"Orman gülüm ne oldu sana böyle. Kim yaptı sana bunu. Söylesene." Kumru'nun yüzüne dokunmak için uzandım. Ellerim titriyordu. Çenesine koyduğumda, o bir anlık, o kısacık anda gördüm. Sol yanağında mor bir bulut yayılmış, dudağının kenarından kurumuş bir kan sızıyordu. Bedenim buz kesti. Sanki kalbim yerinden sökülüp avuçlarımda parçalandı. Göğsüme çöken o ağırlıkla nefesim kesildi. Ben o güzelim yüze bakmaya kıyamazken, kim, kim kıydı benim orman gülüme? "Önemli bir şey yok, düştüm sadece," dedi Kumru, sesi buz gibiydi. "Bu düşme ile olacak şey değil. Kim yaptıysa elinin izi duruyor." Sesim titrekti, ama içimden kükrüyordum: "Ben o eli kırıp da götüne sokmaz mıyım acaba! Nasıl kıydılar sana, ne oldu? Anlat gülüm, hadi bana." "Önemli bir şey yok dedim ya. Üsteleme artık. Gitsen çok

