2.İMPARATORİÇE

2241 Words
4 GÜN SONRA Romanya/Braşov Monica Lea Brown, kızının tekrardan Türkiye'den yanına gelmesinin mutluluğuyla odasından çıkıp mutfağa gitti. O uyanmadan ona en sevdiği şeyleri hazırlayıp beraber güzel bir kahvaltı etmeleri için telefondan eve bir kaç malzeme sipariş etti. Monica, Laila'nın yaşına göre fazla gençti. 43 yaşındaydı ve kızı daha 25ine yeni basmıştı. Laila ona hep "Beni neden 18 yaşında doğurma gereği duydun? Aldırsaydın ya." derdi. O da kızına sürekli aynı şekilde "Babana çok aşıktım ve gençlik hatası yaptık. Fakat iyi ki dünyaya geldin." diyordu. Fakat Laila'nın babası Yavuz Sarhan, Laila doğduktan tam 4 yıl sonra, Laila'nın doğum gününde bir gece yarısı 31 ekimde ölmüştü. Monica, Laila'ya babasının mükemmel biri olduğunu sürekli anlatırdı. Çok genç ve tecrübesiz şekilde anne baba olmalarına rağmen oldukça olgun ve sahiplenici bir şekilde hem Monica'yla hem Laila ile ömrünün sonuna kadar ilgilenmişti. Monica, kahvaltıyı hazırladıktan sonra kendisine bir bardak sıcak americano yaptı. İçine çok az vanilya şurubu eklerken içeri Laila geldi. "Anne, günaydın. Bana kahve yok mu?" Monica kızına tekrardan özlemle sarıldı, fakat bir saniye sonra hemen geri çekildi. Kızını çok sevdiği her halinden belliydi fakat uzun süre temasta bulunmuyordu. Laila hep bunu annesinin soğukluğu olarak algılasa da en sonunda kimseyle sarılmadığını fark ettikten sonra kendisine özel bir durum olmadığını anlamıştı. "Sana da yaparım hemen, nasıl içersin?" "Senin ki gibi olsun." Monica kızının kahvesini de yaptıktan sonra masaya oturup sıcak bir şekilde gülümsedi. "Bu saatte nasıl uyandın sen, şaşırtıyorsun beni hayatım." Laila heyecanla kahvesinin soğuması için üfledi. Başından geçenleri bir bir anlatmak istiyordu. "İnan ki son zamanlarda ben de şaşkınlık yaşıyorum. Anne, çok tuhaf şeyler oluyor." Monica gergin bir şekilde fincanındaki ruj lekesini parmağıyla dağıttı. "Ne gibi tuhaf şeyler? Anlat hayatım dinliyorum." Laila derin bir nefes aldı. Tarologla olan tüm yaşadıklarını anlattı, Araf'ın ona aynı lafı söylediğini mecburen kısmen anlattı, ve en son havaalanında yaşadığı şeyi anlattı. DÜN GECE BÜKREŞ DIŞ HATLAR HAVAALANI Laila, İstanbul-Bükreş uçuşu ile annesinin yanına gelmişti. Uçaktan daha yeni inmişti ve şimdi sıra bagajını alıp bir taksiye binerek Braşov'a gitmekteydi. Laila kendi valizini bekliyordu ancak 20 dakikadır gelmemişti. Herkes kendi çantasını alıp hızla ordan uzaklaştı fakat kendi çantası hala yoktu. Laila sinirlenerek ona yardımcı olması için yetkili birilerine bakındı. En son uçuş firmasının ofisine doğru yaklaştı. "Hey, pardon. Benim valizim yok. Herkes aldı gitti, ama ben bulamıyorum çantamı." Onu dinleyen görevli çok da umursamaz bir şekilde isim ve soy isim bilgisi sordu. "Laila Sarhan. İstanbul-Bükreş uçuşuyla geldim." Görevli, "Buyrun Laila hanım, siz içeride bekleyin ben kontrol edip geliyorum." Laila böyle bir aksiliğin başına gelmesine sinirli olsa da karşısında işini yapmaya çalışan görevliye surat asmak istemedi. İçeri geçip oturdu ve beklemeye başladı. Aradan çok geçmeden görevli gülümseyerek valizini getiriyordu. "Galiba valiziniz geçerken görmemişsiniz, çünkü içeride duruyordu. Kontrol edin isterseniz." Laila şaşkınlıkla görevliye baktı ve, "Aslında çantaları takip etmiştim, sanırım gözümden kaçmış. Teşekkür ederim zahmet oldu." dedi. "Sorun değil, içini de kontrol edin isterseniz. Bir eksik durum söz konusu ise ilgileniriz." Laila az önce ki mahcubiyetinin daha da artmaması için gerek olmadığını söyledi ve hızla ordan uzaklaştı. Fakat yine de içindeki bir his o valizi açmasını söylüyordu. Laila bir oturma noktasına geldi ve valizi yanına koyup içini açtı. Gerçekten her şey yerindeydi ve bir sıkıntı yoktu. Üstteki kıyafetleri eliyle bastırıp tekrardan çantayı kapatacakken bir sertlik hissetti. Kıyafetlerini eşeleyip içinden bir kutu çıkardı. Laila birden ürperdi, dizlerinin bağı çözüldü ve korkuyla elindeki kutuyu kıyafetlerin üstüne bıraktı. Elleri titriyordu. Kutu, tarot kartlarının kutusuydu. Taroloğun ona tarot baktığı kartların kutusu. ŞUAN Kİ ZAMAN Monica, Laila'nın anlattıklarını şaşkınlıkla dinledi. Ve birden gözleri dolunca Laila annesinin yanına geldi ve teselli eder bir şekilde mırıldandı. "Anne, neden ağlıyorsun?" Zilin çalmasıyla Monica gülümsedi ve kapıya doğru gitti, "Dur hayatım, siparişler geldi. Konuşacağız." diyerek kapıyı açtı ve poşetleri aldı. Laila bile ağlamamıştı ve annesinin buna neden böyle bir tepki verdiğini anlamamıştı. Onun deli olduğunu mu düşünüyordu? Monica poşetleri mutfak tezgahının üzerine bırakıp tekrardan kızının yanına oturdu. "Hayatım, sen küçükken de bu tarz hayaller görüyordun ve beni çok korkutuyordun. Şimdi bunların tekrar başlaması beni çok üzüyor." Laila sinirlendi. Annesi ona inanmıyor muydu? Anlattıklarının hepsi gerçekti ve bunu ona kanıtlayacaktı. Koşarak odasına çıktı. Valizinin içini açıp kırmızı tarot kutusunu alıp annesinin yanına geldi. Tarotu masanın üstüne sertçe koydu. "Bu da benim hayalim mi anne!?" Monica göz yaşlarını elinin tersiyle silip tarotun kapağını açtı. Tam hepsini eline alacaktı fakat sanki onu durduran bir şey oldu, eline almadı. "Anne, yemin ederim bunlar benim değil. Çantamda buldum. Ve inan olsun o taroloğun kartlarının aynısı." Monica kızına tebessüm ederek içten bir şekilde ona baktı. Gardını yıkmış gibiydi. Ve ona inanıyor gibi. "Çocukken sürekli bana bu tarz garip şeylerin olduğunu söylerdin ama çocuk olduğun için hayal gördüğünü düşünürdüm. Ama şimdi büyüdün ve demek ki gerçekten bir şeyleri öğrenmen gerekiyor. Kızım, sana inanıyorum. Neler oluyor bilmiyorum ama bu süreçte yanındayım. Beraber neler olduğunu anlayabiliriz. Her şeyi bana anlatmaktan sakın çekinme." Laila annesinin ona gerçekten inandığını hissettiğinde içi içine sığmadı. Ona sarılmak istedi fakat annesinin sarılmayı sevmemesinden dolayı ona gülümsemekle yetindi. "Teşekkür ederim, bana inandığın için." ******* Laila annesiyle güzel bir kahvaltıdan sonra odasına gelmiş ve sıcak bir duşla yol yorgunluğunu atmıştı. Havlusuna iyice sarılıp kırmızı saten yatağının içine girdi. Komodinde duran tarot kutusunu sakince yatağın üstüne koydu ve kapağını açtı. Kartları çıkarıp yatağın üstüne yaydı. Gözlerini kapatıp sol elini kartların üstünde gezdirdi. Gözleri ağırlaştı, zihni bulanıklaştı. Bu sefer derin bir uykuya dalmak üzere gibi hissetti. Kartlardan birini çektiğinde tamamen gözleri kapandı ve bilinci onu götürmesi gereken yere götürdü. *** "Bebeğim, bir votka martini daha almak ister misin?" 20li yaşlarının ortalarındaki genç ve güzel kadın cilveli bir şekilde karşısındaki adamın kulağına eğildi. "Hadi ama, sarhoş olmak istemiyorum. Biz ayrıldık, kendimi yine senin kollarında bulacağım yoksa." Karşısındaki yakışıklı adam işaret parmağının tersiyle onun pürüzsüz yüzünü okşadı. "İstediğin kadar içebilirsin bebeğim, gece sonunda seni otel odasına bırakıp gideceğim söz veriyorum." Genç kadın aldığı sözle beraber bir votka martini daha aldı ve dans pistine doğru yürüdü. Onu sürekli bir çift gözün kestiğini hissediyordu ve ona karşılık vererek gözlerini adama dikti. Adam yanına geldi ve onunla beraber hafifçe dansına eşlik etmeye başladı. Genç kadın, kahkaha atarak "Vay, ne sevimlisin." dedi. Adam ellerini kadının beline doladı ve beraber dans etmeye başladılar. Aradan geçen bir süreden sonra genç kadın, adamın yanağına bir öpücük bıraktı ve kendi masasına doğru geçerek pistten ayrıldı. Masasına geri döndüğünde eski nişanlısı ona yaklaşarak dedi ki, "Sanırım yarın sabah benim değil başkasının yanında uyanacaksın." Genç kadın umursamazca "Hadi ama, alınganlığı bırak sadece eğleniyorum" dedi. Kısa süre sonra masaya bir adam geldi ve genç kadın ona kocaman sarıldı. "Martin, arkadaşım hoş geldin. Ben de seni bekliyordum. Nasılsın? Votka- martini?" Martin denen adam gülümseyerek genç kadının eski nişanlısına baktı. "Baya hoş buldum hayatım. Fakat bu gece içmeyeceğim. Sizi birazdan mükemmel birisiyle tanıştıracağım." "Ah tabii Martin," dedi genç kadının eski nişanlısı. Martin masadan ayrıldıktan bir kaç dakika sonra geri geldi ve yanında az önce genç kadının dans ettiği 'sevimli' adam vardı. "Aman tanrım, yine sen." dedi genç kadın tatlı bir tonla. Martin masaya getirdiği adama döndü ve, "İşte bahsettiğim yönetmenimiz bu," dedi. Ardından kadına döndü. "Genç, yetenekli ve güzel oyuncumuz da bu. Yeni yüzümüz, harika değil mi?" "Harika! Yeni bir vampir filmi çekiyorum ve başrol kadın için bir arayıştaydım. Martin senden çok bahsetti!" Genç kadın yönetmene bakıp gülümsedi. "Evet senden de bahsetti. Filminden de." Yönetmen adam, genç kadının içkisinin son kalan yudumunu içti ve gülümsedi. "Çok saf bir güzelliğin var fakat, sarışın değil kızıl saçlı birini arıyorum." "Ah canım, Londra'dayız. Bir kaç yüz kilometre ötede ise İskoçya var ve orada istediğin kadar kızıl saçlı kadın bulabilirsin!" Yönetmen, sakince kadının kulağına eğildi ve fısıldadı. "Elbette, ama kızıl peruk takmayı kabul edersen filmimin başrolünde seni görmek isterim." "Kızıl saç derken, kırmızı mı turuncu mu?" "Turuncu. Ama eminim kırmızı saç da sana çok yakışır." Genç kadın aldığı cevapla memnuniyetle gülümsedi, ve adamın soy ismini hatırlayamadığı için sordu "Kabul, bay ...?" *** Laila gözlerini açtığında hava kararmıştı ve tarot kartları yatağın her tarafına dağılmıştı. Az önce gördüğü rüyada o kadın oydu. emin olmuştu. Laila'nın saçlarının rengi yıllardır kırmızıydı. Yıllardır asla vazgeçmeyerek aynı renge boyatırdı. Ve rüyasında o adam ona demişti ki, "Eminim kırmızı saç da yakışır." Tüm parçaları zihninde birleştirdiğinde her şey oturuyordu. Parmaklarının arasındaki, uykuya dalmadan önce seçtiği karta baktı. İmparatoriçe Derin bir nefes aldı ve hızla banyoya girdi. Saçındaki saç havlusunu çıkardı, saçları nerdeyse kurumuştu. Laila bir tarak alıp hızlı bir şekilde tarayıp örecekti fakat bir şey fark etti. Saçlarını bir aydır boyamıyordu ve iki santime yakın siyah saç dipleri gelmişti. Fakat şimdi yepyeni boyalı gibi tüm saçları kıpkırmızıydı. Elini aynadaki kıpkırmızı saçlı yansımasına değdirdi. Bu sefer karşısında ki kendi değildi. Bir önce ki hayatındaki o genç, güzel sarışın kadını gördü karşısında. İlk defa kadının suratını görüyordu. Dudakları kurudu, kanı çekildi. Yine hayal mi görüyordu emin değildi fakat kendine sormak istediği o soruyu sordu. "Sen kimsin?" Yansıması onun aksine sakince gülümsedi. Laila'nın gözlerini hayali bir el kapattı. Laila korkudan tir tir titriyordu. Ağlamak üzereydi, yaşadığının gerçekliği ona ağır geliyordu. Bir anda tuvaletin kapısı açılınca yerinde sıçrayıp gözlerini dehşetle açtı. "Laila, iyi misin? Sana sesleniyorum duymuyor musun?" İçeri girenin annesi olduğunu görünce rahatladı ve hemen aynaya baktı. O, gitmişti. "İyiyim, ben, dalmışım." Monica kızının yanına gelip saçlarına dokundu. "Yeni mi boyadın diplerin gitmiş ve çok parlak duruyor." Laila musluğu açıp yüzüne soğuk bir su çarptı ve annesine ciddi bir şekilde döndü. "Hayır anne boyamadım, bir şey beni özüme döndürüyor, galiba." ****** Laila, gözlerini açtığında etrafının karanlık olduğunu fark etti. Yattığı yer de sıcacık saten yumuşak yatağı değil ıslak ve sert yeşillikti. Başını çevirdiğinde etrafında sıkı ağaçlar ve çalılıkların olduğu ormanın içinde olduğunu gördü. Panikledi ve kalkıp koşarak ormanda ilerlemeye başladı. Üstünde geceden kalma kıyafetleri vardı ve bunun bir rüya veya vizyon olmadığına emindi. Her adımında yere basarken yapraklar ve dalların sesleri altında çınlıyordu. Sonra bir noktada dehşet içinde koşarken ayağı takıldı ve yere düştü. Sol dirseği kanamaya başlamıştı ama kalkıp devam etmek zorunda kaldı. Nerede olduğunu anlamaya çalıştı ama her yer ormanlık alandı. Kafası karışıktı, burası hiç tanıdık gelmiyordu. Üstündeki ev kıyafetleri ile üşüyordu ve başı dönüyordu. "Acaba neredeyim?" diye düşündü ve bağırmaya başladı: "Yardım edin, burada birisi var mı?" Bir süre sonra, bir adamın yaklaşan adımlarını duydu. Laila korkuyla geri çekildi, ancak adamın elinde bir fotoğraf makinesi vardı ve o da en az Laila kadar şaşkın görünüyordu. "Merhaba," dedi adam, "Burada ne arıyorsun?" Laila etrafında bir insan olması ile rahatladı ve adamın yanına yaklaştı. "Ben burada ne yapıyorum bilmiyorum," dedi titreyen sesiyle. "Sadece uyandım ve kendimi burada buldum." "Nasıl yani?" Dedi adam anlamayarak. Onunla dalga geçtiğini düşünmeye başlayabilirdi. "Ya bak, inan bilmiyorum. Bana yardımcı olur musun? Şu an neresi burası? Braşov'da mıyım?" Adam Laila'ya doğru yaklaştı ve etrafı gösterdi. "Sayılır. Burası Karpat Dağlarının yakınları, Bran Kalesi'ne oldukça yakınız," dedi. Laila şok olmuştu. Ev ile bran kalesi arasında kilometrelerce mesafe vardı. Buraya nasıl gelmiş olabileceğinden çok neden geldiği daha çok onu korkutuyordu. Genç adam, Laila'nın korkusunu ve paniğini anlayarak ona sakin bir sesle yardım edebileceğini söyledi. "Size yardım edebilirim, ileride arabam var gitmeniz gereken yere kadar bırakabilirim." Laila, adamın arabasıyla evine götürme teklifine ise çekinerek reddeder ve sadece telefonunu kullanmak istediğini söyler. Sonuçta annesinin evinde uyurken kendini bir anda karpat dağlarında bulmuştu ve şu an hiç tanımadığı bir adamla ıssız bir yerde duruyordu. Adam anlayışla Laila'ya telefonunu verir. "Tabii buyrun, ama isterseniz önce hastaneye gidelim, çünkü dirseğiniz kanıyor ve buraya nasıl geldiğiniz hakkında soru işaretleriniz var. Polisi de arayabilirim sizin için." Laila, şu an hastaneye gitmenin çok kötü bir fikir olduğunu düşündü ve net bir şekilde reddetti. "Ah, teşekkür ederim ama hiç gerek yok basit bir sıyrık. Ve ben sanırım uyurgezerim, çok önemli bir şey değil zamanla çözüleceğine inanıyorum." Laila, adamın telefonunu aldı ve annesinin numarasını çevirecekken son aramalarında "Umay" diye türk isimli biri olduğunu gördü. Merakla adamın yanına yaklaştı ve "Affedersiniz, özel bir soru olacak ama rehberinizde Türk isimli biri var. Nerelisiniz?" diye sorar. Adam şaşkınlıkla ona bakar ve "Türküm çünkü, kardeşimle turist olarak gezmeye geldik. Ne için sordunuz?" Der. Laila gülümser ve Rumence değil Türkçe karşılık verir. "Ben de Türk'üm" der. Bu korkunç olay içinde bir Türk ile karşılaşmanın onu rahatlattığını hissedebiliyordu. Adam şaşırmış bir şekilde ona bakar ve aynı şekilde Türkçe konuşmaya başlayarak "Gerçekten mi? Türkiye'den mi geldin?" diye sorar. Laila kafasını sallar, "Evet, annemi ziyarete geldim ben." ardından telefonunu geri adama vererek gülümser. "Beni evime bırakabilir misin? Türk olduğuna göre sana güvenebilirim sanırım. Değil mi?" Genç adam inci gibi dişleri ile gülümser ve telefonunu geri alıp eliyle arabasının yönünü işaret eder. "Elbette, bu taraftan." Laila çıplak ayakları toprağa ve bitkilere basarak hızlı bir şekilde genç adamın gösterdiği yoldan yürümeye başladı. Ayakları acıyordu ama Laila sadece ayağına bir şey batmaması için dua ediyordu. Bir patika ayrımına geldikten sonra sola doğru yaklaşık üç yüz metre boyunca sessizlikle yürüdüler. İkisi de arabaya bindikten sonra Laila genç adamdan onu Braşov merkeze götürmesini istedi. Oradan ise evinin yolunu tarif etti. "Eviniz sizi bulduğum yere göre çok uzak gerçekten uyurgezer olarak nasıl oraya kadar gelmiş olabilirsiniz, inanılmaz tuhaf bir olay." Laila gergin bir şekilde parmaklarıyla oynadı, "Bir de bana sorun. Bu aralar hayatım çok karmaşık." diyerek konuyu kestirip atmaya çalıştı. Monica'nın evine geldiklerinde araba durdu ve genç adam ona gülümsedi. Ama hala ortamda biraz gerginlik vardı. "Benim için değişik bir tecrübeydi, ama umarım bir daha senin için tekrarlanmaz." Laila gülümseyerek karşılık verdi. "Kesinlikle, artık bu uyku sorunuma bir çözüm bulmalıyım. Bu arada kendimi tanıtamadım kusura bakma, Laila ben." Laila elini uzattı ve genç adam da Laila'nın elini sıkarak kendi ismini söyledi. "Giray ben de memnun oldum. Şimdi görüşürüz derdim ama, kader bizi bir daha karşılaştırır mı bilemem." Laila, Giray'ın telefonunu vitesin yanından alıp ona ekran kilidini açması için uzattı. Giray kilidi açtıktan sonra kendi telefon numarasını yazıp bıraktı, fakat çaldırmadı. "Bilmem, belki karşılaşırız."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD