2. BÖLÜM

1517 Words
Yer yatağının olduğu yönden hışırtılar gelince anladı ki oğlan soyunup dökülüp döşeğin içine çoktan girmiş. Yeni evliler ilk gecede nasıl olurlar hiç bilmezdi ki Gülsüm. Kara kara düşünerek de sabah olmazdı. Bir iki üstü kapalı bir şekilde gerdek hikayesi dinlemişti. Bekar kızlara taze gelin olacaklara anlatılırken araya kaynamış, utana sıkıla dinlemişti ama sonuna kadar dinlemediğine hiç bu kadar pişman olacağını düşünmemişti. Pişman olmak içinse o kadar geç kalmıştı ki Gülsüm. O malum geceye dair anlatılanları anımsamaya çalıştı aksi gibi zihni sanki boşalmıştı. Zihninin kıyısında köşesinde o ana dair önemli bir şeyler aradı durdu. Yoktu! Yüreği panikle çarpmaya başladı. Ne yapacaktı, nasıl kadınlık yapılırdı kocaya karşı bilmezdi ki Gülsüm! İki rekat namaz kılıp gecenin hayırlı kılınması için yaradana dua edildiğini bilirdi ama oğlan soyunup dökülüp girmişti döşeğin içine. Aklı şaştı kaldı bu duruma. Bir başına namaz kılınır mıydı? Lambayı yaksa bu deli fişek oğlan kızar mıydı, düşündü durdu. Boşa koydu dolmadı, doluya koydu almadı. Sabaha çarşaf da beklendiğini bilirdi ama bu çarşaf neyi temsil eder, nasıl verilir bilmezdi Gülsüm. Oğlan deseniz zerre yardımı dokunmazdı bu konuda. Çaresiz bir şekilde eli bindallısının düğmelerine gitti. Erinden sonra yatağa giren avrattan hayır gelmez derlerdi. Ağır usul soyundu. Üzerinde içtiklerinden başka bir şeyi yoktu. Çekinerek yatağa doğru bir iki adım attı. Yer yatağının başına gelince durakladı. Ömrü boyunca başına gelmeyen bir gecede başına gelmişti. Elin oğlunun koynuna mı gireceğim, diye içinden kendine sordu. Aklı karmakarışıktı. Elin oğlu dediğin, nikahlı kocan, deyip kendini payladı. Doğru kocasıydı Halil bugüne bugün ama ne hikmetse oğlanın hiç kocalığını görmemişti ki? Ürkekçe döşeğin üstünü örten yorganın bir köşesini kaldırdı. Ürkek bir serçe gibi yüreği ha bire çarparken kıvrılıp girdi döşeğin içine. Oğlan kızın ağırlığını döşekte hissedince sıkı sıkıya kapalı gözlerini aniden açtı. Bu ilkti! Döşeğinden bir kız vardı. Dişlerini sıktı, nefesini tuttu. Ona ne olduğunu bir türlü anlamıyordu. Kalbinin deli gibi attığını hissetti sadece. Bir zaman döşeğin iki ucunda kaskatı yattılar. Tuttuğu nefesini sert bir şekilde bırakınca kızcağız ürktü. Erinin niye celallendiğine bir türlü anlam veremedi. Halbuki sesini duyduğu o anda nasılda yasta olan yüreği sevinçle kabarmıştı! Bilmediği tanımadığı bir adama avrat olduğunu zannedip nasıl da karalar bağlamıştı biraçare yüreği halbuki yasının bu kadar kısa süreceğini nereden bilebilirdi ki Gülsüm. Oğlan ondan yakınlık mı beklerdi? Düşündü durdu Gülsüm. Belki de en az onun kadar utanırdı. Bu umuda tutunmak istedi. Kendini aptal gibi hissediyordu. Usulca yanaştı oğlana. Vücudunun her hattını bedeninde hissediyordu. Narin kolları yorganın altında yol buldu kendine, sarıldı oğlanın beline. Oğlan kirişi kopmaya hazır gerilmiş bir yay gibi gelirdi kızın sarılması üzerine. Ne ederdi bu kız? Dememiş miydi gönlüm dolu diye, ne diye büyük bir beklentiyle sarılırdı. Arsız mıydı yoksa? Hiç mi gönlü incinmezdi? Dişlerini sıkmaktan artık çenesi ağrımaya başladı. Kızın elini tuttu. Ateş gibi yanardı elinin altında ki el. Kız nefes almayı unuttu sanki. Beklentisinin kocaman bir hayal kırıklığı olacağını nereden bilebilirdi ki Gülsüm? Elini tutan sıcacık elin gücü altında yaprak gibi titredi narin vücudu. Atılan bir taş gibi savrulmasıyla kolunun, yüreğine ikinci darbesini aldı. Gönlü incindi. Döşeğin içinde put kesildi adeta! İçin için kendine kızdı. 'Oğlan gönlüm doludur dedi, gittin gancık garı sarıldın oğlana! Ne bekledin ha, seni kendine katıp avradı yapacağını mı? Ah ahmak kafalı Gülsüm! Ah kalın kafalı Gülsüm! Hiç olacak iş mi?' Usulca sırtını döndü oğlana. İncinmişti hem de öyle böyle değil. Sessiz gözyaşları yastığını yıkadı. Ne vakit ağladı ne vakit ağlayarak uyuyakaldı hiç bilmiyordu. Günü gibi kabusları da peşini bırakmadı. Rüyasında bir Kel Bilal'i gördü, bir Halil'i... Kel Bilal saçlarından sürükleyip dağ bayır götürürken, bir anda Halil'li rüyalara geçiyordu. Halil ise ne umdurdu rüyasında ne süründürdü. En sonunda dam başında olduklarını gördü. Oğlanın omzuna dokunur gibi bir hareket ettiğinde oğlan şimşek gibi dönüp nasıl ettiyse rüyasında Gülsüm'ü bir itti. Damdan aşağı uçarcasına düştüğünü hissetti. Bastı çığlığı, tutunacak bir çıkıntı ararken, sıçrayarak uyandı. Bun ter içinde kalmıştı kızcağız. Nefes nefese oturumu üzerine geldiğinde farketti ki döşekte bir başına yatıyordu. Unuttu gördüğü kabusları da üzerinde bıraktığı korkuyu da... Onu bir başına bırakmıştı Halil! Önce boğazı yandı, yaktı kavurdu bir şey sonra sicim gibi gözyaşları gül yanağına doğru akıp durdu. Ne deli bozuk oğlandı bu böyle? İnsan koynunda ki avradını bırakıp gider miydi? Gitmişti Halil! Korkusu büyüdü büyüdü, kocaman olup yakasına yapıştı sanki! Ya bu Halil onu dedesinin evine bırakmak gibi bir fikre kapılırsa o vakit ne ederdi? Adı dullara karışmış bir garip kızcağızdı. Bir pul kadar değeri yoktu gayrı. Her şeyi geçti kocası olacak zalımın oğlu yüzüne bile bakmazdı. El kapısının garipliği yüreğini burktu. Birden aklına gelenle hızla döşekten kalktı. Kadir! Kadir'den haber getiren Halil değil miydi? Öyleyse birtanecik gardaşı burada olması gerekmez miydi? Olduğu yerde durup bir süre düşündü ne yapması gerektiğine iyice bir karar verdi. Gardaş hasreti yüreğini yakıp kavururken el oğlunun derdi aklından çıktı gitti bir anlığına. Odanın ortasına doğru yürüyüp, pencerenin örtüsünü kaldırdı. Gün ağarmak üzereydi. Çabuk olması gerekiyordu. Hızlıca üzerini geyinip odadan çıktı. Çıkar çıkmaz bir karamsarlık kapladı yüreğini. Ayak yoluna gitmesi gerekirdi ama ayak yolunun yerini bilmezdi ki Gülsüm. Çekingen bir şekilde yürüdü. Odanın önünden köşeyi dönünce Hatice ile karşılaştı. Bu genç kadını tanımıyordu ama kadının onu tanıdığını bakışlarından anladı. "Nereye böyle taze gelin?" Sesi tanıdı hemencecik Gülsüm. Bu ses gelin odasına getirip bırakan kadının sesiydi. Dünden farkı sesi o korktuğu gibi sert değildi. Yumuşacıktı. Bundan cesaret aldı Gülsüm. Usulca başını kaldırdı baktı kadının yüzüne. Güzeldi kadın hemde çok güzel. Evin kızı mıydı gelini miydi bilmiyordu Gülsüm. Sahi bu evin bir de atası olmalıydı. Kayınvalidesi ve kayınpederi nasıl insanlardı? Oğulları gibi celalli miydiler kısacık merakı aklından geldi geçti. "Ayak yoluna çıkacaktım..." Nasıl hitap etmesi gerektiğine bir süre karar veremedi Gülsüm ama sonunda çabucak ekledi, "Abla," diye. "Düş önüme, götüreyim seni." Duvardan tarafa kenara geçti. Önünden geçince Hatice, kadının peşine takıldı Gülsüm. Art arda dış kapıdan çıktılar. Evin sol tarafından ahır tarafını dolaştılar pohlukun eteğine inşa edilmiş ahşap kapılı tuvaletin önünde durdu Hatice. Eliyle işaret etti. "Ayah yolu burası, içerde ırbıh da vardır. Gör hacetini. Evin önündeki kuyudan su çekip abdestini alırsın." Kıza arkasını dönmüştü ki aklına gelenle son anda duraladı. "Korkarsan beklerim?" Kız çekingen bir bakış attı Hatice'nin yüzüne, "Sağolasın abla. Korkmam." dedi. Hatice omzunu büktü, "Eyi barim, giderim ben de..." Tuvaletin önünde ayrıldılar. Hatice eve doğru giderken, tazecik gelin de hacetini görmek için tuvaletin ahşap kapısından içeriye girdi. Çıktığında hava biraz daha aydınlanır olmuştu. Tek elinde ayağına dolaşan eteğinin ucunu tutup geldiği yoldan geriye döndü. Beraber geldiği Kadınla beraber sağa mı dönmüştü yoksa sola mı bilemedi Gülsüm. Kısacık kararsız kaldıktan sonra sağ tarafa doğru yürüdü. Yürüdü, Evin etrafını dolandı. Evin arka tarafını dolandığını anlaması geç olmadı. Ziyanı yoktu. Evin etrafını yürüyerek evin ön tarafını bulurdu nasıl olsa. Bir adım daha atmıştı ki önce bir kibritin alevi parladı loş karanlıkta sonra bir cigaranın yanan ucu... nefesini tuttu. Geri mi dönseydi yoksa yürüyüp geçip gitse miydi bilemedi. Kimdi sahi bu soğukta duvarın dibine sinmiş aklı eksik? Adımımı atsam mı atmasam mı diye düşünürken, çok geçmedi varlığı fark edildi. "Kim var orda?" Nefesi boğazında takıldı kaldı sanki! Yanlış geldiğini bilirdi amma başkasının evine mi geçmişti bilemedi. Yeni gelindi ve hiç bilmediği bir köyde, bilmediği bir evde gelinken, gelinliğinin ilk sabahında yapılacak hata mıydı? İnsanlar onun için ne düşünürdü? Korkuyla yüreği çarpmaya başladı. Tövbe! Hata, kusur işlediğinden emin de değildi ama burada ki insanlara yabancıydı Gülsüm. Ayak yolundan eve kadar olan mesafede kaybolmuş olduğuna bir türlü inanası gelmiyordu ama kaybolmuştu işte! "Kim var orada dedim!" Sesden aldığı güvenle korkusu sabun köpüğü gibi kaybolup gitti. Konuşmaya utandı. Duvarın yüzüne elini yaslayıp duvardan destek almaya çalıştı. Nedense bir türlü anlam veremediği şekilde bacakları titremeye başladı. Oğlan ayaklandı, o yaklaştıkça Gülsüm olduğu yere çivilenmiş gibi kıpırdayamadı. Oğlanın üzerinde bıraktığı etki müthişti! Yaklaştıkça yaklaştı oğlan. Tam önünde durdu. Aralarında ki mesafe bu kadar yakından Gülsüm ayakta durmakta sanki zorluk çekiyordu. Duvara yasladı bedenini. Oğlanın gözleri önünde yağ gibi akıp düşmek istemiyordu. Duvara yaslanmasıyla oğlan daha da sokuldu ona. Kahrolası yüreği sanki ağzında atmaya başlamıştı. Oğlan elinin birini başının hizasında duvara dayanınca, kaçamak bir bakış attı Halil'in yüzüne. Sevdası dağlar kadardı, hasretti bu yüze... Halil'in dudaklarında çapraz buran cigaraya takıldı bakışları. O yanmakta olan cigara kadar bile yakın değildi oğlana. Bakışları dudağından, hareli bakışlarına geçti. Çekinmeden bakmayı ne çok isterdi ama bu mümkün değildi. Çünkü oğlan ona onun baktığı gibi bakmazdı! "Döşekte bulamadın da peşime mi düştün ha taza gelin?" Kaşları çatıldı. İncinmiş bir şekilde baktı kısacık, yüzünü öteye döndü. Kederle iç geçirecek gibi oldu ama bastırdı bu isteğini. Ah bu işin bir oluru yok muydu? Zavallı Gülsüm ne günah işitmişti de sevdiği oğlandan böyle cefa çekerdi? Kimin günahını sırtlanmış, kimin ahını almıştı da oğlan canını yakmak için alaya alırdı onu? Gece ki hadiseyi mi hatırlatırdı? Ne vardı ki bunda? Evli herkesin yapacağı bir şeydi! Başı Halil'den öteye dönük bu ıstırabın bitmesini beklerken çenesinden hissettiği parmakların soğukluğu ile şaşkına döndü. Bu hareketten umut beslemeyecek kadar Halil vakitlice tanıtmıştı kendisini. Usulca döndürdü kızın başını kendisine Halil. Kıza ilk dokunuşu buydu. Yüreğinden geçeni açık etseydi eğer bakar mıydı bu güzeller güzeli böyle kırgın ve İncinmiş bir şekilde bilmiyordu Halil. Ah bilseydi yüreğinde kopan fırtınaların bir tekini, söyleyemezdi ki Halil! Bir yanı kızı bağrına basmak için deli divane olurken diğer yanı Seher'e ihanet ettiğini bas bas bağırırken, yazık değil miydi bu zavallı kızcağıza umut bahşetmek? Kızın güzel gözleri, gözlerine değince yutkundu. Ah o gözler! Uğruna ölünesi gözler...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD