"Allah mutlu mesut etsin," deyip kadın çıktı. Kapının örtülmesi ile Hüseyin, karısının elini bırakmadan tek eliyle kızın yüzünü görmesini esirgeyen duvağı kaldırıp açtı. Sevdiğinin ah o güzeller güzeli çehresi yok muydu? Yüreği yerinden oynadı sanki. Usulca alnından öptü.
Sanki kızın içinde bir şeyler ılık ılık yağ gibi kayd. Heyecandan ayakları zangır zangır titriyordu.
iki gencin bakışları usulca buluştu. Emine'nin tek eli hala Hüseyin'in avucu içindeydi. Kızın kınalı elini avucunda tuttu, hafifçe sıktı. Hala inanası gelmiyordu. Bir zamanlar imkansız zannettiği sevdası ile aynı odada, el ele, göz göze duruyordu!
Tek eliyle cebinden yüz görümlüğünü çıkardı. Kızın gerdanına takmaya utandı, yüz görümlüğünü açtığı avucun içine bıraktı. Ellerinin ayrılması avuçlarında bir boşluk hissi bırakırken Hüseyin usulca uzattı kızın boşta ki eline, elini. Yavaşça dokundu parmakları birbirine. İkisinin de parmak uçları karıncalanır gibi oldu. Tebessümle baktı kızın yüzüne.
Kız utandı bakışmaktan, kaçırdı bakışlarını sevdiğinden. Oğlan durur muydu? Bir elinde kızın narin kınalı eli, diğer elini uzatıp çenesinden hafifçe tutup döndürdü gül yüzlüsünün. Oğlan hasretle baktıkça, göz bebekleri titriyordu kızın.
"Kaçırma bende gözel gözlerini ey yar. Bilir misin bu yürek sana nasıl da hasretle çarpar?"
Kızın yüzü kıpkırmızı oldu. Apak tenine bu al renk nasıl da yakışmıştı. Oğlan uzanıp yanağından kızın öptü. İnsan sevdiğinden utanır mıydı? Emine utanıyordu. Belki zamanla bu utanma duygusu kaybolurdu ama bunun için oldukça zamana ihtiyaçları olduğunu bilirdi.
"Aş..." dedi. Nefesi kesilir gibi oldu. Hissettiği heyecanın ağırlığından yüreği duracaktı sanki. "Hatice abla düğün aşı getirmiş, soğutmak olmaz."
Burukça baktı gül yüzlü karısının yüzüne Hüseyin.
"Emme benim açlığım yok ki?"
Masum bir çocuk gibi göründü Emine'nin gözlerine. Tebessümle karşılık verdi kocasına, "Adettendir, iki lokma da olsa yemek ilazım. Hem ben çok açım..."
"Eh madem sen açsan o vakit bende yerim."
Aynı anda güldüler. Emine sandığın üzerinde, tepsinin hemen yanında ki sofra bezini alıp, yere açarken, Hüseyin de bakır tepsiyi sandığın üzerinden alıp koydu sofra bezinin üzerine. Karşılıklı bağdaş kurup kuruldular yer sofrasına. İki genç de gecenin verdiği ağırlıkla birbirinden utanıyordu. Kaçamak bakışları değdi ara sıra birbirlerine. Emine, kocası onu seyrederken yedikleri sanki boğazına düzeliyormuş gibi hissediyordu. Kolay değildi ona göre birinin gözetimi altındayken lokmaları çiğneyip yutmak. Küçücük lokmalar çiğnedikçe boğazında büyüyordu sanki.
"Bana öyle bakma!"
Oğlan yutkundu, yutamadı ağzında çiğnediği lokmayı. Uzanıp ayrandan kocaman yudum çekti. Baktı teze gelinin güzel çehresine.
"Nası bakıyom ki Emine'm?"
"Böyle işte herifim. Yine aynı baharsın! Yiyemem, utanırım karşında görmez misin?"
Oğlan tutamadı güldü. Kocasının güldüğünü görünce büsbütün şaşkına döndü taze gelin. Gülmek bir insana bu kadar mı yarışırdı? İnsanın baktıkça seyredesi geliyordu. Elinde tuttuğu şimşir kaşığı bakır sininin kenarına koydu. Kısa bir zaman sonra Hüseyin gülmesini bastırdı.
"Ye ekmeğini, gönlüm aç kalmana ırazı gelmez bilesin!"
"İştahım gitti."
"Utandığın için yiyemezsen ardımı dönerim sana. Sen de ırahatça garnını duyurursun," deyip oğlan ardını döndü geline. Kız şaştı kaldı bu işe. Sırf Utandığı için ardını dönmüştü kocası ona. İstese de yiyemeyeceğini anlayınca bakır siniyi sandığın üzerine koydu. Örtüyü dürüp büküp sininin yanına koydu.
"Neye yemedin?"
"Canım istemedi." deyip odaya bir göz gezdirdi. Duvarda koyun postundan iki apak seccade asılıydı. Abdestini Hüseyin gelmeden almıştı. Kıbleye karşı serdi seccadeyi. Peşpeşe kıldılar namazlarını.
Dualarını yapıp seccadeyi kaldırıp duvara astılar. Yan yana geldiklerinde Hüseyin kızın ellerinden tuttu. Yavaş hareketle soydu kızı. İçtiği ile kalınca Hüseyin'i durdurdu Emine. Anladı oğlan. Gönül sızısı çocuklar gibi utanırdı ondan.
Gözü duvarda asılı lambaya kaydı.
"Söndüreyim ister misin lambayı?"
Kız usulca başını salladığında oğlan çoktan duvarda asılı gaz lambasına uzanıp söndürmüştü lambayı.
Evde bir Emine'si vardı bir kendi...
Şimdi doyasıya sevdaların yaşamanın zamanıydı...