Egemen

1813 Words
İyi okumalar bebekleriimm Cennete gidemeyecek kadar günahkâr, cehenneme giremeyecek kadar da masumdu... 2 Hafta Sonra... Gözlerimi açtığımda önüme bırakılan bir dilim ekmeğe baktım. İki haftadır her gün sadece bir dilim ekmek önüme koyuluyor, loş bir ışıkta ellerim ve bacaklarım demir zincirler ile arada yanıma geliyorlar, hiç bir şey yapmama rağmen şiddete maruz kalıyordum... Tekrar kapanan gözlerime karşı çıkmadım. Vücudum gittikçe direncini kaybederken tekrar buz gibi yere yatarak en kısa sürede hastalanarak ölmeyi bekledim... Gözlerimi karnıma yediğim tekmeler ile açtığımda çığlık atmıştım. Kapanmayan yaralarımın üzerine her gün yenisi ekleniyor, oluşan yaralarımın da mikrop kapmasını sağlayarak beni ölüme sürüklüyorlardı. Benim tek takıldığım nokta neden hemen ölmediğimdi... Midem o kadar çok küçülmüştü ki o bir dilim ekmeğin yarısını zor alıyordu. İnsan bir dilim ekmeği bile yiyemez duruma gelebilir miydi? Şiddet yüzünden ağrıyan vücudumun üzerine el ve ayak bileklerimin demire bağlandığı için oluşturduğu yaralar canımı yakmaya başlamıştı. Aslında bu halattan daha az acıtıyordu ama yine de acımıyor diyemezdim... Son iki haftada kişiliğim o kadar çok değişmişti ki bunun başlıca sebebinin şiddet olduğunu düşünüyordum. Normalde saldırgan bir yapım vardı ama maruz kaldığım şiddet benim içime çekilmeme neden oluyordu, aslında saldırgan yapımın yok olmasına neden olmuştu... Adının ilk gün Arif olduğunu öğrendiğim adam"Kalk!" dediğinde iki büklüm olduğum yerden doğrulamamıştım bile... Adam buna karşılık bir tekme daha atmasıyla iç organlarımın bile sızladığını hissetmiştim. Bileklerimi zincirden kurtardığında ayaklarımı da çözmüştü. Kolumdan tutarak beni ayağa kaldırdığında sürüklemeye başlamıştı. Evet sürüklüyordu çünkü vücudum kendinde adım atacak takati bulamıyordu. Dönen başımı umursamamaya çalışsam da adımlarımı bilinçsizce attığım yetmezmiş gibi sürüklenmem hiç iyi olmamıştı... Salon gibi bir yere girdiğimizde içeride o adamı gördüm. Tüm ihtişamı ile karşımda dururken benim bu halim ne kadar da acınacak bir durumda olduğumu belli ediyordu. Beni koltuğa oturturlarken adam"Nasılsın?" bok gibi demek istesem de gücümü toplamaya çalışarak "Bok gibi." demiştim. Ne kadar da kararlıydım böyle Allah'ım... Adam gülerek "Kaç yaşındaydın sen?" konuşmamak istesem de bu durumda tekrar şiddet görürsem bayılacağımı biliyordum. "On dokuz..." Adamın yüzünü göremiyordum, zira bakışlarım onun yüzünde dolaşmayı dahi istemiyordu. Bu adamın hiç mi ailesi yoktu? Acıması yoktu? Neden bana bunları yapıyordu? Adam"Ama lise sona gidiyorsun? Yoksa sınıfta mı kaldın?" alaycı sesine küfür etmemek için zor dururken "İki sene okulumu dondurdular." adam"Derslerin nasıl peki?" dediğinde dolan gözlerimi yumdum. Bir kez olsun ailem derslerim hakkında bir konuşma yapmamıştı, yalandan bir tebrik dahi etmemişlerdi... "Birinciydim..." adam ıslık çalarak "Tebrik ederim, benim de senden üç yaş küçük bir kızım var. O da liseye gidiyor. Eminim seni görseydi çok severdi." dediğinde ses çıkarmadım. Gözlerim kararır gibi olsa da başımı yasladığım koltuktan ayırarak "Aileme ulaşabiliyor musun?" dedim ardından sorumu alayla gülerek kendim cevaplamıştım. "Ulaşamazsın, telefonlarını açmazlar. Açarlarsa da inanmamaya devam ederler. Belki beni burada öldüreceğin için mutlu bile olurlar. Sonuçta ikisi de yeni bir hayata başlamış oluyorlar ve ayak bağı olan birinden kurtulurlar." Boğazıma çivi gibi saplanan yumru ile adamın gözlerinin içine baktım. "Sen kızını seviyor musun?" adam sorduğum soru ile dumura uğrayarak gözlerini kaçırdı. Acıyla tebessüm ederken böyle bir adamın bile kızını sevdiğini bilmek canımı yakmıştı. "Seviyorsun değil mi? Saçlarını okşuyor musun mesela?" adam dolan gözlerini sakladığında bana acıdığını hissediyordum. "Kalk ayağa." dedi çatallı sesiyle ancak ben durmamıştım. "Kızın saçlarının okşamanın kıymetini biliyor mu mesela? Her gece uykularında onun hayalini kuran birçok kızın olduğunun farkında mı?" Adam kolumdan tutarak kaldırdığında "Ya da bir gülümsemenin ne kadar kıymetli olduğunu biliyor mu?" adam dişlerini sıkarak yürümeye devam ederken "Ya da gülümsemeyi bırak, babasının sesini duyması nasıl bir lütuf haberi var mı acaba? Babamın ben neredeyse sesini unuturdum, o kadar onu göremez, duyamazdım... Kızının beni seveceğini sanmazdım, daha ailesi tarafından sevilmeyen birini mi sevecek? Güldürme beni" Adam kendine gelerek dişlerini sıktı ve gözlerini bir süre kapattı. Açtığında bir kapıyı açarak Adam"Burada yaşayacaksın" dediğinde korkuyla ona baktım. Beni bu odaya koyarsa eğer ben yaşayamazdım. Günlerdir açlıktan bitap düşmüş vücudum buraya girerse dayanamazdı. "Y-yalvarırım yapma..." adam"Gir yoksa dayak yemeye devam edersin" dediğinde başımı eğerek kuş pisliğinin ağır kokusunu taşıyan odada temiz bir yer bulmaya çalışarak girmiştim. Midem anında ayaklanırken öğürmeye başladım. Adam kapıyı üzerime kapatırken dışarıdan gelen şimşeğin sesiyle yerimde sıçramıştım. Gözlerimi yumarken bu iğrenç kokuyu yok saymaya çalışmıştım. Gözlerim kapanırken kapım açıldı, gelene bir bakış attığımda tanımadığım biri kollarımdan tutmuştu. Gözlerimin içine bakarken "Bana bak" ona baktığımda iki haftadır gördüğüm korumalardan farklı biriydi. "Şimdi seni buradan çıkaracağım. Kaçacaksın tamam mı?" diyen adam ile dolan gözlerimden akan yaşları sildim. "N-ne? N-nasıl yapacaksın?" içimde filizlenen umut ile gözlerimin ışıldadığına emindim. "Bak, Erdinç Bey gitmeye başladığında korumalar onun ile beraber belirli bir yere kadar gider. O sırada seni buradan çıkaracağım ve kaçacaksın. Tek şansın var, diğer korumaları oyalayacağım ama o sırada koşabildiğin kadar koş. Anlıyor musun? Tek şansın var." Başımı heyecanla sallarken beni ayağa kaldırdı. Elimden tutarak yürümeye başladığında sessizce ona ayak uydurmaya çalışmıştım. Odadan çıktığımızda adam bana dönerek fısıldamaya başlamıştı. "Eğer birine yakalanırsak bayıldığını söyleyeceğim. Bu yüzden kucağıma almam gerek." dediğinde istemsizce gerildim. Ardından derin bir nefes alarak 'son' dedim içimden... Onu başım ile onayladığımda beni kucağına almasıyla "Gözlerini kapat" dedi. Gözlerimi kapatırken yukarı çıkmaya başladı, vücudumun korkuyla karışık heyecanla istemsizce titremeye başladığını hissediyordum. Yürüyüşü birden durduğunda vücudum gerildi. "Nereye?" diyen tok ses ile tepki gösterememeye çalışsamda kucağımdaki adamın beni kendine çekmesi ile başarılı olamadığımı anlamıştım. "Erdinç Bey'in haberi var. Kız şoka girip, bayıldı. Hastaneye götüreceğim." "Tamam, yürü." dedikten kısa bir süre sonra vücuduma vuran rüzgar ile gözlerimi hafif aralamıştım. Adam"Açabilirsin gözlerini." dediğinde tamamen açarak etrafıma bakış attım. Bizi saran ormana baktığımda irkildiğimi hissettim. Yolumu nasıl bulacaktım? Adam"Buradan olabildiğince uzaklaş tamam mı? Karşıya bak, asla arkanı dönme. İleride yolu göreceksin zaten. Yapabileceğine eminim." dolu gözlerimi adamın gözlerine çevirdim. "Ç-çok teşekkür ederim. Sen olmasaydın belki de burada ölecektim..." Adam gözlerini kapatarak gülümsedi. "Hadi, yakalanacaksın. Koş, olabildiğince uzaklaş tamam mı?" başımı sallayarak tekrar teşekkür ederken koşmaya başladım. Beni kurtarması gereken kişiler beni umursamazken şu an yaşadığım durumu ömrüm boyunca unutmayacaktım. İçimde her şeylerine iyi yönden bakan o kız çocuğunu iki hafta önce babamın o duygu nedir bilmeyen kalbi ile bunu başarmıştı. Bir insan kızının kaçırıldığı haberini aldığında yalandan bile olsa merak etmez miydi? Benim ailem etmezdi... Benim ailem bana bu zamana kadar bir kez olsun şefkat duygusunu içlerinde barındırmamışken beni düşünmelerini isteyebilir miydim? Sanırım hayır... Dolan gözlerimdeki gözyaşlarımı geriye iterek kendi kendime fısıldadım. "Şimdi olmaz... Şimdi yapamayız, buradan kurtulmam gerek." silah sesi duymam ile daha hızlı koşmaya başladım. Vücudum aldığım şiddet nedeniyle yanıyordu, tüm uzuvlarım iflas edercesine sızlıyordu. Zaten halsiz olan bedenimin bu koşu ile yere yığılıp kalmasından çok korkuyordum ancak kendimi zorlamazsam bu sefer gerçekten öleceğime emindim. Bir silah sesi daha duyduğumda bu sefer sesin daha yakından geldiği kanısına vararak arkama döndüm. Koşarken arkama bakarken birden bir bedene çarpmam ile nefesim kesildi. Korkuyla önüme dönerken siyah tişört, siyah kot pantolon giyen adama baktım. Onlara benzemiyordu, belime kolunu sararak "İyi misiniz? Dikkat edin." endişeli bir sesle konuştuğunda korkuyla yutkunmuştum. Nahif sesi kulaklarımı doldururken nefes nefese konuşmaya çabaladım. "Bayım bana yardım edin. Lütfen, lütfen!" adamın kaşları çatıldı. Beni süzerek "Bu hâle nasıl geldiniz?" dediğinde tekrar silah sesi duydum. Başlayan yağmur ile yağmur yüzünden mi korkudan mı bilinmez titremeye başlamıştım. "L-lütfen... Bana yardım edin..." vücudum iflas edercesine işlevini kaybetmesiyle adam kucağına almıştı. Gözlerim kapanırken "H-Hey uyumayın, adınız nedir? Yardım edeceğim." Tüm dikkatimi adamın dudaklarından çıkacak olan bir kelama vermişken adımı söylemek için derin bir nefes almak zorunda kalmıştım. İçimde filizlenen umudu söndüremiyordum. "A-Afra..." "Tamam Afra beni iyi dinle, benim ile konuşman gerekiyor tamam mı? Neden bu hâldesin?" yürüdüğünü hissediyordum. "T-tutsaktım." nefesim boğazıma düğümlenirken yüzüme düşen su damlalarını kana kana içmek istiyordum. "Neden?" "B-bilmiyorum..." adam"Afra seni kaçıran kişilerin ismini biliyor musun? Ya da dedikleri herhangi bir isim?" konuşmak isterken gözlerim kapanıyordu. Göz kapaklarıma güç uygulamayı bırakarak gözlerimi kapatırken" Erdinç ve Arif" diyebilmiş, bedeninin gerildiğini hissetmiştim. * Gözlerimi bağırış sesleri ile açtığımda birinin beni göğsüne çekmiş sıkıca sardığını fark etmiştim. Başımı kaldırdığımda ormanda gördüğüm adamı görmüştüm. Büyük bir öfkeyle bağırıyordu. "Amca ona bunu yapamazsın! Hiç bir suçu yok bu kızın!" göğsüne gömülmüş başımı baktığı yere çevirdiğimde Erdinç denen adamı görmüş, korkuyla sıçramıştım. O adamla akraba mıydı? Kollarında olduğum adam bunu fark ederek başını eğdi. Siyah gözleri geceyi andırırken öfkesiyse tüylerimi diken diken etmişti. Bana gülümseyerek yumuşak bir şekilde baktığında onu kendimden itmeye çalıştım. "B-bırak beni." gözlerim tekrar dolarken içimde kırılan umutlar bir cam parçası gibi kalbime ve zihnime batmış, kanamaya başlamıştı. Kurtulmayı düşünmem bile bir aptallıktı. Kaçmaya çalışırken bile o adamın akrabasına denk gelmeme ne demeliydi? Dışarıda kopan fırtınadan medet umdum, belki bir yel gelirdi, öyle bir gelirdi ki bu tarihi köşkü yıkıp geçerdi. Belki yağmur daha sert bastırırdı, burayı suya boğardı. Sonuçta damlaya damlaya göl olmaz mıydı? Bir köşkü yok edecek kadar olmaz Afra... "Ş-ş sakin ol" dediğinde korkuyla Erdinç denen adama baktığımda bana iğrendiğini belli eden bir bakış atarak "Egemen onu korumayacaksın değil mi?" adam"Ben mazlumu korurum, burada da tek mazlum o." dediğinde adamın adının Egemen olduğunu anlamıştım. Erdinç yalancı bir kahkahanın odanın içinde yankılanmasını sağlayarak "Komik olma, onu alacağım. Zorluk çıkarmadan bana ver." Egemen"Saçmaladığının farkında mısın? Bu bir insan, herhangi bir eşya ya da senin malın değil. Konuşmana dikkat et amca, yoksa gerçekten bu kadar yumuşak dilli olmayacağım." Erdinç "Egemen, kızı bırak." "Bırakmayacağım amca." Arif denen adam karşımıza gelmesiyle kolumdan tutmuş, kendine çekmişti. Egemen bunu engelleyerek ayağa kalkmış ve Arif'in yüzüne yumruk atmıştı. Çıkan ses ile gergince ıslak giysilerimi çekiştirdim. Gerçekten birkaç gün önceki hayatıma dönemiyor muydum? "Eğer bir adım daha atarsan bundan sonra amcam değil, düşmanım olursun. Anladın mı beni?" gözlerimi Egemen'e çevirdiğimde korkuyla gözlerim büyüdü. Erdinç'e doğrulttuğu silah ile gerilirken herhangi birinin ölme düşüncesi beni germişti. Erdinç"Bana sakın bu sünepe için karşı çıkma Egemen. Götürün şunu!" Koluma giren adama karşı çıkmadım, çıkmaya hakkım yoktu çünkü karşı çıkarsam gerçekten birine zarar gelmesinden korkuyordum. Egemen denen adamın dediği belki gerçekti belki blöftü ama gerçekse eğer bu riski göze alamazdım. Beni merdivenlerden yukarı sürükleyerek bir odaya iten adamı umursamayarak yerimde doğruldum. Küf kokan bu tarihi köşkü umursamayarak, yağmura maruz kaldığı için titreyen vücudumu ısıtabileceğim bir şeyler aradım. Elimde hiçbir şey olmaması hasta olacağım düşüncesini aklıma kazıyordu. Hoş bu durumdayken bunu düşünebilmem benim akıl sağlığımı kendime sorgulatmama sebep oluyordu. Kim bilir aşağıda neler oluyordu... Her zaman ki gibi dolan gözlerimi kapatarak yağmurun cama vurduğu sesleri dinlemeye başladım. Buradan kaçamayacağım artık çok açıktı, o kadar buradan kurtulacağıma dair inancım yoktu ki dua bile edemiyordum. Aşağıdan gelen bağırış seslerine karşın şimdilik kendimden bile sakındığım çığlıklarımı olabildiğince susturmuş, onları dinlemeye koyulmuştum. Duyduğum şeyler tekrar umuduma gem vururken, umutsuzluğun kollarına esir düşürmüştü. Erdinç denen o adam benim ne kadar işe yaramaz, sevgisiz bir it olduğumu söylüyordu. Sonuçta haklıydı, ailesinden bile sevgi görmemiş bir kıza ne derse desin onu koruyabileceği kimsesi yoktu. "Egemen eğer ailenin diğeri gibi yüz karası olmak istemiyorsan bu kızdan uzak durursun, zira bir aileye bir yüz karası yeter. O kız ileride fahişeden başka bir halt olmayacaktır, öldürerek hayatını kurtarmış olurum!" Erdinç'in son sözleri artık canımı dahi yakmazken bu sözden kısa bir süre sonra duyduğum silah sesiyle neden olduğu bilinmez benim de bilincim kapanmıştı... Ben geldimm, haftada bir bölüm atmak istiyorum. Eğer kendimi kaptırırsam her gün bile atabilirim çünkü çoğu zaman öyle dengesizliklerim olmuştur ama söz vermiyorum kjdjfdfjg şimdik umuyorum ki bölümü beğenmişsinizdir. Uykulu yazdım, iyi okumalar. İnşallah sıradaki bölümde görüşürüz. Sizi seviyorumm :)
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD