklerinde Laila gözleriyle tarolog kadının evini taradı fakat evin önünde yoğun bir kalabalık ve bir de ambulans vardı. Laila bir anda koşmaya başladı, evin önüne gitti. Polisler alanı sarı şeritlerle çevirmişlerdi. Laila, bir kadının omzuna dokunup, "Burada ne olmuş?" diye sordu. Kadın üzgün bir surat ifadesiyle, "Giriş katta kendi halinde falcı bir kadın vardı, acımasız katilin birisi kadını 15-16 kere bıçaklayıp öldürmüş yazık." dedi ve önüne döndü. Tarolog kadın, tıpkı Sharon gibi 16 defa bıçaklanarak öldürülmüştü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD