Braşov'da hava, mayıs sonları olmasına rağmen serin ve hafif rüzgarlıydı. Karpat dağları eteklerine kurulan bu şehir, mistik ve tarihi yapısıyla da Laila'yı adeta kendine çekiyordu.
Annesi Monica'yla beraber Casa Hirscher'de güzel bir akşam yemeği yemeye karar vermişlerdi. Monica arabayı valeye teslim ettikten sonra iki genç ve güzel kadın rezerve ettikleri masaya geçip oturdular. Monica kendisi için bir şal istedi çünkü hava esmeye başlamıştı.
Garson, ne yiyeceklerini sorduktan sonra Laila'nın tercihi Romanya'ya özgü bir et yemeği olan tocanã oldu fakat annesi Monica vejetaryen olduğundan dolayı sebze yemeği olan zacuscã'yı tercih etti.
"Anne, gerçekten onunla doyacak mısın? Sebzeli sarımsaklı ekmek bildiğin."
Monica gülümsedi ve garsona kesinlikle zacuscã istediğini söyledi.
"Hayatım, o kadar da aç değilim. Ve et yemeklerinden haz etmiyorum ve bana Romanya'da böyle yemekler dışında pek de başka seçenek kalmıyor biliyorsun."
Laila onu kafasıyla onayladı. Yemeğini beklerken menüyü alıp incelemeye başladı. Ama aslında aklı ona numarasını verdiği halde günlerdir aramayan yakışıklı Türk turistteydi.
Laila onu aramamasının sebebini büyük ihtimalle tahmin edebiliyordu. Öyle garip bir şekilde karşılaşmışlardı ki, büyük bir ihtimalle Giray onu deli sanmıştı. Bunun dışında onu aramaması için bir sebep bulamıyordu.
Annesi bir anda sessizliği bozarak ona soru sordu.
"Eski sevgilin Radu ile görüşüyor musun Laila?"
Laila, "Ondan sıkıldım ve farklı şeyler denemek istiyorum. Yani, sevmiyorum onu. Sevsem aldatmazdım, biliyorsun." dedi sıkılgan bir biçimde.
Monica ise Radu'yu överek, "Ama o ilginç ve başarılı bir adamdı, zamanla sevebilirdin. Hemen sevmediğine kanaât getirip aldatıyorsun bebeğim, bir şans bile vermiyorsun ki" dedi hafif sitemkar bir tonla.
Garson, Casa Hirscher'ın şık ortamında yemek yemeye gelen Monica ve Laila'nın önüne bir tabak zacuscã ve tocanãyı yanında taze ekmek dilimleri ile birlikte getirir. Sıcak, baharatlı domates soslu sebzelerin kokusu hemen masayı sarar. Garson, tabakları zarif bir şekilde masanın ortasına yerleştirir ve yemeklerin yanına çatal ve bıçak bırakır.
"Buyurun, afiyet olsun" diye seslenir ve ardından Laila'nın yanındaki boş kadehine su doldurur. "Bir şeyler içmek ister misiniz?" diye sorar, menüyü de ellerinde hazır tutarak.
Monica, teşekkür ederek suyun yeterli olduğunu söylerken, Laila kendisine bir yerel bira sipariş eder. Garson, siparişi alır ve hafifçe eğilerek masalarının yanından ayrılır.
"Yok anne, Radu iyi bir insan ama benlik değil. Ve dediğim gibi ona büyük bir yanlış yaptım, yani istesem de kalıcı bir yola giremem."
Garson, elinde büyük bir kırmızı şarap şişesi ve iki kadehle Monica ve Laila'nın masasına gelir.
"Hanımefendiler, Casa Hirscher'ın en sevilen kırmızı şarabını sizin için getirdim. Umarım beğenirsiniz,"
Laila şaşkınlıkla garsona bakar ve, "Yanlış anlaşılma olmalı, biz şarap istememiştik." der.
Garson, bir adım geriye çıkarak iki çarpraz ötedeki bir kadın ve bir erkeğin oturduğu masayı işaret ederek, "Bu hanımefendi ve beyefendi size yollamamı istediler. Arkadaşınız olduğunu söylediler efendim. Afiyet olsun." dedi ve hızlıca gülümseyerek oradan ayrıldı.
Laila garsonun işaret ettiği masaya baktığında bir kadın ve erkeğin gülümseyerek ona baktıklarını ve kadeh kaldırdığını gördü.
Laila'nın kalp atışları aniden hızlandı ve onlara karşılık olarak gülümsedi. Masasından kalkıp oraya doğru yürürken annesine "Birazdan geliyorum." dedi.
Laila masadaki oldukça güzel kadına elini uzattı, "Merhaba, Laila ben."
Kadın da gülümseyerek Laila'nın elini sıkarak karşılık verdi.
"Tam da abim sizden bahsederken sizinle karşılaştık ve çok şaşırdım. Umarım şarap ikramımızı kaba bulmamışsındır. Umay ben de. Giray'ın kız kardeşiyim."
Giray ona gülümseyerek bakıp kadehinden bir yudum aldı.

Laila onun da elini sıktı ve Umay'ın yanına oturdu.
"Hayır ne kabalığı asıl teşekkür ederim, çok zevkli bir tercih."
Giray hemen kendini bir açıklama ihtiyacı hissederek Laila'ya mahcup bir şekilde döndü.
"Laila, seni arayamadım üzgünüm. Umay'ın migreni çok kötüydü, otel odasından çıkamıyordu ışığa bile hassasiyeti vardı ve onu yalnız bırakmak istemedim."
Laila biraz gülümseyerek biraz da Giray'ı düşünmediğini belli etmek isteyerek, "Önemli değil tabii ki benim aklımdan tamamen çıkmış. Eğer Umay sen iyiysen sıkıntı yok."
Umay tebessüm ederek yanıtladı.
"Evet şu an çok daha iyiyim. Migren ataklarım senede bir kaç kez oluyor ve şansıma yurt dışı seyahatimde denk geldi."
Ardından, Laila'nın geldiği masayı işaret ederek, "Ablanız sanırım, ona ayıp olmazsa eğer masaları birleştirip hep beraber yemek yiyebiliriz. Ne dersin Laila?" dedi.
"Annem kendisi, bir sorayım ardından yanınıza döneceğim."
Umay sıcakkanlılıkla, "Mutlaka bekliyoruz" dedi.
Laila kendi masasına dönerken içinden acaba bu kız gerçekten bu kadar sıcakkanlı mı yoksa rol mü yapıyor diye düşünmeden edemedi.
"Anne, geçen sana anlattığım yakışıklı turist bu işte. Kardeşiyle yemek yiyorlar bizi de davet ediyorlar. Gidelim mi?"
Monica gözünün ucuyla Umay ve Giray'ı inceleyip nötr bir ifadeyle cevapladı.
"Olabilir, ayıp olmasın davet etmişler o kadar."
Garsona yaklaşıp masaları birleştirme isteklerini ilettikten sonra, garson hemen işe koyuldu. Kısa bir süre sonra masalar birleştirilmiş ve Laila ile Monica, Umay ve Giray'ın masasında oturuyorlardı. Giray bir centilmen erkek olarak iki genç kadının da sandalyesini çekmeyi ihmal etmemişti.
"Merhaba" dedi Monica, gülümseyerek.
Monica'nın yanına oturmasıyla Umay, Monica'ya yaklaşarak gülümser ve "Siz gerçekten çok genç görünüyorsunuz, neredeyse 30larında gibi! Ablası sandım sizi!" der.
Monica gülümseyerek teşekkür eder ve "Evet, biraz şanslıyım sanırım. 43 yaşındayım aslında." diye cevap verir. Laila da gülerek ekler, "Evet, Monica genç kalmayı başarıyor, ben ise artık yaşlanmaya başladım gibi hissediyorum."
Bu esnada Giray, Laila'ya gülümseyerek bakar ve "Bence senin güzelliğin hiçbir zaman solmaz, emin ol." der.
Giray'ın sözleri üzerine Laila mahcup bir şekilde gülümser ve teşekkür eder. "Çok naziksin Giray, teşekkür ederim" der. Ardından birkaç saniye sessiz kalır ve sonra Laila konuyu değiştirip ilgiyi üzerinden atmak için Giray ve Umay'a yönelir.
"Asıl önemli soru, burcunuz ne?"
Giray yüzünü ekşitti ve klasik bir erkek cevabı verdi. "Ben pek inanmıyorum böyle şeylere ama burcum terazi."
Umay da, "İkizler burcuyum ben de. Ben inanırım ama çok ilgili değilim sizin ne peki?" diyerek Laila'ya baktı.
"Ben duyduğunuzda yüzünüzü ekşiteceğiniz bir burcum."
Umay gülümseyerek, "Yok ben ekşitmem, akreplerle çok da iyi anlaşırım." dedi.
"Aaa, nasıl anladın?"
Umay net bir şekilde, "Kesinlikle sana başka bir burç demezdim, gözlerinden belli tam bir akrep olduğun. Ve saçlarından da öyle. Kıpkırmızı, çok hoş!" diyerek kadehini ortaya sürdü ve hafifçe havaya kaldırarak herkese tokuşturmak için işaret etti.
Hepsi kadehini kaldırıp tokuşturduktan sonra kırmızı hafif aromalı şaraplarından birer yudum aldılar.
"Evet, kendi kızım diye demiyorum ama ergenliğinde saçını boyamasına izin verdiğimden beri kırmızı saçla geziyor. Genelde çoğu kişiye yakışmaz ama gerçekten yakışıyor."
Laila yine ilgiyi üstüne aldığı için bu durumu dağıtmak istercesine "İşte, annem de tam bir balık burcu, çok fedakar ve tatlı birisidir. Çok nadir kavga ederiz." dedi.
"Ne kadar şanslısın böyle bir annen olduğu için. Ama adınız yabancı galiba, buralı mısınız?"
Monica derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı.
"Ben aslında Yunanistan doğumluyum ama aslen buralıyım. Laila'nın babası ile İstanbul'da ailemle tatile geldiğimizde tanıştık, çok küçüktüm tabii. Uzun seneler Laila için Türkiye'de yaşadım ama iş teklifi alınca tekrar buraya dönmeye karar verdim."
"Özel değilse, boşandınız mı acaba?" dedi Umay merakla.
Laila şarabından bir yudum aldı ve hiç görmediği babası hakkında düşünmek istemedi, çünkü düşünürse özlüyor ve üzülüyordu.
"Boşanmış olmayı tercih ederdim. Laila 4 yaşındayken aramızdan ayrıldı. Onun yokluğundan beri hayatıma kimseyi almadım, almak da istemiyorum."
Monica duygulanınca yanında oturan Umay onu teselli etmek istercesine omzunu sıvazladı. Bir kaç duygu dolu an daha yaşandıktan sonra masanın keyfi yerine geldi ve gülüşüp eğlenmeye başladılar. Laila'nın yanında oturan Giray'ın gözleri arada Laila'ya kayıyor ve onunla nasıl baş başa kalabileceğini düşünüyordu.
Saat gece yarısını geçeli biraz olmuştu ve dörtlü grup Casa Hirscher'dan ayrılmaya karar vermişti. Monica hesabı alman usulü ödemeyi teklif etmişti fakat Giray onları beraber oturmaya davet ettiklerini söyleyerek o ödemişti.
Beraber kapıya geldiklerinde Monica valeye arabasını getirmesi için ricada bulundu ve diğer gençlere dönerek, "Sizi otelinize bırakayım, sizin için de uygunsa." dedi.
Giray, "Aslında Umay'ı bırakırsanız çok sevinirim fakat Laila'yı arayamadığım için kendimi biraz mahcup hissediyorum bu yüzden onu izninizle bir yere götürmek istiyorum." diyerek Monica'dan nazikçe izin istedi.
Laila tatlı bir tebessüm ederken Monica karşısındaki kibar ve yakışıklı adamı kırmak istemedi.
"Tabii ki, Laila bana ne zaman döneceğini haber verir. Keyfinize bakın."
Hepsi tekrardan tanıştıklarına memnun olduğunu söyleyerek vedalaştı ve Laila ile Giray taksiye binerek diğer ikiliden ayrıldı.
*******
Laila ve Giray, Braşov'da bulunan ünlü Kara Kilise'yi gezmek için taksiden erken inip bir kilometre kala yürümeye başladılar.
Yolda, Laila kilise hakkında birkaç bilgi verdi ve Giray da meraklı bir şekilde dinledi. Giray onu bir yere götürmek istediğini söylemişti fakat asıl Braşov'u iyi bilen biri olarak beraber vakit geçicerecekleri yeri Laila seçmişti.
Kara Kilise'ye vardıklarında, Laila ona kilise hakkında daha fazla bilgi verdi ve Giray da hayranlıkla etrafı izledi. Telefonunu çıkarıp en estetik görünen yerlerin fotoğraflarını çekti.
Bir anda telefonu Laila'ya doğrultup, "Kilisedeki en güzel şeyi çekiyorum şu an, gülümse." dedi. Laila ise içten bir şekilde gülümseyerek karşılık verdi.
Kilisenin içinde gezerken, Giray Laila'ya yaklaştı ve "Bu kadar ilginç bir kişi olduğunu bilmiyordum" dedi.
"Yani benim deli değil de ilginç olduğumu düşünmene çok sevindim."
Giray net bir şekilde, "Hayır tabii ki, uyku problemi olan birine neden deli diyeyim ki?" diyerek onun söylediği yalana inandığını Laila'yı ikna etti
Giray, "Belki bir gün bana da Braşov'u gezdirirsin" dedi. Laila, "Elbette, neden olmasın" diye cevapladı ve Giray'a doğru bir gülümseme attı.
"Daha ne kadar süre burdasınız?" Laila içinden umarım çok uzun bir süre daha buradadır diye geçirdi. Fakat bir turistti ve ne kadar süre kalabilirdi ki?
"6 gün daha burdayız. Zaten bir hafta önce geldik ve tatilimizi iki hafta olacak şekilde ayarlamıştık. Seninle geç tanışmak ve seni arayamamış olmak biraz üzücü olsa da, 6 günü beraber geçirebiliriz. Tabii katılmak istersen."
Laila'nın içi yine umutsuzlukla doldu. Giray'da diğer hayatına giren erkekler gibi geçici ve kısa süreli eğlendiği birisi olacaktı. O buradan gitmeden önce sevgili bile olsalar bu kadar kısa süre içerisinde ona bağ geliştiremeyeceğini ve yine aldatacağını adı kadar iyi biliyordu. Buruk bir şekilde gülümsedi ama yüzü düşmüştü, belliydi.
"Olur tabii, katılırım."
Giray Laila'nın düşen yüzünü fark edip kilisenin daha az ışıklı tarafına doğru onu hafifçe çekti.
"Sen İstanbul'a ne zaman döneceksin?"
"Ben yazları annemin yanına geliyorum. Yani en erken eylülde dönerim"
Giray'ın da içini bir burukluk kaplasa da gülümseyerek yanıtladı.
"Mesajlaşmayı sevmez misin? Ben döndükten sonra sen gelene kadar sohbet edebiliriz."
Laila bu sefer, 'tabii ki seni beklerim tatlım' gibi yalanlar söylemek istemedi. Dik bir şekilde Giray'ın gözlerine baktı ve karamsar bir şekilde konuştu.
"Açıkçası, ikimiz de birbirimizin hayatında bir kaç gecelik bir takılma olarak kalacağız ve fazlası olmayacak. Çok yakışıklı ve düzgün bir adama benziyorsun ama ben böyle uzaktan görüşmeden bir şeyleri devam ettirebilecek potansiyelde biri değilim, maalesef."
Giray, Laila'yı kilisedeki koltuklardan birine oturmasını sağladı ve o da yanına geçti. Şaşkınca ona sordu.

"Seninle bir kaç gece takılmak istediğimi de nereden çıkardın? Gerçekten seni tanımak istiyor olamaz mıyım?"
"Bilmem, olabilir. Benimkisi ilk akla gelen basit bir senaryoydu sadece."
Giray derin bir nefes alarak ayağa kalktı ve elini Laila'ya uzattı. Nefes alış şekli adeta "Sen beni çok yoracaksın da, neyse" diyordu.
"Hadi gel seni evine bırakayım, yarın erkenden seni alacağım o yüzden bir an evvel uyu."
****
Laila odasının kapısını kapattıktan sonra güzel bir uyku çekebilmek ve kendine gelmek için pudra kokulu tütsüsünü odanın diğer ucunda yaktı. Camını hafif açarak içeride hava sirkülasyonu olmasını sağladı.
Lavanta yağından bir kaç damla parmaklarına döküp oradan şakaklarına hafifçe sürerek yedirdi, geri kalanı ise boynuna sürdü. Yorganını açıp yatağının içinde girdi fakat gözüne takılan tarot kartlarıyla, "Acaba?" dedi.
Onlara her dokunup yoğunlaştığında geçmiş yaşamına ait sahneler bir rüya gibi gözünün önünde beliriyordu. Laila aslında uyumak istiyordu, ama yine de içindeki hisse engel olamadı.
Laila gözlerini kapattı ve tarot kartlarının yardımıyla meditasyona geçmeye çalıştı. Çok değil on beş yirmi saniye sonra zihni giderek bulanıklaşmaya başlarken, odaya yavaşça giren figürleri görmeye başladı. Burnuna pudralı tütsü kokusu yerine hafif hafif tatlı portakal çiçeği kokusu gelmeye başlamıştı.
Kadın, siyah bir elbise giymişti ve uzun, sarı saçları omuzlarına kadar dökülüyordu. Adam ise şık bir takım elbiseyle giyinmişti ve kalın bir sigara tutuyordu elinde.
Kadın, "Bu ev gerçekten harika, sevgilim. Her şeyin üstesinden geleceğiz, seninle birlikte" dedi gülümseyerek.
Adam da gülümsedi ve "Evet, hayatın güzelliklerini birlikte keşfedeceğiz, Londra bize iyi gelecek sevgilim." diye yanıtladı.
Laila'nın bilinci tekrardan kendine geliyor gibiydi. Az önce gördüğü adamın bir önce ki gördüğü vizyondaki yönetmen olduğunu fark etmişti. Fakat bu sefer irkilerek uyanmak yerine daha da gözleri ağırlaştı, kulağı çınlamaya ve terlemeye başladı.
Laila bir anda halsizleşip uyanmaya çalıştı fakat bir şey onun uyanmasına izin vermiyordu. Kıpırdanmaya çalıştı, o da olmuyordu. Karabasan gibi bir şeyin içindeydi ama öyle geçip gidecek gibi de durmuyordu.
Gözleri kapalıydı, ama karşıdan kızıl saçlı kocaman iri vücutlu bir kadın ona doğru yaklaşıyordu. Laila, derin nefesler almaya çalıştı ama sanki üstüne bir şey oturmuştu.
Karşıdan gelen kızıl saçlı kadın ona hayatında duyacağı en şefkatli ton ile fısıldadı.
"Benim güzel Laila'm. Korkma, sana asla zarar vermem."
Laila, neyin içinde olduğunu bilmediği için, "Beni felç ettin, bırak da nefes alayım." diyerek uyanmaya çalışmaya devam etti ama imkansızdı.
Üzerindeki ağırlık hafifleyince derin nefesler almaya başladı. Sakince sordu. "Sen kimsin?"
"Ben senin özünüm Laila. Çok yakında tanışacağız, ama ondan önce sana bir yeteneğimi bahşediyorum. Kullanmasını bil ve insanlara kendini doğru lanse et."
Laila karşındaki kızıl saçlı değişik varlığın ne demek istediğini anlamaya çalıştı ama o sırada gözleri daha da ağırlaştı, bilinci bulanıklaştı ve şimdi gerçek bir insan uykusuna daldı.