Ne olmuş bana böyle, tanıyamıyorum kendimi bile
Aklım başka havalarda, kalbim başka bir yerde
Dudağımda tek isim, gözümde tek resim
Sensin benim eşim aşım, işim gücüm
Kaşım gözüm, içim dışım sensin.
Neler olmuş bana aman Allah'ım?
Ah be elalım, sen ne yaptın bana böyle...
-
Zümrüt kulağının dibine fısıldayan adama bakakaldı öylece. Ne diyeceğini bilemedi. Ne yapacağını kestiremedi. Sığamıyordu şu an oturduğu yere. Ne diyecekti şimdi?
Eli istemsizce boynuna gitti. Hala bir kolu Altan'ın parmakları arasındaydı. Biraz uğraştıktan sonra çıkardı boynundaki kolyeyi. Altan bir cevap, en azından bir tebessüm bekliyordu kızdan.
Zümrüt usulca bileğini tutan parmaklardan kurtardı kolunu. Altan merakla izliyordu. Kız hiç konuşmadan Altan'ın elini kendi avucunun içine aldı. Kafasını kaldırmadan elindeki kolyeyi adamın avuçlarına bıraktı. Sonra acele etmeden indi arabadan.
Hakan Tuana'yı arabadan çıkarmış bekliyordu. Zümrüt kızın elinden tutup, 'Ben götürürüm.' dedi nazikçe. Hakan başını sallayıp doğruca arabaya bindi.
(Açalım şarkıyı )
Altan gülümseyerek hala avucundaki, ucunda kalp olan kolyeye bakıyordu. 'Yüreğim avuçlarının içinde.' demişti sevdası, sessiz sedasız. Aldığı her nefes umutla doldu içine. Kolyeye daha dikkatli baktığında açılan bir madalyon olduğunu fark etti.
Merakla hemen kapağı açtı. Bir tarafında Zümrüt'ünün gözleri olan küçük bir fotoğraf vardı. Öteki yanı boştu. Ellerini sıkıca kapayıp yumruğunu öptü. Sonra keyifle arabasını çalıştırdı.
O esnada radyonun düğmesine de basmayı ihmal etmedi. Açtığı gibi başlayan müzik daha da mutlu etti kendini. Bedeni ve ayakları ile çalan şarkıya ritim tutmaya başladı.
Kendisi de mırıldanıyordu şarkıyı aynı zamanda.
Uzaktan sevda etmak
Girsun yerin dibina
Yakından seven yarum
Gelsun girsun koynuma...
-
On beş dakikalık yolun ardından şirkete ulaştılar. Altan ıslık çalarak indi arabadan, ama arkadaki arabadan inip telaşla yanına ulaşan Hakan'ı görünce melodisi dilinde asılı kaldı.
'Hiç keyfimi kaçırma Hakan. Sonra söyle ne söyleyeceksen.'
'Ama abi, önemli.' dedi genç başını önüne eğerek.
Altan bıkkın bir nefes verdi. 'De haydi söyle.' Hakan önce ağzında birkaç kelime geveledi, sonunda sıkılan Altan, yüksek sesle 'Hadi!' dedi.
Hakan hemen konuşmaya başladı. 'Abi, Kenan. Kenan iti çıkmış içerden. Çıktığı gibi de bizim katıldığımız ihalelere girmiş.' Altan sıkıntıyla yeni çıkmaya başlamış sakallarını kaşıdı.
'Gidin kolaçan edin etrafı. Köpeklerini yine salmıştır o buralara.'
Dönmüş şirket kapısına yürürken arkada hâlâ beklemekte olan adama seslendi. 'Okulun oraya da Gürkanları gönder. Dikkatli olsunlar. Ortalıkta dolanıp açık etmesinler kendilerini.'
Odasına girdikten sonra eli cebine gitti. Kolyeyi çıkarıp avucunda sıktı. Aşık aşık gülümsedi, yine düşüncelere daldı. Kapısının çaldığını duyunca sıyrıldı hayallerinden. Asistan kız Oya içeriye girdi. 'Efendim, yeni mimarlar geldi.'
Eliyle gelsinler der gibi işaret etti. Odaya giren üç delikanlı Altan'ın karşısına oturdu. Kısa bir şekilde selamlaşıp tanıştıktan sonra Altan birbirinin aynı olan üç dosyayı adamlara uzattı.
'Bunlar yeni aldığımız ihalenin dosyaları. Her şey sizde, düzenli çalışmanızı istiyorum. Her gün üzerine eklenmiş şekilde planlar masamda olacak.' dedi. Sonrasında birlikte dosyaları incelemeye ve planları hakkında konuşmaya başladılar.
-
Genç kadın Tuana'yı sınıfa bıraktıktan sonra öğretmenler odasına gitti. Dolabını açıp içindeki dosyaya uzanacakken eli yanağına doğru gitti. Altan'ın nefesini hala yanağında hissediyordu.
Yüzüne sıcacık bir gülümseme yayıldı. Gözlerindeki ışıltıyla gülümsemesi birbirine karıştı. Dolabından dosyasını alıp tekrar sınıfa döndü.
Çocukların yanında bekleyen dadıyı gönderdikten sonra masasına geçip dosyanın içinde bulunan küçük kağıtları tek tek çocuklarının önüne koydu.
'Şimdi sizlerden önünüze koyduğum kağıtlara dokunmadan önce bir şey isteyeceğim çocuklar. Ne olunca mutlu olduğunuzu söyler misiniz bana?'
Çocuklar bu soru üzerine ellerini çenelerine yaslayıp düşünmeye başladılar. Birkaç dakika sonra biri parmak kaldırdı.
'Söyle Ecem.' dedi Zümrüt.
'Öğretmenim babam bana eldiven almıştı, bende çok mutlu olmuştum.' dedi. Zümrüt gülümseyerek okşadı kızın başını. Sonra bir başkasına söz verdi 'Murat.'
'Civcivim olursa mutlu olurum ben de.'
Sonra parmak kaldıran Kutay'a söz verdi
'Oyuncak arabam olursa mutlu olurum öğretmenim.' dedi Kutay da.
'Hadi bakalım Serkan sen de söyle.' dedi Zümrüt bu sefer.
Serkan sırıttığı yerde 'Tuana'yı görürsem mutlu olurum öğretmenim.' dedi. O sırada Tuana'dan bir çığlık koptu. 'Hayır olamazsın, abim seni öldürür.'
Serkan'ın görme isteği Zümrüt'ü duygulandırırken Tuana'nın söylediği ile kahkaha attı.
'Pekii, şimdi sen söyle bakalım Tuana.' dedi.
Tuana gülümseyerek cevap verdi. 'Abim bana şarkı söylerse mutlu olurum.'
Zümrüt bir an şaşkınlık yaşadı. 'Abinin sesi güzel mi bakalım?'
'Çok güzel öğretmenim.' dedi kız cilveyle. Sonra tekrar konuşmaya başladı 'Siz ne olunca mutlu olursunuz öğretmenim?'
Zümrüt gülümsedi. 'Daha sonra söylerim olur mu? Şimdi dersimize dönelim.' Küçük kız başını salladı.
'Ne olunca mutlu olurum?' diye düşününce eli kalbinin üzerine gitti. Hemen masasına dayandı. Adamın kulağına okuduğu şiir yine kalbini ısıttı. 'Yanımda olması yeter mutlu olmama.' dedi içinden.
Sonra konuşmaya başladı. 'Hadi bakalım, alıyoruz elimize kağıtları dün size öğrettiğim gibi uçak yapacağız.' Çocuklar hemen sevinçle uçaklarını yapmaya giriştiler .
Zümrüt de pencerenin kenarında durmuş dışarıya bakıyordu. Ama gözleri dışarıyı görmüyordu, görüntüde sadece Altan vardı onun için. Sevdiği adamı düşünerek pencerenin kenarında durdu bir süre.
Çocuklar 'Yaptık öğretmenim' diye seslenince pencerenin önünden ayrılıp masaları dolaşmaya başladı. Bazılarının yapamadığı yerleri tek tek anlatarak düzeltti, yapmış olanların parmak uçlarına usulca bıraktı buselerini.
Öğle arası zili çalınca, çocukları sınıfa giren bakıcı teyzelerine emanet etti. Çantasını kabanını alıp dışarıya çıktı. Acele adımlarla birkaç sokak ötede olan alışveriş merkezine yürümeye başladı.
Yarım saatin sonunda elinde birkaç poşetle dışarıya çıktı. Sakin adımlarla yürüyordu. Okulun olduğu sokağa girince büyük gri bir araba köşeden döndü.
Arabanın dönmesi ile kimisi kafede oturmuş, kimisi seyyar satıcının yanında duran birkaç adam ayaklandı. Zümrüt ne olduğunu anlamamış bir şekilde biraz bekledi. Sonra tekrar yoluna devam etti.
Okula girince öğretmenler odasına gitmeden önce müdürün odasına çıktı. Annesini yolcu edeceğini söyleyip erken çıkmak için izin aldı. Ardından direk sınıfa gitti. Yemeklerini yemiş öğretmenlerini bekleyen çocuklarının masasını gezdi tek tek.
'Ecem. Bu senin eldivenin güzelim.' deyip paketi kızın önüne bıraktı.
'Murat bu da senin civcivin. Ama elbette canlı değil, şimdilik oyuncağıyla idare edeceksin.' Paketi bırakıp minik adamı başının üzerinden öptü.
Ardından, 'Kutaycığım, oyuncak araban.' dedi.
Sonra Serkan'ın yanına gidip 'Serkan bak bakalım bu ne?' diyerek önüne bir kağıt uzattı. Parmaklarıyla kağıdı yoklayan çocuk anlamsız bir surat ifadesiyle 'Bu ne öğretmenim?' dedi. Zümrüt küçük çocuğun kulağına eğilip 'Tuana' dedi.
Serkan'ın yüzüne yayılan sıcak gülümseme içini ısıttı. Çocuk mutlu bir şekilde, ezberlemek için parmaklarını fotoğrafın üzerinde oynatmaya başladı.
Zümrüt öteki çocuklara da hediyelerini verdikten sonra sessizce Tuana'nın yanına oturdu. 'Tuanacığım arkadaşlarına mutlu olacağı küçük hediyelerini verdim, ama seninkini veremiyorum birtanem.'
Kız ‘Anladım’ der gibi salladı kafasını. Zümrüt devam etti. 'Ama bir gün abin ikimize birden şarkı söylerse ben de çok mutlu olurum.'
Tuana'nın yüzünde bilmiş bir ifade belirdi. 'Abim sizi de mi mutlu ediyor?'
'Mutlu ediyor.' dedi Zümrüt, sessizce kızın saçlarını öptükten sonra sınıfa seslendi. 'Çocuklar ben şimdi gidiyorum. Bugün erken gideceğiz evlerimize. Anneleriniz birazdan gelir sizi almaya.'
Daha sonra çantasını ve dosyalarını alıp çıktı sınıftan. O çıkınca veliler gelene kadar beklemek için bakıcı kadın içeriye girdi.
-
Hakan, Altan'ın odasına girip, adamlarının Kenan'ı okulun etrafında gördüklerini söyledi. Bu sözler üzerine Altan Tuana'yı okuldan almaya gitmek için ayaklandı.
Tabi Zümrüt'ü de vardı artık gözünden sakındığı, koruması gerektiği. Onu da eve bıraktıktan sonra evin olduğu sokağa adamlarını yığacaktı elbette.
'Okula gidelim. Erken alalım bugün Ela'mı.' dedi.
Hakan hemen söze karıştı 'Zümrüt yeng.. Hanım erken bırakmış dersi bugün, okuldan haber verdiler. Gürkan alıp eve götürmüş Tuana'yı.'
Altan normalde yenge demeye yeltenen adama kızardı. Zümrüt belki rahatsız olur diye uyarmıştı deme diye ama şu an kızmayı bile düşünmeden 'Neden erken çıkmış?' dedi.
'Bilmiyorum abi.'
'Tamam. Sen yine de evin önüne gönder birkaç kişi. Ama iyi tembihle sakın ama sakın belli etmesinler kendilerini.'
Hakan 'Tembihlerim abi.' dedikten sonra odadan çıktı.
Altan bir müddet neden erken çıktı acaba diye düşündü ama, aklı daha çok okulun etrafında dolanan Kenan itindeydi. Yine mi uğraşacaktı bu pisliklerle? Yine mi bulaşacaktı belaya? Bulaşırdı bulaşmasına Zümrüt olmasa ama, artık aklında dolanan her düşünce bir kere daha düşünmeye itiyordu kendini.
Zaten Zümrüt o karanlık geçmişini öğrenir diye korkuyordu. Öğrenmesi bir şey değildi aslında, 'Ya öğrenince nefret ederse benden, ya uzaklaşırsa' diye düşünüyordu hep.
İçini karartan düşünceleri kafasından atmaya çalıştı. Tekrar cebinden çıkardığı kolyeyi aldı parmaklarının arasına. Şimdilik buydu tek güvencesi.
-
Zümrüt okuldan çıkmış eve ulaşmak üzereyken cebinden telefonunu çıkardı. Arkadaşını arayıp açmasını bekledi. Birkaç çalmadan sonra 'Helllooooo!' diyen coşkulu sesi duydu karşı taraftan.
'Hello canım hello.' dedi kendisi de gülerek.
'Kız Zümrüt, sana ne haberlerim var bir duysan. Hani bizim pazarlama bölümüne yeni gelen çocuk var demiştim ya sana..'
Kız lafını tamamlayamadan Zümrüt araya girdi 'Zeyno bir dur da, bir nefes al. Annem bugün gidiyor, akşama bana geliyorsun. O zaman anlatırsın pazarlamacı çocuğu. Hem benim de sana anlatacaklarım var.'
'Ay demee!' dedi kız heyecanla 'Esrarengiz adamımız mı geldi yoksa?'
'Kızım esrarengiz deyip durmasana adama. Altan adı Al-tan' dedi heceleyerek.
'Aman be bilmiyoruz sanki. İyi ki heceledin.'
Zümrüt güldü. 'Geliyorsun dimi?'
'Geliyorum tabi bebeğim, dinlemesem çatlarım yoksa.'
'Tamam o zaman hadi kapatıyorum. Annemi göndereceğim daha.'
Zeynep 'Tamam kuzum. Hadi Emine teyzeme de selam söyle.' deyip çat diye kapattı telefonu. Telefona öylece bakakalan Zümrüt 'manyak bu kız ya' deyip gülmeye başladı.
Otobüsten inip eve doğru yürürken annesinin valizi sürükleyerek apartmandan çıkarmaya çalıştığını görünce koşar adım yanına ulaştı. 'Annem, niye beklemedin beni? Birlikte hazırlardık çantanı. Bir de alıp aşağı indirmişsin.' deyip kadının elinden valizi aldı.
'Ben taksi çağırayım.' deyip telefonunu çıkarınca annesi kendisini durdurdu.
'Dur kız dur. Çağırma. Ferhat Bey'in oğlu bırakacak beni otogara. Sen hiç gelme.'
Zümrüt yüzünü ekşitip soru sorar gibi annesine baktı. Sonra göz kırptı. 'Kız hayırdır ne bu Ferhat Beyler falan?'
Kadın hafifçe kızının koluna vurdu. 'Zevzek sen de! Ben diyor muyum sana hayırdır ne bu Altan diye?' Yüzünü büzüp göz kırpmaya çalıştı.
Zümrüt annesine yüzünü öyle ekşitip bakmıştı ki neredeyse iki kaşı birbirine değecekti.
O sırada Ferhat Bey'in oğlu İbrahim çıktı apartmandan. Valizi alıp arabanın bagajına yerleştirdi. 'Hadi Emine teyzem.' deyip arabaya bindi.
Zümrüt de önce ellerini öptü annesinin sonra da tonton yanaklarını. 'Yolun açık olsun. Varınca ara tamam mı?'
'Ararım kızım. Evde masanın üstüne minik Ela'mın beresini bıraktım. Götür onu yavruma tamam mı?'
Zümrüt yine muzip bir şekilde kadının gözlerine baktı. 'Annecim, acaba ben Zeynep ile konuşurken sen yanlışlıkla bana kulak misafiri olmuş olabilir misin? Nedir bu minik Ela'm falan?'
Kadın bir parmağını sus der gibi dudaklarına götürdü. Sessizce konuşarak 'Şşt, anneler bilir.' deyip bindi arabaya.
Zümrüt ışıltılı gözlerle gülümsedi ilerleyen arabanın arkasından.
-
Akşam olmuş Zeynep nefes nefese dayanmıştı arkadaşının kapısına. Parmağını zilin üstünden çekmeden basıyor, bir yandan da ayağının ucuyla kapıya vuruyordu. İçerden bağıran Zümrüt'ün sesini duydu. 'Çek parmağını o zildeeeennn!'
Ama kız ne zili bırakmıştı ne de kapıyı tekmelemeyi. Zümrüt hışımla kapıyı açtı. Zeynep hemen elindeki poşetlerle birlikte kendini yere attı.
'Aayy, ay ölüyoruuum. Zümrüt değiştir şu evi gözünü seveyim. Merdivenlerde ölür giderim bir gün bak, asansörsüz ev mi oluur?'
Zümrüt 'Bir şey olmaz sana, maşallah deve gibisin canım arkadaşım.' deyip yerdeki poşetleri aldı.
Zümrüt mutfağa geçerken, Zeynep de hala yerde debelenerek ayakkabılarını çıkarıyordu. Sonunda montunu da vestiyere bırakıp arkadaşının yanına geçti.
Nefeslerini düzenlerken konuştu hemen. 'Dökül.'
Bir elini çenesine dayamış, bir ayağıyla da yerde ritim tutuyordu. Zümrüt hiç konuşmadan elindeki çekirdek tabaklarıyla kızın yanından sıyrılıp salona geçti.
Hemen koşarak Zümrüt'ü takip etti kız. 'Hadi ama Zümrüt.'
'Ne var ya, öldün mü?'
'Hıı öldüm bak.' deyip bileklerini uzattı Zeynep.
Zümrüt gözlerini devirdi. ‘Ha ha ha. Çok komik.'
'Anlatacak mısın artık? Çatladım ama meraktan.'
'Bir naz yaptırmadın ha sende. Tamam otur anlatıyorum.'
Bir bir anlattı olanları Zümrüt. Tuana'nın çilekli pasta isteyip buraya gelmelerini. Adamın kendisine paltosunu vermesini, aklım burada kalmasın demesini. En son da kulağına okuduğu şiiri söyledi merakla dinleyen arkadaşına.
'Ee sen ne dedin peki?' diye sordu Zeynep.
'Bir şey demedim.'
'Nee demedin mi? Kız sen salak mısın? Adam ilan-ı aşk etmiş sen bir şey demedin mi?'
'Yok demedim.'
'Bir aydır Altan Altan diye feryat eden de babamdı zaten. Bir şey dememiş haspam.'
'Ne zaman feryat ettim ben be?'
'Etmedin canım etmedin tamam. Ne yaptın peki?'
'Kolyemi verdim.' dedi Zümrüt.
Zeynep arkadaşına şaşkınlıkla baktı. 'Kolyeni?'
'Evet.'
'Hani şu babanın sana bıraktığı kalpli madalyon?'
'Evet.' dedi Zümrüt sabırla.
Zeynep 'Gerçekten mi ya?' diye sordu bir kez daha.
'Ay evet dedim ya Zeynep.'
Zeynep 'Senin için o kolyenin değerini biliyorum. O yüzden şaşırdım bu kadar. Kızma.' dedi dudağını bükerek.
Zümrüt 'Kızmadım tabi ki.' diyerek arkadaşının elini tuttu.
Zeynep yavaşça sokuldu arkadaşına. 'O kadar çok mu sevdin?'
Zümrüt usulca başını salladı. Sonrasında bir sessizlik çöktü.
Zeynep elini başına yaslamış bir şeyler düşünüyordu. Yüz ifadesinden derin düşüncelerde olduğu belliydi. Zümrüt 'Yine ne yumurtlayacak acaba?' diye kendi kendine düşünürken, Zeynep konuşmaya başladı.
'Kız bu adam mafya olmasın?'
'Hııhh, bende ne yumurtlayacaksın diye bekliyordum. Ne alaka Zeynep?'
'Ee kızım demedin mi belinde silah var diye?'
'Dedim. Belki polistir.'
Zeynep kalkıp kucağındaki çekirdek tabağını yere bıraktı. Elini Zümrüt'ün başına yasladı.
Zümrüt Zeynep’in gözlerine baktı. 'Ne yapıyorsun?'
'Ateşin var mı diye bakıyorum.'
Kız hemen elini yüzünde gezdirmeye başladı. 'Hasta mı görünüyorum?'
'Yok canım, salak gibi görünüyorsun buradan. Kız hangi polis ardında üç tane cafcaflı arabayla dolanır?'
Zümrüt bu sözler üzerine somurttu, hiç cevap vermedi. Bu soru onun da aklını kurcalıyordu.
Zeynep bir süre sonra, 'Demek sesi de güzelmiş beyimizin.' dedi kıkırdayarak.
Zümrüt gözleri aşkla parlayarak konuştu. 'Güzelmiş.'
Zeynep hemen makaraya başladı. 'Artık geceleri sana şarkı mı söyler, kulağına şiir okuyup seni mest mi eder, kendinden mi geçirir bilemem.' Bir tane de kahkaha patlattı.
Zümrüt kanepenin yastığından birine uzanıp arkadaşına fırlattı.
İki kız gülerek, sohbet ederek, Altan'dan da, pazarlamacı çocuktan da konuşarak keyifle geçirdiler o geceyi.
-
Zümrüt sabah apartmandan çıktığında arabasının yanında durmuş bekleyen Altan'ı gördü. Adama bakarken göğsü karıncalandı. Hemen adamın yanına ulaşıp 'Günaydın.' dedi sevimli bir şekilde.
'Günaydın.' dedi genç adam. Elini kızın beline koyup arabaya doğru ilerledi. Kız oturduktan sonra kendi de şoför koltuğuna geçti.
Adam sadece yola bakıyor kız da aşkla adamı seyrediyordu. Altan bir süre sonra konuşmaya başladı. 'Dün erken çıkmışsın.'
'Evet' dedi kız. 'Annem memlekete, Trabzon'a dönecekti. Onu yolcu edeyim diye erken çıktım.'
Adam gülümseyerek kıza döndü. 'Trabzonlu musun?' Zümrüt başını evet anlamında sallayarak gülümsedi.
Sonra Altan vitesin yanında duran telefonunu alıp kıza uzattı. Kız anlamaz gözlerle baktı önce. 'Yaz bakalım.' dedi Altan.
Kız hala anlamamış gibi bakıyordu adama. Altan gülümseyerek 'Numaranı yaz Zümrüt Hanım. Bir daha haber edersin ben gelir alırım seni. Erken de çıkacaksan, saatinde de çıkacaksan.'
Zümrüt sırıtarak aldı telefonu. Numarasını yazdıktan sonra 'Nasıl kaydedeyim?' diye sordu.
Altan muzipçe sırıttı. 'Ne duymak istersen.'
Zümrüt gülümsediği yerde numarayı kaydedip adama telefonu uzattı. Altan telefonun ekranına bakıp keyifle gülümsedi. Sonra kıza çevirdi aşkla bakan kara gözlerini. 'Elalım.' dedi içi titreyerek.
-
Öğle arası olmaya yakın Zümrüt çocuklara kitap okuyordu. O esnada sınıfın kapısı sessizce aralandı. Önce bir buket çiçek göründü kapıdan. Ardından Altan çıktı yavaşça. Sınıfta çıt çıkmıyordu.
Tam Zümrüt konuşmaya başlayacakken adam sus der gibi işaret yaptı. Birkaç adımda kızın masasına ulaştı. Elindeki renkli buketi kızın kollarına uzattı. Kız mis kokulu çiçekleri alır almaz burnuna götürdü.
Altan kıza uzanıp yine saçlarını geriye doğru attı. Usulca boynuna doğru sokuldu. Yanağını hafifçe kızın yanağına dokundurarak, saçlarından yayılan kokuyu derin bir nefesle içine hapsetti. Sonra geldiği gibi sessizce çıktı sınıftan.
Kızın kalbi heyecanla atarken, gözleri çiçeklerin arasına konmuş toz pembe minik zarfa takıldı. Yırtmamaya özen göstererek nazikçe açtı zarfı. Yazan not kalbinin tüm kapıları rüzgarın ortasında kalmış gibi cereyan ettirdi yüreğine.
-Seni binbir çiçek kokusunun mabedinden tanırım.-
*********
Bölümümüz bu kadardı, ben Zeynep'in olduğu sahneleri yazarken eğlendim açıkçası. Sizler nasıl buldunuz, beğendiniz mi?
Yorumlarınızı bekliyorum Sevgiyle kalın ❤